Süre                : 1 Saat 44 dakika
Çıkış Tarihi     : 28 Nisan 2006 Cuma, Yapım Yılı : 2006
Türü                : Cinayet,Drama,Heyecanlı
Taglar             : Pedofil,Manipülasyon,Kayıp kişi posteri,Cinsel yırtıcı,online randevu
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Lions Gate Films , Vulcan Productions , Launchpad Productions
Yönetmen       : David Slade (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Brian Nelson (IMDB)
Oyuncular      : Patrick Wilson (IMDB)(ekşi), Ellen Page (IMDB)(ekşi), Sandra Oh (IMDB)(ekşi), Odessa Rae (IMDB)(ekşi), G.J. Echternkamp (IMDB)

Hard Candy (~ Lolipop) ' Filminin Konusu :
Hayley, 14 yaşında çekici bir genç kızdır. İnternette tanıştığı 30 yaşındaki moda fotoğrafçısı Jeff ile tanışmak üzere bir kafede buluşurlar. Aralarında yaşanan yakınlaşma onları Jeff'in dairesine kadar götürür ve bu beklenmedik bir olayın başlangıcı olur. Hayley, uzun süredir merak ettiği sırrı çözmek için Jeff'in içkisine ilaç katar. Jeff'in kendisinden önce de küçük kızları dairesine getirip getirmediğini öğrenme çabasındadır. Günlerdir kayıp olan Donna Mauer'in tek şüphelisi olarak da Jeff'i görmektedir.


  • "sosyal mesaj veren bir filmden çok işkence fetişini işleyen bir film."
  • ""keşke kısa film olsaydı" dedirten, düşük bütçeli ama etkili bir film."
  • "ingilizce argoda sertleşmiş erkek cinsel organı anlamına gelen bir deyim."
  • "en güzel bölümü, sonunda çalmaya başlayan elephant woman olan film."
  • "güzide film.lakin, kız umarım gerçekte 14 yaşında değildir. aşık falan olduğum için demiyorum, yok öyle bişey."




Facebook Yorumları
  • comment image

    madonna'nın içi boş albümler yapma başlangıcı olan 2008 albümü. confessions on a dance floor ile resmen küllerinden yeniden doğduktan sonra hazır zirvedeyken oradaki duruşunu perçinlemek istemiş ve bedtime stories'deki gibi genel tavrının aksine piyasanın bilindik ve popüler isimleri ile çalışmıştır. tıpkı 1994 albümündeki gibi rota yeniden r&b'dir, ancak bedtime stories'in aksine duraksamak yerine confessions on a dance floor ile başlayan dans divalığını dönemin gözde tarzı urban pop ile karıp önceki adımını bir sonraya geliştirmek lâzım gelir. bunun için de ikinci baharını yaşayan timbaland, timbo'nun gözde ortağı justin timberlake ve bu aralar ikinci kısmını yaşadığı popülerliğinin, ilk bölümünü sonlandırmak üzere olan (bkz: pharrell williams/@turuncan53) pharrell tam da biçilmiş kaftandır. en azından öyle görülmektedir.

    albümde madoş hanımın bana mean girls'teki "ben kafa dengi anneyim." havalarında gezen zengin annenin pozlarını feci andıran yaklaşımını candy shop ve give it 2 me gibi şarkıların sırf isminden bile anlayabiliyoruz bence. biri 50 cent'in, diğeri de hem de madonna'nın bu albümde çalıştığı timbaland'in şarkılarının ismi, utanır ayol insan. rastlantı olduklarını hiç sanmıyorum, zirâ albümün ismi ciddî ciddî blackstar falandı bir ara, hip-hop pazarına göz dikmişti hırs kudurganiçesi bir kere.

    albüm güzel şarkılar barındırmasına karşın yapım ve yönetim açısından amacın voliyi vurmaktan öteyi göstermediği çok açık. eh bize ne, bizi müzik ilgilendirir tabii de kalite ne timbaland'in 2000'lerin ikinci yarısındaki harbi işlerinin (bkz: loose) (bkz: futuresex lovesounds) ne de confessions on a dance floor'da yakalanan yüksekliğin düzeyindeydi. bir kere sapır sapır dökülen american life da dâhil olmak üzere like a prayer, hattâ neredeyse true blue'dan beri her madonna albümünün sâhip olduğu öz, tavır, çekirdek... ismini sen koy işte o yoktu. bir yandan çoluk çocukla sidik yarıştıran 50'lik şeker kız havaları, 4 minutes şu bu; diğer yandan albümün kapanışındaki iki nefis madoş küselliği, neredeyse adult contemporary olacak olan devil wouldn't recognize you ve madonna duruşunun en güzel işlerinden biri olan voices. timbaland & justin tarzını sömürmenin son noktası dance 2night, saçmalığından ölecek sözleri ve demode latin düzenlemesi ile spanish lesson, britney spears'a bile üç beden küçük gelecek she's not me, ulan yine yapmış kadın yapacağını dedirten buruk mu buruk, şirin mi şirin ve hanımefendinin albümü tanıtırken kullandığı "hem sert hem tatlı" tanımının cuk oturduğu miles away, arada "hadi kızım, uh" biçimindeki pharrell inleyişleri, "oo gettoya madonna gelmiş." senaryoları, sanki 1983'teki ilk albümünden* çıkmışcasına minnie mouse vokalleri (ki bu bilinçli yapılan bir hareket, zirâ kayıt sürecinde "2008 model holiday yapmak istiyorum." diyordu timbo.) dinleyiciyi durduğu yere göre bir aşağı bir yukarı sallıyor, iki somurttururken bir güldürüveriyor. ama dediğim gibi, eski madonna albümlerinin sâhip olduğu karakterden ve duruştan genel anlamda hayli uzak. ha eğlenceli mi, evet aslında eğlenceli. ama madonna da hiçbir zaman "yalnızca bir pop yıldızı" değildi. en azından öyle sanıyorduk.

