Süre                : 1 Saat 30 dakika
Çıkış Tarihi     : 03 Nisan 1969 Perşembe, Yapım Yılı : 1969
Türü                : Drama,Korku
Ülke                : Liechtenstein,Doğu Almanya,Italy,ABD
Yapımcı          :  Etablissement Sargon , Corona Filmproduktion , Aica Cinematografica S.R.L
Yönetmen       : Jesús Franco (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Harry Alan Towers (IMDB)(ekşi),Marquis de Sade (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Klaus Kinski (IMDB), Romina Power (IMDB), Maria Rohm (IMDB), Rosemary Dexter (IMDB), Carmen de Lirio (IMDB), Akim Tamiroff (IMDB)(ekşi), Gustavo Re (IMDB), Mercedes McCambridge (IMDB)(ekşi), Serena Vergano (IMDB), José Manuel Martín (IMDB), Mike Brendel (IMDB), Harald Leipnitz (IMDB), Horst Frank (IMDB), Angel Petit (IMDB), Sylva Koscina (IMDB), Howard Vernon (IMDB), Jack Palance (IMDB), Rosalba Neri (IMDB), Claudia Gravy (IMDB), Gérard Tichy (IMDB), Luis Ciges (IMDB), Jesús Franco (IMDB)

Marquis de Sade: Justine (~ Justine and Juliet) ' Filminin Konusu :
Marquis de Sade: Justine is a movie starring Klaus Kinski, Romina Power, and Maria Rohm. Without a family, penniless and separated from her sister, a beautiful chaste woman will have to cope with an endless parade of villains,...


  • "kerem çatay'ın eline geçmeyegörsün, 9 sezonluk duygu sömürüsü haline gelebilecek kitap.markiz'in ölümsüz eserinden..."
  • "mahlon blaine'in, justine'in 1935 yılı risus press basımı için yaptığı illüstrasyonlar şuradan görülebilir."
  • "kız arkadaş tavsiyesi ile okuduğum, hassiktir sözleri ile irkildiğim kitap."
  • "eyüp peygamber'in öyküsünün yeniden yazımıdır, tam olarak."
  • "keramet arayanlar için (hiç) şüphesiz (biz) bunları filmlerimizde hep anlattık. (levililer 4/buñuel 26)(bkz: nazarin)(bkz: viridiana)(bkz: ensayo de un crimen)"




Facebook Yorumları
  • comment image

    voyage au bout de la nuit ' de insanların yanına yaklaştıkça onların ne kadar iğrenç olabilecekleri anlatılır. bu anlatılırken küçük olaylar üzerinden büyük genellemelere gidilir. ki bu sonuçlara daha önce kendiniz varmış olsanız bile öylece bırakıp geçemezsiniz yanlarından.
    işte justine ou les malheurs de la vertu da bu iğrençlikleri ayrıntılarıyla gözlerinizin önüne koyar.
    her erdem'in cezalandırılışını bugün de etrafınızda daha vahşi şekilde görebilirsiniz.
    12 yaşında kızları seks kölesi yapan papazlar bunu halktan gizleyerek yaparken bugün 13 yaşındaki kızlarla seks yapan hüseyin üzmezler kendilerini saklamaya gerek duymazlar.
    o gün sokakta düşkün görünüp yardım etmeye çalıştığınızda sizi soyan hırsızlar bugün bunu sizi öldürdükten sonra yaparlar.

    her devrin vahşeti kendine.
    ama insanın kokuşmuşluğu her devire.

    kitabı okurken bir taraftan justine'e eziyet edenlere anlam veremezken bir yandan da justine'e anlam veremiyorsun.
    "madem erdem/ölüm ve suç/kurtuluş arasında kaldın neden suçu seçmiyorsun?" diye soruyorsun.
    işte marquis de sade'da bu yüzden seni sana gösteriyor 15 günde yazdığı bu kitapta.

