IMDB Puanı   : 7,5
Oy Sayısı         : 180.236
Süre                : 1 Saat 56 dakika
Çıkış Tarihi     : 18 Kasım 2016 Cuma, Yapım Yılı : 2016
Türü                : Drama,Heyecanlı
Taglar             : Romana dayalı,rehin,Flashback,Anne kız ilişkisi,Kız kaybı
Ülke                : ABD
Yönetmen       : Tom Ford (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Tom Ford (IMDB)(ekşi),Austin Wright (IMDB)
Oyuncular      : Amy Adams (IMDB)(ekşi), Jake Gyllenhaal (IMDB)(ekşi), Isla Fisher (IMDB)(ekşi), Armie Hammer (IMDB)(ekşi), Aaron Taylor-Johnson (IMDB)(ekşi), Michael Shannon (IMDB)(ekşi), Laura Linney (IMDB)(ekşi), Kristin Bauer van Straten (IMDB)(ekşi), Neil Jackson (IMDB), Karl Glusman (IMDB), Ellie Bamber (IMDB), Maria Zyrianova (IMDB), Robert Aramayo (IMDB), Jack Wallace (IMDB), Celeste Octavia (IMDB), Lee Benton (IMDB), Stephanie Walters (IMDB), Lori Jean Wilson (IMDB), Imogen Waterhouse (IMDB), Amanda Fields (IMDB), Carson Nicely (IMDB), Tamara Robertson (IMDB), Errol Sack (IMDB), Tonia Marie Rosée (IMDB), Lena Evans (IMDB), Chelsea Taylor (IMDB), Nick Hounslow (IMDB), Kerstin Lechner (IMDB), Kendall O'Rorke (IMDB), Jackie Zane (IMDB), Brian Stivale (IMDB), Josh Ford (IMDB), Franco Vega (IMDB), Toni French (IMDB), Evan Bittencourt (IMDB), Piper Major (IMDB), Jonathan Fredrick (IMDB), Evan Charles (IMDB), Janet Song (IMDB), Sydney Schafer (IMDB) >>devamı>>

Nocturnal Animals (~ Animales nocturnos) ' Filminin Konusu :
Zengin, ancak özel hayatında sorunlar yaşayan sanat galerisi sahibi Susan Morrow, 20 yıl önce acımasızca terkettiği eski eşi Edward Sheffield'dan yazdığı romanın taslağını alır. Roman hem Susan'a adanmıştır, hem de Edward'ın Susan'a taktığı lakaptan yola çıkılarak romana Gece Hayvanları adı verilmiştir. Susan kitabı okudukça kendi hayatını ve Edward'la ilişkisini tekrar sorgulayacak ve yaptığı hatalarla yüzleşecektir.

Ödüller      :

Venedik Film Festivali:Silver Lion-Grand Jury Prize
Golden Globes:Golden Globe-Best Performance by an Actor in a Supporting Role in a Motion Picture


  • "amy adams çok fazla filmde mi oynuyor yoksa ben mi oynadığı her filmi izliyorum çelişkisi yaşatan film.açılış sahnesi için ise;(bkz: ben böyle sanatın içine tükürürüm)"
  • "bu bir gerilim filmi değil, bu bir aşk filmi.ve filmde de altı çizildiği gibi 'canice' terk edilmenin nasıl hissettirdiği böyle anlatılır, daha iyi anlatılamazdı."
  • "tom ford. parfüm yapma. film yap."




Facebook Yorumları
  • comment image

    tom ford yine yapmış. a single man'dan sonra yıllardır bir film daha çekmesini bekliyordum ve sonunda geldi. geldiğine de değdi. adam dünyanın en boş şeyini bile anlatsa öyle bir sunuş tarzı var ki, karakterleri öyle derin anlatıyor ki, yine de gözümü kırpmadan izlerim.

    --- spoiler ---

    tony'nin zayıflığı insanı sinir edecek derecede iyiydi. tony'nin intikamı beni rahatlatmadı ama edward'ınki rahatlattı. 'ben sanatçı değil tüccarım' diyen susan'a yolladığı kitap tokat gibi oldu. kadın o saatten sonra neye elini atsa üstüne çöktü zaten. kocasının asansörde başka kadınla olduğunu anlaması, galerideki dev revenge yazısı peşini bırakmadı. fazla şaşaa gözlerini kör etse de (filmdeki efsane metaforu alkışladım) bir bir önüne serildi geçmişi.

    susan'ın kitabı okurken yaşadığı gerilimi biz de yaşadık, ara verip bıraktığı yerlerde biz de soluklandık resmen. hikayedeki tony'nin kızının ölü ve çıplak bedeninden susan'ın kızının bedenine geçiş çok iyiydi. yatış şekilleri aynıydı. bu kadar uç iki hayat arasındaki geçişi çok iyi yapmışlar. tebrik.

    ilişkilerine yapılan flashback'ler o kadar iyi değildi ama. filmin kalanına kıyasla sönük kalmış.

    ---
    spoiler ---

    bir sonraki tom ford filminde görüşmek dileğiyle.


    (oya bilir - 18 Aralık 2016 20:15)

  • comment image

    izleyip etkilendiğim 'son dönem' yapımları arasındaki 2-3 filmden biri. izlememin üzerinden günler geçmiş olmasına rağmen, aklıma sahneleri, diyalogları geliyor. susan'ın gözlerinden gerçek anlamda mutsuzluk okunuyordu, harika oyunculuk.
    geçmiş- şimdiki zaman ve şimdiki zamanla paralel ilerleyen roman kurgusu arasındaki geçişler, metaforlar son derece kuvvetlendiriyor filmi. romanda gördüğümüz her olay, her diyalog aslında gerçek hayata (geçmişe ve öykünülmüş ideale) tekabül ediyor. tom ford ne yapsa izlerim.


