IMDB Puanı   : 6,9
Oy Sayısı         : 130.380
Süre                : 1 Saat 31 dakika
Çıkış Tarihi     : 16 Mayıs 2014 Cuma, Yapım Yılı : 2013
Türü                : Gizemli,Heyecanlı
Taglar             : Kadın frontal çıplaklık,Dublör,çift,Lynchian,Belirsiz biten
Ülke                : Kanada,İspanya
Yönetmen       : Denis Villeneuve (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Javier Gullón (IMDB)(ekşi),José Saramago (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Jake Gyllenhaal (IMDB)(ekşi), Mélanie Laurent (IMDB)(ekşi), Sarah Gadon (IMDB)(ekşi), Isabella Rossellini (IMDB)(ekşi), Joshua Peace (IMDB)(ekşi), Tim Post (IMDB)(ekşi), Kedar Brown (IMDB), Darryl Dinn (IMDB), Misha Highstead (IMDB), Megan Mann (IMDB), Alexis Uiga (IMDB), Kiran Friesen (IMDB), Stephen R. Hart (IMDB), Jane Moffat (IMDB), Laurie Murdoch (IMDB), Loretta Yu (IMDB)

Enemy (~ Düsman) ' Filminin Konusu :
Adam Bell (Jake Gyllenhaal), güzel kız arkadaşı Mary (Mélanie Laurent) ile bile birlikte olama isteği duymayan asık suratlı, dağınık bir tarih profesörüdür. Bir iş arkadaşının tavsiyesi üzerine bir film izleyen Adam, kendisini Anthony Clair isimli aktörde görür ve adamı takip etmeye karar verir — zevkine varacağı bir macera olacaktır bu. Benzer adamlar karşılaşır ve hayatları garip ve geri döndürülemez bir biçimde birbirine geçer. Nobel Ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago'nun Türkçe'ye Kopyalanmış Adam ismiyle çevrilen 2002 tarihli romanından uyarlanan Düşman, 2014 yılının Mayıs ayında Türkiye'de gösterime girecek.


Filmin Kitabı
  • "bu sene izlediğim en garip film. tam 2 saatimi boşa mı harcadım derken imdb'de şu yoruma rastladım ve taşlar oturdu yerine. gibi . filmi izlememiş olan tıklamasın .enemy_aciklama"
  • "sonunda çözdüğüm film. bence örümcek deli beyler."




Facebook Yorumları
  • comment image

    antony'nin hayalleri vardır lakin sistem onun tipik bir tarih öğretmeni olmasına yol açmıştır. içerisindeki bastırılmış duyguları ve otoriteye karşı gelme arzusunu kafasında adam karakterini yaratarak gidermeye çalışıyor. filmin başında belirtilen kaos henüz anlaşılmamış bir düzendir sözü zaten seyirciye bir uyarı niteliğindedir. yaşanan olaylar karışık zaman çizgisinde sahnelenmiştir. bundan dolayı izleyicide kafa karışıklığı yaratmıştır. filmin başındaki ezilen örümcek karısını temsil etmektedir. sisteme karşı gelerek karısını terk eder kendisine bir sevgili bulur ardından yarattığı kişiliğin zayıf zamanlarında karısını arar ve onu kendine çeker. okula giden karısının hamileliğini farkettiğinde tekrar eve dönme arzusu belirir. eve döndüğü bir zamanda geçirdiği vakit sonucunda yüzüğünü tekrar takmıştır uzun bir aradan sonra seviglisiyle görüştüğünde sevgilisi durumu farkeder ve tepki gösterir. bunun sonucunda geçirdikleri kazada sevgilisi hayatını kaybeder kendisinde ise sol tarafındaki yara izi kazanın hatırası olarak kalacaktır. ajansa gittiği zaman güvenliğin neredeyse 6 aydır yoktun demesi kaza sonrası zamanı ifade eder. annesi zaten olanların biraz farkındadır ve açtığı bekar evini beğenmediğini filmin başında belirtir ve ona 3. sınıf oyunculuk hayallerini bırakmasını söyler. yine filmin başındaki karısının o kadınlamı konuşuyordun sözü adam karakterinin sevgilisi olan kadını işaret etmektedir. eve döndüğü gece zaten karısının okul nasıldı? sorusu durumu izah eden bir sözdür. filmin sonundaki karısının dev örümceğe döndüğü sahne ise otoritenin tekrar ortaya çıkmasını ifade etmektedir. film konu itibariyle güzeldir ama yönetmenlik becerisi olarak insan idrakının biraz üzerinde kalmıştır. kurgu daha iyi olabilirdi.


    (replaucuruk - 28 Aralık 2014 02:24)

  • comment image

    filmi net bir şekilde anlamınızı sağlıyorum açılın. ben size dinamikleri vericem. noktaları siz birleştireceksiniz ama. illa ipucu değil de net kesin bilgi istiyorsanız şuralara bakın derim; ikisinin aynı kişi olduğuna dair %100lük biir bilgi.

    öğretmenin aktörü internette arattıktan sonra fotoğrafını buluyor internette, sonra bi kutudan yarısı yırtık bi fotoğraf çıkartıyor. kendi fotoğrafıyla karşılaştırıyor kendisine benziyor mu diye ? o fotoğrafa iyi bakın. zira aynı fotoğraf bütün olarak filmin sonuna doğru aktörün evinde de var. yanında karısı var ve bütün bir şekilde. aktörün evinde dolabın üzerinden alıp bakıyor çerçevedeki fotoğrafa.

    iki adam aynı kişi evet. sıradan ilerlemek gerekirse. size bazı noktalar vericem ve finalde büyük bombayı patlatıcam.

    --- spoiler ---

    1- öncelikle filmi öneren hocayı kendisi yaratıyor. yani o odada aslında yalnız. beyni o filmi izlemesi için birolay yaratıyor
    2- aktör öğretmeni ilk aradığında arayacağın içime doğmuştu diyor. çünkü telefon aslında çalmıyor. kendisiyle konuşuyor. hatta nasıl doğmuştu deyince içime doğdu diyor.
    3-karısı tarih öğretmenliğini yaptığını bilmiyor adamı oyuncu zannediyor. öğretmeni görmeye gittiğinde anlıyor adamın çift kişilikli olduğunu. evde yatakta ağlarken, sesiniz görüşünüzüz aynı bence biliyorsun ? ne oluyor falan durumu sorgulamaya giriyor.
    4-annesinin öğretmene yaban mersini seversin demesi ve aktörün yaban mersinini sevmesi ve tabii ki annesinin 3. sınıf oyunculuk sevdasından vazgeçmesini söylemesi. bu noktada bir ek yapmak lazım. annesi filmin başında yeni dairesini gördüm diyor. o halde nasıl yaşıyorsun diyor. bakın yeni daire ??? konuşma da ise güzel bir dairen var diyor. yani iki daireyi de görmüş. öğretmenin kaldığı daireyi evden kaçmak için tuttuğu öyle alalade bir yer zannediyor.
    5- öğretmen akötürün evine geldiğinde, kadının dolabındaki topuklu ayakkabıya bakıyor. aktör öğretmenin sevgisinin bindiği otobüste kadının topluklu ayakkabısına bakmıştı. ortada bir fetiş var. ve sonra yukarıda bahsettiğim fotoğraf olayı.
    6-ve en önemlilerinden birisi. öğretmenin seviştiği kadın aslında yok. var ama yok. hani filmin başında örümceği ezen bir kadın vardı ya, yüzü gösterilmiyor. sarışın. ilk sahnede yüzü çok fulu. örümceği ezerken de alt açıdan çekilmiş ve yüzü karanlıkta kalıyor. o kadın, tarih öğretmenin seviştiği kadın.