    çünkü hiçbiri değilsin. hiçbiri değilsin çünkü hepsi de sen olabilirsin, annesini öldürüp mirasına konmak isteyen adam da sensin, bin defa sikseler de saflığından vazgeçmeyecek justine de sensin.

    yargılamaya başlayıp, ahlaktan bahsettiğinde, ayıpladığında, linç ettiğinde bunu hatırla, yok etmeye çalıştığın kendin de olabilirsin, çünkü sen de insansın ve diğer hepsi gibi eksik, çürümeye meğilli ve kokuşmuş duygulardan oluşmuşsun.

    --------alıntı------
    "başkasının sadakalarını kabul eden kimse her zaman aşağılanmamışmıdır, bu hissettiği aşağılanma ötekinin yapmış olduğu hizmetleri fazlasıyla ödemez mi? benzerinden üstün olmak gurur için büyük bir zevk değil midir, karşındakini gönül borcu altında bırakan kimse için başka bir şeye gerek var mıdır ve gönül borcu, bunu kabul eden kişinin gururunu kırarak, onun için bir yük oluyorsa, onu ne hakla bunu korumaya zorlayabiliriz? beni gönül borcu altında bırakan kişinin gözleri üzerime her çevrilişinde neden aşağılanmama izin vereyim ?

    iyilikseverlik nasıl zayıf ruhlara özgür bir erdemse, nankörlük, bir kötülük olmaktan çok, güçlü ruhlara özgü bir erdemdir. köle, sahibi için, her zaman nankör olduğunu söyler, çünkü buna ihtiyacı vardır. öküz ya da eşek konuşabilselerdi eğer, aynı şeyleri söyleyeceklerdi kuşkusuz, ama tutkuları ve davranışları doğa tarafından daha iyi yönetilen en güçlü insan yalnızca işine yarayan ya da hoşuna giden şeylere teslim olur. eğer bir zevk duyuyorlarsa bırak istedikleri kadar yardım etsinler karşısındakilere ama yardım etmiş olmak için kimseden bir şey istemesinler"
    --- -alıntı ---


    (rapper134 - 12 Aralık 2009 18:00)

  • comment image

    ulan bu kadar da erdem düşkünü olunmaz ki, bu kadarda tanrı sevgisi olmazki bi insanda -sen salaksın kızım.. kitabı okurken en çok güldüğüm kısım -gülme yanında yuh ulan şimdi sırası mı dediğim therese*in kilise diye gittiği daha sonra ordaki şehvet düşkünü keşişlerin inziva evine düştüğü yerde bir keşişle aynı oda içerisinde - ki bu keşiş en sadistleri, sopayla felan girişiyo- keşiş therese ile başka bir hatunu döverken birden therese bir soru sorar erdem ile ilgili.. işte bu anda keşişe nolduysa artık sen işini, gücünü, zevkini bırak hatunla kırk saat diyaloga gir, rahat bi 6 sayfa vardır herifin konuşması acayip baydıydı. böylede bir anektodu vermeden geçmiyim dedim. ii mi oldu bilemem.


    (vader - 28 Şubat 2003 11:07)

  • comment image

    justine ya da erdemin felaketleri...

    marquise de sade'in justine'i sanki voltaire'in candide'inin mustakbel esi gibidir.. her olayda, her şerde bir hayir arar ama her seferinde babayi bulur.. marquise de sade, bu romaninda bize butunuyle kotu bir toplumda erdemin hicbir ise yaramayacagini aciklar.. erdemi kimse benimsemezse o artik gereksiz hale gelir..

