Çıkış Tarihi     : 21 Aralık 2018 Cuma, Yapım Yılı : 2018
Türü                : Biyografi,Drama,Tarih
Taglar             : dragged by a horse,kadın rekabet,hizmetçi,Aristokrasi,peruk
Ülke                : İrlanda,İngiltere,ABD
Yapımcı          :  Element Pictures , Scarlet Films , Film4
Yönetmen       : Giorgos Lanthimos (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Deborah Davis (IMDB),Tony McNamara (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Emma Stone (IMDB)(ekşi), Rachel Weisz (IMDB)(ekşi), Joe Alwyn (IMDB), Olivia Colman (IMDB)(ekşi), Nicholas Hoult (IMDB)(ekşi), Mark Gatiss (IMDB)(ekşi), John Locke (IMDB), Timothy Innes (IMDB), Jenny Rainsford (IMDB), Basil Eidenbenz (IMDB), Wilson Radjou-Pujalte (IMDB), James Melville (IMDB), Isaura Barbé-Brown (IMDB), James Smith (IMDB), Hannah Morley (IMDB), Jack Veal (IMDB), Antonia Castilla (IMDB), Arthur Wilde (IMDB), Liam Fleming (IMDB), Tim Ingall (IMDB), Willem Dalby (IMDB), Janette Sharpe (IMDB), Elizabeth Ita (IMDB), Carolyn Saint-Pé (IMDB), Alexis Bennett (IMDB), LillyRose Stevens (IMDB), Errol Clayton (IMDB), Nathan Lang (IMDB), Declan Wyer (IMDB), Leigh Dent (IMDB), Alfrun Rose (IMDB), Emma Knowles (IMDB), Poppy Lawless (IMDB), Emily Vinnicombe (IMDB), Solomon Jean Charles (IMDB), Roisin Keogh (IMDB), Dawn Dardis (IMDB), Zenobia Voegele-Downing (IMDB), Samuel Bossman (IMDB), Patricia Walker (IMDB) >>devamı>>

The Favourite (~ Sarayin Gozdesi) ' Filminin Konusu :
İngiltere ve Fransa'nın savaş halinde olduğu 18. yüzyılın başlarında Kraliçe Anne'in yakın arkadaşı Lady Sarah, bir yandan narin kraliçe ve onun değişken ruh hali ile ilgileniken diğer yandan onun yerine ülkeyi yönetmektedir. Saraya yeni gelen Abigail, Lady Sarah'nın yanında yükselerek kraliçenin gözdesi olma yolunda Lady Sarah'ya meydan okuyacaktır.

Ödüller      :

Venedik Film Festivali:Best Actress
Academy Awards - Oscar:En İyi Kadın Oyuncu


  • "olivia colman çok iyi oynamış, oscar adaylığını kesinlikle hak etmiş.bu arada filmdeki tavşanların kraliçe'nin gerçek hayatta 18 kez hamile kalmasını sembolize etmesi güzel bir detay olmuş."
  • "ülkenin 5 büyük şehrinden birinde olmayan biri için sinemada izlemesi zor olan film"
  • "film boyunca elma yiyenler olmuş. bizim salonda da çekirdek yendi valla. ilk defa bir lanthimos filmi hayattan daha absürt değildi. tavşan tanrısı olarak 8/10 verdim ben."
  • "malum ortamlara düşmüştür."




Facebook Yorumları
  • comment image

    yorgos lanthimos'un açık ara en kötü filmi. hırsları uğruna insanın yaptıklarını ya da neler yapabileceğini artık çok iyi biliyoruz çok sayın yorgos; tıpkı iktidarın ve iktidar sahiplerinin sapkınlıklarını bildiğimiz gibi...

    yani; "geç bunları, geç, geç, geç!" demek istiyorum, hele hele bu kadar sığ bir işleyişle.


    (hietzsche - 7 Ekim 2018 21:13)

  • comment image

    filmi izlerken ara sıra yönetmenliğini nuri bilge ceylan ın yaptığı bir bbc dizisi seyrediyor hissine kapıldım. filmin ilginç yanı bütün karakterler ve olaylar gerçek, tarihçiler, marborough düşesi sarah ile queen anne arasındaki yazışmaların "well documented" olduğunu belirterek aralarındaki ilişkinin gerçekliğine vurgu yapılıyor. doğal olarak filmde değinilmeyen bir husus da, savaştaki başarıları nedeni ile marlborough dükü ünvanı verilen john churchill in yaklaşık 300 yıl sonra doğacak winston churchillin büyük büyük dedesi olmasıdır.


    (brownie - 8 Ekim 2018 10:23)

  • comment image

    lanthimos'un önceki filmlerine göre oldukça "hafif" bulduğum bir film oldu. belki yönetmene dair beklentilerimin de bunda etkisi olabilir, yakıştıramadım pek. filmin absürd dokusu iyiydi, renkler iyi, kostüm iyi, oyunculuklar iyi-ki özellikle rachel weisz'ın hakkını vermem lazım- ama konu işlenişi vasat mı vasat. konu ise klişe ötesi... yeni biri gelir ve o güne dek gözde olan gözden düşer... peh peh peh.

    tamam, mesele konu değil, mesele konunun işlenişi, elbette çok klasik bir konu çok yaratıcı şekilde de işlenebilir, ama burada o da yoktu. bayaa bayaa sırada ne olduğunu tahmin ediyorsun, o onu nasıl satacak, abigail nasıl kendi kendini dövüp ağlayacak vs. öyle hafif, eğlenmelik, kolay izlenir bir film olmuş işte. "hollywood izlemeyeyim, ama kolay bişi olsun, öyle çok zorlamasın" derse biri bunu açarsınız.


