Süre                : 2 Saat 26 dakika
Çıkış Tarihi     : 12 Eylül 1990 Çarşamba, Yapım Yılı : 1990
Türü                : Biyografi,Cinayet,Drama
Taglar             : gangster,Organize suç,Sadist psikopat,mafya,yükselmek ve düşmek
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Warner Bros.
Yönetmen       : Martin Scorsese (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Nicholas Pileggi (IMDB)(ekşi),Nicholas Pileggi (IMDB)(ekşi),Martin Scorsese (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Robert De Niro (IMDB)(ekşi), Ray Liotta (IMDB)(ekşi), Joe Pesci (IMDB)(ekşi), Lorraine Bracco (IMDB)(ekşi), Paul Sorvino (IMDB)(ekşi), Frank Sivero (IMDB), Tony Darrow (IMDB)(ekşi), Mike Starr (IMDB)(ekşi), Frank Vincent (IMDB), Henny Youngman (IMDB), Gina Mastrogiacomo (IMDB), Catherine Scorsese (IMDB), Charles Scorsese (IMDB), Suzanne Shepherd (IMDB), Debi Mazar (IMDB), Welker White (IMDB), Jerry Vale (IMDB), Christopher Serrone (IMDB), Elaine Kagan (IMDB), Kevin Corrigan (IMDB), Michael Imperioli (IMDB), Johnny Williams (IMDB), Frank Pellegrino (IMDB), Tony Sirico (IMDB), Joe D'Onofrio (IMDB), Marianne Leone (IMDB), Melissa Prophet (IMDB), Illeana Douglas (IMDB), Susan Varon (IMDB), Samuel L. Jackson (IMDB), Paul Herman (IMDB), Manny Alfaro (IMDB), Margaret Smith (IMDB), Bob Golub (IMDB), Vincent Pastore (IMDB), Anthony Alessandro (IMDB), James Quattrochi (IMDB), Lawrence Sacco (IMDB), John 'Cha Cha' Ciarcia (IMDB), Vito Antuofermo (IMDB) >>devamı>>

Goodfellas (~ Siki Dostlar) ' Filminin Konusu :
Henry Hill, Jimmy Conway ve Tommy De Vito adındaki iki gangsterle birlikte bir soygun düzenler. Jimmy ve Tommy, Henry'den başka soyguna karışan herkesi öldürür ve ardından mafyada hızlı bir yükselişe geçer. Gangster çetesi içinde hiyerarşik bir yapılanma vardır ve Henry bu durumu kendine yediremez.

Ödüller      :

Venedik Film Festivali:Audience Award (Arena), Silver Lion-Best Director
Academy Awards - Oscar:En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
BAFTA:BAFTA Film Award-Best Direction, BAFTA Film Award-Best Film, BAFTA Film Award-Best Screenplay - Adapted, BAFTA Film Award-Best Film


Gansgter / 19
  • "filmde boeing 747'nin bulunduğu sahne 1963 senesinde geçiyor, fakat boeing 747 1969'da test uçuşlarına başlamış...scorsese'in babası da hapishanede çorba pişiren zatın kendisi..."
  • "tarantino'nun muhtemelen 1268 kere seyretmiş olduğu filmdir."
  • "the sopranosun esin kaynağı olmuştur kanımca."
  • "joe pesci nin "you think i'm funny?" dediği sahneler tamamen doğaçlama çekilmiş. martin scorsese özellikle böyle istemiş ve diğer aktörlere söylememiş; tepkileri doğal olsunmuş.eh daha güzel olamazdı"
  • "(bkz: funny how)"




Facebook Yorumları
  • comment image

    filmde boeing 747'nin bulunduğu sahne 1963 senesinde geçiyor, fakat boeing 747 1969'da test uçuşlarına başlamış...scorsese'in babası da hapishanede çorba pişiren zatın kendisi...