    de sade, erdemin, insanin tatmasi gereken bir cok zevkten mahrum kalmasina neden olacagini dusunur ve esasinda erdem daha cok mutsuzluk getirir insana.. mesela zinanin yasak oldugu -erdemsizlik kabul edildigi- bir toplum dusunelim:

    zina yapanlar mutsuz olacaktir cunku mahalle baskisi, kanunlar vs hersey zevklerden korkulmasina neden olacaktir.. zina yapmak isteyenler kötü kabul edilecekleri icin bundan sakinacaklar ya da aceleye getirip butun pozisyonlari yerine getiremeyecekler ustune ustluk bir de kanunen ceza alip mutsuz olacaklar.. cesaret edemeyenlerse zaten bastan mutsuzdurlar.. boylece bu yasa mutsuz bir toplum yaratacaktir.. oysa bir de soyle bir toplum hayal edelim.. oyle bir toplum ki sozlukten falan sevismek isteyenler hemen birbirine yazip bulusup sevsebiliyor olsunlar.. boyle bir toplumda herkes mutludur, zira yapmayanlar ozgur iradeleri ile sevismemeyi tercih ediyorlardir ve bunun mutlulugunu yasarlar, digerlerinin mutlulugunu anlatmak icin almancam yeterli degil.. neyse..

    bilindigi gibi sade beyin fantezileri pek sade degildir ve bu romanda bunlarin bir cok ornegini gorebiliriz.. kirbaclisini, hamilelisini, ensestini,subyanini, analini, tecavuzunu, grubunu, yani envai cesidini anlatiyor.. civiyazilari yayinevininkilerde hic bir sansurde uygulanmamis insan ister istemez taarik oluyor.. ''silahlari kusanmisti, clement'in yaptiklarini yapmaya niyetliydi.. kirbaclama bu keşiş kadar onu da harekete geciriyordu, ama aceleci oldugundan, meslektaşının beni soktugu pozisyon ona yeterli geldi.. duruşumu kontrol etti, keyfini cikardi ve girişini engelleyen iki yarim ayı bir an icin sıkıştırdı; ofke icinde tapinagimin kapilarina dayandi, az sonra sunaktaydi.. severino'dan cok daha siddetle saldirdigindan actigi patika daha genisti.. karsi koyamayacagim hareketlerle uzerinde hizla gidip gelmemi sagliyordu, bulundugu yerin efendisi olmaktan memnun olmayan bir herkul'un daha cok guc uygulayarak herseyi tuzla buz etmek istemesi gibi bir hali vardi'' daha fazla devam edemiycem..

    yani iste boyle denişik denişik fentezilerin arasinda inanilmaz felsefelerin bulunmasi kitabi bir solukta okumami saglamisti.. nedir bu felsefeler anlatalim: mesela iyilik konusundaki -ki ben bu konuda · gottfried wilhelm leibniz/#21422358ciyimdir- dusunceleri ilginctir.. dogada iyiligin bulunmadigini savunur, dogada kurdun kuzuya tuzaklari vardir.. iyilik kolenin efendisini sakinlestirmek ve ona daha yumsak davranmasini saglamak icin kullandigi zayiflara ozgu bir karakterdir.. mesela pismanlik konusu: pismanlik onu yok etme cesareti gosteremeyecek kadar cekingen ruhlarin homurdanmalaridir.. yalnizca yapmaya alisik olmadigimiz seylerden pismanlik duyariz, onu sik sik yaparsak bu duygu yok olur..

    mesela tanri konusu: kotuluklerin olmasi tanrinin olmadiginin gostergesidir.. varsa ya barbardir yada bunlari onleyemeyecek kadar acizdir.. ama bu konuda bence gottfried wilhelm leibniz/#21422358 haklidir.. de sade'in romandaki felsefelerinden en onemlisi ise suc hakkinda olanlaridir.. turgenyev, dostoyevski'yi suc ve cezanin (bkz: · prestupleniye i nakazaniye/#24474021) konusunu burdan araklamakla suclar.. cunku binlerce kisiyi kurtarmak icin bir kisinin kurban edilebileceginden, sucun doganin bir gerekliligi kabul edildiginde sonrasindaki pismanligin da yenilebileceginden bahseder.. bu durum raskolnikov'un napolyon'lugunda kendini gosterir..

    hadi madem · prestupleniye i nakazaniye/#24474021i okumaya gecelim..

    öle.