    filmin sonunda kadını kafasında öldürüyor sadece. derken ceketinin cebindeki o gizli fantezi toplantısının giriş bileti olan anahtarı bulana dek. işte o zaman kadına karşı olan zaafı tekrar hayat buluyor. karısını da büyük bir böcek olarak görüyor. çünkü o kadın filmin başında böceği ezmişti. bunu nasıl anlatsam bilemiyorum ama karısı o böcek. kadın onu ezdiği zaman kadına aşık olmuştu. sonra o kadını öldürdü. hatta öldürdüğünde arabanın camında bir örümcek ağı vardı hatırlıyorsanız. filmin sonunda kadına karşı tekrar haz duyduğunu fark edince karısı tekrar böceğe dönüştü. yani kurtarıcısına gitmeli. yani o böceği ezecek, yani karısını unutturacak kadına.
    ---
    spoiler ---


    (balkabagi krali sakir - 10 Ekim 2014 08:36)

  • comment image

    tahmin edilenden çok daha fazla insanın muzdarip olduğu evrensel bir konuyu işleyen ancak yoğun imge kullanımı sebebiyle kişisel bir mesele anlatılıyormuş gibi algılanan film.

    --- spoiler ---

    filmin başında ezilen örümcek bariz şekilde hamile, bu da örümceklerin adamımız için neyi simgelediğinin açık bir kanıtı bence
    sonrası zaten çorap söküğü gibi geliyor.

    ---
    spoiler ---


    (bakgidiyormakine - 18 Eylül 2014 00:00)

  • comment image

    insanın kendini gerizekalı hissetmesini sağlıyor. şöyle ki;filmi izleyip kendince eleştirip yorumladıktan sonra sosyal medyada sağlamasını yapmak için filmi anlatan tüm teorileri okuduktan sonra -he evet anladım deyip, 15 sn sonra sanki ben yine anlamadım dedirtiği için insanda, gerizekalımısın herkes anlamış bir sen anlamadın hissi veriyor.


    (erichoftun - 7 Eylül 2014 03:16)

  • comment image

    açılın! tespit yapıcam.

    --- spoiler ---

    sevgili sözlük ahalisi,
    bu filmi dün ilk kez izledim. filmi bitirdikten sonra da "acaba ne anladım?" diyerek kafamda filmi tekrar oynattım resmen. ama sonunda kendi adıma cevapları buldum sanırım.

    burada da yazılanların bir kısmını okudum. arkadaşlar gayet güzel ve bir o kadar da detaylı şekilde açıklamışlar. hele o radikal blog'daki yazı beynimi uyuşturdu yeminle. bunlara hiç gerek olmadığını, filmin asıl anlatmak istediğinin son derece basit olduğunu şimdi size şu denklemle kanıtlayacağım:

    topuklu ayakkabı = mary
    örümcek = helen

    daha doğru bir ifadeyle topuklu ayakkabı şehveti ve arzuları temsil ederken, örümcek ise üzerindeki baskıyı ifade ediyor.

    filmin başında topuklu ayakkabı ile örümceğin ezilmesini görüyoruz. işte burada ana karakterimiz hamile eşine olan bağlılığını kafasında geri plana atıyor. ve ondan sonra film bize rutini izletiyor. okul ve akşam sevgiliyle yapılan sex. yani topuklu ayakkabı örümceği ezerek, sevgilinin, hamile eşe tercih edildiğini bize yansıtıyor. ama adam, hamile karısına bağlı kalmayı kaldıramadığı gibi aynı zamanda onu aldatmayı da bir süre sonra kaldıramamaya başlıyor. bu yüzden anthony karakterini yaratıyor. gerçekçi olabilmesi için de anthony'i bir filmde görüyor ve onunla bağlantı kurabilmek için her yolu deniyor. anthony ile tanıştıktan sonra artık suçunu ve pişmanlıklarını üzerine yıkacağı kişiyi hayatına yerleştirmiş oluyor. artık sıra kendi içinde onunla mücadele etmeye geliyor. eş değiştirme olayı da bunun uzantısı zaten. anthony'den kurtulabilmek, yani karısını aldatan yanından uzaklaşabilmek için sevgilisinin anthony ile gitmesini ve o sırada da eşine dönmesini izliyoruz.

    annesiyle konuştuğu sahnede annesinin baskın yanı dikkatinizi çekmiştir. işte o sahneden sonra çıkan şehrin üzerindeki dev örümcek annesinin adam üzerindeki baskısının yansıması. adam eşine geri döndükten sonra anthony'i trafik kazası ile yok ediyor. daha doğrusu yok ettiğini sanıyor. ama sex kulübünün anahtarını eline aldıktan sonra eşine seslenmek için odaya girdiğinde gördüğü dev örümcek, adam'ın tekrar baskı altına girdiğini gösteriyor. aynı zamanda anthony'nin dolabını karıştırırken bulduğu topuklu ayakkabıyı koklaması da evliliğin getirdiği bağlılık ve baskıyı hiçbir zaman kaldıramayacağına bir işaret olarak sahnelenmiş.

    uzun lafın kısası, adam, eşi hamile kalınca kendini kapana kısılmış hisseden bir arkadaşımız. özgürlüğünün elinden alındığını hissedip çareyi eşini aldatmakta bulmuş. ama zamanla bunun da rutine bağladığını gören adam, evine ve eşine dönmeye karar veriyor. yaptıklarından pişman oluyor. kendini suçlu gördüğü bütün yanlarını yarattığı anthony karakterinin üzerine yıkıp, kafasında yarattığı bu karakteri yine kafasında yok ediyor. evine ve hamile eşine dönüyor. ama asla bu tarz bir insan olamayacağı da filmin son sahnesinde gördüğü dev örümcek ile izleyenlere yansıtılıyor.
    ---
    spoiler ---

    benden bu kadar sevgili sözlük ahalisi. katılıp katılmamak sizlere kalmış. ayrıca bu filmi sıkıcı bulanları da anlayamadığımı belirtmek isterim. beğenmeyenlere lafım yok. olamaz zaten de arkadaş ne sıkıcı filmler gördü bu gözler bugüne kadar. sizler enemy'i sıkıcı bulduysanız epey şanslı insanlarmışsınız. hiç sıkıcı filme denk gelmemişsiniz bugüne kadar. sizleri de ayrıca tebrik eder, yayında ve yapımda emeği geçen herkese adam kafasında hayatlar dilerim.