    madonna'nın kestiremediği nokta, timbaland'in kendi ayağına kurşun sıkacağını bilmeden r&b'ye yedirdiği elektronik müzik öğelerinin, yapımcının kendine özgü tarzını ve listelerdeki r&b hâkimiyetini bitirmek üzere olduğu idi. "hard candy" 2006 ya da 2007'de çıkmış olsaydı ve tabii ki madonna'nın kimyâsı bu yapımcılarla daha iyi tutsaydı kadınımızın hain plânları belki de çok daha iyi tutacaktı. oysa o dönemde son 10 senedir listeleri amansızca zaptetmiş olan siyah pop müziği, amerika'nın oldum olası içli dışlı olmadığı elektronik dans müziğine evrilmeye başlamıştı bile. dahası lady gaga çıkmaya hazırlanıyordu.*

    velhâsıl, bedtime stories ile gişede çuvallayan madonna-r&b birlikteliği bu kez de kalite anlamında ekşi bir tat veriyor ve bir kez daha sahadan puansız ayrılıyordu. "30'unda like a prayer, 40'ında ray of light'ı çıkartan kadın 50'sinde neler yapacak kimbilir, çalıştığı isimlere bak of of." diye bekleyip dinlerken renkten renge girdiğimi hatırlıyorum. oysa kim bilebilirdi ki; beterin beteri, rezilliğin daniskası henüz gelmemişti. (bkz: mdna)


    (turuncan53 - 10 Kasım 2014 00:26)

  • comment image

    --- spoiler ---

    bu filmde "pedofili adam" karakteri ile empati kurmuş olanlara pedofili damgası vuran dangalakça yorumlara rastladım. öncelikle şunu belirtmekte fayda var: psikanalizin en güçlü yanı aynı zamanda da en büyük zaafıdır. kişisel tarihiyle ilgili doğru bir analize gidilen bir kimsenin yapmış olduğu ya da sürdürmekte olduğu davranışlarının tümünü anlayabilir ve açıklayabilirsiniz. her nasıl bir katilin ya da travma sonrası toplumca yadırganan davranışlar içerisinde bulunan bir karakterin öyküsünü onun bakış açısından gözlemlediğiniz bir filmde, romanda ya da şiirde onu bu eylemlere iten motiflerin ne olduğunu, patolojik bir vaka olarak geçirdiği aşamaları, çocukluk döneminde saplanıp kaldığı belirli eksiklikleri ya da olayları anlayabiliyorsanız yine insana ait bir özellik olan, yalnızca öteki konumuna itildiğinde ahlaki konfor sağlayan bundandır ki yok sayılmasından gocunulmayan bir durum olan pedofili hastalığına sahip bir kimseyi de anlayabilirsiniz.

    burada ayırt edilmesi gereken mevzu anlamak ile hukuksal doğru-yanlış arasındaki farktır. tekrar belirtiyorum; psikanalizde doğru ya da yanlış bulamazsınız. sadece neden-sonuç ilişkisi ekseninde cereyan eden psikolojik devinimin haritasını çizer ve bundan kaynaklı davranış bozukluklarını ya da biçimlerini temellendirirsiniz. bunun aynı zamanda bir zaaf olmasının sebebi "kötülük" kavramının gerçekten var olup olmadığı konusunda suçlu tayin etme-cezalandırma gereksinimi ve empati ile anlama arasında bir çatışmaya sebep olmasıdır. şöyle netleştireyim: bir katilin motiflerini anlayıp empati ile onun açısından görebilirsiniz. zaten bu anlama mekanizması sağlıklı bir insan olmanın gereğidir. eğer anlamaya direnip yargı koymaya saplanıp kaldıysanız bu sizin açınızdan sağlıksız bir psikolojik hal teşkil eder. öte yandan mağdur olan kişiyi de anlamak mümkündür ve onu anlamak bir intikam ya da adalet duygusunu beraberinde getirir. bu noktada kötücül eylemi yapan kişinin açısından da mağdurun açısından da olayı bir ölçüde deneyimlemiş olan gözlemci kendi içinde bir ikilem yaşar. bu insan beyninin bir gereksinimidir. bu husus kötülüğün doğasına bağlanacaktır elbette ama buna değinmek için uygun yer bu yazı değil. sadece "mutlak kötülük var mıdır?" sorusuna yönelik okumaların yardımcı olacağını söyleyebilirim. konuya dönersek; bir eylemin hukuksal olarak cezanlandırılması gerekliliği onun empati kurulabilirliğini ortadan kaldırmaz. iki bağlamın bakış açısı birbirinden farklıdır. alkol bağımlısı bir insanın alkollü araba kullanması toplumsal olarak yanlıştır fakat bireysel düzeye indiğinizde alkol bağımlılığının arka planını anlayabilirsiniz ve bu anlamanın cezalandırma ya da nefret güdüsünü ortadan kaldırıp kaldırmayacağı size kalmıştır. davranış biliminin genetik, nörolojik, bilişsel, toplumsal ve analitik olarak gelmiş olduğu bu noktada bir insanın davranışı ne olursa olsun bir başka bir insan ile empati kurmasında problem arayacak zihniyet sahiplerine sadece abesle iştigal ettiklerini söylemek istiyorum.

