• "izleyen genç çiftlere "çocuk yapmasak mı acaba" dedirten film."
  • "glenn danzig'in johnny cash için yazdığı parça. daha sonra danzig coverlamıştır. bu cover the hangover'ın efsanevi sayılabilecek girişinin de müziğidir."
  • "that 70's show final bölümünde, bölümün tamamında hissettiğimiz alışılmadık hüznü perçinler bu big star şarkısı. eric ve donna'nın liseli aşklarına çok güzel bir fon müziği olur en 70lerinden."
  • "danzig yorumunu dinlerken glenn danzig'in sesiyle orgazm olabilirsiniz çok rahatlıkla."
  • "(bkz: th1rt3en)"
  • "affedersiniz ama glenn danzig ayısı johhny cash amcanın eline verecek nitelikte mükemmel kavırlamış kendi şarkısını.hangover yokken biz vardık ulan!"
  • "insanin vicdani ile oynamayi ba$aran film. cidden rahatsiz oluyorsunuz, iciniz $i$iyor filmi seyrederken. requiem for a dream'den sonra bana bu rahatsizligi ya$atabilen ikinci filmdir kendisi."
  • "nasil vietnam savasinin izlerini silmek icin hayali rambo kahramanlar yaratmayi basardiysa simdide coken abd gencligini tamir etmek icin bu tip filmleri gazlama yolunda basarili bir film."
  • "insanı kız çocuk sahibi olmaktan soğutan film*."




Facebook Yorumları
  • comment image

    ilk çıktığında izmir'de tek salonda oynamaktaydı bu film, biz de sinemasever liseli gençliği olarak, bir şekilde izleyelim, çok övüyorlar bu filmi dışarda, diye gidip, "hmm, evet, çok ilginç, pek hoş, hmm.." diye derin derin yaklaşmıştık. oysa şu gün izlediğimde aynı filmi, "hacı biz orta okul yıllarında şöle ortamlar göremedik be, yazıklar olsun, şuna bak, çatır çutur" gibi odunsu bir yüzeysellikle yaklaştım ve geçen seneler ile beraber tam bir mala dönüştüğümü gördüm. yine de arada sırada denk geldikçe izleten, gereksiz sahnelerine rağmen iyi bir filmdir kendisi bence, fena da çekilmemiştir hani. kim derdi tracy kardeşimiz evan rachel wood'u marilyn manson götürecek bundan bir 4 sene sonra diye, vay be, hayat işte.


    (everlong - 22 Eylül 2009 00:38)

  • comment image

    her tanıtımda mutlaka kullanılan yönetmen kamera kalbinden fırlamış gibi çalışmış ” lafından fenalık gelmişti. ama izleyince hakikaten anlıyorsunuz ne denmek istendiğini. film vermek istediği şeyi o kadar net hissettiriyor ki doğru seçilmiş bir konunun iyi oyunculuk ve iyi yönetimle bir araya geldiğinde ne kadar etkileyici olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. kızların birbiriyle olan ilişkisi, davranışları çok gerçekçi örülmüş. ama belirtmeden geçemeyeceğim noktalar da mevcut tabi…mesela koskoca filmden o kare mi bulunup afiş yapılır kardeşim* ben bunda kötü niyet ararım. afiş konusunda 2. bi (bkz: günahkar rahibeler) durumu yaşanmış, pornografik öğe varmış gibi göstermek için özellikle kasılmış…neyse bi de filmin adı “thirteen” deil de fifteen olsaymış daha iyi olurmuş. yine de catherine hardwicke bilir tabi. bulursanız izleyin derim.


    (joker the one - 26 Mayıs 2004 21:49)

  • comment image

    johnny cash tarafindan yapilmi$ harika bir coveri olan danzig $arkisi.

    bad luck wind been blowin' on my back
    i was born to bring trouble wherever i'm at
    with the number '13' tattooed on my neck
    that ink starts to itch
    black gon' turn to red

    i was born in the soul of misery
    and i never had me a name
    they just give me a number when i was young

    got a long line of heartache
    i carry it well
    the list of lives i've broken
    reach from here to hell
    and a bad luck wind been blowin' on my back
    pray you don't look at me
    and i pray i don't look back

    i was born in the soul of misery
    and i never had me a name
    they just give me a number when i was young

    found me with a preacherman confessin' all i done
    catch me with the devil playing 21
    and a bad luck wind been blowin' on my back
    i was born to bring trouble wherever i'm at

    i was born in the soul of misery
    and i never had me a name
    they just give me a number when i was young
    when i was young
    when i was young
    when i was young


    (addicted to xanax - 5 Mayıs 2006 21:31)