    (chloexs - 25 Aralık 2016 22:29)

  • comment image

    akmayan anlaşılmayan müzik

    kolay anlaşılır akıcı müzik

    şimdi ben ikincisini pek beğenmiyorum. yavan geliyor. 1 yaşındayken fış fış kayıkçı da melodik ve sürükleyici geliyordu ama yaş ilerledikçe insan müzikten keyif almak için biraz daha kompleks yapıları süzmek istiyor.

    birinci çalışmayı da sürekli açıp dinleyecek değilim. bu da çoğu kişiye kuru gürültü gibi gelecektir. ama chick corea'ya "zaman kaybı" demeden önce burada muhtemelen benim kavrayamadığım bir şey var diye düşünürüm. bu adam müzik tarihine geçmiş ve bu kadar beğeneni varken, onun yaptığı müziğin benim kulağım için fazla sofistike olması daha yüksek ihtimal. sizin kuru gürültü olarak algıladığınız performansı dinleyen insanlar, her notayı tek tek duyuyor, emprovize şekilde iki beynin o anda yakaladığı uyuma hayranlık duyuyor ve mod geçişlerinden büyük haz alıyorlar.

    velhasıl, bu filmin akmıyor hissi vermesinin sebebi, sizin öyküyü ve filmin içindeki öyküler arasındaki bağları takip edemiyor oluşunuz; planların, açıların, renklerin kullanımından keyif almayı bilmiyor oluşunuz; bir filmden beklentinizin orta okul hikaye kitabından beklentinizle eşdeğer olması ve bir tablonun sizde uyandırdığına benzer bir duyguyu kavrayacak hassas zevkler geliştirmemiş olmanızdır.

    şurda adam kendince yılın en iyi on filmini sıralamış. büyük ihtimal bu filmlerin yarısından fazlasında sıkılırdım (sadece birini izledim!), ama gelip de kanal d geceyarısı kuşağı standardıyla götüm gibi demezdim herhalde.

    --- spoiler ---

    şu film sadece arabaların yol kenarına çekildiği uzun sahnede, gerilimi seyircinin içine kadar ağır ağır işlemesiyle bile çok başarılıdır.

    şimdi tony'nin karısı ve kızı yavaş yavaş elinden koparılıp götürülürken yaşadığı acizlik ve çaresizliği, edward'in geçmişte kaybettiği ilişkisine uyarlayalım. hiç mi yüreğinizin söküldüğünü hissettiğiniz bir anınız yok anlamadım ki.

    filmin içindeki roman, susan'ın edward'a çektirdiklerinin, edward'in kendiyle hesaplaşmasının ve sonunda susan'a karşı hislerini öldürüp hissizleşmesinin (ölmesinin) öyküsüdür. çünkü her yazar kendini yazar.

    ---
    spoiler ---


    (qelebex - 30 Aralık 2016 11:51)

  • comment image

    bu sene 60-70 film izledim ama bu filmi 2016 yılının en güzel 5 filmi arasına rahatlıkla koyabilirim. müthiş oyunculuklar ve 2 saat boyunca süren tatlı bir gerilim.

    8.5/10

    --- spoiler ---

    arabayla gidilen yol edward ile susan'ın mutlu sonu olmayan ilişkisini temsil ediyor , evet bu film bir kitap okuyormuş gibi düşünmenizi istiyor çünkü bu kitap üzerinden yürüyen bir film. mavi gözlü tecavüzcü adam kızıyla-karısını öldürüyor. gerçek hayatta ise susan hem boşanıyor hem de edward'ın çocuğunu aldırıyor yani edward hem karısını hem de çocuğunu kaybediyor. dedektif ise edward'ın nefretini simgeliyor. mavi gözlü adamı yani susan'ı simgeleyen adamı öldürdüğü zaman dedektif (nefret) bir daha gözükmüyor , en sonda susan için yazılmış kitaptan yani susan için yaratılmış evrenden edward kendini öldürerek susandan sonsuza dek kopuyor. susan'ın duyguları yoğunlaşıyor ve edward'ı istiyor fakat edward'ın kitap boyunca bahsetmek istediği gerçekleri anlamıyor , filmin son 10 saniyesinde artık her şeyin farkına varıyor ve müthiş final !

    susan ve edward arasında geçen ilişkiyi kitapta geçen daha birçok detay ile beraber düşünebilirsiniz ama benim en çok dikkatimi çekenler bunlar olmuştu.

    ---
    spoiler ---


    (kendi halinde takilan insan - 6 Ocak 2017 03:21)

  • comment image

    bu filme bok atanların hepsini engelledim. normalde bir eseri sevip sevmeme konusunda kişinin kendi bileceği şeydir der geçerim ama göz var nizam var. yılda en fazla 3-4 tane bu kadar kaliteli film çıkar. hele hollywood'tan çok nadir çıkar. ama nocturnal animals gerçek anlamda bir şahaser.

    filmdeki olaylar çok çabuk çözülüyor, olaylar da klişe zaten diyen de var aksiyon yok sıkıcı film diyen de. filmin tarzı, amacı ve konusu bunlar değil ki zaten. filmi nerenizle izlediniz anlamıyorum.

    filmi kötüleyenlere bakmayın mutlaka izleyin.

    not: otoban sahnesi ise nasıl bir gerilimdir öyle ya. tom ford abimiz döktürmüş çekerken


    (green panda - 7 Ocak 2017 23:29)

  • comment image

    derinlikli senaryoya ve bir hayli ilginç tekniğe sahip, yılın en kaliteli filmlerinden. filmi izlerken kitabı okumuş gibi oluyorsunuz, böylesine özgün tekniği oldukça ustaca kurgulamış yönetmen. film boyunca gerilimi sonuna kadar hissediyorsunuz, hele ki otoban sahnesindeki gerilim tam tadındaydı. senaryosu kesinlikle ödülü hak ediyor.