    (clockwork life - 9 Ocak 2002 09:42)

  • comment image

    tam bir masterpiece başkada birşey demeye gerek yok, en iyi oyunculuğuda martin scorsesenin annnesinin çıkardığı kanısındayım, bu kadar mı doğal oynanır kardeşim helal olsun valla. bu arada bir anneyle oğul bu kadar mı benzer bilemiyorum, filmi ilk gördüğümde acaba martin scorsese peruk takıp kadın rolüne mi girdi demiştim o kadar yani.
    --- spoiler ---
    ufak bir trivia veriyim bu arada, filmin sonunda jimmy conway'in 2004 yılında şartlı tahliye edileceği söylenmiştir lakin kendisi 1996 yılında akciğer kanserinden hayata gözlerini yummuştur,allah taksiratını affetsin,amin.
    ---
    spoiler ---


    (venus - 4 Haziran 2005 02:37)

  • comment image

    bu cumartesi buddha barda çalacak olan grubun adı. bayaa sıkılarmış görücez bakalım!
    4.5 sene sonra gelen edit : güya reklam yapmaya calismisim. yani hakkaten sadece gülüyorum, ulan sunu okuyanin gelecegi varsa da gelmez. sikilarmismis, kimse anlamamis kendi reklamini yaptigini kaz millet dimi. insan degisiyor, hakkaten bayaa degisiyo:)


    (floyd - 31 Temmuz 2001 23:48)

  • comment image

    her ne kadar uzun suren bir film olsa da sadece tommy devito'nun (joe pesci) manyakliklari bile filmi sikilmadan izlemenizi saglayan faktorlerden biri. bu filmin ba$kahramani $uphesiz ki henry hill rolundeki ray liotta'dir, zaten hikaye de onun agzindan anlatiliyor. ilerki yillarda bu adamin uluslararasi capta buyuk bir $ohrete kavu$amamasi bana hep mark hamill'i hatirlatir. kendisini ilk olarak 1992 yapimi unlawful entry filminde obsesif polis memuru rolunde izlemi$tim, ki film son derece surukleyici olmasina ragmen ikinci sinif bir filmdi. goodfellas'taki rolu ile en iyi yardimci erkek oyuncu oscarini kazanan joe pesci sanirim "fuck" kelimesini bir filmde bu kadar cok kullanip uzerine oscar kazanan yegane insan. bence kendisi oscar'i $u sahne ile goturmu$tur: filmin ba$larinda arkada$lari ile masada ne$eli bir muhabbet icindeyken, gulu$meler arasinda henry'nin "you are a funny guy" lafinin uzerine "what do you mean i am funny?" der, henry kem kum eder, i$te oyle boyle ne$eli, eglencelisin der ama tommy gittikce o me$hur takintili, $izofren tavrini gosterir, "funny how?, funny like a clown?" "am i here fuckin' to amuse you? how am i funny?" der, henry iyice tirsar... i$te bu diyalogun oldugu sahne filmin en guzel yeri bence.

    i$ler tikirinda giderken, sabah evden cikmaya hazirlanan henry, karisinin paraya ihtiyacim var lafinin uzerine, "ok how much you need?" diye sorar, karisi ise ba$ ve i$aret parmalariyla istedigi kalinligi gosterir: "that much". hep du$unmu$umdur bu sahne kadinlara kotu ornek oluyor diye. allah gostermesin e$lerimiz her sabah bunu yapsa 2 gun sonra donumuz bile gider evellallah.

    filmin en komik yeri ise me$hur hakki bulut kilikli, takimin en salak adami rolunu oynayan herifin elindeki caydanlikla di$ari cikmaya calismasidir. tommy'nin laflari resmen izleyenleri yarar:

    -come on, make that coffee and let's go
    ....(adam elindeki caydanlikla kapiyi acar ve di$ariya yonelir)
    -what the fuckin' you doin', it's a joke, joke.. put the fuckin' pot down..

    hikayeye gore jimmy (robert de niro) bu yil (2004) 78 ya$inda hapishaneden cikiyormu$. film tarih itibariyle imdb top 250'de 54,812 ki$inin verdigi oylarla 10 uzerinden 8.5 puan almi$ ve en iyi 28. film olma $erefine eri$mis durumda.

    tavsiyem, bu filmi seyrediniz ve seyrettiriniz.