  • comment image

    cok ilginc olmamakla birlikte amerikan gencliginin bir kismini iyi anlatmis bir film. basroldeki kizin hanim hanimciktan asi bir cazgira donusmesini biraz aceleye getirmisler kanimca(aslinda kesilmis sahneler arasinda bu transitionu daha iyi saglayabilecek sahneler var). filmde dikkatimi ceken bir mesaj sokaklarda rastladigimiz billboard reklamlarindan geliyor. kiz ikide bir sibul mu ne bi kozmetik urunu markasi reklaminin onunden gecer zirt pirt. reklamin altyazisi da "beauty is truth" gibi biseydi sanirim. filmin sonuna dogru, iyice zivanadan cikmis bir tracy imaji ile birlikte bu reklamin da grafitilerle kaplandigini goruyoruz. neymis, guzellik gercekmiymis?
    iste oyle boyle anlatiliyor amerikan gencligi uzerindeki "guzel olma" baskisi.


    (portabello - 17 Nisan 2004 10:15)

  • comment image

    çocuk yaptıktan sonra * güvendiğimiz birine verip 18 yaşında filan geri almamızı öğreten vasat film. zira katil olunabilir.

    filmdeki anne modeli her seferinde kızının saçmalıklarından dolayı çok endişelenmekte ama 2 dk. sonra unutup mutlu mutlu yaşamına devam etmekte yani hiçbir şey yapmamaktadır endişelenmek dışında. bizim türk anneleri olcaktı orda ona iki terlik fırlatacaktı tamamdı nikki nin işi.. sınıfta da kalmazdı uyuşturucu da kullanamazdı. atom mühendisi bile olurdu belki ...


    (yao - 25 Ağustos 2004 17:49)

  • comment image

    that 70's show final bölümünde, bölümün tamamında hissettiğimiz alışılmadık hüznü perçinler bu big star şarkısı. eric ve donna'nın liseli aşklarına çok güzel bir fon müziği olur en 70lerinden.


    (arrsu - 1 Ocak 2010 22:17)

  • comment image

    house m.d. adlı dizimizde house'un olivia wilde'nin canlandırdığı doktor "remy hadley"e verdiği takma isimdir. 3. sezon sonunda cameron ve chase'in teşhis ekibinden ayrılması sonucu 4. sezonda yeni kadro için alımlar sırasında tüm adaylara numaralar verilmiştir, hadley'e verilen numara da 13tür. ve ilginç bir şekilde, 4x1 de diziye katılan dr. hadley'in ismi ancak 4x15 - "house's head" bölümünde öğrenilebilmiştir.

    küçük 2 detay; kızımız lezbiyendir, ve huntington hastasıdır.

    dipnot: lezbiyen değil, biseksüel aslen. ben house'un yalancısıyım.


    (herkese benden bir margarin - 16 Haziran 2010 00:45)

  • comment image

    ibretlik bir film.
    zaman zaman izleyip, ebeveynlerimi toplar çıkarırım, bende ne doğru yapmışlar ne yanlış.

    film izlerken nadir olarak geriliyorum, gerilmiyim diye korku filmi izlemem mesela yayları gevşek tutmaya çalışıyorum, ne alemi var ekstra baskı uygulamanın ruh alemime.
    gel gelelim ki bu filmi izlerken sinirlerim burgu gibi oluyor.
    sanki birisi bütün vücudumdaki sinirleri ayıklamış ve sinirleri bir karıştırma kabının içinde doğrayıcı (blender da diyorlar) ile parçalıyor.

    film boyunca mütemadiyen, anneyi, kızı ve bir de kendimi suçlayıp durdum.

    açık bir dille konuşursak, ben şahsen kendim şiddettin her türlüsünden nefret ederim.

    iki tür şiddet zihnimde ön plana çıkıyor.
    birincisi, kadına yönelik şiddet,
    ikincisi, çocuklara.
    birincisine uygulanan şiddet , zorunlu veya dolaylı olarak ikinciye etki ediyor.

    evin beyi, baba, peder, moruk, iskele babası yada her ne haltsa,
    sokakta kumar mı oynar, zil mi takar oynar bilemem,
    eve gecenin yarısı körkütük sarhoş gelip kadını bir güzel sopalar.
    bu sopalamalar öyle yeknesak bir hal alır ki yıllar yılı, artık bir rutinden farksız bir yapıya kavuşur, hatta bir tür ritüel haline gelir, kadının kum torbasına dönüşünün dayanılmaz hafifliği de deniyor.alkolik koca içip içip, dışarıda, çevresindekilere gösteremediği erkekliğini gelip evde karısına tatbik eder.

    zaman içinde mutsuz, kederli, psikolojik dengesi dart tahtasına dönmüş kadın depresif ruh haliyle,evin içinde kendi ruh halliyesinin karanlık yüzünü tatbik edecek bir kobay arar.