    --- spoiler ---

    roman ve gerçeği paralel olarak göstermeleri filmin özgünlüğüne özgünlük katmış. böyle filmlere ihtiyacı var dünya sinemasının.
    ---
    spoiler ---


    (siyah giyen adam - 13 Ocak 2017 19:05)

  • comment image

    tamamen jack için izlemeye koyuldum filmi saat 11 sularında dün gece. ben hayatımda böyle bir şey yapmadım ve hala niye yaptığımı sorguluyorum, sebebini sonradan idrak ettik tabi ama manyaklık lan. arkadaş film başladı, 10 dakika sonra elime bıçak aldım mutfaktan ve tüm film boyu o bıçakla oynadım.

    --- spoiler ---

    gerilimi bu denli seyirciye aktarabilen filmlere bayılıyorum. beni filme daha çok çeken şey, amy adams'ın karakterinin sevgiliminkine tıpatıp benzemesi oldu.

    tony'nin sünepeliği gerçekten çok sinir etti ama kendimi onun yerine her koyduğumda, başımı öne eğdim.
    ---
    spoiler ---


    (there me goes - 14 Ocak 2017 11:50)

  • comment image

    tom ford'un modacılık deneyimlerinden bolca esinti taşıyan film, kendisinin tür sinemasında da başarılı olabileceğinin göstergesi gibi. günümüzün sıradanlaşan kadın erkek ilişkilerine ters bir bakış hakim. özellikle açılış sekansından başlayan ilginç gösterim filmin rahatsız edici boyutuna hazırlıyor seyirciyi. çırılçıplak, dolgun etlerle gösteri izlediğimizi zannederken aslında burjuva kesiminin zevkine malzeme olmuş, zenginliğin boyutunun artık sapkınlığa ulaştığının işareti olan sergiyle merhaba diyoruz. susan'ın yaşamında görülen dünya, renk paletinin de yardımıyla olabildiğince kontrast ve belirli çizgilerle sınırlandırılmış. sanatçı olmaya hiç mi hiç yanaşmamış, sadece güçlü olabilmek adına kendini bir şeylere alet etmiş bir kadın görüntüsü burada gösteriliyor. filmde geçen ''kadınlar her geçen gün daha çok annelerine benzer'' mottosu böylece kendini rahatça ispatlayabilmiş.

    hikaye, yıllar önce ayrılmış çiftin odağında ilerliyor. edward'ın, eski eşi susan'a adadığı bir kitapla beraber konuya giriş yapılmakta.

    --- spoiler ---

    kitabı içeren zarfı açarken susan'ın elinin kanaması intikamın ve uyarının ilk basamağı. susan kitabı okumaya başladığı anda sıkı bir empati kurarken; bunun yanında hayalgücüyle beraber aklındakilerin nasıl işlediği gözler önüne geliyor. pararlel bir kurmaca öykü olsa da, aslında son derece rahatsız edici. uyku problemi olan, mutsuz bir evlilik yaşayan karakterin böylece pek de sağlıklı bir ruh durumunun olmadığı açıkça görülmekte. imgesinde yarattığı serseri tiplerin en başına (ray) kendisini yerleştiriyor. tony'i sürekli rahatsız eden, güçsüzlüğünden sürekli nemalanan haydut tipler var. arabada karısı ve kızı. filmde hüküm süren kadın karakterlerin saçları turuncu ve her biri mutlaka kırmızı bir kanepe üzerine yatırılmış vaziyette. susan'ın kurmaca hikayesinde de anne ve kız öldürüldükten sonra kırmızı koltuğa atılmış. susan'ın gerçek hayatındaki yoğun kırmızı görüntünün teksas'a indirgenmiş bir nesnesi. kızın boğdurularak öldürülmesinin sebebi, susan'ın kürtaj denemesindeki yöntemin bu eylem olmasından kaynaklı. hatta, susan'ın şirketindeki bir çalışan kendi bebeğini ona izlettiği sırada bundan sebeple ray karakterini; yani kendi yarattığı canavarı görüp telefonu düşürüyor. sonrası ise harika eleştiri. susan kırdığı telefonun yenisini almayı teklif ettiğinde çalışan bunu reddedip, nasıl olsa gelecek ay yenisi çıkacak diyor. susan dünyasında zenginliğin tadı iyice kaçmış durumda. içinde bulunduğumuz dünya gibi.

    tony ise hep mücadele peşinde. tıpkı yazar olma hayali gibi oradan oraya savruluyor. insanı geren bir sakinliği mevcut. içinde fırtınalar kopsa da, susan'ın ona atadığı güçsüzlük perdesi kendini bir türlü açamıyor. ray ile baş başa kaldıkları sırada da yüzüne karşı 'güçsüzsün' dedirtiyor. tabii ki bundan sonra tony artık kendinden geçiyor ve çekip vuruyor ray'i. sonlarına doğru aslında buluşacak olmaları, edward'ın gelmemesi olayları biraz zorlama kaçmış denebilir. paralel hikayenin gidiş anında şimdiki kocasının gereksiz sahneleri de biraz can sıkıyor. edward ile olan etkileşim bu sırada daha sıkı tutulabilseydi hiç kuşkusuz harika bir hikaye olurdu.

