Çıkış Tarihi     : 01 Ocak 1956 Pazar, Yapım Yılı : 1956
Türü                : Drama
Ülke                : Türkiye
Yapımcı          :  And Film
Yönetmen       : Mehmet Muhtar (IMDB)
Oyuncular      : Mine Coskun (IMDB), Cahit Irgat (IMDB), Feridun Çölgeçen (IMDB)


  • "şurdan görülebilecek yaran çizgidir.(bkz: sami)"




Facebook Yorumları
  • comment image

    geçen yaz tam anlamıyla yaşadığım gecedir.

    biz üç kız olarak o yaz her akşam aynı bara gider, mekan kapanana kadar o barda belamızı arardık. nedeni ise hem yapacak başka bir şeyimiz olmaması, hem önceden gözümüze kestirdiğimiz yakışıklı garsonlar ki yüzde 85 buçuk falan bu nedenle, hem de evde sigara içemememizdi. adeta o bara merbuttuk(bu kelimeyi kullandım ya gözüm açık gitmez). her gün aynı bara gittiğimizden dolayı belli bir çevre de yapmıştık kendimize.

    neyse, yine bir akşam üçümüz oturup demlendik. masalar, sandalyeler filan içeri alınıyor, mekan artık kapatılıyordu. garsonlarla da aramız iyiydi. o yüzden kalktık, biz de onlara yardım ettik. ikiye üçtük. birimiz boşta kalıcaktı ama olsundu. "hadi bize gidelim, bira felan alırız" dediler. tamam dedik, bunların evine gittik. bir öğrenci eviydi. nasıl anlatsam bilemiyorum. yerde 2 ay öncesinden vefat etmiş hamam böceği bedeni mi dersiniz, ağzına kadar pis suyla tıkanmış lavabo mu? aslında ev gerek deniz kenarında oluşundan olsun gerek amerikan muftak olsun, gerek denize bakan pencerelerin önünde duran masa olsun oldukça şirin bir evdi. giriş kattaydı ve ortancalarla dolu bir bahçesi de vardı. neyse pis mis pencerenin önündeki masaya yerleştik. önemli olan bu genç, körpecik oğlanlardı. aslında önceden aramızda bir mütabakata varmıştık. ece yiğit özşener hayranlığından dolayı ona benzeyen çocuğu alıcaktı. kalınca dudaklı olanı da ben karı gibi dudakları olan erkek sevmediğimden dolayı hazal'a bırakmıştım.

    masaya oturup biraları hemen sarhoş olalım oyunlarından birinin de yardımıyla devirmeye başlamıştık. ben tam bir temel- fadime fıkrası anlatıyorken meğersem bunların başka bir barda çalışan diğer bir ev arkadaşları da varmış, o geldi. bir baktım ki uzun ahenkle dalgalanan saçlarıyla, piercingleriyle felan tam benim tipim. ama yine de çocukta biraz mallık vardı, yok değildi. neyse dedik nefes alsın yeter. işte şimdi taşlar yerine oturmuştu, kimse boşta kalmıyordu. iyice sarhoş olduktan sonra sizin de düşündüğünüz gibi koltuklara geçtik. fakat benim ansızın başım ağrımaya başlamıştı. ki bunu da sevişmeye yakın kadınların geninde bulunan bir özelliğin gün ışığına çıkması olarak tanımlayabiliriz. ben bu muzdaripliğimi dile getirince benimkisi hemen atıldı. şakaklarımı ovmaya başladı. bir baktım ki bizim ece'yle partneri de birbirlerine masaj yapmaya başlamışlar. hazalla kalın dudak dergi inceliyorlardı. tamam dedim, bu gece eğlenceli olacak. ece'yle kendimden emindim ama bu gecenin hayatında bir kez olsun bile öpüşmemiş olan hazal'ın psikolojisini bozacağından da emindim. ama artık 18'dik, bu tip şeyleri deneyimlemesi gerekiyordu.

    gel zaman git zaman ışıklar kapandı. kalın dudak içerde daha çok dergi var bahanesiyle hazal'ı odasına götürdü. biz de zaten öpüşmeye filan başlamıştık. ama ece'ye de noluyordu? bu gördüğüm ece olamazdı. adeta bakire gibiydi. çocuk buna iş atıyor ama bizimkisi boyuna diğer erkek arkadaşlarına mesaj çekmekle meşgul oluyordu. neyse, biz de odaya geçtik. ece'yle yiğit özşener de salondaki koltuğu açmışlardı.

    ev ev değil, zannedersin kerane. biz öpüşmeye daha henüz başlamışken bir baktım bu tamamiyle soyunmuş bile. ay bir de öyle zayıf ki. midem kaldırmadı. yarısında çıktım. bizimkiler ne yapıyor ya bahanesiyle önce hazalların odasına daldım. kötü bir manzarayla karşılaşmayacağımı biliyordum, hazal öyle kızlardan değildi. nitekim bunlar yatakta hadım kıvamında uzanmışlardı. "yea sizi merak ettim, dergi okumaya gittiniz bi gelemediniz" filan derken bir baktım benim paçoz da peşimden girmiş odaya. altına da çarşafı sarmış. artistik bir manevrayla saçlarını geriye doğru atarken "sizin geceniz iyi geçmedi galiba" dedi. içimden "ya" dedim "bi siktir git". ben çocuktan artık iyice soğudum. odasına girmek bile içimden gelmiyordu. salona gittim. bu hala arkamda. baktım yiğit özşener soyunmuş. ece kıçını dönmüş hala telefonuyla uğraşıyor. çocuk da nasıl terlemiş anlatamam, adeta sucuk. azcık masada oturdum. benimki odaya gidelim diye yalvarıyor. eyi dedim madem gidelim. gittik, seviştik falan. bu sevgili olmak istedi fakat ben reddettim. fuckbuddy olmaya karar verdik.