    (pardon siz kimsiniz - 17 Temmuz 2014 09:53)

  • comment image

    filmi izlerken "olmamis bu" halet-i ruhiyesiyle izledim cogu zaman, o yuzden buraya gelip "anlamadim anlayan da entel oldugunu sanan dangalaktir" yazan insanlari kismen anliyorum. fakat aslinda film bittikten sonra anladim ki film aslinda olmus, sadece azicik caba gerektiriyor anlamak icin.

    oncelikle neden "olmamis" diye dusundugumu soyleyeyim. simdi film basliyor, iste ogretmen kardesimiz kendisine tipatip benzeyen oyuncu cocugu goruyor, geriliyor heyecanlaniyor bir seyler oluyor adama. gavurlar bu duruma doppelganger sendromu diyorlar. bu benim hic anlamadigim bir sey. yani olabilir abi niye bu kadar abartiyorsunuz? insan insana benzer lan. iste bu yuzden tarihci abinin tripten tribe girmesini, iste cevredeki diger insanlarin garip hallere dusmesini falan cok yadirgadim. dogu'lu olarak bati'inin bu hassasligina vakif olamadigini dusundum. yani bende doppelganger korkusu yok, o yuzden ben bu filmden zevk alamayacagim, diye dusundum. ayni seyi mesela bir bati'li icinde cin gecen filmlerde falan da hissedebilir, anlatabiliyor muyum, kultur farki yani.

    ama sonra bu gerilim bitmek bilmedi, bence cok alakasiz sahnelerde cok abartili gerilim muzikleri falan gelmeye basladi, ben de iste o zaman isin icinde baska bir sey olabilecegi olasiligina uyandim. yani doppelganger olayi (en azindan fiziksel anlamda) bir dikkat dagitma taktigi (distraction), konu o degil yani. kitabi okumadim ama eminim filmin kitapla hicbir alakasi olmamasinin sebebi de burada yatiyor, o yuzden "kitap gibi olmamis" demenin ne anlami var bilmiyorum, buyuk ihtimalle kitap cok yuzeysel olarak kullanilmis.

    bundan sonrasi filmi izleyenler icin.

    --- spoiler ---

    filmin cozumu soyle (sagdan soldan apardigim seylerle birlikte):

    tarih ogretmeni adam bell diye biri var, ama filmde bize yansitilan sakalli sahis degil bu. adam, anthony'nin yarattigi bir kisilik. bu olmayan kisilik filmi anlatan (narrator) olarak basladigi icin hemen hemen herkesi filmi yanlis okumaya sevk ediyor. herkes tarih ogretmeni sahsin gercek oldugunu, anthony'de bir bokluk oldugunu dusunuyor otomatik olarak, oysa tam tersi.

    yonetmen ipucu vermiyor, ipucunun olmamasiyla ipucu veriyor genelde. ne demek bu? mesela adam koca anfi'ye ders anlatiyor, bir allah'in kulu ogrenci de cikip tek kelime etmiyor, soru sormuyor "hocam bunlar finalde cikacak mi?" demiyor. demeleri mi lazim, hayir, ama deselerdi eyi olurdu.

    ayni dersi aynen tekrar dinliyoruz. filmin hemen basi bu. ne alaka? genelde tekrar eden ruyalarda olur boyle seyler, kesin kanit mi hicbir seye, degil.

    filmin hicbir sahnesinde iki kisi konusurken yanlarinda bir ucuncu kisi yok. yani filmdeki her diyalog hayal olabilir. gercek hayat boyle bir sey mi lan? mutlaka oluyor boyle seyler de yonetmen bize sadece bu anlari gostermeyi seciyor, diktator ya pezevenk.

    filmi anlamadan once beni en rahatsiz eden sahnelerden biri hamile kari'nin (helen sanirim) universite'ye gelip adam'la konustugu sahneydi. "nasil abarttilar arkadas insan insana benzer iste ya" diye sinire kesmisken, sahnenin sonlarinda helen'in "anthony"yi aramasi ve telefonun adam'in binadan iceri girdikten sonra acilmasi artik biraz uyanmami sagladi. yine dikkat edersen dogrudan bir ipucu ya da kanit yok, kanitin yoklugu durumu var. adam/anthony'nin telefonu actigini gormuyoruz.

    tahmin edebileceginiz gibi helen "adam" karakterini anthony'nin uydurdugunu cok iyi biliyor, ve kendisini tanimamasini, bebegin kac aylik oldugunu sormasini falan ve bir de uzerine 10 saniyede adam karakterinden anthony'ye gecebilmesini pek iyi karsilamiyor. takdir edersiniz ki akil sagligi yerinde olan herkes boyle bir olay karsisinda yikilir. ve helen'in ciddi sekilde yikildigini da goruyoruz, bunun disindaki okumalarda helen'in gereksiz tepki verdigini dusunebilirsiniz, filmi izlerken ben de oyle dusundum. ama kocasinin ciddi sekilde kafayi yedigini acik ve secik goren biri icin normal tepkiler veriyor.

    peki bu "adam bell" karakteri ne ayak? bu konu cok acik degil. anthony bir sekilde adam bell'e ulasmis, belki rasgele, belki ders aldigi biri onceden, kagida yazmis, bos amfilere gidip geliyor. helen da cebinden buldugu kagitla internetten adam bell'i buluyor. yine kanit ve ipucu eksikligi, adam bell'in fotografi yok hicbir zaman. cok mu zor bunu yapmak, ozellikle bircok insanin dusundugu gibi adam bell karakteri gercek anthony karakteri uydurmaysa. koyarsin sakalli resmi olur biter. adam bell farkli biri iste o yuzden gormuyoruz, bence en mantikli aciklama bu.

    filmin diger koptugu yerlerden biri adam bell'in annesi. kadin oglunun kafasinin kirik oldugunu cok iyi biliyor, hem uzerine gitmemek icin hem de "bu manyak bizi de picahlar" diyerek ogluyla samimi sekilde konusuyor. bircok insan "saygideger bir isin var" lafini tarih ogretmenligi olarak yorumlamis, ama bence anthony'nin bilmedigimiz baska bir isi var. adam belki broker, belki traktor fabrikasi var, bilmiyoruz, lafi gecmemis olabilir. kanit yok, sadece anthony'nin boyle normal bir isi olmasina ragmen hala aktor olmaya calismasinin sacma oldugunu soyluyor hizlica ve bu ikiz olayini duymak istemiyor cocugun kafasinin iyice kaydigindan korkarak. bu diyalog uzerine kayislarin iyice koptugunu simgelemek adina toronto uzerinde yuruyen devcileyin orumcegi goruyoruz.