    ---
    spoiler ---

    iki ayrı dünyanın yaratıldığı yapımda kendine has kompozisyon var. klişe şeyler anlatmak yerine insanı rahatsız eden, her adımda biraz daha merak uyandıracak bir işlenişi söz konusu. detaylar biraz daha sağlam temellere oturtulabilseydi daha iyi bir gösterim olabilirdi. son zamanlarda grafiği yukarı doğru seyrelen dekolte verme düşkünü amy adams ve jake gyllenhaal'un güzel oyunculukları var. ancak yardımcı rollerin harikulade performans gösterip, neredeyse bu ikilinin payı kadar sükseli roller kestikleri de gerçek. son dönemin zaman kaybı olmayan, dolu mesajları seyirciye aktarmaya çabasında olan filmlerden biri.


    (edwood10 - 12 Mart 2017 16:21)

  • comment image

    --- spoiler ---

    susan* romana başladığında kendini hikayedeki mağdur anne yerine koydu. (ona oldukça benzeyen, kızı olan ve kocasını * hala seven bir eş.) ama hikaye ilerledikçe öyle bir hal aldı ki tony güçsüzleştikçe hatta dibe vurdukça, susan bir sebebi olmayan, buna gerek duymayan, sadece eğlenmek için tecavüz edip öldüren katil ray oluverdi. evet, tony'e güçsüz olduğunu defalarca hissettiren ve bunu yüzüne karşı acımasızca söyleyen bir katildi susan.
    ---
    spoiler ---


    (oyle demeseydin - 16 Şubat 2017 23:51)

  • comment image

    uzun zamandır bu kadar enfes bir şey izlememiştim. insan ilişkileri için seçim kriteri olacak bir film çekmiş adam, "vakit kaybı" diyenle vakit kaybetmeyin diye.

    --- spoiler ---

    detaylıca incelenmiş, ben de çok yazma havamda değilim ama şunu düşündüm, otobanda tony'nin arabasını durduran elemanlar herkesin anladığı gibi susan, susan'ın yeni kocası ve susan'ın annesini temsil ediyor. turk lakaplı olan susan'ın annesi, lou yeni kocası, ray ta kendisi, bu yüzden 20 yıl sonra alınan intikamda (buna tekrar geleceğiz) turk'ü görmüyoruz, o benzinlik soygununda ölüyor, çünkü susan'ın annesi geçen 20 yıl içinde muhtemelen ölmüş. burada aldatılıp terk edilmenin kriminal hiyerarşisinde susan'ın anası ve yeni kocasının tony tarafından asla susan kadar suçlu görülmediğini de anlıyoruz, lou'yu overdose medeniliği bırakıp olması gerekeni yapan alter egosu andes'e öldürtüyor, susan'ı kendi içinde öldürmesi gereken kendisi olduğu için sonu hiç istemediği bir adama dönüşmek olsa da el mecbur kendisi yapıyor. açıkçası hoşuma gitti, aldığı intikamın da mesajı "bak bensiz kaldın da ne oldu" değil, "aşırı boktan bir hayatın var, hoşçakal".

    müzik ve styling ise çok iyinin de ötesinde. 24 saattir soundtrackini dinliyorum. imla.
    ---
    spoiler ---


    (isolde - 8 Şubat 2017 23:31)

  • comment image

    aşkın zıttı nefret değil kayıtsızlıktır
    --- spoiler ---

    masada edward' ın ona gelmesini bekleyen susan anlıyor ki aynı ırmağa iki kez girilmez. edward bilinçaltında bütün hesaplaşmalarını yapmış, öfkesini, acısını, intikamını dönüştürerek bir eser yaratmayı başarmıştır. ve bu romanı "bana ne yaptın bil, hisset" der gibi susan' a ithaf etmiştir. susan bu roman sayesinde kendisiyle ve edward ile yeniden tanışır ve yeni tanıdığı bu adamı geri ister. edward o gece gelmez, onu o gece susan'a götürecek ne aşk ne de nefret hissi barınmıyordur artık ruhunda. söylenecek ya da söylenmeyecek hiç bir şeyi kalmamıştır . roman bitmiştir.
    ---
    spoiler ---


    (esmeralda x - 7 Şubat 2017 23:02)

  • comment image

    sözlükteki 'efendi adam yerine piç seçip mutsuz olan'larca beğenilmemiş, güzel film.

    akışı başta beni de sıktı ama filmin sonuna doğru 'iyi ki sabretmişim' dedim.

    çok suzan var, edward'lar ise azalıyor.

    8/10


    (fakat sureyya bu derin bir tutku - 29 Ocak 2017 01:37)

  • comment image

    bu bir gerilim filmi değil, bu bir aşk filmi.

    ve filmde de altı çizildiği gibi 'canice' terk edilmenin nasıl hissettirdiği böyle anlatılır, daha iyi anlatılamazdı.


    (en onemli sey - 11 Ocak 2017 21:08)

  • comment image

    spoilerrrrrrrrrrrrrr

    filmin kilit sahnelerinden biri susan'ın ona gelen paketi açmaya girişimi sırasında elini ''kağıtla'' kesmesi. oldukça basit ama etkili bir sahne anlam ve çağrışım bakımından. sevgili badim fuckleberry linn'in imlediği üzre sözde güçlü olduğuna inanan ve film boyunca güçlü- zayıf karşıtlığı üzerinden mukayese halinde olan susan, edward'dan gelen paketi açarken kağıtla elini kesiyor. yani kitapla. sevdiği adamın tutkularına omuz vermeyen, annesinin manipülatif telkinleriyle sevdiği adamın zayıflığına ikna olan, yaratmak yerine yıkmayı, eleştirinin o yıkıcı oklarını sözde sevdiği adamın kalbine saplamayı marifet sayan acımasızlığıyla kendini güçlü ve yenilmez kılan susan kağıtla kesiyor kendini. ve devamında paketi açmak için yardımcısını çağırıyor. her açıdan harika bir sahne. ve sahnenin anlamını daha iyi kavramamı sağlayan fuckleberry linn'de teşekkürler. bu sahnenin anlamı filmin sonuna gelindiğinde daha da netleşiyor.

