IMDB Puanı   : 6,3
Oy Sayısı         : 2.458
Süre                : 1 Saat 30 dakika
Çıkış Tarihi     : 18 Ağustos 2017 Cuma, Yapım Yılı : 2017
Türü                : Biyografi,Komedi,Drama
Taglar             : Heykeltıraş,ressam,Kardeş kardeş ilişkisi,Üstsüz olmayan kadın çıplakları,painting a portrait
Ülke                : UK
Yönetmen       : Stanley Tucci (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Stanley Tucci (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Armie Hammer (IMDB)(ekşi), Geoffrey Rush (IMDB)(ekşi), Clémence Poésy (IMDB)(ekşi), Tony Shalhoub (IMDB)(ekşi), James Faulkner (IMDB)(ekşi), Sylvie Testud (IMDB)(ekşi), Kerry Shale (IMDB)(ekşi), Philippe Spall (IMDB), Martyn Mayger (IMDB), Attila G. Kerekes (IMDB), Begona F. Martin (IMDB), Dolly Ballea (IMDB), Takatsuna Mukai (IMDB), Laura Bernardeschi (IMDB), Gaspard Caens (IMDB), Monica Lovari (IMDB), Maria Teresa Capasso (IMDB), Laetitia Cazaux (IMDB)

Final Portrait (~ Alberto Giacometti, the Final Portrait) ' Filminin Konusu :
In 1964, while on a short trip to Paris, the American writer and art-lover James Lord (Armie Hammer) is asked by his friend, the world-renowned artist Alberto Giacometti (Geoffrey Rush), to sit for a portrait. The process, Giacometti assures Lord, will take only a few days. Flattered and intrigued, Lord agrees. So begins not only the story of an offbeat friendship, but, seen through the eyes of Lord, an insight into the beauty, frustration, profundity and, at times, downright chaos of the artistic process. FINAL PORTRAIT is a portrait of a genius, and of a friendship between two men who are utterly different, yet increasingly bonded through a single, ever-evolving act of creativity. It is a film which shines a light on the artistic process itself, by turns exhilarating, exasperating and bewildering, questioning whether the gift of a great artist is a blessing or a curse.


  • "geoffrey rush'ın efsanevi oyunculuğuyla arşa çıktığı bir stanley tucci filmi.bu sene 37. istanbul film festivali'nde gösterilmiştir ve festivalin en güzel filmlerinden biri olmuştur kanımca."
  • "nasıl bittiğini anlayamadığım filmler arasında bir numaraya oturmuştur. su gibi akıyor."
  • "önce loving vincent hayak kırıklığı, şimdi de bu. benim gibi beklentiyi yüksek tutmadan izleyin derim."




Facebook Yorumları
  • comment image

    son portre adıyla bu hafta gösterime giren film.

    --- spoiler ---
    italyan asıllı isviçreli ressam ve heykeltıraş alberto giacometti, paris'te eski dostu amerikalı yazar james lord’a rastlar. james lord'un enteresan bir yüzü olduğu için onun portresini çizmek ister. giacometti'nin ısrarı karşısında gururu okşanan lord, çizimin yalnızca birkaç gün süreceğini düşünerek kabul eder.
    ---
    spoiler ---


    (lesimi - 20 Ağustos 2017 18:37)

  • comment image

    geoffrey rush geoffrey rush geoffrey rush

    bir insan nasıl bu kadar iyi oynar aklım almıyor

    film her şeyi ile on numara

    paris kısa olsa da atmosferi, hikayenin sade ve içten oluşu ve başta geoffrey reyiz olmak üzere oyunculuklar

    gerçekten film izlemek isteyenler gitsin


    (sirma - 22 Ağustos 2017 21:08)

  • comment image

    geoffrey rush'ın dikkat çeken performansı sayesinde kendisine hayran bıraktığı güzel film. rush, büründüğü karakteri derinlemesine yaşayan aktörlerden biri. sayesinde italyan heykeltıraş ve ressam alberto giacometti'nin sanatına ve özel hayatına dair birçok detaya tam da o dönemde nefes alıp veriyormuşçasına tanık olduk. onu bu denli sevilir kılan şeylerden biri de senaryo ve film seçmesi. la migliore offerta, the king's speech, quills, shine vb. birçok filmi neredeyse tek başına sırtlayan rush'ın yıllanmış şarap gibi her geçen sene daha da kusursuzlaşan oyunculuğunu anbean takip edebilmek büyük şans.