    orumcek, bir diger arkadasin yakaladigi gibi cinsel sapkinligi ve louise bourgeois tarzi kadinligi ve anthony'nin hayatinin ve beyninin bir guzel sikilmesini temsil ediyor. herifin bir de topuklu ayakkabi manyakligi var. anthony olarak adam'in sozde sevgilisi mary'yi takip ederken yilan derili topukluyu gorunce kucuk emrah gibi sevinmesi mi dersin, adam karakteri olarak helen'in yanina gittiginde helen'in hamileligi yuzunden giyemedigi topukluyu gorunce agzinin sulanmasi (marietouchet tarafindan yakalandi) mi dersin her turlu sapiklik var.

    daha cok sey var da yaz yaz nereye kadar. filmdeki en guzel sey butun bunlari mal gibi izleyip, sonunda o devcileyin orumcegi gorunce skynet activated kivaminda kafanin bir anda calismaya baslamasi, bilincaltina isleyen bir suru detayi patir patir cozmeye baslaman, disini fircalarken aynada kendinden korkman ve got korkusuyla uyumaya calisman. bir anlamda ruh sagligi bozuk insanlarin kafa yapisini kisa sure de olsa sana yasatiyor yonetmen; bu yuzden allah belasini versin, adam sandler'la romantik komedi cekmek zorunda kalsin para icin.

    ---
    spoiler ---

    buyuk ihtimalle filmi bir kere daha seyretmek lazim. bu da bence biraz dezavantaj. ama oyle david lynch filmleri gibi hakikaten kaotik degil yani mantikli ve gorece tutarli bir konusu ve kurgusu var, sadece dogru yerden tutturmak lazim.

    puanim 8.5.

    1.5 puani yonetmen filmi izlerken degil izledikten sonra korkuttugu icin kirdim. kafamla oynamayin lan.


    (k mno4 - 8 Temmuz 2014 16:35)

  • comment image

    beni biraz yordu. dikkatim dağıldı. sıkıldım. sonlara doğru hadi hadi biraz olsun keyif verdi. ama genel anlamda yavaş bir anlatım söz konusu. havası müzikleri çekimleri felan insanı o dünyaya götürüyor. ama hızlıca geri geliyorsunuz.

    biraz düz adamlıktan çıkıp detaylara dikkat edince filmin anlatmak istediği mesajı anlıyorsunuz. gidip irdelemesini okumanıza çokta gerek yok. o şehir ne amk. her yer toki.


    (fukka - 15 Haziran 2014 11:43)

  • comment image

    filmde beni en çok sarsan şey şehrin görüntüsüydü. hatta çoğu zaman bir vahşet görüntüsü izliyormuş gibi oldum. tüylerim diken diken oldu, gözlerim doldu. o nasıl bir yalnızlık hissidir. koca şehir zombi istilası altında gibi. o binalar, yollar, arabalar... her şey devasa, soğuk ve yalnız. tıpkı bir savaş alanı gibi. yani üstümüzde gerçekten bir örümcek dolaşsa bu kadar dehşet vermezdi. yalnızlıktan ölücez. gerçekten.

    iş arkadaşı film bahanesiyle muhabbet açıyor. resmen rahatsız oluyor eleman. insanın insandan uzaklaşması-nı da geçmiş resmen insanın insandan tiksinmesi. okulda öğretmen, şirkette mühendis falan fark etmiyor. kimse kimsenin umurunda değil. iş arkadaşınla 2 sene konuşmasan rahatsız olmazsın. film boyunca hiç arkadaş-dost-komşu-okuldan arkadaş-cart curt hiç bir şey yok. modern insanın yalnızlığı.


    (buckle your seatbelt - 28 Mayıs 2014 01:14)

  • comment image

    filmde, örümcek id, aktör ego, tarih öğretmeni de süperegoyu temsil etmektedir. ego ve süperegonun dengeleyici durumu, idin baskılanamayacağı, insan doğasının vahşi yanının her daim yeşermek için bir yol bulacağı, üstü kapalı biçimde anlatılmıştır.

    filmin başında örümcek küçüktü, ezilebiliyordu. tarih öğretmeninin annesi boşuna üçüncü sınıf bir aktör olduğun fantazisini bırak demiyordu, yasak ilişkiyi yaşadığında aktörün yanındaki kadın parmağında yüzük izi var sen kimsin diye boşuna sormuyordu, hamile kadın okulda gününün nasıl geçtiğini boşuna sormuyordu adam'a.
    adam'ın egosunu alt etmesi gerekiyordu, araba kazası egonun katledilmesiydi. ancak süperego her şeyi denetledim sanırken tam bir diktatör olmuş ve bu şekilde id'e hizmet etmiş, idi devleştirmişti.
    kısaca filmde anlatılan budur.

    filmi izlemeyenler için yukarısı bir şey ifade etmeyebilir, ancak izleyenler için her şeyi berraklaştırdığını umuyorum.


    (kalemdefter - 21 Mayıs 2014 22:11)

  • comment image

    benim için güzel ve çok kafa karıştırmayan bir filmdir. izlediğim filmden anladığım karakter profili ise;

    --- spoiler ---

    adam bell-anthony claire çift karakterli yani şizofren bir üniversite hocasıdır. olmak istediği kişi ile oyuncu, karizmatik-iyi görünümlü, motor kullanan birisidir. hatta bunun için oyunculuk çabalarına dahi girişmiş, bir kaç filmde figüranlık yapmıştır fakat kız arkadaşı helen hamile kalınca onunla evlenip, sadece öğretmenliğe konsantre olmuştur fakat bu da kişilik bozukluğu sürecinin başlangıcı olmuştur kişide. (bknz 6 aydır ajansa uğramamıştır anthony, helen ise 6 aylık hamiledir)

    annesinin keza "başında zaten bir kadın var" demesi helen'i kastetmesidir, "3. sınıf oyunculuk heveslerinden vazgeçmelisin" cümlesi ise bir zamanlar giriştiği oyunculuk hevesine göndermedir.

    iki karakteri hiçbir zaman 3. bir kişi yanında görmeyiz. filmde zaman algısı özellikle verilmemiş ki izleyicinin aklı iyice karışsın.

    adam'ın mary ile olan ilişkisinin yüzeyselliği, adam'ın dairesi ise tam bir kaçamak yuvası alarmı vermektedir. bir yatak, mutfak, bilgisayar ve koliler. zaten ikisinin ilişkisindeki samimiyetsizlik de bunun sinyallerini verir. bunun dışında helen'in "yine onunla mı görüşüyorsun?" demesi anthony'nin zaten kaçamakçı bir yapıya sahip olduğunu da kanıtlar.