    başa dönecek olursak; güçlü- zayıf karşıtlığı filmin çatışma elementini ateşleyen yegane şey. maddi, manevi bir güç bu. her açıdan karakteri üstün ve elegant kılmaya yönelik snobluğa da işaret eden bir güç merkezi.

    sanatçı- eleştirmen karşıtlığı filmin başka bir düzlemi ve bu düzlem aynı zamanda kadın- erkek ilişkisine ya da özelden genele kadın-erkek ya da tüm ikili ilişkilere işaret ediyor. bu noktadan hareketle iki zamansal ve mekansal düzlem kuruyor yönetmen ford. şimdiki zamanı es geçiyorum. şimdiki zaman birleştirici unsur, motif olarak bağ görevi görüyor. filmin geçmiş ve alternatif gerçeklik (yani roman gerçekliği) üzerinden kurduğu zamansal anlatı aynı zamanda iki mekansal tercihi de getiriyor beraberinde. geçmiş ve şimdiki zamanda gördüğümüz tüm mekanlar güvenlik, gösteriş, sterilizasyon, görkem, yabancılaşma, yalnızlık, soyutlama gibi kavramlara net bir şekilde işaret ediyor. renkler, objeler, ışıklar, planlar vs. güç isteminin yarattığı sahip olma duygusunu karşılığı olara şehrin renkli ışıklarını hakim tepelerden seyreden bir tür tanrısal, sanrısal yalnızlaşma.

    beri yandan roman gerçekliği mekan olarak hayata, kırsala, çöle, vahşete, otobanlara, patikalara, dikenli tellere karavanlara, terk edilmiş kulübelere dokunan mekansal düzlemler tercih ediyor. bir tarafta burjuva konformizminin buhranlı yalnızlığı, sakinleştiricilerle baskılanan kaygı güdüsü. diğer tarafta sıradan hayatların yüzlemek zorunda olduğu vahşet, sefalet, acı, fiziksel, ruhsal şiddet, ölüm, maddi kaygılar, sınıfsal çelişkiler ve adalet pratiği.

    ford iki zamansal, mekansal düzlemle aynı zamanda bu sınıfsal farklılıklardan doğan yaşama kehanetinin içinde barındırdığı haşin gerçekleri de gözler önüne seriyor ustaca. kimin derdi daha hayati, kimin hayatı daha gerçek, kimin sevgisi daha güçlü, kim daha güçlü ya zayıf?

    edward, susan'a gönderdiği romanla bir tür yüzleşme sağlama derdinde. intikam değil. intikam duygusuna katılmıyorum. edward bir yazar olarak sıradan bir insanın görüp, okuduğu şeyleri daha detaylıca görüp, anlamlandırabilecek biri. susan'ın ona yönelik zayıflık okumasının her zaman farkında olan edward'ın amacı susan'a zayıf olmadığını göstermek, bunu kanıtlamak değil bana göre. edward'ın yapmak istediği şey aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gerçeğini susan'a göstermek. susan'ın anne manipülasyonu ve elbet sınıfsal farkındalıkla edward'da bir tür yansıtmaya dönüştürdüğü zayıflık vurgusu aslında kendine dönük bir bastırma. güçlü olmadığını biliyor susan. yine sevgili fuckleberry linn'in söylediği gibi ''geleceğe yatırım yapmayı güçlü olmak zanneden'' susan aslında annesinin ve dahil olduğu sınıfın sağladığı olanakların kuklası. ve zayıf bir karakter. hatta bu yüzden sanatçı olmak yerine eleştirmen olmayı seçiyor. yaratacak cesareti yok çünkü eleştiriye, gerçekle yüzleşmeye cesareti yok. ama eleştirmen olarak aynı zamanda sınıfsal ayrıcalığın ona sağladığı üstünlük duygusuyla acımasız olmayı bir tür görev bilinciyle kabul ediyor. ona ve dahil olduğu sınıfın ahlak anlayışına göre acımasızlık gerçekçilikle eşdeğer. ama bir tür sınıfsal konforla oluşturulmuş bu ahlaki yargı bile aslında susan'a ait değil. zayıf karakterini ve ruhunu tahakkümünü mümkün kılabileceği edward üzerinden onarmaya koyuluyor. kendini onarırken, güç istemini karşılarken edward'ı yıkmaktan, kırmaktan, parçalamaktan çekinmiyor. çektiğini düşündüğü acı bile yönlendirilmiş bir acı.

    işte edward bir yazar olarak tüm bunların farkında. ona giydirilen romantik, duygusal yaftasının zayıflıkla ilişkilendirilmesi onu incitsede bu kadar kesin ve keskin bir yargının doğru olamayacağını göstermek istiyor romanıyla susan'a. ona ithaf ettiği, ona taktığı lakabla isimleştirdiği romanı elbet ilişkilerinin metaforu. anlatılan hikaye, yaşanan değişim dönüşüm geçmişe dönük yaşananların sağlaması.

    edward'ın amacı susan'ı dahil olduğu zamansal, mekansal tercihlerden, gerçeklerden soyutlayarak başka bir zamansal, mekansal düzlemde gerçeklerle yüzleşmesini sağlamak. roman da bunun anahtarı. susan'ın dahil olduğu yaşamın standartlarını bilen edward, hayatı, yaşamayı, dünyayı gerçek anlamda tanımayan susan'ı sarsarak kendine gelmesini sağlamak istiyor. burada yonetmen ford biraz seyircinin algısıyla da oynuyor. sanat galerisinde susan'ın karşısına çıkan ve devasa puntolarla ''revenge'' yazan tablo bunun en güzel kanıtı. zira yönetmen orada seyircinin ve susan'ın önüne bu tabloyu atarak hem susan'ın hem izleyicinin algısıyla oynuyor. aslında susan'ın kendisinden intikam alındığı duygusuna kapılmasını sağlamak için kurgulanmış bir sahne bu. bizler de izleyici olarak susan'ın bu duygusuyla empati kuruyoruz aslında. ve ford zekice bir hamleyle aslında susan'ın -ve aslında seyiricinin, ya da insanın- ne kadar kolay manipüle edilebilecek bir karakter olduğunu da gösteriyor o sahneyle.