    tahmin ettiğiniz üzere, anne, aciz, ağzı var dili yok, kendisine muhtaç, yardımsız bi çare çocuklarına aynıyetiyle kendisine uygulanan, darp, baskı ve şiddeti kobay sıfatı ve kaderinin ortağı yavrularına uygulamakta hiç gecikmez.

    biliniz ki bir aile de çocuklar kötek yiyorsa o evin hanımı da dayaktan nasibini alıp, şiddeti kastın daha altındaki bireylere ulaştırıyordur.

    bir de üvey anneler vardır (genelden değil de istisnalardan yola çıkıyorum, aksi takdirde pek sevgili üvey anneler yok değildir), bu üveysler, işi gücü olmayan, bir baltaya sap olamamış, kahve köşelerinde eli pişpirik kağıdı yada okey taşı tutmaktan başka bir halta yaramayan alkolik yada değil ama sigara içmekten parmakları ve bıyığı katran sarısına dönmüş, eminönü'ndeki umumi hela taşları kadar sararmış dişleriyle, üveys anneyi de kolluk kuvvetlerine katarak, her allah'ın günü sabah akşam demeden muntazaman sabi sübyanları sopadan geçirip, en halis mulis psikopat işkenceleri kocalarıyla ele ele verip uygulayan üvey anneler de mevcuttur.bu tip insanların geçer akçeleri çocuğa işkence ederek sefil hayatlarına bir zerre renk katmak suretiyle siyah beyaz hayatlarını renklendirmek olabilir.daha emziği ağzında güç bela tutabilen dişi bile henüz çıkmamış bebelerin üzerinde sigara izmariti, yada sobanın kızgın demirini çıplak ete bastırarak yavrucak avuç dolusu bağırıp çığırsın, tomurcuk dolu gözyaşları sel olup aksında zevkü sefamızı bulalım tarzında bir takım sadistik eylemleri gerçekleyebilirler.

    "onüçe" dönersek, mel, tahammül sınırları oldukça yüksek, hoşgörülü bir anne olarak tanımlanabilir, bu noktadan baktığımızda treysi evdeki "sorunlu" , ebeveyni ile iletişim kuramayan, annesinin hal-i vaziyetinin ve içinde bulunduğu zorluklarını hiçe sayan, saygısız, terbiye arsızı, laf söz anlamayan, sinir hastası bed çocuk müsveddesi olarak görebilirsiniz.
    fakat her ne kadar film çekilirken 15 yaşında olsa da, film icabı 13 yaşında olan treysi babası tarafından yok sayılan, ilgi alaka görmeyen, annesinin erkek arkadaşıyla evin içinde cilveleşip, cinsel hayatını alenen yaşadığı, maddi imkansızlıkların gırla gittiği, konuşup sorunlarını anlatabileceği, paylaşım içinde olabileceği aklı selim bir ebeveyn bulamadığı içinde treysi'de yerden göğe kadar haklı bulmak da diğer taraftan gayet makul olacaktır.
    oysaki annesinin de cinselliğini yaşamak, mutlu olmak, yaşlandığında başını dayayacağı bir omuza ihtiyaç duyması kadıncağızı ruhsal, duygusal, gelecek kaygısı vs. unsurlar içinde düşünürsek kadıncağızın çıkış yolları bulmak hususundaki eylemlerini haksız bulamayız.

    işte bu hal ve şeriat içinde şahsen ve bizzat kendimi suçlu hissettim.

    iç sesim, bir taraftan kadına çak şu küçük sıçanın ağzına iki tane aparkat oturt kıçının üstüne derken, diğer taraftan çocuğuyla adamakıllı iki kelam edemeyen daha kızının diline taktırdığı küpeyi görmekten kusurlu bir kadının, kurbağanın yıldızları iyi göremiyorum diye kuyuyunun içine girip ordan bakayım demesi kadar yıldızlara uzaktır.işte gelen giden aklım bir taraftan problemli bir çocuğa şiddet uygulayacak kadar kendinden geçmiş, sopanın ucundan damlayan balı yalayıp yutan, cani, düşüncesiz bir iblise dönüşüvermekle kendimi suçlar buluyorum.
    henüz 13 yaşındaki bir çocuk, şuursuzca bileklerini kesip akan kan ile rahatlamaya çalışırken, yani özne kendi içine çekilip sadece kendine zarar vererek bir anlam bulma savaşına girmiş kadar aciz düşmüşken bu çocuğa iki tokat atmak, orman yangının üstüne petrol kuyusu açmak kadar abes kaçacaktır.tabii bir de kız çocuğun babaya düşkünlüğü ve herifin hiç oralı olmaması, kızına bir beş dakika vakti haram görmesi, hayvan herifi sokakta görsem, ağzının ortasına iki tane çakacağım gerçeğinin bir roket edasıyla bünyeme gelip oturmasına sebebiyet vermedi değil.

