• "en güzel aşk şarkılarından biridir."




Facebook Yorumları
  • comment image

    çok güzel filmdir.
    can alıcı diyologlar vardır.

    spoiler:

    ünlü ve zengin kadın 5 yıl önce boşandığı eski kocasının yeniden evlenmek üzere olduğunu duyunca kaldığı otelin adresini bularak adamı ziyarete gelir. hiçbir şeyden haberi yokmuş da sadece nasıl olduğunu merak etmiş, bakmaya gelmiş gibi.burda eski defterler açılırken son derece güzel iğnelemeler duyarız eski kocadan.

    kadın: içimde bir kötülük yok.
    adam: en çok o zaman zarar verirsin.
    kadın: herkes hata yapabilir.
    adam: bu senin uzmanlığın.

    bir de final sahnesi vardır görülmeye değerdir. zaten filmde her karakter süperdir. başlı başına incelenmelidir.ancak biz yine eski karı-kocaya dönelim.

    adam: bir arada hiç şansımız yok biliyorsun değil mi?
    kadın: ayrıyken var mı sence?

    ama aslında filmin en baba ve takdir edilesi karakteri oteli işleten pat cooper dır. ben şahsen bittim. hayranlık duydum. sabrı, insancıllığı, özsaygısı, dürüstlüğü ve gururuna...


    (taksirli muflis - 22 Ekim 2009 11:39)

  • comment image

    muhteşem bir kadro ve su gbi akıp giden bir film. david niven' in tek oscar' ı da bu filmde gelmiş. gerçi sonuna kadar hakettiğini de söylemek lazım. ayrıca deborah kerr' in alışık olmadığımız karakterine de hayran kaldım. burt lancaster her zamanki gibi ideal performansını ortaya koymuş. rita hayworth ise bildiğimiz femma fatale hayworth işte. göz alıyor...

    insanların ahlak anlayışlarından cinsel münasebetlere, fırtınalı aşklardan sınıf farklarına, psikolojik problemli bireylerden sarsılmaz profesyonellere kadar geniş çaplı bir yelpazede film derdini anlatıyor. hepimiz insanız diyor; günahlarımızla ve sevaplarımızla.


    (xcays - 23 Ekim 2013 00:20)

  • comment image

    femme fatale rollerle ünlenen rita hayworth'ın benzer bir rolde karşımıza çıktığı, 7 dalda oscar'a aday gösterilen (2'sini kazanmış) klasik film. hayworth ile pek sevdiğim, efsane aktör burt lancaster arasındaki "beraber yaşasak olmuyor, yaşamasak olmuyor" şeklinde özetleyebileceğimiz aşk hikayesi epey etkileyici. her ne kadar filmin afişinde burt ile rita'ya yer verilmişse de aslında filmin bir başrolü yok. neredeyse herkese eşit süreler tanınmış. yönetmen tüm karakterlerin hikayelerini başarıyla anlatmış. diktatör annesinin gölgesinde kalan, kendi fikirlerini söyleyemeyen sibyl, herkese ama daha önemlisi kendisine yalanlar söyleyen binbaşı pollock, diktatör anne, otelin işletmecisi pat, john, john'ın eski eşi ann... yönetmen zor da olsa bu karakterlere eşit bir şekilde yaklaşıyor ve karakterlerin hikayelerini tatmin edici bir şekilde işliyor. tek bir günde geçen ve her karakter üzerinden bambaşka temalara, toplumsal sorunlara odaklanan, eli yüzü düzgün etkileyici bir film. izlemeyen kalmasın...