    geçmişin azabıyla boğuşan susan, yine karakterine yerleşmiş güçlü kadın imgesiyle ve elbet kendi gücünü duyumsamak için edward'ın ondan intikam almaya çalıştığını düşünüyor aslında. yani burada susan yine gerçeklerle yüzlemek yerine, gücüne duyduğu inançla kendisinden intikam alınmaya çalışılan bir otorite figürü edasıyla gerçeklerden kaçınıyor. ve bu duygu seyirciye de bu şekilde geçiyor. susan dahil olmak üzere izleyiciyi bir tür intikam duygusu peşine düşürerek anlama, anlamın işaret ettiği göstergelere ilişkin şeylerin ne kadar kaygan, muğlak ve subjektif olduğuna işaret ediyor bana kalırsa ford.

    edward'ı roman gerçekliği, romanda yaşanan her şey susan'la yaşadıkları şeylerin izdüşümü bunu biliyoruz. tecavüze uğrayan, öldürülen eş ve kız çocuğu, susan'ın edward'ı terk edişini ve elbet kürtajla aldırılan çocuğu temsil ediyor. bu noktada romanda korkak bir karakter gibi görünen tony bir değişim yaşıyor. özellikle iki kötü adam patikada onu aramaya koyulup çağırdıklarında ,saklandığı yerden çıkmayıp, karısını ve kızını kurtarmak için hamle yapmaması karakterin seçimlerine ve yaşayacağı dönüşüme ilişkin bir metafor. metafor olarak işaret edilen şey ise edwar'dan susan tarafından terk edildiğinde susan'ı durdurmak için elinden geleni yapmadığına ilişkin bir özeleştiri belki de. sanırım edward'ın geçmişle ilgili kendine yönelik eleştirisi bu.

    nihayetinde büyük bir travma sonrası adaleti sağlamak adına dönüşü olmayan bir eyleme girişiyor tony. ve aslında intikamını, işe yaramayan intikamını aldığı roman gerçekliği içersinde bunun bedelini de canıyla ödüyor. işte roman düzlemindeki bu gerçeklik, gerçek yaşama dönük susan- edward ilişkisinin de nihai sonucunu belirliyor. ve intikamın işe yarayan bir şey olmadığını, amacının intikam olmadığını bir kez daha imliyor edward.

    edward'ın mesajı çok açık aslında. ilişkilerinin çoktan bittiğini ama susan'ın gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini söylüyor edward. aslında filmin tek zayıf karakteri olan susan'ın içinde yaşadığı cam fanustan, akvaryumdan kurtulmasını istiyor edward. başkalarının kontrolünde, yalandan bir güç halesiyle sarıp sarmalanmış duygusuz, mutsuz, gerçekten, temastan, yakınlıktan, duygulardan, açıklıktan uzak yapmacık gerçekliğin tuz buz olması için savuruyor çekicini o fanusa edward. o yüzden roman gerçekliği içinde böyle sert, sahici, yıkıcı bir hikaye anlatıyor. ve intikamını romanda aldığını, intikam duygusunun para etmediğini, kendi gerçekleriyle yüzleştiğini, hayatına devam ettiğini muştluyor ironik bir tercihle susan'a.

    ve susan son sahnede yeşil elbisesini giyip, göğsünün önünde birleşen düğümü, boğumu zarafetle mühürlerken yüzleşmek için değil, hala edward için bir anlam ifade ediyor olabilmek için bakıyor aynaya. ve belki de kıramadığı camdan fanusun içinde koyulduğu bekleyiş nihayetinde kırıyor o sahte direncini.

    yılın açık ara en iyi filmlerinden. tom ford'un yönetmenliği, yazarlığı daim olsun.


    (kulotsuzcorap - 5 Ocak 2017 12:23)

  • comment image

    muhtemelen bu senenin oscar adaylarından biri olacak olan, çok iyi bir film. *

    --- spoiler ---

    film, empati yeteneği yüksek ve izlediği filmlerde kahramanla özdeşleşebilen biri için, hikayecilik bakımından son derece etkili bir olayla başlıyor ve insana, "sevdiği kişinin baş edemediği insanlar tarafından gözleri önünde alıkonup, tecavüz edilmesi ve öldürülmesi" çaresizliğini hissettiriyor ve izleyicisini rahatsız edip geriyor.

    ancak çok geçmeden romanda anlatılan hikayenin gerçek olmadığı açıklanıyor. ki, bu noktada o empatiden gelen gerilim dağılıyor ve hikayeye odaklanıyorsunuz. hikayenin ruhunu o noktadan sonra yakalıyorsunuz.

    film, her yazarın yapmak istediği şeyi; geçmişte kalbini kırmış bir kadını(erkeği) yazdığı romanla üzme temasını esas almış... yazarlar romanla, diğerleri ilişki bitiminde yazılan devasa boyuttaki mail ile bunu yapar... filmdeki baş karakter de yazdığı romanla bunu güzel biçimde yapmış.

    filmin ruhu; sadece türk kızlarına fatura edilse de, dünya genelindeki kadınların genelinin hastalığı olan, "sevgi karın doyurmaz, bana daha iyisini yaşatacak, zengin, paralı biri lazım" temasıyla terk ettiği erkeğin intikamı şeklinde.

    kadın bir erkeğin aşkını, doğmamış çocuğunu ve muhtemel mutlu bir hayatı elinden alıyor ve adamı ruhen öldürüyor. adam da intikamını romanıyla alıyor; "bak şimdi ne haldesin? uğruna doğmamış çocuğumuzu öldürdüğün, seni aldatan zengin bir koca ve umurunda olmayan bir kızın var. oysa ben seni uğrunda ölüp, öldürecek kadar çok seviyordum..."

    hikayede, aslında katil kadın.