    (huger - 9 Haziran 2004 09:44)

  • comment image

    filmde hikayesi anlatılan henry hill (ray liotta tarafından canlandırılıyordu), dün vefat etmiş.
    --- spoiler ---
    filmin sonunda, henry'nin öldürülmesini bekliyorsunuz ama, sonunda polise herşeyi anlatıyor ve tanık koruma programına alınıyor. tanık koruma programına alındıktan sonra, "herkes" gibi birilerini, bir şeylerin olmasını bekleyerek yaşayacağını alaycı bir ses tonuyla anlatıyor. zaten film içinde de birçok defa, normal hayat yaşayan (işte senin benim gibi okuyan, bir başkasının iş yerinde çalışan, faturalarını düzenli yatıran) insanlar küçümsenmişti henry tarafından.

    - i always wanted to be a gangster.

    ---
    spoiler ---


    (utkin graznikov - 13 Temmuz 2012 23:51)

  • comment image

    kameranın hareketli kullanımı konusunda ders niteliğindeki martin scorsese şaheseri. sadece teknik ve sinematografi olarak değil, öykü anlatımı konusunda da usta işi. genelde joe pesci üzerinden işleyen komedi unsurları da cabası.

    scorsese'nin kamerayı ustalıkla hareket ettirerek çektiği sahnelere verilebilecek örnek çok ama ben şimdilik sadece iki tanesinden bahsedeyim. bunlardan ilki şüphesiz sinema tarihinin en iyi uzun çekimlerinden biri olan copacabana sahnesi. yaklaşık 3 dakika uzunluğundaki bir tek çekimden oluşan ve steady cam yardımıyla çekilen bu sahne, bir yönetmenin işini zorlaştırabilecek sayısız unsura sahip olmasına rağmen kusursuzlukla işlenmiş. kameranın defalarca farklı noktalara odaklanıp farklı yakınlıkta/uzaklıkta kareler çektiği, mervidenlerden inerek upuzun ve dolambaçlı bir koridordan ve sonrasında restoranın mutfağından geçtiği bu sahnenin tek bir cut bile yapmadan çekilmesi insanı büyülüyor. tüm bunlar yetmezmiş gibi hem kamera, hem ana karakterler, hem de figüranlar sürekli hareket halindeler ve sahne boyunca birkaç farklı diyalog var. ilk izlediğimde ağzım açık kalmıştı; üzerinden seneler geçti ama hala aynı şaşkınlıkla ve hayranlıkla izliyorum. teknik üstünlüğünün yanı sıra sembolik olarak da oldukça güçlü. işte bu yüzden de sinema tarihinin en iyi sahneleri arasına girer.

    bahsetmek istediğim ikinci sahne ise jimmy'nin lufthansa soygunundan sonra çetenin bazı üyelerini öldürttüğü sekans. kameranın pembe cadillac'a usulca yaklaşması, çöp kamyonunun içindeki cesetleri gösterirken kendi ekseni etrafında dönmesi ve vinç vasıtasıyla yapılan çekimler çok hoş. bu sekans boyunca anlatılan farklı öyküleri bir arada tutma görevinin derek and the dominos'dan layla'ya (piano exit versiyonu) verildiğini ve bu şarkının huzurlu yapısının en pis yerlerde bulunan cesetlerle müthiş bir tezat oluşturduğunu da belirtelim.

    aslında bu entry'de sadece bu iki kısımdan bahsedecektim ama filmin sonlarına doğru bir de dolly out zoom in**** sahnesi olduğunu belirtelim. zaten mükemmel olan bir filmde yapılması bu kadar zor bir efektin bulunması da pastanın kreması gibi bir şey.