    (minareden atlayan fil - 24 Ağustos 2017 14:06)

  • comment image

    festival filmlerini -bilhassa da fransa'da geçenleri- seven birisi olarak, bu filmi de sinemada izleme fırsatı buldum.

    geoffrey rush'ın, alberto giacometti'yi fevkalade canlandırdığını söyleyerek söze başlamak isterim. bu adamı karayip korsanları filminden de çok seviyordum zaten. kendisinin gerçek bir tiyatrocu ve sahne yıldızı olduğunu düşünüyorum.

    --- spoiler ---

    aslında film süresince james lord'un, alberto giacometti'nin derinliklerine inerek, yaşantısının sırlarına erişeceği bir sahne olmasını umut ettim. en azından ben bu noktada izleyicinin doyuma ulaşamadığını düşünüyorum. hoş, giacometti'nin yaşam kaynağının -belki de ilham kaynağının- hayat kadını olan caroline olduğunu da anlamış olduk. belki kadınlara karşı bu zaafı da kişiliğiyle ilgili önemli ipuçlarını veriyor bizlere.

    yine eline geçirdiği milyonlara rağmen (ki paraları saklama şekli inanılmaz güzeldi), içinde yaşadığı dahiyane ve rengarenk hayatın yanısıra, minimalist yaşam tarzını benimsemiş olması, böylesine büyük bir dehaya saygı duymamız için yeterli sebeplerin başında geliyor.

    ---
    spoiler ---

    kısacası, duygu derinliği arayan, izlediği filmin göz zevkine değil de duygularına hitap etmesini arzulayanlar için son derece yerinde bir tercih olacağını düşünüyorum.


    (bugun icimden yazmak geldi - 31 Ağustos 2017 17:55)

  • comment image

    giacometti yi zaten sanatci olarak pek de sevmem.. iyidir kotudur anlaminda degil, yani bende ozel bir merak ya da hayranlik uyandirmadi hic isleriyle..

    lakin bu bir film, sanatciyi degil, baska birseyi anlatiyor.. yani ben oyle izledim diyelim..

    film ordaki hissi ve duyguyu anlatabilmesi babinda cok basarili.. ilhamini arayan, yaptiklarindan tatmin olmayan, ama isterse yaptigi seylerdeki guzellikleri de gorebilen, sanatci, bir vazgecmislik ve eser yaratmaya dair duyulan heyecan arasinda, kisir dongu gibi gitgeller yasiyor devamli.. yaratim sureci ve sanatcinin icinde bulundugu durum daha guzel anlatilamazdi bence.

    tum bunlar bi tarafa, en nihayetinde, orospularla dusup kalkan, her gun sarhos gezen, parayi pervasizca car cur edebilen, derdi bulmak degil ariyor olmak olan bir adamin, hedonist ve bohem bir yasamla, nasil bir cikis noktasi aradigini, fevkalade anlatiyor film. (sanatina yaratmaya dair bir heves, istek, sevk bulmak anlaminda)

    ama tabi bir baskasi icin, isinin hakkini vermek yerine, bahanelere siginan, kolpa bir sanatcinin kaprisleri olarak da gorulebilir.. (ust entari) dogrudur, olabilir.. :)

    lakin omrunde hic bos bir tuvalin, bombos beyaz bir sayfanin, bos bir defterin, sekil verilmemis bir alcinin, camurun onune, bir seyler cikartmak icin oturmamis kimse kolay kolay anlamaz bunu..

    film size az biraz bunu anlatmaya calisiyor. :) diyor ki, seni heyecanlandiran her ne ise bu hayatta, onu kaybedersen ve mutlu degilsen, kendini yersin sonunda diyor.

    muthis bir film.. geoffrey abiye deginmiyorum bile..