    filmde de bu ikilem izleyiciye yoğun şekilde yaşatılıyor. çift taraflı empati bir yandan vicdana saldırırken öte yandan cezalandırma güdüsü-anlama arzusu çatışması ahlaki tutarlılığı yumruklayarak açığını arıyor.

    hayley'nin jeff'e kastrasyon uyguladığı(en azından öyle gösterdiği) anksiyete deposu sahnede jeff'e söylediği şeylerin çift taraflılığı bu anlamda dikkat çekicidir. kastrasyon sonrası jeff'in hayatında yaşayacağı güçlüklerden bahsetmektedir hayley. iş arkadaşlarının öğrenmesinden çekineceğini, doktorunun anlamasından korakacağını, en yakınlarının bilip bilmediğinden şüphe duyacağını, durumunun kulaktan kulağa yayılma ihtimalinden rahatsız olacağını ve buna benzer olasılıkları sıralar. buradaki ironi şudur ki; bir pedofili tarafından istismar edilmiş bir çocuk da tam olarak buna benzer problemlerle boğuşacaktır hayatı boyunca. arkadaşlarının durumunu bilmesinden çekinecek, en yakınlarına bu travmadan söz etmeye korkacak, doktoru ya da terapistinin durumunu anlamasına yönelik bir savunma mekanizmasının kölesi olacak, haddini bilmez kimselerin arkasından durumu hakkında aptalca dedikodular yapıp yapmadığından şüphelenecektir. burda bir nevi "kısasa kısas" adaleti görebiliyoruz. etik açıdan her çeşit yaklaşıma açıktır elbette.

    bu karşılıklı eşitlenmenin bir başka örneği de hayley'nin jeff'in evini alt üst ederek hayatının en mahrem kısımlarına dahil olması ve onları tehdit etmesi, saldırgan bir tavır takınmasıdır. aynı şekilde cinsel istismara uğramış çocuğun mahremiyet algısının travmatik şekilde zarar göreceği açıktır ve ömrünün her anında, en mahrem en özel durumlarda bile pedofili hastasının eylemi sonucu yaşadığı travmanın su yüzüne çıkarak kendini göstermesi, mahremine dahil olması mümkündür.

    bu karşılıklı olma durumu zarar verdiğin ölçüde kendini de değiştireceğin yorumuyla da vurgulanıyor zaten filmde.

    insan zihninin meşgul tutan, rahatsız edicilik dozajıyla izleyiciye bakış açısını sorgulatan bir filmdir. başarılıdır.

    benzer konu üzerine daha etkileyici filmler izlemek isteyenlere bu tarz konularda izleyicinin konforunu sarsıp sorgulamaya zorlamakta bir usta olan yönetmen thomas vinterberg'in jagten ve festen filmlerini öneririm. todd solondz'un happiness, palindromes ve life during wartime filmleri de kendine has bir anlatımla konuya eğilen başarılı filmlerdir. etkileyicilik bazında bu filme yakın ayarda ama daha dramatik bir alternatif arayanlara da mysterious skin filmini öneririm.
    ---
    spoiler ---


    (marley - 24 Ağustos 2014 22:43)

  • comment image

    anlam veremedigim ve son derece tuhaf diyebilecegim diyalog ve sahneler iceren fantastik bir film.

    --- spoiler ---
    pedofil rolunde eli yuzu duzgun ve basarili birini secmelerini takdir ettim. zaten kimsenin bakmayacagi ve kendine de bakmayan adamlardan kimisinin sonunda tecavuzcu olmasindaki bir nebze anlasilirlik faktorunu ve acinasi tabloyu tamamen ortadan kaldirmislar, geriye cezalandirilmayi hak eden salt patolojik birsey kalmis.
    ---
    spoiler ---


    (detached - 7 Mayıs 2012 06:15)

  • comment image

    --- çok olmasa da az buçuk spoiler ---

    amacı nedir bilinmez ama, eğer insanı germek ve nefes alışını zorlamaksa gayet başarılı olan filmdir.. erkek olmamama rağmen o hadım edilme sahnesinde nefesimi tutmuşum, bana ne oluyorsa.. şahsen kıza "vay be" demiş olsam da acıdım, çünkü cidden hasta ve tedaviye ihtiyacı var.. tabii ona aynen hadım edilme masasında yatan ve aslında kendisi de aynı durumda olan jeff de bu tavsiyeyi veriyordu.. kızın gerçek hayatta kimin nesi kimin fesi olduğunu öğrenemeyişimizin nedeni, çatıda da söylediği gibi belki de "dokunulan, incitilen, öldürülen bütün kızlar"ı temsil ediyor oluşundandır.. (öldürülme, burda mecazi anlamı da kapsıyor).. finalde hayley'nin kırmızı kapşonlu giysisiyle ormanda ağaçlık bir alanda belirişi de, sanki ormandaki kötü kalpli kurdun işini bitirmiş bir kırmızı başlıklı kız'a gönderme gibi olmuş..

    ve son olarak, finalde çalan parça muhteşem..(elephant woman yanılmıyorsam..)

    --- spoilerımsı ---


    (vercingetorix - 10 Mart 2007 02:44)

  • comment image

    darilmaca gucenmece olmasin ama sikici ve kotu bir film. sanki final maci izler gibi taraf tutarken buluyor insan kendini. zamaninda beni terketen kiza bile bu filmdeki kiz kadar uyuz olmami$tim abi ben.

    film bittiginde ise, "ee n'oldu $imdi" diye kalirsaniz $a$irmayin. dedik kotu film diye. ama malum zevkler, renkler geyigi pek populer. siz belki seversiniz.


    (0v3rm1nd - 8 Şubat 2007 00:31)

  • comment image

    verdirdigi tepkiler acisindan da enteresan bir film...