    (amaru71 - 28 Nisan 2012 14:19)

  • comment image

    joe pesci nin "you think i'm funny?" dediği sahneler tamamen doğaçlama çekilmiş. martin scorsese özellikle böyle istemiş ve diğer aktörlere söylememiş; tepkileri doğal olsunmuş.eh daha güzel olamazdı


    (balli - 16 Ağustos 2011 07:39)

  • comment image

    filmde dikte edildiği üzere, gerzekler olarak, hayatın görmediğimiz boyutunu gözümüze sokan enfes bir film. çekimler, diyaloglar, bakışmalar bile çok profesyoneldi. şahsımın böyle kötü adamlar, yeraltı dünyası, mafya meseleleri gibi filmlere olan ilgisine istinaden söyleyebilirim ki her bir rol için seçilen oyuncular son derece yerindeydi.

    ancak filmi gözümde mükemmel kılan özelliği, detayların olağanüstü şekilde işlenmesiydi. oyuncuların her bir bakışı, mimiği, burunlarını çekişi bile sahneyi olması gereken havaya sokuyordu.

    özellikle aklımda kalan birkaç konuyu ise şöyle belirtebilirim.

    --- spoiler ---

    * henry (ray liotta) sadakatinin karşılığını yıllarca fazlasıyla alır. ilk mahkemesinden çıktıktan sonra mafya eşrafının "milli oldun adamım" tarzı sevinç gösterilerinde bildiğin kahkaha attım.

    * bir yerden bir yere toplu taşıma ile gitmenin gerzekçe görüldüğü bir dünya var. ve bu dünya giderek büyüyor. aidiyet duygusu filmin daha çok başında işleniyor. ve italyan-irlandalı-yahudi ayrımının ekseninde, çok mantıklı bir dağılım olmadığının farkındayım, aslında alt mesaj olarak seyirciye açıkça aktarılıyor.

    * jimmy (robert de niro) her zaman var olduğunu görmemiz gereken esas kötüdür. resmen tony (joe pesci) üzerinden mesajları verip, büyük soygundan sonra ters köşe yaptılar. bayıldım!

    * karen'daki (lorraine bracco) bacaklar bende olsa dünyayı ele geçirirdim.

    * henry ve karen'ın tanık koruma programına katılıp, normal vatandaş olduktan sonra boşanmaları çok ironiktir. sen her türlü manyaklığı yaşa, iki çocukla, mafya-uyuşturucu saflarında maksimum adrenalin durumunda bile boşanma. sonra gel hayatının en sakin döneminde boşan.

    ---
    spoiler ---

    izleyin bunu. benim gibi de geç kalmayın böyle.

    edit: off müzikleri de çok iyiydi. her 10 yıllık döneme has, özenle seçilmiş, kült eserler dinledik. adamlar yapmış.


    (besili melek - 7 Aralık 2010 03:42)

  • comment image

    bu italyan-amerikan abiler mafya filmi çektiğinde bana kalırsa ilk önce bahsetmemiz gereken olgu sınıf bilinci ve dahi amerikan rüyasıdır. bu rüya meselesi once upon a time in america'da her anlamda tavan yapmış, the godfather bir saga olduğundan aile ve erk sahibi olmak gibi mefhumlarla ön plana çıkmıştır. goodfellas ise ahlakçılıktan önce bu sınıf meselesinin en yalın halde ilgilenildiği filmdir bu üçlü içinde. burada karakterin küçüklüğünden başlanır anlatıma ve ilk vurgulanan gangster olmanın toplum içinde getirdiği avantajlardır, ki bunlar sıra beklememek, paraya yani istediklerine ulaşabilmek olunca ideolojik anlamda daha da göze batıyor.