    biz erkekler her nedense bir çözüm bulamadığımız her durum ve amelde, odun terapisini çözüm listesinin en başına yerleştirmekte pek bir yetenekliyiz, halbuki şiddet ahmakların ilk başvurduğu yöntemdir.

    filmin senaryosunu henüz 14 yaşındaki iviii kod adlı nikki reed yazmış ve yine filmin direktörü olan catherine hardwicke ile beraber beyaz perdeye uyarlamışlar.reed aslında filmin senaryosunu kendi 13 yaşında başından geçenleri bir takım ekleme ve çıkarmalarla öyküleştirmiştir, bu bağlamda ivii'nin annesinin de essah yaşamında kuaför olduğunu ve anne-babanın reed henüz iki yaşındayken boşandıkları argümanlarından yola çıkarsak film hani nerdeyse gerçek bir yaşam öyküsü denilebilecek kadar yalın ve yaşanmış olaylardan oluşuyor, bir nevi gerçek bir hayata dayanan öz-yaşam hikayesi.

    ayrıca film oscar adayı olarak gösterilmiş, en iyi yardımcı kadın rolüyle mel için ha bir de çeşitli festivallerde 13 adet ödüle layık görülüp, 34 adet ödüle daha aday olarak sunulmuş, fakat gelgelim her nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde imdb puanı sadece 7'de kalmıştır.

    filmin ilk gösterimi sundance film festivalinde yapılmıştır.bu festivalde catherine hardwicke drama dalında en iyi yönetmen ödülünü kazanmıştır.bu bağlamda izlenesi bir filmdir, her ne kadar holivud'un bağrından kopup gelmiş olsa da bağımsız bir film olarak bahsedilecek özgün bir yapım olmuş.


    (zirvelerin ozgurlugu - 6 Mart 2011 09:44)

  • comment image

    yine bir ergenken babam tarafından bana tavsiye edilmiş ve affedersiniz korsanı hediye edilmiş filmdir. filmi izledim sonra ben. ama sanırım babamın o filmi bana tavsiye ederkenki " kızım bu filmi izlerse pis şeylere yönelmez herhalde canım kızım benim." düşüncesi tamamen yalan oldu. öncelikle kızlar ergenliğin dibine vurmuş arkadaş. bir kere bizim o ergen dediğimiz insan evlatları kip pardue'yu basbaya alenen götürüyordu ulan. ben öyle ergenin. çok pis özendim. onun dışında film hakkaten ağır bir etki yaptı üstümde. bir süre ergen olmanın da verdiği ruh haliyle iyice çıldırdığımı felan hayal meyal hatırlıyorum. şu hayatta ilk defa çalılık kıvamındaki vajina örneğini de holy hunter'da gördüm ya artık daha ne diyeyim a dostlar. filmde en beğendiğim sahnelerden biri de en başta gösterilen yumruk atmalı sahnedir. hoş olmuş o bence. sonuçta izleyin lan böyle güzel ergenler göremezsiniz bir daha bak.


    (niluk - 30 Mart 2011 17:04)

  • comment image

    affedersiniz ama glenn danzig ayısı johhny cash amcanın eline verecek nitelikte mükemmel kavırlamış kendi şarkısını.

    hangover yokken biz vardık ulan!


    (jameskeenan - 3 Temmuz 2014 13:22)

  • comment image

    bir big star parçası. elliot smith de coverlamıştır, bu da gayet güzeldir, gene içtendir. sıradan olduğu için böyle demiyorum, sıradan değil, fakat elliot smith'in adının geçtiği herhangi bir şarkı zaten güzel ve içtendir, kendi çapında mükemmel olmakla beraber.
    sözleri:
    won't you let me walk you home from school?
    won't you let me meet you at the pool?
    maybe friday i can,
    get tickets from the dance,
    and i'll take you,
    ooo ooo ooo.

    won't you tell your dad get off my back?
    tell him what we said 'bout "paint it black",
    rock and roll is here to stay,
    come inside now it's ok,
    and i'll shake you,
    ooo ooo ooo.

    won't you tell me what you're thinking of?
    would you be an outlaw for my love?
    if it's so then let me know,
    if it's no then i can go,
    and i won't make you,
    ooo ooo ooo


    (bleneak - 18 Mayıs 2004 20:50)

  • comment image

    nasil vietnam savasinin izlerini silmek icin hayali rambo kahramanlar yaratmayi basardiysa simdide coken abd gencligini tamir etmek icin bu tip filmleri gazlama yolunda basarili bir film.


    (yorganignesi - 16 Şubat 2004 11:41)

Yorum Kaynak Link : thirteen