    --- spoiler ---

    neredeyse en basta geçen diyaloglar, adamin bir pedofil olusu; karsisindakinin henüz bir çocuk olmasi ve ama hala "kışkırtıldım" diyebilmesi(!), hatta bazı kızlara zarar vermis, oldurmus olmasi.. ki bu son ikisinden filmin sonlarina dogru emin oluyoruz ve bu da bir tercih bence, yani neyi, ne kadarini suç olarak algiladigimizi iyi siniyor bu noktada film.

    ---
    spoiler ---


    (sunrise - 26 Eylül 2006 12:07)

  • comment image

    "keşke kısa film olsaydı" dedirten, düşük bütçeli ama etkili bir film.


    (y3k - 6 Ekim 2006 02:35)

  • comment image

    patrick wilson ve ellen page in kafa kafaya verip surukledigi, 2006 yazinda avrupada vizyona giren, ava giden avlanir gerilim filmidir. bana gore her iki oyuncunun bomba performanslarinin, hollywood hillsdeki sahane minimalist evin ve provakatif icerigin bu basarili yapima ne kadar artisi varsa genel olarak fimin, ozellikle de kimi sahnelerin ve yavan diyaloglarin gereksiz uzunlugununda bir o kadar eksisi olmus. istenirse daha kisa daha compact, daha vurucu olabilecegini dusundurtmus, ama bu haliyle bile bu sene aklimda kalacak filmler listesine adini yazdirtmistir.


    (ky3 - 17 Haziran 2006 01:47)

  • comment image

    gerim gerim germe konusunda hayli başarılı filmdir. ancak;

    --- spoiler ---

    gayet çiroz ergenimiz tişörtünü çıkartınca kaburgalarını da sayıp zayıflığından emin olduk. ama sen o tüy siklet halinle koca adamı hop ipe geçir, tut masaya taşı, çantasında sepetli vinç de mi vardı diye düşünmeden edemedim.

    tamam efendim film güzel, oyunculuklar başarılı; izledik, sürüklendik, en hatun halimizle hadım olmuş kadar olduk. ancak kapıya gelen komşu çatıda ameliyat önlüklü bir hatun görünce kapıya gitmeden evvel niçin bir polis aramaz ya da gelip şüphelendim senden mesajları veren sorular sorup öylece çekip gider ben anlayamadım.

    ---
    spoiler ---


    (degmesin yagli boya - 22 Temmuz 2009 11:20)

  • comment image

    2005 yılı mahsulu david slade tarafından yönetilmiş olan abd yapımı film.

    başrollerde patrick wilson (32 yaşındaki fotoğrafçı jeff kohlver rolunde) ve ellen page (14 yaşındaki intikam meleği hayley stark rolunde) var.

    2 oyuncu, 1 mekan formülünün uygulandığı bir film. bu durumda film kendini mecburen oyunculara sırtını dayar bir halde bulmuş. gerçi oyuncularda bir problem yok, ikisi de gayet başarılı. ama sanırım senaryoda bir sorun var. bazı diyaloglar gereğinden fazla uzun tutulmuş ve hiçbir yere bağlanmadan havada asılı kalmış. bu da yer yer filmden uzaklaşmamıza neden oluyor.

    film ayrıca 2005 sitges - catalonian uluslararası film festivalinde en iyi film, en iyi senaryo ve izleyici ödüllerini almış.


    (uzuntu - 22 Eylül 2006 13:28)

  • comment image

    haftalardır elimde duran, lakin bir türlü fırsat yaratıp izleyemediğim, heyhat en nihayetinde izlediğimde beni benden alan filmdir kendileri, evet.

    --- `bu noktadan sonrasi e$$ek yuku dolusu spoiler icerebilir, anama kufretmeyin sonra` ---

    halbuki o kadar pür neşe idim ki izlemezden evvel. "aaay woont keeeendii, ubcıvavcuscus cuscus!!" nağmeleri ile odamı inlettim filmi tepsisine koyarken. çet met olaylarında thonggrrl nickini görünce bünye "bu kız var ya sksen 14'ten büyük değildir hafız" dedi ve iyi ki oradaki skme sokma fiili mecazi anlamdaydı, zira götarası don giymeyi seven bir nemfomanyak kisvesine bürünen arkadaş meğersem vijilantın önde gideniymiş, bayrak sallayanıymış, ne bileydim?

    askerliğini komando olarak yapmış, evini minimalist döşemiş o fotoğrafçı arkadaşın nur yüzüne bakınca ilk etapta asıl döşemedeki uzmanlık alanının barlara bile giremeyecek kız evlatlarımız olduğunu kestiremedik, elemana toz konduramadık. ama dakikalar ilerledikçe amcamız pedofil, kızımız ise x kuşağının yetiştirdiği en haso manyak çıktı.

    tamam, adam denyo. sana mı kaldı evladım biletini kesmek? sen o şok cihazını dayamasan vaktinde kasıklara seni de bir güzel düdükleyip eklemez mi portföyüne? e be salak kızım, hayat bilgisayar oyunu mu? hoş, kızda da bir çanta vardı ki değme adventure oyununda böylesi yoktur. ne çıkmadı ki içinden? bistüri, ameliyat tişörtü, tıbbi kitap, halat, 2 tane t.şak (ki tahminen koç ya da orangutan t.şşağı), uyuşturucu, vs. vs... pes vallahi.

    filmin sonundaki ahlaki ikilem bir yana dursun, o yönetmen david slade kardeşime bir çift lafım olacak. kız patikadan yuvarlanıp giderken kırmızı kapşonlu bir mont giymiş(ki bu da o çantadan çıkmadır, dikkatinizi çekerim). kırmızı başlıklı kız. kötü kurdun evi. imgesel anlatım. he mi? bi s.ktir git yea!