    hatta şunu düşünerek de ileri gidebilirim biraz sanırım, filmin en başındaki adam-mary ilişkisi görüntüsü filmin belirli zamanlarında araya serpiştirilmiş. aslında hepsi bir geceden oluşuyor ve o gece adam, sınav kağıdı okuyor, film izliyor, yatağa giriyor, mary ile sevişmek istediğinde mary ona durmasını söylüyor ve gidiyor. aslında bu mary'nin gerçekten adam'ın hayatından nasıl çıktığı fakat adam, mary'i hayatından anthony ile yaptığı kaçamak sebebi yaptıkları trafik kazasına bağlıyor. bunu da kaza sürecinde verilen sahnelerden birinde adam'ın o gece tek kişilik evinde sıçrayarak yalnız uyanmasından anlayabiliyoruz.

    ha anlamadığım bir kısım varsa o da örümcek-tarikat ilişkisidir. onun da kaos teorisi ile alakalı olduğunu düşünüyorum.
    ---
    spoiler ---

    kısaca film diyor ki en büyük düşmanımız kendimiziz.


    (icelicious - 10 Mayıs 2014 16:42)

  • comment image

    filmin çözümlemesini (tam bir gizemler denizi olduğu için) yazmaya çalışacağım.

    izleyen arkadaşların ise çok işine yarayacak sanıyorum. izlemeyenler okumasın lütfen.

    sıkıcı ve gri bir adamın (ismi de adam), kendisine tıpatıp benzeyen havalı ve eğlenceli bir aktöre (anthony/daniel) rastlamasını anlatan film. tabiki kendisine benzeyen bu aktörle tanışmaktan geri duramaz ve burada olaylar başlar.

    kafa karıştıran akışı, görsel unsurları ve felsefik temaları ile “n’oluyor yahu” durumunda gelişen bir film görmekteyiz.

    bu insanlar iki kişi gibi görünse de (aktör olan anthony/daniel ve öğretmen olan adam) aslında bunlardan sadece adam gerçek. (filmin başında annesi telefonda “adam canım” diye konuşuyor ve daha sonra da annesi adam’a 3. sınıf bir aktör olma sevdasından vazgeçmesini söylüyor. adam ve helen’in evliliği ve mary ile yaşadığı evlilik dışı ilişkisi anlatmaktadır.)

    adam sıkıcı, evli ve baba olmak üzere olan bir üniversite profesörüdür ve bu durumun içine hapsolmuş hissetmektedir. aktör olduğu, havalı bir motosiklet kullandığı, tam anlamıyla adam olduğu eski gençlik hayallerini hatırlar. film boyunca karşımıza çıkan örümcekler, kadının bir kapan olduğuna dair kafasındaki düşünceleri, özgür hareket etmesine engel olan bağlılığını (evliliğini) temsil etmektedir.

    karısını ve bu hayatını terkeder ve başka bir kadınla bir maceraya sürüklenir. bu durum filmin başında özel bir gece kulübünde bir striptizcinin (aslında kendi içgüdülerinin) bir örümceği (evliliği ve çocuğunun yükünü) ezmesi ile temsil edilmektedir.

    bir boşluk içerisinde ilişkisini yaşamaktadır, aklının derinliklerinde hatıraları durmakta, geçmişinden yırtık bir resim eşinden kopuşunu simgelemektedir.

    hayalleri için eşinden ayrılmıştır. (6 aydır oyunculuk ajansına uğramamış ve eşi 6 aylık hamiledir.)

    annesi (veya bilinci) adam’a neyin gerçekte önemli olduğunu ve neye sahip olduğunu anlatır. içgüdüleri ve sorumluluk duygusu ölümüne kavga eder ve sonunda karısına dönmeye karar verir.

    (adam ve helen yatakta iken helen’in “okul nasıldı” diye sorması, gerçek olan kişinin adam olduğunu göstermektedir.)

    mary ve anthony’nin seviştiği ve mary’nin yüzük izini görerek çıldırması ise, adam’ın evli olduğunu hatırlaması ve hatıralardan kurtulmaya çalışmasıdır. anthony ve mary’nin arabayla kaza yapması adam’ın hatıralarını silmesi, unutmasıdır. tutku dolu, bağımsız halinin ölümü; arzularını öldüren ve bir örümcek ağının kapanışı (araba camındaki çatlaklar) ile sonlanan bir araba kazası ile betimlenir. gene ağa düşmüştür.

    adam’ın sorumlu tarafı ağır basmıştır. fakat aynı hataları tekrar yapmaya meyillidir. özel kulübe giriş anahtarını bulur ve gitmeye karar verir, karanlık arzuları tekrar onu ele geçirmiştir. ve döngü yeniden başlar.helen’la konuşurken odada dev örümceği görmesi, gece kulübe gitmesinin tekrar örümceği ortaya çıkaracağı temsil edilmektedir


    (darksidest - 5 Mayıs 2014 07:16)

  • comment image

    izledim.. ve sonra buradaki yorumları okudum.. döndüm ilk 10 dakikasına tekrar baktım.. tek doğru yok, mülahaza dairesi açık.. yönetmen öyle bırakmış.. örümcek muamması çözülmeye muhtaç, herkes bir tarafından tutuyor..

    --- spoiler ---

    ikiz değiller..
    aynı kişiler..
    anne, iki çocuğunu da tanıyor, bu yönde işaretler var.. (tel konuşmaları, blueberry sevmeyenine "seversin" demesi.. 3. sınıf oyunculuk göndermesi vesaire..)
    hamile kadın, kocasından hoşnut değil, fakat peşine düştüğü diğer adamı seviyor.. belki de istediği öyle bir koca, hayalinin peşinden koşuyor, bilinmez..
    tarih hocasının monoton bir hayatı var, başta yönetmen bunu vurgulamış.. okul ve yatak arkadaşı arasında geçen bir düzen..
    diğeri kötü çocuk.. gece hayatı var, karısını aldatıyor, meyilli.. geceleri esrarengiz toplantılara katılıyor filan..
    filmin sonunda eş değiştiriyorlar..
    finalde, ana karakterimiz hamile kadının arkasından gidip dev örümcekle yüzleşiyor.. önce irkiliyor, sonra kanıksıyor.. ve o yüz ifadesiyle bitiyor film..
    yönetmen adeta, anladınız mı diye soruyor, seyirciye..
    seyirci bombok çıkıyor tabi, salondan.. sonra da internete saldırıp bu satırları okuyor :))

    ---
    spoiler ---


    (journalist - 28 Nisan 2014 00:51)

  • comment image

    filmi izleyenler için;

    --- spoiler ---

    anladığımdan değil, yazarak çalışmayı sevdiğimden belki anlarım umuduyla yazıyorum.