    ---
    spoiler ---


    (damien rice sarkilarinin hayrani - 4 Ocak 2017 01:20)

  • comment image

    jake gyllenhaal büyük oyuncu mu bilmiyorum ama bulunduğu her yapımı güzelleştiren bir oyuncu bence. uzun zamandır izlediğim açık ara en iyi filmlerdendi.

    hayatta böyle değil mi, bir seçim yaparsın, mutlu olacağını sanırsın ve bir gidişat gelişir. sonra mutlu olamadığında, dönüp her şeyi bıraktığın gibi bulacağını sanırsın da, işte o işler öyle olmuyor.

    --- spoiler ---

    o kadar emindi ki susan, o rujunu silişi, elbisesini çekiştirmesi ile yine kazanan taraf olacaktı, başka alternatif yoktu... kitabı okudukça da edward'a artan hayranlığı söz konusu tabi... yıllar önce sanki çekip giden, bebeklerini aldırmanın acısını sevgilisine sarılarak çıkartan bir kadın olarak çok hak ediyormuş gibi utanmadan heveslenebildi, heyecanlanabildi...
    kendisinin 8 yıl önce aldığı revenge yazılı tabloyu hatırlamayan bir kadına, intikamı iliklerinde hissettirmek de böyle bir şey olsa gerek.

    ---
    spoiler ---

    edward reyiz, ustamsın. saygılar


    (fittik - 19 Aralık 2016 13:35)

  • comment image

    muhteşem bir intikam öyküsü. ancak son derece estetik, son derece sanatsal bir dram. pek de haz etmediğim amy adams ve bayıldığım jake gyllenhaal'ın başrollerini paylaştığı bir tom ford filmi.

    --- spoiler ---

    bazen hikayemi yazmak için oldukça büyük bir istek duyuyorum ancak sonra, "iyi de benim hikayem okunmaya değer mi?" diyorum. edward zayıflığının ardında sert bir kurgu yaparak, kendini anlatıyor. peki hikayesi okunmaya değer mi? bu sadece edward'ın varoluş amacı, yazmasa her şey yok olacak. oysa edward yazmak istiyor, susan onu küçümsüyor. edward'ın tek isteği, sevdiği kişiden olumlu bir yorum duymak oysa susan güçlü, sanatçı, eleştirel ancak duygulardan yoksun. onu belki de en yaralayıcı cümle ile eleştiriyor.

    "belki de kendini yazmaktan vazgeçmelisin edward."

    ve edward, en samimi cevabı veriyor.

    "iyi de herkes kendini yazar."

    kurgudaki kişiler biz olmasak bile yazdıklarımızda kendimizi açığa vurmamamız mümkün mü?

    edward'ın yarattığı karakter(tony), korkusundan karısını ve kızını tecavüzcü sapıkların eline bırakacak kadar zavallı. ilk başta tony'nin ne yapmaya çalıştığını anlayamadım. "ben bu yola girmem" derken, adamın onu nereye götüreceğini sanıyordu ki? ailesinin peşinden gittiğini düşünürken, nasıl yolun ıssızlığından korkar ve girmek istemez? hele onu almaya geldiklerinde, kayaların arkasına saklanıp sesini çıkarmaz? tony karısını ve kızını kaybetti; zayıflığından. edward, karısını ve kızını kaybetti; zayıflığından. tony, edward'ın bir yansıması. kim kendini yazmaz ki?

    bu yalnızca eski karısından alınmış bir intikam değildi. edward kendini suçladı elbette uzun zaman, karakterine intikamını aldırdı ancak sonunda onu öldürdü de. edward artık değişmişti, iç döküşünü nefis bir intikamla taçlandırdı.

    ayrıca filmde, çok etkilendiğim bir sahne vardı. susan arkadaşına dert yanarken, "benim mutsuz olmaya hakkım yok" gibi bir şey dedi. arkadaşı ise, "var, herkes kadar hakkın var" diye cevap verdi. oysa, mutlu olmak zorunda hissederken mutsuz kalmak kaçınılmazdı ve susan mutsuzluğun pençesine çoktan takılmıştı. sahip olduklarından, olamadıklarından, yanlış kararlarından ya da korkularından... mutsuzluk kaçınılmazdı.

    ---
    spoiler ---

    girişiyle olduğu kadar bitişiyle de inanılmaz etkileyici bir film.


    (black rose immortal - 13 Aralık 2016 16:52)

  • comment image

    bir insanı roman yazmaya iten şey nedir sorusuna oldukça doyurucu yanıtlar bulduğum bir film oldu nocturnal animals. yazma sürecinin konu edildiği barton fink'in, shining'in, stranger than fiction'ın yanına ekleyebileceğim kadar etkileyiciydi.

