IMDB Puanı   : 6,2
Oy Sayısı         : 4.350
Süre                : 1 Saat 28 dakika
Çıkış Tarihi     : 04 Eylül 2018 Salı, Yapım Yılı : 2018
Türü                : Aksiyon,Heyecanlı
Ülke                : ABD
Yönetmen       : Ryan Eslinger (IMDB)
Senarist          : Ryan Eslinger (IMDB)
Oyuncular      : Alex Sharp (IMDB), Ella Purnell (IMDB)(ekşi), Benjamin Beatty (IMDB), Gillian Anderson (IMDB), David Strathairn (IMDB)(ekşi), Cece Abbey (IMDB), Dylan Keith Adams (IMDB), Jennifer Alexis (IMDB), Mark Angel (IMDB), Kathlene Ashcraft (IMDB), Michael Lee Bailey (IMDB), Denise Barone (IMDB), Judy McQueen Bauer (IMDB), Lea Hutton Beasmore (IMDB), Anita Farmer Bergman (IMDB), Brian Wolfman Black Bowman (IMDB), Braden (IMDB), John E. Brownlee (IMDB), Mark Aaron Buerkle (IMDB), Alejandro Castillo (IMDB), Rick Chambers (IMDB), Shuo Chen (IMDB), Amy Clark (IMDB), Juliane Collins (IMDB), Jill Coughlin (IMDB), James Creque (IMDB), William Cross (IMDB), Tracey de Leon (IMDB), Gina Crawford Diehl (IMDB), Lynn Downey (IMDB), Tim Downey (IMDB), Angela Duggins (IMDB), Donnie Dunn (IMDB), Ken Early (IMDB), Peanut Edmonson (IMDB), Katie Eichler (IMDB), George W. Ellerman (IMDB), Kathleen Ellerman (IMDB), Shawn P. Farrell (IMDB), Megan Chelf Fisher (IMDB) >>devamı>>

UFO ' Filminin Konusu :
UFO is a movie starring Alex Sharp, Gillian Anderson, and Ella Purnell. A college student, who sees a UFO, uses his exceptional math skills to investigate the sighting with his friends while the FBI follows closely behind.


  • "ks. uzaylı filan olabilir"
  • "her nedense, sadece nokia 6600 telefonu olan kişilere görünen varlıklardır."




Facebook Yorumları
  • comment image

    adam ışık hızına ulaşıp ya da zamanı büküp başka gezegenden dünyaya gelmiş, hala sağ tarafında kırmızı, sol tarafında mavi ışık yanıyor. ulan teknolojiyi biraz takip edin arkadaşım. kaç yaşına gelmişsiniz hala dünya işi ışıklarla takılıyosunuz, havanız kime? vermek istediğiniz mesaj ne? sağ sıcak, sol soğuk mu?

    tanım : tanımlanamayan uçan nesne.


    (bloomer - 10 Eylül 2013 20:16)

  • comment image

    dünya üzerinde en çok inananı olan komplo teorisi. bir diğeri de illuminati, yeni dünya düzeni vb elbette.

    bu fenomenin bu kadar takipçisinin olmasını başta abd olmak üzere insanın o muhteşem egosuna bağlıyorum. hatta bunun tek sebebinin egomuz olduğuna inancım tam.

    bizler her dönem içinde bulunduğumuz çağ ile, teknolojik gelişmişliğimizle, yakaladığımız bilimsel düzeyle övünmeyi sevmişizdir. bu sebeple kendimizi öncelikle çağdaşımız olan diğer toplumlarla, ardından da bizden önce yaşamış toplumlarla kıyaslarız. şimdiye kadar yaşamış en ileri, en medeni toplum olduğumuzu söyleriz hep. sümerler de, yunanlar da, mısırlılar da, romalılar da bunu yapıyordu. biz de yapıyoruz ve bizden sonraki insanlar da yapacaklar.

    bu yüzden, bizden daha ileri bir medeniyetin bu dünyada yaşamış/yaşıyor olabileceği fikrine tahammülümüz yok. mısırlılar piramitleri inşa etmiş olamazlar, çünkü biz bugünkü teknolojiyle bile bunu güçlükle başarabiliriz. onların o gün bunu başarabilmiş olmaları, bizim aslında sandığımız ve böbürlendiğimiz kadar da ileri gitmemiş olduğumuzu kanıtlar ve biz bunu asla kabullenemeyiz. bu durumda, dünya dışı yüksek teknoloji sahibi varlıkların gelip de onlara yardım ettikleri fikrine dört elle sarılırız, çünkü böylece biz mısırlıları alt etmiş olmaktayız. ve yeniden gelişmişliğimizle, başarılarımızla övünmeye devam edebiliriz.

    peki, bu bir paradoks değil mi? yani, yüksek teknolojili uzaylıların varlığı bizim kainattaki en akıllı ve başarılı yaşam formları olmadığımızı göstermez mi? evet, bu bir paradoks olabilir; ancak sanırım buna inanmak sandığımız kadar gelişemediğimize inanmaktan daha kolay.