    (sherlock holmes 90 - 10 Aralık 2013 20:57)

  • comment image

    aynı otelde bir araya gelmiş biribirinden ayrık duran insanların bir gün içerisinde yaşadıkları olayları başarılı diyaloglarla anlatan 1958 yapımı film.

    filmde sayısız ünlü oyuncu biri diğerini ezmeden kusursuz performanslar çıkarmış. özellikle herkesi binbaşı olduğuna inandıran yalancı ve kadın tacizcisi pollock rolünde (bkz: david niven) ve annesinin himayeci tavrı nedeniyle kişiliği gelişmemiş, ürkek ve ezik sibyl'i canlandıran (bkz: deborah kerr)'in oyunculukları göz dolduruyor.

    filmdeki diyalogların herbiri biribirinden incelikli ama ben sanırım en çok sibyl'le pullock'un arasında geçen diyalogları sevdim.

    spoiler içerebilir:

    sibyl:neden bunu yaptınız, neden?

    pollock:bilmiyorum keşke buna cevap verebilseydim.
    insanlar neden yapmamalrı gereken şeyleri yaparlar? niçin bazıları çok içki içer, bazıları da günde beş vakit sigara içer? çünkü kendilerine engel olamazlar.

    sibyl: yani bu ilk değil miydi?

    pollock:hayır.

    sibyl.bu korkunç

    pollock: evet elbette, kendimi savunacak değilim. ama okula başladığımdan beri kadınlardan çok korkardım.aslından herkesten korkardım ama en çok da kadınlardan.

    okul hayatım kötü geçti.erkek çocuklar utangaç ve sessiz olanlardan nefret ederdi ve beni de tamamen dışlamışlardı. babam bile beni hor görüyordu. kendisi iskoç muhafız alayında başçavuştu.benim de orduya katılmamı istedi ama onu hep hayalkırıklığına uğrattım.göreve atandığımı görmeden öldü. onu da hileyle kazanmıştım ya neyse

    savaşın başında zorluk çekmedim. her şey çok anlamlıydı karşımda selam durulması 'efendim' denilmesi; kendimi gerçekten adam gibi hissediyordum.belki bazı kadınlar da beni öyle görecekti.
    ama hiçbir işe yaramadı. kendimi açıkça ele veriyordum ve bunu değiştiremedim.bu yüzden karanlığı ve yabancıları tercih etmeliydim.çünkü...

    sibyl: oh kesin sunu, kesin.daha fazla dinlemek istemiyorum.

    pollock: bana neden böyle seyler yaptığımı sordunuz ve ben de biriyle konuşmak istedim.sizi üzdüysem özür dilerim.

    sibyl:neden ben neden diğerleri değil?

    pollock:diğerleri umurumda değil.onlar olayları değişik biçimde yorumlayacaklar.onlar için sağda solda konuşacakları yeni dedikodudan başka bir şey değil. ama senin için çok farklı sybil ve bu beni mutsuz ediyor.

    sibyl:....beni diğerlerinden bu kadar farklı kılan nedir?

    pollock:sanırım senin içindeki şu korku,hayata karşı duyduğun korku.sen ve ben bazı yönlerden biribirimize çok benziyoruz.......

    sibyl: nasıl böyle bir şeyi söylesiniz?

    pollock:çünkü ikimiz de diğer insanlardan korkuyoruz ve birlikte olduğumuz zaman her nasılsa korkumuzu yenmeyi başarıyoruz.

    bir de film o zamanlar hollywood için tabu olan seks üzerine de diyaloglar içerdiği için önemli bir film. özellikle filmin sonlarına sonra sbyil'in ağlamaklı bir şekilde rita hayworth'ın canlandırdığı ann'e;

    ' pollock bana ikimizin de insanlardan,hayattan ve seksten korktuğumuzu söyledi.söyledim işte seks dedim.onu söylemekten bile nefret ettiğimi söyledi. ve doğru nefret ediyorum ,nefret ediyorum.' dediği sahne o günkü toplumsal baskıyı yansıtması açısından can alıcı bir sahnedir


    (forever cranberries - 29 Haziran 2014 14:17)

  • comment image

    hepimizin gizli bölgeleri var. suçtan değil, suçluluk hissinden daha çok. başkalarınca kafanıza sokulmuş çaresizlikten daha çok. bu filmden nasıl bu sonuçları çıkarttın diyebilirsiniz ama bu taraftan bakınca tam da öyle görünüyor. çok güzel, siz de gelsenize.

    filmin adı benim şimdiye kadar duyduğum en güzel film isimlerinden birisi oldu. dolayısıyla uyarlandığı oyuna da gidiyor bu övgü. tefsirine girmeye gerek yok. şüphesiz o apaçık bir filmdir.