    1- anthony gerçekten kaza yapıyor.
    2- adam bell gerçekten var olan bir tarih öğretmeni.
    3- annenin düzgün bir işin ve güzel bir dairen var konuşması. 3. sınıf oyunculuk hayallerini bir kenara bırakmalısın demesi.
    4- annenin baştaki kötü apartman dairesi vurgusu.
    5- anthony'nin yaşadığı apartmanın görevlisi.

    şimdi çoklu kişilik bozukluğundan söz etmemiz mümkün değil. çünkü adam da var, anthony de kesin olarak. (apartman görevlisi, gelen posta ve üniversitenin websitesi) iki farklı hayat ve iki farklı insan var ama tıpatıp aynı görünüyorlar. ikiz olmaları da söz konusu değil; yara izlerine kadar aynılar. bu durumda elimizdeki verilerle net olarak hiçbir yere varamıyoruz. annenin konuşmalarını da baz alamıyoruz çünkü ne adıyla hitap ediyor anne ne de işi ile ilgili net bir şey söylüyor.

    aklıma tek bir şey geliyor benim; iki kadın da (mary ve helen) adam ve anthony'nin yarattığı gerçekte var olmayan karakterler. bir şekilde bu iki birbirinden bağımsız hasta insan aynı noktada buluşup birbirlerine benzediklerini sanıyorlar. anthony helen ile değil başka bir kadınla evli, parmağında yüzük izi olan biri. adam bell ise gerçekten tarih öğretmeni olan ve güzel apartman dairesinde oturan kişi. bu durumda film şöyle oluyor;

    adam tarih öğretmeni. güzel apartman dairesinde oturuyor ve filmde anne olarak gördüğümüz kadının oğlu. annesi hasta olduğunu biliyor, öbür daireyi de tutmuş hastalığından dolayı, önceden birkaç yerel filmde figüranlık yapmış hala oyunculuk hayalleri sürmekte olan biri.
    anthony'nin nerede yaşadığını ve kimle evli olduğunu bilmiyoruz. görünüşü adam'dan tamamen farklı.

    bu iki kişinin tek ortak yanı hayali birer dünyaları olması. bir şekilde hayat onları karşı karşıya getiriyor ve birbirlerine benzediklerini sanıp savaşmaya başlıyorlar. en nihayetinde anthony adam'ın sevgilisi ile romantik bir gece geçirdiğini sandığını buhranlı bir gecede trafik kazası yapıp ölüyor. çünkü aslında mary gerçek değil.
    hayır böyle olmaz (dedim ya yazarak düşünüyorum) olmaz çünkü apartman görevlisinin tanıdığı kişi anthony. posta da anthony adına geliyor. cast ajansına gittiğinde de ona anthony olarak hitap ediliyor. bu durumda anthony güzel apartman dairesinde oturan oyuncu olmak zorunda.
    şimdiye kadar yazdıklarımın tersini düşünsek? adam'ın evli olduğunu ve ölenin de adam olduğunu düşünsek? tarih öğretmeni adam. evli, güzel bir apartman dairesinde karısıyla yaşıyor. bir de öbür kötü daireyi tutmuş. annesi de ona laf çakıyor. hakikaten 3. sınıf oyunculuk hayalleri kuran biri olsa? bu durumda...
    olmaz yüzük yine işleri karıştırıyor. o zaman hem anthony'de hem de adam'da yüzük izi olmalı. hassiktir. olmuyor olm.
    hah ! ne komik lan. film mi çok kötü yapılmış, ben mi zaman geçtikçe gerizekalılaştım acaba? fight club, memento, matrix çözümlemeleri yaptığımız günler vardı.. hey gidin...

    anlayan yazsın. ya da mesaj atsın rica edicem !
    ---
    spoiler ---


    (it was me - 25 Nisan 2014 23:11)

  • comment image

    filmle ilgili kafası oldukça karışmışları şöyle alalım.

    --- spoiler ---

    denis villeneuve'un yeni filmi enemy'nin final sahnesi belki de''çekilmiş en ürkütücü final sahnesi'' olarak adlandırıldı. ürkütücülüğünün büyük bir kısmı ise başlangıçtaki açıklanamaz sahnelerinden kaynaklanıyor.

    filmle ilgili bir teorim var. enemy, bir erotik gerilim filmi ve ikizlik teması üzerine bir film olarak konuşuldu bunca zamandır - ki bu bahsedilen iki temayı da barındırıyor içinde- fakat bence filmin esas meselesi kişilerin farkında olmadan totaliter bir devlet rejiminin altında yaşaması. filmimiz, tıpkı invasion of the body snatchers filmi gibi fakat biz bu iki film arasındaki benzerliği enemy nin son sahnesine kadar farkedemiyoruz, tıpkı filmdeki kahramanımız adam gibi. bu bağlamda insan bedenini çalan yaratıklar, örümcekler oluyor.

    kahramanımız adam bell ile üniversitede totaliter devletin insanları nasıl bastırdığına dair ders verirken tanışıyoruz. romalılar eğlenceyi kullanıyor diyor ve bize 'ekmek ile sirkleri' hatırlatıyor. bu sahne bize filmin girişindeki erotik şov sahnesini hatırlatıyor. işte orada ilk örümceğimizi görüyoruz. anthony, adam'ın ikizi, bu tür şovlara gidiyor, ve sonraki sahnelerin birinde kaldığı apartmanın kapıcısından öğreniyoruz ki bu kapıcımız o şovu tekrar görmek için herşeyi yapmaya hazır (düşünün nasıl müptelası olmuşlar olayın). anthony'nin mesleği(aktörlük) de onu eğlence sektörüyle içli dışlı kılıyor. o da bu endüstrinin içinde yani.

    diğer taraftan adam ise eğlence sektörüyle pek arası olmayan biri. üniversitede tarih profesörü ki bu bize totaliter rejimin insanları bastırmasıyla ilgili verdiği dersi hatırlatıyor. ''sinemaya pek gitmezsin, değil mi? '' diye soruyor iş arkadaşı adam'a, durduk yere hemde. adam ise ''film izlemeyi pek sevmem'' diye yanıtlıyor. birbirini tekrar eden sahnelerde görüyoruz ki, gerçekten de adam'ın totaliter rejim hakkında ders vermekten, şarap içmekten ve kız arkadaşıyla seks yapmaktan başka bir işle alakası yok.

    fakat iş arkadaşı onu bir şeye doğru yönlendiriyor. adam iş arkadaşının durduk yere bu konuyu açmasının sebebini, iş arkadaşının kendisine bir film tavsiye edeceğini düşünerek ''birdenbire bu konuyu açınca bana bir şeyler önereceğini düşündüm.'' diyor. iş arkadaşının adam'a önerdiği film, adam'ın etrafında neler olup bittiğini anlamasında çok önemli bir yer tutuyor.