    --- `bu noktadan sonrasi e$$ek yuku dolusu spoiler icerebilir, anama kufretmeyin sonra` ---

    netekim yavanovski film festivalinde 3 dalda altın ornitorenk ödülüne layık olabilecek bir başyapıttır kendileri.


    (tirt fahrettin - 11 Eylül 2007 02:27)

  • comment image

    şimdi eğer yanılmıyorsam, daha doğrusu benim bildiğim kadarıyla amerikan sineması, bakın hollywood demiyorum ne de iyi ediyorum, izleyiciye sanki ordaymış, bir seyirci değilmiş de hikayenin bir parçasıymış hissiyatı verme üzerine kurulu bir sinemadır. en azından zamanında üniverstenin birinde aldığım film tarihi dersinde öyle şetmişlerdi bana. neyse işte.
    bu sanki ordaymışsınız gibi bir hava yarattığından kelli amerikan filmlerini izlemek daha rahattır, evrupa filmleri de bu sebepten kimilerine izlemesi zor gelir, ordaymış gibi hissedemez izleyici her an hatırlatılır dışardaki bir insan olduğu.

    işte bu hard candy, pes dedirtti bana bu hususta. orda olmak ne kelime hayley ismiyle bildiğimiz ellen page pedofiliyle meşgul adamın penisini kesiceği zaman olmayan pipimle beraber canım yandı, aklımız çıktı arkadaşlarla. adama yazık dediğimiz de oldu ki o bizim salaklığımız. adam büyük ihtimalle siksoksuz yaşamayı hakeden bir insan. neyse ben işiğin etiğinde değilim. demek istediğim film sürekliliğiyle ve de kamera açılarıyla bizi aldı soktu o saçma sapan döşenmiş kırmızı duvarlı eve, yüz küsür dakika boyunca da kitledi. ne tam anlamıyla hayley'nin yerine koyabildik kendimizi ne de psikosapkın jeff salağının, averaj bir insanın empati kurabileceği tipler değiller çünkü. ama o evdeydik, çok etkisiz elemanlardık. hayley herifi küvete ittiğinde saçım bile ıslandı.

    ama diyalogları gerzek geldi bana biraz ne yalan söyliyim, biraz sıradan..tamam hayley çok şahane laflar soktu, ortaokulda olsam "oşşşş nası koyduuuu yaaaa" falan derdim ama yok..gerisi boş.. gazasının mübarekliğinden şüphem yok kızın, ama gelgelelim daha güzel diyaloglarla süslenebilinirdi. mesela daha az diyalog bile daha şahane bir intiba yaratırdı.

    vallahi ikinci kere izlemek isteyeceğim bir film değil ama kendi içinde iyi bir film sayılır. onu da ellen page'in muazzam şahsiyeti ve gerçekçilik unsurları için diyorum.

    bir de ek olarak pedofilinin bir tedavisi olmadığından gayrı bence de en iyi çözüm bu insanları öldürmektir diyorum, yobazlığımı, geri kafalılığımı, insan haklarına saygısızlığımı ve büyük ihtimal faşistliğimi de gözler önüne seriyorum.


    (martian dis kapinin mandali - 16 Nisan 2008 02:37)

  • comment image

    güzide film.

    lakin, kız umarım gerçekte 14 yaşında değildir. aşık falan olduğum için demiyorum, yok öyle bişey.


    (bobiler - 24 Eylül 2006 02:27)

  • comment image

    oncelikle bu bir "internette yabancilarla konusma, her zaman uyanik ol" filmi degil. nedense gerek afisinde, gerek medyada film sanki "sanal ortam yaban ortam" mesajiyla yorumlandi. halbuki hard candy, en temel haliyle pedofili uzerine. filmi izleyip de sadece "bababa chat falan sakat isler abi" demek son kertede hiyarlik oluyor kimse kusura bakmasin. elbette bu gorece yuzeysel yorumlari yapiyorsunuz ama sinema cikisinda dusundukleriniz bu tip bir paranoyadan cok ote bir gerginlige gebe. en azindan ben boyle hissediyorum.

    sinemadan cok anlamam. yani ne konunun egitimini aldim ne de uzerine ahkam kesecek kadar yetkinim. bu yuzden oyunculuk soyle, cekimler boyle diyemeyecegim. buna ragmen sunu soyleyebilirim ki casting'de yamulmuyorsam sadece 5 oyuncunun adi vardi ve film 5 kisilik kadro ile 1.5 saat boyunca sinema salonunu dolduran bizleri kivrim kivrim kivrandiran bir gerilim yaratmayi basardi. bu kucuk oyuncu kadrosunun yaninda film boyunca goremedigimiz ama her haliyle yasadigini hissettigimiz bir 6. oyuncu daha var ki zaten esas gerginligi yaratan oyuncu da o. "kimmis bu 6. oyuncu cimcime?" diye soracak olursaniz, cevap basit: bizzat sizsiniz yani filmin izleyicisi. su meshur hadim operasyonunda bile aslinda hadim edilen erkek izleyicinin ta kendisi. bunu film bitip de biraz kendinize geldiginizde pisuvarda iserken "oh aile mucevherlerim yerinde. bugun de tek parcayim!!!" diyerek hissediyorsunuz ve sanirim sadece bunu hissettirmesi bile "hard candy oldukca iyi bir gerilim filmi" demek icin yeterli. "hadim edilen seyirci" belki sizlere olayi fazla abarttigimi dusundurebilir ama "alt metin okuyorum cok entelim" demenin oldukca uzaginda durdugumu tum sigligimla itiraf etmeliyim ayrica bunlar sadece beni baglayan yorumlar herkesin cuku tasagi kendine efendim bana ne sizin toplarinizdan...