    (a priori - 1 Ekim 2011 22:38)

  • comment image

    marquis de sade'ın eserlerine muzır neşriyat gözüyle bakmak hata olur. öğretisi ve felsefi bir altyapısı bulunan bir kitaptı bana göre. şunu kesinlikle söyleyebilirim ki -kıyaslamak ne kadar doğru bilmiyorum ama pornografik bulunmasına rağmen marquis de sade'ın eseri gibi felsefi bir altyapısı bulunduğu için kıyaslıyorum- sade'ın dili ve felsefesi georges bataille'den çok daha anlaşılır. çok daha anlaşılır olması değerinden elbette bir şey kaybettirmiyor aksine bence esere değer katıyor.

    erdemin sürekli cezalandırıldığı bir toplum 21.yy'da yadsınamayacak bir toplum değil. kanımca insanoğlu ve belki de tanrı yapılan her erdemli davranışın karşısına bir olumsuzluk çıkararak bu kutsallığı baltalamaya çalışıyor. tanrının da bunu yapması bana pek imkansız gelmiyor. zira onun iyi veya kötü olup olmadığını bilemeyiz. ve sırf bize yaşamı bahşetti diye, bizi yarattı diye ve kutsal kitaplarda sırf öyle betimlendi diye ona iyi yakıştırmasını yapamayız. her neyse bu başka bir konu. belirtmek istediğim bu noktada tanrının da erdemli davranışı belki bir imtihan olarak sınadığı belki de özünden gelen kötülükle önüne engeller koyduğunu söyleyebiliriz, gerçeği kim bilebilir?

    bu durumda justine'in inancını kaybetmemesi ve on kere cezalandırılmasına rağmen erdemden vazgeçmemesi önemli bir nokta. ve eserin barındırdığı felsefi altyapıyı oluşturan çatışmalardan ve ona didaktik bir özellik kazandıran dinamik noktalardan biri. erdemin sürekli cezalandırılması ve justine'in her ne olursa olsun erdemden vazgeçmemesi -erdemsizlerin tüm vaazlarına rağmen- ve bu yüzden pişmiş tavuktan hallice bir duruma düşmesi hatta yaşadığı tüm sapkınlıklar özellikle de manastır kısmı biraz midemi bulandırdı. sanırım sade'ın hayatı boyunca akıl hastanelerinde ve hapishanelerde sürünmesine sebebiyet veren durum, yaptığı bu denli gerçekçi betimlemelerin okuyuculardan bazılarının midesini bulandırması. yine de gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki kesinlikle georges bataille'den daha az mide bulandırıcı ve en azından olur olmadık yerde sapkın eylemler aracılığıyla kırılan yumurtalardan bahsetmek yerine fransa'nın gerçeklerinden bahsediyor.


    (freddie mercury nin disleri - 1 Mayıs 2014 18:16)

  • comment image

    en ufak bir acıma, en ufak bir merhamet göstermeden beynimin ırzına geçildiği dakikalar-saatler boyunca içimdeki erdemi besleyen iyimserliği kaybetmeden sükunetimi korudum. bugüne kadar henüz görmediğim, duymadığım ve en önemlisi okumadığım bir dünyanın varlığı ya da varolma ihtimali zihnimin karanlık dehlizlerini daha da karanlık kılarken ilahi adaletin komedisini sanki bir kabareymiş gibi canlandırdım zihnimde.

    zavallı insanların nasıl daha da zavallılaşabildiğini duygusuzca izlediğim o anlarda engelleyemediğim tahrik oluşumdan utanmamayı öğrettim kendime. tam da onun, yani marquis de sade'ın istediği gibi erdemli olmanın taşıttığı yükü, bir kırbaç darbesiyle kopardım sadece iki günlüğüne.

    şu anda ise kendimden iğrenmemden almayı başarabildiğim bedensel hazzın yavaş yavaş etkisinden çıkarken, bu hasta ruhluluğun haketmiş olduğu belayı acı bir şekilde tatmış olduğu gibi, onu hunharca mahkum edenlerin ruhlarını selamlıyorum. asıl kahramanlar onu yaşatacak ortamı sağlayanlardır.


    (blackflag - 19 Mart 2005 10:56)