    (amabisidiycem - 19 Şubat 2018 17:09)

  • comment image

    aktör stanley tucci'nin yazıp yönettiği, her açıdan sorunlu film. pek bir şey beklenmeden izlenmeli kanımca. tucci senaryoyu başkasına, yetenekli bir senariste yazdırtmalıydı. o zaman belki iyi bir film olurdu final portrait. gerçi tucci'nin her salisede hareket eden kamerasından da hoşlanmadım ama senaryonun yanında bu o kadar göze batmıyor. tucci'nin senaryosu gerçekten kötü. ressamın hakkını verememiş, onu zinhar derinleştirememiş, epey yüzeysel ve hatta yer yer aynı şeyleri tekrarlayarak işlemiş. ha giacometti'nin portresini yaptığı yazarı neredeyse hiç tanıyamıyoruz, halbuki adam anlatıcılığı da üstlenmiş. ya karakter filmin anlatıcılığını üstlenmiş olmasına rağmen elemanı tanıyamıyoruz. büyük başarı tucci! zaten diğer karakterleri hiç anmayalım. aslında hepsi eğlenceli karakterler, hakları verilse woody allen'ın çekmediği kaliteli woody allen filmlerinden olabilirdi final portrait. ama tucci hem karakterleri ve ilişkilerini kötü işlemiş, hem de 2 haftalık portre sürecini sıkıcılaştırabilmiş. woody allen'dan aparma atmosfer ve bazı esprilerle geoffrey rush-armie hammer ikilisi filmi çekilir kılıyorlar ama o kadar. neticede tucci bu filminde sınıfta kalmış.


    (sherlock holmes 90 - 24 Mart 2018 00:53)

  • comment image

    asgarî düzeyde film beğenisi olan birisinin topa tutacağı yapım. yıllar önceydi, filmekimi veya if'de izlenmiş, sabit bir karede dalgalar [içinde ördekler, kıyıdan geçen ölmek üzere olan adamlar] üzerine olan abbas kiarostami'nin five dedicated to ozu, ve hasan ali toptaş'ın hep yarıda bırakılan romanları gibi, uzun süre sonra yarısında çıkılmış film.

    çoğunlukla yerli olmak üzere, dandik korku filmlerini, başından az biraz sonra nereye gideceğini kestirebilir yeterlikte olunmasına rağmen, saygıdan ve yanılma ümidiyle çaresizce sonuna kadar izleyebilen birisi olmak hasebiyle vahametinin daha iyi anlaşılması gereken film.

    bir sanatçının sanat ve hayat üzerine alabildiğine sığ "aforizmatik" cümleleriyle başlayan filmde, izleyen ne bu isviçre/italyan kökenli sanatçıyla ne de bu zâta duyduğu derin hayranlıktan ötürü paris'teki günlerinin sayısını artıran birleşik devletli yazarla hiçbir şekilde özdeşleşmedikçe koca bir "sanatçı kaprisi"nin en çiğ ve karikatüristik hâlleriyle devam ediyor.

    işbu sanatçının daha teknik işlerden sorumlu kardeşi ve birleşik devletli yazar ile şu esprinin gelişi de öngörüldükten sonra yarısına yakın yerde kesilip atılan film:

    - geçenlerde bir kitap okudum.
    - ah, benimkilerden mi?
    - tabii ki hayır [komik değil, süründürür]
    - o hâlde
    - "soğuktan gelen casus"
    - hmm, kitap ne üzerineydi
    - soğuktan gelen bir casus üzerineydi [öldürür]

    peşin şerh-i yüz karası: içinden uzun bir avlu geçen, bir yanı atölye, diğer yanı ev olan yapının kışın nasıl ısınabildiğiyle hasbelkader merak uyandırmış film.


    (muvazzaf sergerde - 12 Eylül 2017 23:12)

Yorum Kaynak Link : final portrait