    hikayenin ahlakçı tonu ağır basıyor, doğru. scorsese'nin kilise, ahlak konusundaki eğilimleri için (bkz: mean streets) hatta o filmde harvey keitel'in vicdan azabı çektiği için elini ateşe tuttuğu sahneyi hatırlatmak isterim; zira goodfellas'ı bu ahlak konusundan azade değerlendirmek ya da scorsese'nin ahlakçı gözükmemeye niyetlendiğini net olarak söyleyebilmek zor. filmde özellikle pov çekilmiş birçok sahne var, ayrıca ray liotta'nın oynadığı karakter(henry hill) ne olursa olsun şiddete en az meyilli ve en mantıklı karakter (sadece sevgilisine yapılandan sonra çıldırıyor, ki filmdeki kadın meselesi de uzunca tartışılabilir). bir de joe pesci'nin infaz edildiği sahnede scorsese'nin tercih ettiği üst açı önemli bana kalırsa, sanki o an ilahi adalet devreye giriyor ve en fazla küfür eden ve öldüren adam öldürülmüş oluyor. ayrıca henry hill'in voice over'ı bile olaylardan habersiz seyirciyi ters köşeye yatırabiliyor. (bunun için peruk reklamında oynayan abinin öldüğü sahneye bakılabilir) gerçi bunlara rağmen filme ahlakçı diyemiyorum. scorsese filmi bir çöküş olarak kurguluyor. filmin açılış sahnesi devamında da göreceğimiz gibi bir yıkımın başladığı an oluyor karakterler için. olay örgüsünde iki noktanın birleşmesi yaklaşık bir saat sürerken scorsese burada adeta coşuyor; non-diagetic müzik, dinamik kurgu, kısa planlar ve dahi plan sekanslar vs. plan sekans dedik de henry hill'in sevgilisini bara götürdüğü sahne sanırım sinema tarihinin en önemli sahnelerinden biri. kamera çifti takip ediyor; abi dışarıdan geliyor, sıra beklemeden 'arka' kapıdan içeri dalıyor, ilk önce işin mutfağından geçiyor, sonra birkaç kişiye para dağıtıyor ve insanların arasına daldığında kamera farklı bir yerden devam ediyor ve en nihayetinde bir anda kendisini sahnenin dibinde buluyor; ki bu sahne o dakikaya kadar anlatılan her şeyi sembolize ediyor, arka taraftan sahnenin dibine iki dakikada yapılan hızlı bir yolculuk. devamında ise film karamsarıyor ve bu yaklaşık bir buçuk saat sürüyor.

    filmin sonu da daha önce bahsettiklerime paralel, henry hill cezasız kalan tek karakter gibi gözükse de aslında en büyük cezayı alan yine o oluyor. filmin ortalarında gördüğümüz gibi cezaevi de gangster'in yaşamının bir parçası ve ara sıra zaman geçirilmesi gereken bir yer olarak bile görülebilir. oysa gangster olmayı bir ayrıcalık, sınıflar üstü bir noktada gören henry hill sonda 'normal' bir amerikan ailesi gibi yaşamaya mahkum oluyor. daha önce bir şey almak için istemesi yeterliyken şimdi istemese bile gazetesi evine geliyor ve yaşamak için 'çalışmak' zorunda kalıyor, geri kalanlar gibi amerikan rüyasının peşinden koşuyor.


    (shocktheworld - 3 Ekim 2009 20:32)

  • comment image

    amerikan gang'lerinin altyapısı italyan ve irlandalılardan oluşmakta. bunu the godfather ya da the sopranos gibi yapımlarda ziyadesiyle gördük. bu iki etnik grup arasında ise aşılmaz bir hiyerarşi var ki bu da çete liderinin her durumda saf italyan (sicilyalı) olması, ya da güce hakim ailenin bir italyan ailesi olması. filmin godfather adlı başyapıttan ayrıldığı nokta da bu olsa gerek. godfather, joe pesci'nin canlandırdığı karakterin, çetenin lideri olarak ilan edilmek için gittiği ve tuzağa düşürülüp öldürüldüğü evin duvarlarının arasında çekilmişti. bu film ise, o evin duvarları arasında yaşayıp, her türlü kanuna ve kurala karşı dokunulmazlıkları olan aile fertlerinin ayak işlerini yapmakla sorumlu olan, onlardan daha alt bir tabakayı işgal eden ve aralarında irlandalıların çoğunlukta olduğu çete elemanlarının, gücü elinde bulunduran aileye nazaran daha kuralsız, daha kalitesiz ve daha yoz yaşamlarını anlatmakta. böylece bizim de elimize, corleone ailesinin servetinin nelerden oluştuğu ve nasıl elde edildiği hakkında bilgi geçmekte. bu açıdan bakıldığında bu film, godfather filminin bir devamı niteliğinde, iki filmin karşılaştırılması ise son derece yersiz.