    filmin bastan sona oldukca carpici diyaloglar barindirdigi bir gercek. zaten bir noktadan sonra "ya bu tiyatro mu?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. birebir de son derece basarililar. neredeyse tum konusmalar urkutucu ciplak bir durustlukle yazilmis. ozellikle "genc kizlar her ne kadar kadincilik oynasalar dahi adi ustunde onlar son tahlilde genc kizdir, onlara sanki kadinlarmis gibi davranmayin..." siari filmin ozeti niteliginde. "abi kiz araniyordu, kucuk orospu iste" , "kendisi istedi", "gosterip gosterip vermiyordu alenen tahrik etti" soylemlerinin nasil gerceklikten uzak, bombos savunma soylemleri oldugunu salt bu cumleden hareketle yeniden anlamlandiriyoruz. bu ici bos ama bazen makul gibi gozukebilen mazeretlere klise tabirle tokat ustune tokat atan bir film turkce cevirisiyle lolipop*. aslinda sadece tokat atmakla kalmiyor , acik acik belden asagi tekmeliyor. zaten "sag gozun mu yoksa sag dasagin mi?" teklifine dusunmeden "sag dasagim kalsin sag gozum senin olsun" cevabini vermemizin nedeni biraz da bunlar degil mi?

    ellen page'in canlandirdigi 14 yasindaki hard candy'den etkilenmemek mumkun degil. hatta belki cinsellikle karisik bir hayranlik bile duyuyorsunuz ki iste tam bu noktada kendi icinizdeki pedofil ile burun buruna geliyorsunuz. daha birkac ay evvel adet gormeye baslayan bir karaktere cinsel durtulerle bakmak sizi birazcik buruyor ve bu anda pedofil karakterin dasaklarinin yerine kendi hayalarinizi koyuyorsunuz. filmin vuruculugu hakkinda bence oldukca hassas bir nokta. tamam karakteri canlandiran oyuncu 14 yasinda degil ama ne fark eder ki? bu gercegi bilmeniz bile sizin 14 yasindaki bir yeniyetmeden hoslandiginiz gercegini degistirmiyor kaldi ki ellen page oldukca inandirici bir yeniyetme karakteri cizmis bilhassa nighthawks'da gecen sahnelerde. "coldplay dinlerim, monty phyton izlerim ben artik eriskinim yada yada yada"

    pedofili cok diken ustu bir konu. ele alinmasi, islenmesi ve ahlaki diretmelerden olabildigince bagimsiz (ve yasalarin el verdigi gerceklikle) izleyiciye aksettirilmesi bilhassa guc. hard candy size "her ay onlarca cocuk pornosu cekiliyor ve bu filmler internette rahatca dolasiyor bunu indiren insan olamaz" mesaji vermiyor tersine bunu ister istemez hepiniz yapiyorsunuz diyor. tamam belki bilgisayariniza mpeg'ler indirerek degil ama zayifliktan gelismesini tamamlayamamis cocuk yastaki mankenleri arzu nesneleri olarak gorerek, genclige her zaman gencecik, kucuk yasta kalmaya ovguler duzerek, cinselligi en on planda en aktuel konu olarak kabul ederek yapiyorsunuz diyor. zaten basli basina ariza bir donemden gecen ve kendini ispat cabasi ile turlu salakliklar yapan ergenleri hayat tecrubenizi kullanarak bastan cikarmayin diyor. "abi cok pis icerim ben" diyen cocuklari gaza getirip kontrollerini kaybetmelerine izin vermeyin diyor. seksi bir level atlama mekanizmasi olarak pompalamayin diyor. bedenlerini yeni yeni tanimaya baslayan tazeleri kadin yerine koymayin diyor. her yasi kendi guzelligi ile degerlendirin bunu anlayamayan ergenlik cagindaki cocuklarin bu sorunlarini asmalarinda yardimci olun diyor. yardimci olmak yerine "ama o da istiyordu" savunmasini yaparak zeytinyaglik yapmayin diyor. bu mesajlari da erturk yondem'lik yapmadan vermeyi beceriyor.

    butun bunlarin yaninda yukarida yazanlar sizin icin bir sey ifade etmiyor da olabilir. o zaman sunu da belirtmekte fayda var oldukca iyi kurgulanmis bir gerilim filmi ile karsi karsiyayiz. ozellikle ikinci devresinde yaptigi presle bize top gostermedi. sagli sollu akinlarla bizi hep diken ustunde tuttu. turunun basarili ornegi klisesinden kendimi alamiyorum kusura bakmayin.

    son olarak kel alaka bir adami da bu entariye meze edecegim musadenizle aslinda bir taraftan cok da alakasiz degil. 4/5 deli hayley'in en sevdigi yazar olan zadie smith'in adini ben onun speaking with the angel derlemesi ile duymustum (bakin gerekirse referanslarla entelektuellik bile yapabilirim, entelektuel tek l ile). nick hornby'den bahsediyorum. adamim nick, the polysyllabic spree'de sanat eserlerini birbirleriyle gurestiriyordu -bunu ben de zaman zaman yapmadan duramiyorum- ve kazanan hep sarkilar oluyordu. yani iyi bir sarki iyi bir kitabi da iyi bir filmi de her zaman tus edemiyorsa da puan farkiyla falan musabakadan galip cikiyordu. ama bu sefer bir film konu hakkindaki tum kitap ve sarkilardan ustun geldi.