    "when you're together, you slash each other to pieces.
    when you're alone, you slash yourselves to pieces"

    otel müdüresinin mazileri eskiye dayanan çift için yaptığı bu yorum elbette dünyanın en orijinal tespiti değil ama en doğru tespiti olabilir. ayrıca kendisi filmin en taşşaklı karakteridir.


    (ronesans adami - 21 Ağustos 2014 23:48)

  • comment image

    (bkz: chris de burgh) (bkz: the power of ten)

    at separate tables we sit down to eat,
    in separate bedrooms we go to sleep at night,
    i only wish you knew how much,
    you've been on my mind;

    i think about you when the morning comes,
    i think about you when all my day is done,
    wondering what you are doing now,
    are you lonely too?

    because i - i miss you here tonight,
    and i wish you were by my side,
    and i don't want to let go;

    at separate tables we sit down to write,
    the separate letters that never see the light,
    if only we could just agree,
    to read between the lines;

    i want to see you and i know what i will say,
    we must be crazy to throw it all away,
    never knowing what is lost,
    before it's all too late;

    and i - i miss you here tonight,
    and i wish you were by my side,
    and i don't want to let go;

    yes i - i miss you here tonight,
    and when i hold you by my side,
    well i'm not going to let go.


    (mdc - 19 Kasım 2001 18:38)

  • comment image

    ayrı masalar şeklinde türkçe'ye çevrilmiş separate tables isminde bir film yıllardır digiturk'ün mgm kanalında karşıma çıkıp durdu. hani durakta beklenen otobüsün gelmeyip diğerlerinin peşpeşe geçmesi gibi, digiturk de bu filmi ben izlemedikçe elektronik rehberinde*, info'larda* sürekli karşıma çıkardı. filmi bir kez bile izlememiş olmama rağmen ismini görünce hep garip bir hisse, tatlı bir hüzne kapılmışımdır: "ayrı masalar - separate tables 19xx - duygusal hede hödö..."

    sağda solda çay bahçelerinde olur böyle... masalar en az 4 kişiliktir ama yalnız gidildiyse 1 kişi 1 masayı işgal eder. masalardan her birinde en az 1 kişi olduğu müddetçe, birinin yanına oturmaktan ziyade masalardan birinin boşalması beklenir. az dolu masaya oturulmaz, o masadan en fazla sandalye ödünç alınır. e tabi mahremiyet vardır, belki adamın arkadaşı gelecektir, öbüründe adam eşi ve çocuğu ile çay içmeye gelmiştir... fakat bu sadece çay bahçelerinde vb. yerlerde değil, zaman zaman şirket yemekhanelerinde de olur...

    az önce evdeki sessizlik beni dürttü, bilgisayarın başından kalktım bir gezindim. annem salonda televizyonun karşısında, trt'de ahmet özhan'ı bulmuş, onu izliyor, babam başka bir odada geri kalan imkânlarla maç takibinde, kardeşim başka bir odada, yatağında kıvrılmış günün yorgunluğunu atıyor, ben ise başka bir odada biriken postaları okuyup cevap yetiştirmeye çalışıyorum. güzel serin bir yaz akşamı, civarda ıhlamur kokuları, 4 kişiyiz, evdeyiz, dördümüz farklı odalarda, farklı işlerdeyiz. arada bir yemek için salonda toplanan pansiyonerler gibiyiz. ayrı değil tek masadayız ama ayrı odalardayız. bu hiç izlemediğim film de ismi ile bana bunu hatırlatıyor. belki de bunun hüznüydü, bilmiyorum, bu zamana kadar o kadarını da düşünmemiştim.


    (iett 99 806 - 13 Haziran 2006 22:52)

Yorum Kaynak Link : separate tables