    (polly jean - 11 Şubat 2019 14:59)

  • comment image

    kameranın sürekli devindiği barok bir üslup (welles), simetri ve alan derinliği (kubrick), ileri kaydırma (hitchcock), yakın plan (bergman) gibi kimi yönetmenlerin imzası niteliğindeki stillerin gösterişli (gerçi barok mizansen ile öz sürekli bir tenakuz halindedir) bir kolajı olarak tarif edebileceğimiz film genç bir kadının önce taciz edilip ardından mıncıklanıp dışkılanmış bir çamurun üstüne fırlatılmasıyla başlıyor. balçıktan yaratıldık, yine ona döneceğiz yollu dinsel referansın ironisidir bu. gene de bu henüz detaylıca tanımaya nail olamadığımız bir kadının saraya ayak basar basmaz yeniden doğuşunun öyküsüdür. taciz edildi, mıncıkladı, kamçılandı, tecavüze teğet geçti, dayak yedi, aşağılandı belki; ama şu haliyle yeniden doğmaması için bir neden yok gibidir. işte böyle, dönemler ve ülkeler değişse de kadınların itilip kakılması, horlanıp aşağılanması olgusu değişmiyor, diye düşünüyoruz, hatta ona acırız, ama tam da bu noktada yanılırız, çünkü karşımızdaki kolay kolay özdeşim kurabileceğimiz bir dekadan değildir. aslında dekadansın filmidir ama saraydaki dikey hareketlilikle ilgilenen entrikaya dayalı bir öyküdür the favourite. bir dekadanın femme fatale kimliğinde çevirdiği entrikaların komik öyküsü.

    djuna barnes, "geceyi anlat bana" adlı romanında, "bazı insanların yaşamak için izne ihtiyacı var. insanın hayatı, ancak onu kendisi icat etmişse kendinindir." diye yazar. tarih, aşağılanmış kahramanların altüst oluşlarıyla ilgilidir. abbasi halifesinin kendisine tanrının gazabına uğrayacağını bildirdiği için bağdat'ın altını üstüne getiren hülagu han, kibirli pers kralı darius'u saklandığı mağaraya dek takip eden büyük iskender ya da eşcinsel olmasına rağmen ele geçirebildiği bütün eşcinselleri toplama kamplarına yollayan hitler... isimler değişse de motivasyon ruhu pek değişmez. aşağılanmanın, kendi kendini cezalandırmanın, hor görülmenin yıkıcı sonuçlarıdır bunlar. benzer biçimde abigail (emma stone) babasının arkadaşlarının tecavüzüne uğramış nevrotik bir karakterdir. geçmişinde aşağılanmanın izi zaten mevcuttur ve şu haliyle sarayda da benzer şeylerle karşılaşınca bu kez olayları farklı değerlendirir ve yolunun kesiştiği kişileri kendi hesabına kullanmaya başlar. yükseliş-düşüş öyküsünün trajik anti-kahramanı barry lyndon gibi başladığı noktaya dönmeyecektir. genç bir albayla yaptığı göstermelik evlilikle en azından lady'lik unvanına kavuşur. kraliçe anne'in (olivia colman) gözdesi olduğunda, her ne kadar ruhen aşağılanmaya devam etse de, merdivenleri yeterince tırmanmayı başarmıştır artık. barry lyndon'ın dişil animası ise olsa olsa lady sarah'dır (rachel weisz).

    tarihteki iskelet halindeki muktedirlerin haklı olup olmadıkları, iyi veya kötü olup olmadıkları ise bambaşka bir sorundur. nitekim "dünya, nitelikli olanı değil, çoğu kez nitelikli görüntüsü vereni ödüllendirir." der la rochefoucauld. kraliçe anne, lady sarah, sarayın öteki kurmayları ya da abigail. onlar iyinin ve kötünün ötesindedir. örneğin abigail nitelikli değil, nitelikli görüntüsü verendir ve basamakları kolay tırmanmasının nedeni de budur. ilk sahnede dışkılanmış çamura yüzüstü kapaklanmıştı, şimdi son planda onu kraliçenin marazlı ayağına masaj yaparken görürüz. ne değişmiştir? şunu söylemek olasıdır belki: insanın özü değişmez, sadece yaşamının biçimi değişir. ya da şu: özümüz de ruhumuz da çamurdur aslında! özetle, başlangıçta da son planda da en alt kategoridedir abigail. aşağılanma ve hor görülme ise sürecektir.


    (hanging rock - 21 Şubat 2019 19:21)

  • comment image

    film boyunca elma yiyenler olmuş. bizim salonda da çekirdek yendi valla. ilk defa bir lanthimos filmi hayattan daha absürt değildi. tavşan tanrısı olarak 8/10 verdim ben.


    (dirtydream - 12 Şubat 2019 23:17)

  • comment image

    lanthimos'un ucuncu kez dunyaca unlu oyuncularla calisacagi filmi olacak. the lobster iyiydi, hostu, guzeldi ama yonetmenin kendi ulkesinde kendi ozgunlugunde filmler cekmeye devam etmesini isterim sahsen. cunku kendi dilinde ve ulkesinde cektigi filmler halihazirda basarili bir film olan the lobster'dan cok cok daha iyiydi, gerisini siz dusunun.


    (feministim ben - 31 Aralık 2015 09:38)

Yorum Kaynak Link : the favourite