    (bkz: spoiler)
    etkilenmek demişken, filmin tüm öyküsü bu sözcük üzerinde şekilleniyor gibi. bir romanı çarpıcı kılan şey öyküdeki olay örgüsünün okurun zihninde görselleşebilmesidir. roman canlılığını buna borçludur: yazılı sözcükler görselleşme sayesinde tek boyutluluğundan çıkarak çarpıcı sahnelere dönüşür. sürükleyici sıfatıyla nitelediğimiz tüm romanlar için önkoşul gibidir görselleşme ve üstelik yazar açısından da anlattığı hikayeye temel teşkil eden şeydir kafasındaki sahneler. sözcüklere dökebilmek için hayal gücü gerekir ve hayal gücü görselliğe dayalıdır.

    kendi hayal gücünden umudunu kestiği yetmezmiş gibi bir zamanlar kocası olan yazar adayı edward sheffield'ın hayal gücüne de inanmayan, onu romantik bulan, sanatıysa bir iş olarak gören susan morrow ne "profesyonel" sanat yaşamından ne de eski kocasıyla hiçbir ortak noktası olmayan işadamı kocasıyla sürdürdüğü evlilikten tat alamayan bir kadın. lüks içinde yaşayan depresif kadınlardan biri işte. uykusuzluk çekiyor. muhtemelen yanlış seçimlerinin kendisine hissettirdiği suçluluklar yüzünden kafasını yastığa koymayı başaramıyor. muhtemel suçluluk kaynaklarının birincil olanınıysa annesiyle ilişkisine bağlıyorum: annesinin katı yargılarına boyun eğe eğe sonunda "benzemek istemediğim yegane kişi" diye adlandırdığı annesine varıyor. anne sözü dinlemek her zaman rahatlatıcı değildir, yaşamını annesinin gözetici bakışlarına karşı savunmayı öğrenmelidir insan. susan'ın yapamadığı şey bu. annesinden kopmayı başaramadığı için filmin başındaki çıplak obez kadınlar gibi hissediyor kendini: annesi doldurmuş içini, içi şişmiş.

    can sıkıntısı ve uykusuzluklar içinde olduğu o sıradan günlerden birinde yaşamına renk katacak bir hediyeyle karşılaşır: yaratıcılığına inanmadığı, romantik bulduğu eski kocasının romanıyla. romantik bir adamdan beklenmeyecek ölçüde sert bir öyküdür filmdeki. susan çarpılır, kitabı elinden bırakamaz, okudukça şok olur, hayranlık duyguları ayyuka çıkar, hatta o kadar etkilenir ki yazarı merak eder, yani eski kocasını. annesinin üzerindeki etkileyici gücü yüzünden bir zamanlar "zayıf" bulduğu ve daha güçlü bir adam uğruna terkettiği kırılgan edward kendisinden hiç beklenmeyecek sertlikte bir roman yazmıştır.

    bir insanı roman yazmaya iten şey maddi yaşamdaki hayalkırıklıkları olabilir pekala. en azından "nocturnal animals"daki yazarın yaratıcılığını körükleyen şey buydu. hayal gücünün ortaya çıkması için hayalkırıklığı olmazsa olmazdır. annesinden kurtulamayan susan'ın birşey yaratamıyor oluşuna da şaşırmamak gerekir: hayalkırıklığına uğrama korkusu yüzünden annesinin hayallerinin aracısına dönüşen birinin öznel bir eser yaratabilmesi nasıl mümkün olsun ki?

    edward hayalkırıklığına uğrar. yumuşak, kırılgan, zayıf olmakla itham edilir sevdiği kadın tarafından. tüm bu kırıcı sözcükler olmasa ve eşi tarafından terkedilmeseydi asla yaratamayacaktı belki de. yaratmak için kopuş ve ayrılık acıları gerekir. sanat eseri yaşamla bir uzlaşma biçimidir sanatçı açısından. hayalkırıklıklarının telafisini mümkün kılacak yatıştırıcıdır.

    "nocturnal animals" incelikli bir intikam filmi bence. kadının çalıştığı müzedeki bir duvara asılı halde duran tablonun üzerindeki "revenge" sözcüğünün öneminin açığa çıkması için filmin son sahnesine kadar beklememiz lazım. edward'ın eski eşine yolladığı bir intikam hediyesinin içeriğidir filmde seyrettiğimiz. yazarın tek derdi eseriyle etkilemektir ve edward özelinde konuşacak olursam susan'ı etkilemektir. bir zamanlar kendisini en fazla yaralayan hamle susan'dan gelmişti ve aradan geçen hazırlık yıllarının sonrasında bu defa hamle sırası adama geçti. sanatçı olamasa bile bir okur olarak fena olmayan susan'ı romanıyla baştan çıkarır ve geçmişin bir rövanşını alır. sanatçılar kişilik olarak son derece egoist yaratıklardır.

    edward'ın benliğinde travma yaratan "zayıflık" sözcüğüyle başa çıkma mücadelesidir film. tony adında bir karakter yaratır ve onu en başa çıkılamaz deneyimin içine atıverir. bu hayali karaktere acı çektirir, yalnızlaştırır, erkekliğini sorgulatır, ağlatır, çıplaklaştırır, çaresizleştirir, ölümle yüzleştirir ve devamındaysa mücadele etmeyi, intikamı, cezalandırmayı, sert olmayı, aramayı, işbirliği yapmayı ve öldürmeyi, erkek olmayı öğretir. tony hastings'in içinden geçtiği deneyimi tüm ayrıntılarıyla kurgular ve oldukça şiddetli bir roman üretir edward. hiç de romantik değildir. hayalgücü sayesinde kırılganlığını dönüştürmenin bir yolunu bulmuştur.

    (bkz:
    spoiler)

    hayat ve sanat arasındaki kesişimler, yaratmanın koşulu ve amacı, yaratma süreci, kayıp deneyimiyle baş etmenin yolları, yaratıcıların egoizmi, okurun hayranlığı, intikam gibi konu başlıklarını düşünmek için iyi bir örnek bence bu film.

    bu arada konu erkeklik olduğunda izlemesi en keyifli adamlardan biri oluyor jake gyllenhaal. onun yanına da michael fassbender'ı ve joaquin phoenix'i yazarım.


    (objet petit a - 10 Aralık 2016 20:15)

Yorum Kaynak Link : nocturnal animals