    (mascius - 15 Şubat 2009 02:42)

  • comment image

    fuck kelimesinin tam 296 kere kullanıldığı filmdir (scarface'e bile fark atmış bu konuda). ortalamaya vurunca dakikada 2.04 kere söyleniyormuş. bunun yaklaşık yarısını doğal olarak joe pesci söylüyor.


    (piccadilly - 2 Şubat 2009 15:06)

  • comment image

    sebep-sonuç ilişkileri, "etme-bulma dünyası" dersleri filmler dünyasına aittir. pis ve belalı işlere bulaşmış insanların eninde sonunda hakettiğini bulacağını, adalet kanının yerde kalmayacağını söyleyenler filmlerdir. gerçek hayatta böyle bir kaide yoktur. scorsese'de bu gerçeğin farkında olarak çekmiştir bu filmi; ama bu gerçeği bilmesi karakterinin film boyu verdiği kararların sonucunu ahlakçı bir biçimde bağlamasını engellemez. scorsese filmografisine bakıldığında her daim görüleceği gibi, kendisi didaktik olmadan ahlakçı olmayı becerebilmiş, karakterlerini yargılamaksızın onları eylemlerinin sonuçlarıyla başbaşa bırakmasını bilmiş bir yönetmendir; ki kendisini klasik holivud sinemasının amdan götten klişelerine düşmekten kurtarıp büyük yönetmen yapan şey, karakterlerine karşı yargısız, nesnel tavrıdır.

    goodfellas'ın finalinde henry hill karakteri eski hayatından vazgeçmek zorunda kalmıştır. ki zorla itilmiştir bu hayata... aynı şekilde filmin diğer karakterleri de hayatları boyu yaptıklarının cezasını çekmek üzere yakalanmışlardır. kısacası yaşananlara yakından baktığımızda göreceğimiz
    şey şudur: filmde adalet yerini bulmuştur!

    lakin filmin bütününe yayılmış üslubu gereğince scorsese bu noktada tipik bir "adalet yerini buldu!" katharsisinden kaçınır; adaletin yerini bulmasını seyirci için haz veren bir hadise haline getirmez. zira scorsese film boyu bütün karakterlerine öyle nesnel yaklaşmıştır ki, daha yakından ve melodramatik bir bakışta direk nefret bağı kuracağımız karakterlere aynen scorsese gibi kayıtsız kalmışızdır; duygu bağı yoktur aramızda. ve dolayısıyla filmin bitiminde bu yaşananlar sevindirmez bizi, sadece düşündürür. tabii scorsese'in bu tavır içine girmesinin sebebi barizdir; kendisi seyircinin kafasına dank diye vurmak, ne hissetmesi ve düşünmesi gerektiğini dikte etmek yerine, kendi ahlakçı hikayesi üzerine kafa yorulmasını ister. o sebepten esasında tamamen ahlakçı* olan bu hikayeyi aktarışında üslup ve kurgusunu kullanarak her türlü ahlakçılıktan ve yorum yapma hevesinden sıyrılmaya uğraşır. scorsese'in ahlakçılığı ve goodfellas'ın bu ahlakçılıktan aldığı nasibi konusundaki düşüncelerim bunlardır.

    öte yanda coppola'nın anlattığı hikaye anlattıkları açısından ahlakçılığıyla ön plana çıkan bir hikaye değildir. ama bu scorsese'in coppola'dan üstünlüğüne, coppola'nın hata yapmış olduğuna işaret olarak görülmemelidir kanımca.

    zira coppola, iyilik-kötülük-ahlak hakkında değil, aile ilişkileri-iktidar-rekabet-ataerkil düzen hakkında konuşmaktadır. bunu anlatırken kullandığı mecranın bir mafya ailesi olması kendisine herhangi bir ailede kullanamayacağı bir şiddet unsurunu ön plana çıkarma imkanı vermiş; karakterlerin normal bir ailede çok alışıldık gözükebilecek eylemlerini göze batacak bir şiddette yansıtabilmesini sağlamıştır.