    sabaha karşı benimkini yatakta bırakıp salona gittim. masaya oturdum. o sırada hazal odasından çıktı. saçı başı dağılmış, yanakları kızarmış, gözlerinde bir dehşet ifadesi, adeta tecavüze uğramış gibiydi. noldu diye sordum. beni öptü dedi. ay dedim hazal allah belanı versin. meğersem bu çocuk bunu öpmüş bu da imdat diye bağırmış ama biz onu duymamışız. dedim senin buraya gelmen hataydı zaten. neyse bu sonradan çocuğa aşık oldu ama çocuğun sevgilisi varmış meğersem vs. bizim odaya gittim, yattım.

    sabah kalktık masada kahvaltı yapıyoruz. işte o an farkettim. başımdan aşşağı kaynar sular dökülür gibi oldu. masanın örtüsünden anlamalıydım. ama gözümü şehvet bürümüş olacak ki o ana kadar farkedememişim. burası annemin üçüncü kocasıyla dünya evine girdiği evdi. işte burasıydı. hemen sordum "burası motorcu rasim amcanın evi mi?" diye. evet cevabı alınca tatmin oldum. bizim çocuklardan annemin arkadaşı, ev sahibi rasim amcanın sema ablayı aldattığını da öğrendim. eve kız atıyormuş. vay dedim rasim amcaya bak sen. hemen anneme söyledim tabi.

    evden ayrıldık. bizim eve gittik kızlarla. babaannem tabii uyanmıştı. hepimiz eve girer girmez yataklara gidip, uyuduk. babaannemin babama "sabahlara kadar dışarda geziyor, bunu bir doktora götürelim." dediğini hayal meyal hatırlıyorum. babamın kendisi zaten çapkının önde gideni. sen kimi kime şikayet ediyorsun be kadın. sıkıntı yoktu, uyumaya devam ettim.

    o gece ece bizimle gelemedi, kuzeniyle başka bir öğrenci evine gittiler. biz hazalla yine bizim çocukların evine gittik. yine aynı şeyler oldu. sabah 5 gibi evden çıktık. bizim eve doğru yürüyoruz. bir baktım karşıdan ece'yle kuzeni geliyor. onlar da evlerine dönüyormuş. göz göze geldik, ikimizin de makyajı akmıştı, güldük. hepimiz yorgunduk, bitap düşmüştük. o yaz hakkaten güzeldi.


    (niluk - 28 Nisan 2011 00:31)

  • comment image

    sütün su gibi aktığı, vişne reçelli ekmek dilimlerinin birinin gidip birinin geldiği, tercihe göre çekirdeklerin kabuklu kabuksuz etrafta fink attığı, çiğ bademlerin avuçlara doldurulduğu, elmaların doyasıya koklandığı ve bunların hepsiyle birlikte yatak üzerinde yani canım mis kokulu bembeyaz çarşaflar, nevresimler arasında olmaması gereken bilumum şeyin, mesela lap-toplar, müzik aletleri, dergiler, robotlar ve tüylü hayvanlar gibi, yatak üzerine, kısmi olarak da yorgan altına taşındığı gecedir. günah gecesi benim için yatak içinde fütursuzca reçelli dilimimi ısırırken arsızca akyuvarları düşündüğüm gecedir, huyum çünkü uyumadan önce akyuvar düşünüyorum. dün yine tam böylesi bir günah gecesinin ortasındayken amerikan pragmacılarını okuya okuya içimde yeşeren panpsychismin de günahkar etkisiyle son izlediğim bir akyuvarın bir bakteriyi canla başla takip edip pacman gibi yiyerek sindirmesi videosundan sonra sanki etrafta birileri varmış gibi hafif de ekranı saklayarak gizli gizli ama müthiş bir merakla gözlerimi belerterek arama motoruna yazdığım "akyuvarlar bilinçli mi?" sorusuna cevap olarak harun yahya'nın makalelerinin açılmasıyla akyuvardan tek tanrılı dine sür'atli bir sıçrama yapınca 7 ölümcül günahın hepsiyle doldurduğum gecemin son bulması gerektiğine dair işaretimi almış oldum. ama bence akyuvarlar bilinçliler. hatta, dün geceki aşırı sütün de bana verdiği yetkiye dayanarak, bazen içimizdeki akyuvarların üreyişini, telaşını, hareketini falan hissedemediğimiz için üzülür gibi olduğumu itiraf edebilirim. bence insanın kendini deneyimlemesinin eksik kalan bir sürü boyutu var. içimizde bilinçler hissetmek. yazayım mı bunu da arama motoruna? resmen non-stop günaha çağrı!


    (linus van peltt - 22 Şubat 2016 11:53)

Yorum Kaynak Link : günah gecesi