    (bustrofedon - 5 Ekim 2006 00:43)

  • comment image

    izlediğim salonda filme sevişmek için gelen liseli çiftlerin bile bir süre sonra ilgisini çekebilmiş filmdir. liseli kızların filmin başrol bayan oyuncusunu alkışlaması ve liseli erkeklerin suratlarındaki kaygılı ifadeler filmin oldukça başarılı olduğunun kanıtıdır.


    (hikaru - 18 Ekim 2006 22:47)

  • comment image

    2005 yili yapimi, pedofili biraz merkeze koyularak uretilmis bir gerilim filmi. filmin orijinal hikayesi japonya'da orta yasli adamlarla internet yoluyla randevu ayarlayip tuzaga dusuren okul kizlariyla ilgili haberlerden olusturulmus, hard candy'de yasi kucuk kizlar icin kullanilan bir internet argosu. (bazi noktalarda japon filmi audition'la benzerlikler tasiyor hard candy)

    bu filmde hosuma giden ve gitmeyen bir kac nokta var. bazi yonlerden basarili olmasina ragmen, bazi yonlerden kotu uretilmis. fakat tartısmasız mukemmel bir posteri var.

    --- spoiler ---
    filmi seyretmediyseniz okumayin, bu entrynin gerisi bir suru spoiler icerir (spoiler'i spoiler etmis oldum boylece).
    ---
    spoiler ---

    iyi buldugum noktalari soyleyeyim ilk once: sadece iki aktorle tek mekanda cekilmis bir gerilim fılmi yapmak cesaret ister, o bakimdan bayagi curetkar bir film. dekorlar, kamera oyunlari, montaj, isik vs gibi teknik konular oldukca basarili. yonetmen david slade'de video clip kokenli bir yonetmen (aphex twin ve stone temple pilots'un bazi islerinde imzasi var). zaten bazi kamera oyunlari ve montaj bicimi buram buram mtv kokuyor, genc seyirci kitlesinin ilgisini cekmek icin ideal, filmi begenenlerin buyuk kisminin da bu kesimden ciktigini saniyorum. basroldeki pedofil fotografci jeff kohlver (patrick wilson) ile genc kiz hayley stark(ellen page)'i oynayan aktorler iyi bir performans sergiliyorlar (hatta biraz asiri bir performans ama bunu asagida anlatacagim gene)...

    ...diyip filmin beni rahatsiz eden noktasina deyineyim: bir thriller olarak oldukca uzun cekilmis ve gereksiz diyaloglarla doldurulmus. butun olaylar sadece fotografcinin evinde gecmesine ragmen ortamin klostrofobik elementleri filmin ihtiyaci olan gerilimi yaratmakta yetersiz kalmis bana gore. filmin ilk yarim saati neredeyse cok uzun ve sıkıcı gecerken (gerilimi yavas yavas insa etmeye calismislar) sonuna dogru ortaya cikan action sahneleri de gereksiz yere kendini tekrar eder bir hal almis. kisaca filmin suresi haddinden uzun ve insa edilen tempo yer yer yetersiz kaliyor.

    simdi de beni daha cok rahatsiz eden bir noktaya deyineyim. iki aktorun oyunculuklari gercekten iyi ama asiri bir performans sergiliyorlar. karakterlerle nasil bir bag kurmasi gerektigi konusunda seyirciyi zorlayan bir film. fotografciyi oynayan aktor temiz yuzlu, seyircinin kolaylikla sempati duyabilecegi biriyken klasik 'kotu adam" imajina uymayan bir gorunus sergiliyor. bildik, cirkin bir pedofil yaratmaktansa bu tur bir secim yapmalari sahsen ilginc buldugum bir nokta. bu pedofil kahramanimiz "kotu adam" rolunde iken -ki bu nokta filmin isleyisi boyunca golgede birakiliyor, kesin bir sey soylenmiyor uzun bir sure, sadece bildiginiz bir seyi tahmin ediyorsunuz-, filmin ilk yarim saatinden sonra "masum" genc kiz karakteri cani bir manyak rolune burunuyor. karakterlerdeki bu degisim ilginc fakat "masum" bir teenager rolundeyken her seyi planlayip kontrol eden, oldukca cool, soguk, manyak bir teenager'a donusen hayley uzerine yapilan vurgu o kadar asiri ki -her ne kadar ellen page cok iyi oynasa da- bir sure sonra nerdeyse karikaturize edilmis bir sekle donusuyor. butun film boyunca eziyet edilen bir fotografci ve ikide bir ayni tur sakalari, konusmalari sergileyen manyak bir teenager etrafinda donen olaylara sahit oluyorsunuz o kadar.

    her neyse, kisaca "ava giden avlanir" mantigi karakterlerde ki bu degisimle sergilenmeye calisilmis ama bu degisimin asiri bir sekilde kizin karakterinde canlandirilmis olmasi "pedofili" gibi hassas bir konuda seyircinin neredeyse kiza antipati fotografciya sempati duyar hale gelmesini sagliyor. karakter gelisimi cok derin verilmemis, jeff'in rolunde bunun verilmeye calisildigi bazi yerlerde de film biraz basarisiz kaliyor. hayley ise tamamen bir muamma, hatta film bittikten sonra bu kizimizin ne oldugu konusunda hala hic bir fikir yok. film boyunca hem kurban, hem katil, hem sorgucu, hem yargic, hem de infaz memuru gibi butun karakterleri kendi bunyesinde barindiriyor ama film ilerlerken bile hayley'nin motifinin ne oldugu konusu acik degil. sadece film boyunca kizin "deli" oldugu uzerine yapilan vurgular var ki bu bence asiri derecede yuzeysel kalmis ("well, 4 out of 5 doctors agree that i am actually insane" diyip duruyor)..