    godfather'da don corleone veya michael corleone gerçekten karizmatiktir. ama eylemlerine bakalım; don corleone müşfik bir baba, karizmatik bir adam olmasının yanında bir emirle bir adamı öldürtmek konusunda duraksamayan biridir. michael corleone babasının işlerinden uzak durma hevesindeyken donuk gözlerle karısına düpedüz yalan söyleyebilen eli kanlı bir katil olmuştur; üstelik michael'in karısının gözünden aktarılan final sahnesinde duruma dıştan bakma imkanı kazanaraktan farkederiz ki, michael filmin başında olmak istemediği kişi olmuştur. yani kısaca karizmatik gibi görünen bu karakterlerin kimler ve nasıl insanlar olduğunu bize olduğu gibi yansıtmıştır coppola. buna rağmen bu karakterleri yargılamaksızın "ben de onlar gibi olmak istiyorum" diyorsak bu coppola'nın yaptığı yanlıştan ziyade filmin en derinlerimizde yatan iktidar sahibi olma içgüdümüzü azdırmasından; yani esasen bizdeki bir hatadan kaynaklanmakta değil midir?. babası gibi bir kanlı katile dönüşmüş, yalancı bir adamla özdeşleşmekte sakınca görmememizin sebebi coppola'nın onu yansıtışındaki stilizasyon mudur, yoksa bizim iktidara olan özlemimiz midir?

    bu anlamda coppola'ya bu açıdan saldırmak kanımca izleyenlerin çıkardığı olaylar yüzünden clockwork orange'ı suçlamaya benzer. clockwork orange kendi ahlaki tavrını aynen godfather gibi keskin bir biçimde almış bir filmken, don corleone'ye olduğu gibi alex karakterine özenip şiddet saçmaya girişenlerde olmuştur; peki bu kubrick'in suçu mudur, yoksa alex'e özenip şiddet saçan besbelli ki hasta ruhlu gençlerin mi?

    (editle gelen dönüş: dahası goodfellas'da bir arınma da söz konusu değildir. scorsese'in ahlakçılığını dikkatli tanımlayalım, artık buna ahlakçılık demenin ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum. film boyu mafya dünyasının ne kadar şenlikli, paranın ne kadar kolay kazanılan birşey olduğunu gördükten sonra, filmin sonunda henry hill'in bakışları o geçmiş günlere özlemle doludur. "dersini almamış"tır, "günahlarından arınıp" bambaşka bir insan olmamıştır.)


    (caponsever - 10 Ağustos 2002 18:09)

  • comment image

    *

    filmde henry hill hapishaneden çıktıktan sonra uyuşturucu işine girmek ister, ama akıl babası ve kendisini mesleğe sokan insan olan paully* kendisini bunu yapmaması için uyarır. buna rağmen uyuşturucu işine giren henry sonunda uyuşturucu müptelası olmuştur, karısıyla durmadan kavga etmektedir, ailesi mutsuzdur; üstüne üstelik sonunda yakalanır.

    bu bağlamda scorsese aynen godfather'daki don corleone gibi ahlakçı bir tavır takınmış ve "uyuşturucu işine girenin sonu bu olur!" demiştir, bu derece didaktik olmayan bir tavır ile.

    filmde scorsese, coppola'nın godfather'daki tavrının aksine, mafyaya alabildiğine gerçekçi ve bu gerçekçiliği perçinleyen bir nesnellikle yaklaşmıştır. scorsese'in karakterleri godfather'daki gibi estetik ve etik kaygılara sahip değildirler. ama bu coppola'nın mafyayı illaha idealize ettiği manasına gelmez. scorsese'in filminde durmaksızın vurgulanan mafyozoların kanuna karşı üstünlüğüdür; kanuna karşı gelmelerine rağmen paşalar gibi yaşayışları, ama sonunda kanunun kazanışı anlatılır, scorsese'in ahlakçı hikayesinde. coppola'nın filminde (birinci filmi baz alıyorum) ise mafya ile kanun arasında bir karşılaşma söz konusu değildir; bir mafya ailesi ile diğerleri arasında, kendi içinde bir sosyete arasındaki rekabet aktarılır. bu sosyetede corleone ailesi ne kadar karizmatik, stilize bir üslup ile erdemli ve ağırbaşlı aktarılmışsa, diğer mafya üyeleri de onlara kıyasla erdemsiz ve iki yüzlü aktarılmıştır. buradan yola çıkıp stilize edilenin suçlular dünyası değil özel olarak corleone ailesi olduğu sonucuna varabiliriz.

    ve coppola sokaktaki şiddeti, insan öldürmenin vahşetini kendi dönemine göre alabildiğine dehşet verici bir şekilde aktarmayı becermiştir. evet, melankolik gangster klişesini başlatan filmlerdendir godfather, ama kendi içinde tutarlı bir ahlak kurabilmeyi becerdiği su götürmez bir gerçektir.