    filmin başlarında şehirde neler olup bittiğiyle ilgili incelikli ipuçları bulunuyor aslında. sokaklarda bulunan telleri gösteren alçak-açılı yavaş çekimler görüyoruz, ki oldukça fazla örümcek ağlarına benziyor bu teller:

    http://www.slate.com/…crop.promovar-mediumlarge.png

    adam bell'i, duvara grafiti ile 'bir iş adamının ırkçı roma selamı veren ' resminin yanından geçerken görüyoruz:

    http://www.slate.com/…crop.promovar-mediumlarge.png

    anthony, adam'ın kız arkadaşı mary ile kavga etmeye başlıyor arabada, '' adam(normal adam yani, filmdeki adam bell değil) olmadığımı mı düşünüyorsun?'' diyor ve bu kavga korkunç bir kaza yapmalarına sebep oluyor. bu esnada kamera yavaşça arabanın ön camındaki bir çatlağa yakın çekim yapıyor ki bu çatlak da bir örümcek ağını andırıyor:

    http://www.slate.com/…crop.promovar-mediumlarge.png

    daha belirgin ipuçları da var filmde, dev bir örümceğin şehrin üstünde yürümesi gibi. bu sahnenin bir benzeri filmin bir afişinde gözüküyor. ki o posterde örümcek özellikle anthony'nin resminin üstüne konulmuş.(posterdeki karakterin anthony olduğunu üstündeki siyah deri ceketten anlayabiliriz, adam asla bu tarz giyinmez çünkü.) anthony'nin filmin başındaki erotik örümcek şovununda görünmesi ile mary'nin anthony'i adam( karakter olan adam değil, normal bildiğimiz adam. bi daha yazmıycam bak) olmamakla itham etmesi sahneleri sonrasında villeneuve bize arabadaki çatlak camı gösteriyor - bize anthony'nin karısının bir örümceğe dönüşeceğinden veya hatta bir örümceğe hamile olmasından bahsetmiyor- . tüm bu olanlardan sonra anthony'nin aslında göründüğü kişi olmadığı oldukça aşikar.

    http://www.slate.com/…crop.promovar-mediumlarge.jpg

    filmdeki asıl ironi ana kahramanımızın bile, totaliter hükümetler üzerine bir uzman olmasına rağmen, şehri çevreleyen ı, iyice o ağın içine batmadan fark edememesi.filmin başlarındaki ders verdiği sahnede söylediği; totaliter devletler başarılı olurlar çünkü '' onlar her türlü 'bireysel ifadeyi' sansürlerler.'' ve ne zaman ki adam(kahramanımız olan) kendisinin tıpatıp bir ikizi olduğunu farkeder, işte o zaman tam olarak gerçekleşen şey şudur ki: bundan sonra asla bir birey olamayacaktır.(çünkü kendisinden bir tane daha var, ehehe)

    villeneuve ve senarist javier gullón'un sürpriz bir şekilde o homem duplicado dan bir örümcek istilası filmi gibi duran fakat esasında totaliter rejimi eleştiren( benim yorumlamama göre yani) bir film uyarlaması aslında tamamıyla tesadüfi değil.

    o homem duplicado romanının herhangi bir şekilde örümceklerin komplosu gibi şeyleri barındırmamasına rağmen, bu temalar jose saramago için oldukça önemli aslında. saramago 3 yaşında olduğu vakitler askeri bir darbe portekiz hükümetini devirir ve sonrasındaki 48 yıl boyunca saramago faşist bir rejimin altında yaşar.

    peki neden özellikle örümcekler kullanılmış filmde? bunun sebebini söylemek oldukça zor açıkçası. o homem duplicado romanında herhangi bir sekiz bacaklı yaratıktan bahsedilmiyor. fakat o ano da morte de ricardo reis romanında bir paragraf vardır ki saramago incelikli bir şekilde hazırlanmış metaforik bir kıyaslama yapıyor faşist polisler ile bu polislerin örümceklerle olan akrabalıkları arasında.

    peki, nerden geliyor bu örümcekler? adam'ın da bize filmde hatırlattığı üzere, neden faşist rejimler tarih boyunca tekrar ve tekrar ortaya çıkıyor? enemy bize, totaliter rejimi yaratmaya yönelik eğilimimizin insanın doğasından geldiğini söylüyor, içimizden geldiğini söylüyor. her şeyden sonra, adam'ın bile, sözde ikizlerden iyi olanı, son derece kusurlu bir karakter olduğu ortaya çıkıyor - kız arkadaşını satıyor ve başka bir kadınla aldatıyor, hatta daha önceki sahnelerden birinde kız arkadaşına tecavüz etmeye bile kalkışıyor-. film devam ettikçe görüyoruz ki adam, gittikçe anthony'e benziyor. filmiyle ilgili ağzını daima kapalı tutan villeneuve bile enemy hakkında şöyle diyor: '' bazen bilinçaltınızdan gelen dürtüleri kontrol edemezsiniz ya, ... işte o dürtüler içimizdeki diktatörlerdir.''

    ---
    spoiler ---
    not: alıntıdır ve çeviridir. ayrıca, emeğe saygı +rep.


    (il pompiere - 25 Nisan 2014 20:26)

  • comment image

    bitişiyle birlikte fular yetmezliğinden öldüğüm filmdir.

    --- spoiler ---

    getirebildiğim kendimce en mantıklı açıklama iki adamın ve iki kadının aslında çift kişilikli iki insan olduğudur, aktörün eşinin bunu ima ettiği birkaç an var, ve tarih profesörüne senin kalmanı istiyorum dediği an da bunlardan biri bence, yani daha naif olan karakterler filmin sonunda bir araya gelirken daha hırçın olan diğer kişilikler de birlikte yok oluyorlar, sondaki örümcek sahnesi de bence aslında gerçekten 2 farklı kişi olmadığına ve tüm olan bitenin adamın kafasında olduğuna bir atıftır, hoş olayı tamamen saçma sapan bir şekilde yorumlamış da olabilirim, sürekli vurgulanan örümcek olayını pek anlamlandıramadım.
    ---
    spoiler ---


    (metingibicentilmenol - 25 Nisan 2014 14:06)

  • comment image

    87 dakikalık her yönüyle kâbus niteliği taşıyan video.
    --- spoiler ---

    film giriş sahnelerindeki "kaos" alıntısıyla ve bir grup insana yemek servisi şeklinde sunulan böceğin ezilmesiyle sonrasında gelen durgun bir saati sizi diken üzerinde oturtarak yapıyor. sonlara doğru iyice kafa karıştırıyor ancak son saniyelere kadar yine mantıklı ama kötü bir film izlemiş oluyorsunuz. yalnızca son saniyelerde mantık tamamen kalktığı halde film muhteşem bir sanat eserine dönüşüyor.