    bu noktada beni rahatsiz eden baska bir konu daha var ki "pedofili" gibi bir suc ortadayken, filmin sonunda fotografcimiz hakkinda kendi sorgusunu, kendi yorumunu yapip, kendi infazini uyguluyan genc kiz karakteri bir kac soru isareti birakti ben de. orta yasli bir pedofil mi sucludur yoksa bu adam hakkinda kendi hukmunu verip onu öldüren bir teenager mi? hadi buyrun bakalim (belki de film bu noktada kesin bir cevap vermektense seyirciyi kendi kararina birakmayi amacliyor ama filmin gelisimi bunun icin cok yetersiz).

    bir de film etrafinda hayley'nin motifini belirlemek icin uretilmis "kayip" bir teenager kiz hikayesi var. jeff'in bu kizla baglantisi oldugu ama ne tur bir sey oldugu aciklanmiyor filmin sonuna kadar. bu hayley'ye bir tur intikam melegi rolu kazandiriyor ama hayley'in bu karakterle iliskisi var mi yok mu belli degil. bana bir tur motif uydurmak icin uretilmis, yama gibi filme katilmis bir hikaye hissi uyandirdi. tabii butun bunlarin yaninda filmde mantiksiz olan bir cok sey var: en buyuk mantiksizligin basinda 14 yasinda, her seyi bu kadar iyi planlayan bir teenager olmasi var ama seytani zekaya sahip biri diyerek bunu gormezlikten gelelim. kizin film boyunca kendinden iki kat agir bir adami bayiltip tasimasi gibi konulari da unutalim -ne de olsa bir film bu-. jeff film boyunca sinir bozuklugu geciren bir karakter olarak da verilmiyor, bir cok yerde kizi alt edebilecekken sadece film ilerlesin diye bu noktalar hasir alti edilmis. ozellikle filmin son sahnelerinde yasadigi degisim cok absurd ve adamin intihari bile aceleye getirilip seyirciye sunulmus (o bakimdan filmin sonunu oldukca kotu buldugumu soylemeliyim). vs. vs. anlatmaya degmez, gidenler kendileri bulsun diger noktalari.

    sonuc olarak; gorsel olarak cok basarili bir film ortaya koyulmus ama diyaloglar ve plot olarak bu gorsellige paralel bir nokta ne yazik ki yok. film dunyasinda siklikla rastlanilan tecavuz, intikam vs gibi gerilim filmlerinden izler tasiyor hard candy. fakat bu filmleri basarili kilan nokta, minimal diyaloglar sonucu ortaya koyulmasi gereken maximum duygu hali ve oyunculuk ile filmin kendiliginden "konusmasi" dir. hard candy ise laf kalabaliklari etrafinda seyahat edip bunu oyunculukla suslemeye calisiyor. gercekci olamayacak kadar absurd karakterler etrafinda bir sonuca ulasmadan bir hikaye ortaya konulmus. yani sacma olamayacak kadar ciddi ama ciddi olamayacak kadar sacma kaliyor film.

    edit: yapilan bazi yorumlari okuyunca filmin en rahatsiz edici sahnesinin hadim edilme sahnesi oldugu belli oluyor dogal olarak. freudian bir yorum yapmaya luzum yok, bu sahnede birazcik olsun rahatsiz hissetmeyen bir erkek oldugunu zannetmiyorum. yaniliyor olabilirim ama sahsen bu sahnede insa edilen gerilimin kadin erkek butun seyirciler icin gecerli olup olmadigindan emin degilim (yani en azindan benim filmi beraber seyrettigim hatun bas bayagi guluyordu bu sahnelerde). erkeklerin bilincalti korkusuyla oynayip bir gerilim yaratmak tamam da, eger izleyen herkes bu gerilimi paylasamiyorsa yaratmak istenilen sahnenin gerilim acisindan o kadar basarili cekildigini soyleyemiyecegim. en azindan audition ve ichi the killer'in bazi sahnelerinde ya da marathon man'deki dis cekimi sahnesinde daha cok tirsmistim ben.


    (mistaken identity - 31 Ağustos 2006 21:51)

  • comment image

    bir erkek olarak izlerken dakikaları saydığım, afedersiniz ama bir süre elim penisimde izlediğim, içimi eriten film. filmin en büyük başarısı tek mekan, 2 kişiyle böyle bir gerilim ortaya koyması. başroldeki 2 oyuncunun performansı takdire şayan. ellen page 18 yaşında olmasına rağmen 14lük hayley rolünde parmak ısırtıyor. fotoğrafçı amcamı oynayan aktör de rolündeki gibi 32 yaşındaymış.

    --- spoiler ---

    efendim ben buradan şunu söylemek istiyorum ki "öncelikle yayında ve yapımda emeği geçen herkesin allah belasını versin". filmin süresi 1,5 saat ama bana 3 saat gibi geldi. ruhum karardı, içim bunaldı. böyle gerilim olmaz olsun kardeşim. hele o hadım etme sahnesi yok muydu. arkadaşımla elimiz penislerimizde (herkesinki kendiydeydi bi yanlış anlaşılma olmasın) kramplar içinde seyrettik. film etkileyicilik ve sarsıcılık görevini başarıyla yerine getirmiş. ancak şu var ki, bu film 14-15 yaşında bir erkek çocuğu izlemesin. bu filmden sonra kızlara olan bakış açısı değişir, ibne falan olur. aman diyeyim. bir de son olarak (bkz: kız ayağı kaz ayağı)

    ---
    spoiler ---


    (crowley - 26 Eylül 2006 10:59)

Yorum Kaynak Link : hard candy