    üstelik godfather'ın hikayesinin geçtiği dönem henüz vahşi kapitalizmin doruğuna çıkmadığı, amansız rekabet piyasasının mafyozo dünyasına tam anlamıyla nüfuz etmediği 40lar iken, goodfellas en vahşi kısımlarını 80'lerin vahşi rekabet ruhundan alır. ve zaten godfather'da uyuşturucu piyasasına geçmek isteyen mafyozolara karşı burun kıvıran don corleone'nin hikayesi de değişen zamanlara ve kızışan rekabete dikkat çekmekte değil midir?


    (caponsever - 10 Ağustos 2002 03:10)

  • comment image

    filmlerin ilk 5 dakikası seyirciyi içine çekmelidir düsturuna acayip bir boyut katmıştır. filmin ortasındaki bir sahneyi jenerikten önce girer adamı harbiden içine alır, çiğner, sindirir sonra da filmin sonuna kadar bağırsaklarda posasını çıkarıp bitişte dışkı gibi atar. şöyledir:

    ray liotta arabayı kullanırken bir ses duyar. robert de niro ve joe pesci uyumaktadır. uyandırır onları ve bir ses duyduğunu söyler. lastik patladı zannedip arabayı sağa çekerler. anlarlar ki ses bagajdan geliyor. hay allah falan derler. daha kuytu bir yere gidip bagajı açarlar içerde her anlamda daalmış feci dayak yemiş bir adam vardır. de niro 5-6 el ateş eder adama. pesci bıçakla deşer. bagajı kapatıp yola devam ederler.
    sen de izlerken: "ha hööö... nası? ne? nooluyo?" dersin


    (rosebud26 - 12 Haziran 2002 13:02)

  • comment image

    1986 tarihinde yayınlanan polis muhabiri nicholas pileggi tarafından yazılmış wiseguy isimli romandan uyarlanmış film. roman henry hill'in gerçek hayat hikayesini anlatıyor.

    henry hill filmin sonunda da bahsedildiği üzere 1989'da karısından boşanıyor, 1990ların başında sanık koruma programından çıkartılıyor. 1987 senesinde tekrar narkotik suçlardan tutuklanıyor, daha sonra bu işleri bıraktığını söylese de en son 2005'te yine uyuşturucu ile yakalanıp tutuklanmış.

    hayatı boyunca alkolizm ve uyuşturucu ile yaşıyor. gerçekten de ilginç bir hayat hikayesi var.

    kendisinin bir aşçı olduğu, hatta yaptığı özel spagetti sosunun internet üzerinden satıldığı, en son 2007 senesinde bir restorant daha açtığı, "the wise guy cookbook: my favorite recipes from my life as a goodfella to cooking on the run" isimli bir yemek kitabı yazdığını öğrenince film boyunca yemek, yemek pişirme üzerine bu kadar çok sahne olmasının sebebi anlaşılıyor.

    kızları gregg ve gina hill ise onunla beraber geçirdikleri yılları anlattıkları bir kitap yazmışlar. 2004 tarihinde yayınlanan kitabın adı "on the run: a mafia childhood"

    kaynak: wikipedia


    (mea maxima culpa - 18 Mart 2008 06:06)

  • comment image

    ray liotta,debi mazar,paul sorvino,robert de niro ve joe pesci nin rol aldii 1990 yapimi sahane film..filmin yonetmeni martin scorsese..
    bu arada filmde scorsese in annesiyle babasida rol almakta ..nefis film..


    (pancake - 15 Mart 2000 22:42)

Yorum Kaynak Link : goodfellas