    anlaşılmayı bekleyen kaos'u sadece son saniyede görmüyorsunuz ancak daha öncesinde görmezden geliyorsunuz. oysa ki hep oradaydı. başlangıçta kaçan örümceğin ezilmesiyle, sınıftaki derslerin rahatsız ederken hayranlık uyandırıcı tekrarlarında, filmdeki hikaye tam biçim değiştirecekken şehrin üzerinde upuzun bacaklarıyla bir işler karıştıran örümcek görüldüğünde, yönetmenin çocukların ikiz olup olmadıklarını merak etmemize rağmen seyirciye bir türlü net olarak vermemesinde...

    film ne anlatıyor?

    net bir şey söylemek ne kadar mümkün bilmiyorum. aklımda bir kaç seçenek var ve eğer biri varsa diğeri yok gibi.

    başlangıçtaki konsey bir grup üst düzey yönetici, güç sahibi adamlar ve önlerine gelen oyuncak koca bir şehirle oynuyorsa bu: biz bir takım insanların oyuncağının oyuncağıyız temasına çıkar. ancak yönetmen bu kadar basit bir düşünceyle bu filmi çekmiş olamaz. kaldı ki olsa bile yine taşlar yerine oturmuyor. anahtarın nereden geldiğini bilmiyoruz.

    konuyu tekrar toplamak için şu şekilde dağıtırsak: film, içindeki basit hikayede insanların birden bire gelen büyük hayat değişimini kabullenişini vurguluyor. dört temel karakterden üçü -adam, anthony ve helen- kendi hayatlarında eksiklikler hissediyor. bu yüzden karşılarına çıkan ilk fırsatta üçü de değişimi anında kabullenebiliyor. bu durumda bu kabulleniş aslında kaçışın kendisi.

    edit: evsizkedi anahtarı söyledi. bi de o yemek servisi değil dedi. haklıydı. dün akşam tekrar izleyince biraz daha oturdu zaten. sağolasın evsizkedi

    ---
    spoiler ---

    bir şey söyliycem. filmi anladım falan diye düşünüyordum ama böyle yazarken düşündüm de ben de bir bok anlamamışım. ama her azıcık anlayan bir şeyler yazsa güçlerimizi birleştirip anlayabiliriz. fularlılar, bi el atın la kuruduk asdfghj


    (dragoners - 24 Nisan 2014 22:08)

  • comment image

    film kötü o yüzden kitabı okumak istiyorum. bir filmde gönderme var diye iyi film olmuyor nazarımda. kitabı bilmediğim için orda nasıl anlatılıyor bilmiyorum ama arkadaş sanki yönetmen düz yerde sek sek yaparak ilerlemiş. gerim gerim gerdiği kısmına katılmıyorum. şu nedenle katılmıyorum. arada süperantürel görüntü ve imgeler serpiştirilmiş alttan da gerilim müziği verilmiş ama gerecek bir şey yok. baştan sona bir insan aynısını tv de görse ilk akla gelecek şey olan "aha ikizim mi var lan benim" sorusu ve bu sorunun normalliğine dayanan gerilimsiz bir süreç yok. normal şartlarda sadece şok olunup ya kanka şöyle bi durum var amk kimsin necisin şeklinde beklenen tepkiler garip bir şekilde kasıntı bir hale sokulmuş. yani film bak hacı bildiğin gibi değil bekle bi diye bağırıp durmuş. haa öyle olması gerekiyorsa ona göre adamı o psikolojiye sokacak olan bir olay örgüsü olmalı ki yok. yani film boyunca yönetmen bak filmin sonunda garip bir şey olacak o yüzden gerilmeniz lazım diye gözümüze sokmuş. önceki filmlerini beğenmiştim. neden böyle bir terbiyesizlik yaptı anlamadım valla.


    (icseldevinimlerindisavurumu - 23 Nisan 2014 02:17)

  • comment image

    kesinlikle gece saatlerinde, özellikle de depresif bir ruh halindeyseniz izlenmemesi gereken filmdir. tabii eğer uykuya göğsünüzde bir sıkıntı ile dalıp, sabaha kadar kabus görmek istemiyorsanız...

    gelelim filme... öncelikle belirtmek gerekir ki kitabını okumadım. (bu nedenle büyük ihtimalle kitapta bulunup da filmde yer almamış bir çok alt metinden habersizim)

    kısa olmasına karşın yine de çok ağır ilerleyen (hatta ilerlemeyen) ve tüm bu ilerlememe haline karşın izleyeni gerim gerim germe kabiliyetine sahip bir film. misal film devam ederken bir yandan twitter'ı karıştırıp, diğer yandan kahvenizi içip göz ucuyla ekrana baksanız da pek bir şey kaçırmazsınız. filmin akışına dair bir şey kaçırmayacağınız gibi gerilme hissi de sizi bırakmaz. bu kadar ağır ilerler ve hiçbir şey olmazken gerçekten izleyeni bu kadar daraltıp, gerebilmesi bence bir başarı... özellikle psikolojik gerilim sevenlerin ilgisini çekebilir.

    gelelim esas mevzuya... özünde anımsattığı fight club'ta ilk andan itibaren neyin içerisinde olduğunuzu bilerek filmi takip etmenize karşın, bu filmde bölük pörçük parçalar zihninizde sürekli çakarken diğer yandan filmin bitiminde aslında izlediğiniz filmin bambaşka bir bilimkurgu olarak sonlanabileceğini de düşünüyorsunuz. filmin konusuna dair içerisinde size verilen alt metinler ise ancak film bitince bir bütün içerisinde yerleşiyor.

    --- spoiler ---

    mesela anne ile konuşması sırasında, annesinin 'iyi bir mesleğin var. bir şu 3. sınıf oyunculuk hayallerinden, bir de şu kadından vazgeçsen" mihvalindeki konuşması... sevişmenin ortasında sevgilisinin birden kaçması... eşinin 'okulda günün nasıl geçti' sorusu... ve tabii ki en son sahnede sevgilisinin yüzük izine sinirlenmesi... bir de unutmadan yaban mersini, günümüzdeki beslenme modaları, kapitalist sistemin icadı organik besinler vs. konusunda bence çok güzel seçilmiş bir 'simge' olmuş.

    ---
    spoiler ---

    özetle, bireyin varolan sistemde gündelik yaşamda kendisine nasıl yabancılaştığını, kendi içerisinde nasıl bölünmeler yaşadığını tam da içerisinde bulunduğumuz iğrenç dünyadan kaçamama hissiyatının yarattığı gerilimi hissettirerek anlatan bence izlenesi bir filmdir. bir de kimse bu konuda bir şey yazmamış ama sık sık karşımıza çıkan ve de özellikle son sahnede gözümüze sokulan 'dönüşüm' göndermesi de filmin derdinin ne olduğunu net şekilde ortaya koyuyor.


    (derada - 21 Nisan 2014 14:15)

Yorum Kaynak Link : enemy