    neden amerika dedim? çünkü bu, ego için kusursuz bir örnek. bizler insanlık olarak, birçok alandaki gelişmemizi almanlara borçluyuz: mühendislik ve tıp. (geriye ne kaldı?) borçlu olmak bir yana, almanları anlayamıyoruz. otuz yıl içinde iki kere yok edilmiş bir halk, nasıl olup da tekrar ayağa kalkabilir? nasıl olup da o dönem (ikinci ds) hiçbir devletin sahip olmadığı teknolojide silahlar üretebilir? almanya bu jetleri nasıl üretti, foo fighterlar, denizaltılar nereden geldi? hitler o ölümcül hatasını yapmasaydı, onu nasıl yenecektik?

    amerika için almanya' nın ondan çok daha üstün bir teknolojiye sahip olduğunu kabullenmek çok zor. egosu buna müsaade etmez. o da ne yapıyor, almanlar düşen bir ufoyu buldular, o teknolojiyi taklit ederek silah ürettiler, mühendislikleri bu sayede ilerledi diyor. evet, bu iddia ufologların ciddi ciddi inandığı ve savunduğu bir iddia. evet, amerika tarihinin herhangi bir döneminde bir devletin kendisinin bugün bile sahip olmadığı teknolojileri geliştirmiş olmasını kabullenemiyor. olayların en mantıklı ve basit açıklaması buyken o daha dolambaçlı olanını seçiyor ki egosu hasarlanmasın. nazilerin tıpta nasıl geliştiklerini biliyorken mühendislik konusundaki bilgilerimiz daha kısıtlı, çünkü bunlar daha iyi saklanıyordu.

    bu ego, her dönem vardı. yunanların tanrıların kendi topraklarında (olympos) yaşadığına inanma sebepleri de bu, her uzay filminde uzaylıların beyaz saray' ın bahçesine inmelerinin sebebi de... öyle olmalı. önemli olan, başarılı olan, ileriye giden biz olmalıyız.

    yukarıda bahsettiğim paradoksu da sanıyorum şu şekilde çözme yoluna gidiyorlar şu sıra. ufolar zaman makinesidir ve gelecekten gelen insanlardır bunlar. önemli tarihi olayların oldukları dönemlerde daha sık görülmelerinin sebebi de budur. yoksa propaganda aracı falan olamazlar yani.

    mısırlılar yüksek bir teknoloji kurdular. naziler manyak olabilirler; ama gerçekten dahiyane işler başardılar. amerika' yı süper güç yapan da onların artıklarını toplayabilmiş olmaları, yoksa ikinci dünya savaşı öncesinde abd diye bir devleti ciddiye alan var mıydı? kabullenmek gerek, hiçbirimiz mükemmel değiliz. belki dünya dışında yaşam vardır. bilemiyoruz. belki de tek hücreliler düzeyinde, belki de çok ileri. belki bizi hiç umursamıyorlar bile, yani başka bir gezegenden sırf bizi izlemek için geleceklerine inanmak bile başlı başına bir ego meselesi. neymiş, ufolar insan nüfusunu kontrol ediyormuş, her felakette parmakları varmış. sen kainatın en önemli yaratığısın çünkü, ben de trilyon ışık yılı uzaklıktan sırf senin teknolojik gelişmeni engellemek için geleceğim.

    not: bu entry dünya dışı yaşam formlarının varlığını değil dünya üzerindeki yaşam formlarının bu varlığa inanma eğilimlerini tartışmaktadır.


    (vetra privili menya - 30 Eylül 2012 00:56)

  • comment image

    havada uçuşan kaçışan ve kimliği belirlenememiş ne varsa ufo olarak belgelendirilebilinir.
    ama olay havada uçuşan taş,kuş,teneke,balon değil de uzaydan geldiği iddia edilen şeyler ise işte o zaman burada durmak lazımdır.
    kolpalıktır bu uzaysal şeyler şöyleki;
    eski ufo görüntülerine bakarsak (nasa dan alındığı iddia edilen görüntüler),1950 lerde çekilenlere bakarsak 1950 lerin tasarım etkilerini görürüz. 1960 lara bakarsak 1960 ları görürüz.
    bu durumda bizim dünyalı uzaylıların kolpalığıdır bu demek için zemini sağlam bulduk diyebiliriz.
    e madem gelişmiş bir teknolojisin madem, o zaman özgün bir tasarım yap gel seni görelim de bir işe yara.
    ne mala ne davara faydan var gibi geliyor bize yaptıklarının hıyarağası ufo.
    madem gel yere düşür bir bilgisayar biz bulalım da teknolojiye faydan olsun.
    o zaman ne demeye geliyorsun ?
    haber almaya mı?
    geri zekalı gelmene ne gerek var? radyo dalgalarını çözecek teknolojin mi yok? uzayda cirit atacağına buna kafa yor.
    seyreyle dünyayı alabildiğine ...!
    yani diyorum ki gelmene gerek yok...


    (suruko - 8 Haziran 2012 01:06)

  • comment image

    sık yapılan bir hata; başka bir gezegende zeki hayatın olup olmadığıyla ufo fenomenini birbirine karıştırmaktır.

    aklıbaşında, biraz biyoloji veya astronomi yalamış her insan bilir ki, uzayda başka gezegenlerde gelişmiş yaşam biçimlerinin var olması, hatta bu zeki hayatın evrende hatırı sayılır miktarda çok olması olasıdır, normaldir, aksini düşünmek hata olur.

    gelgelelim, söz konusu olan ufo fenomeni olduğunda işler biraz karışır. öncelikle bilinmesi gerekenler, evreni bir kenara bırakıp sadece 80 kusur bin ışık yılı genişliğine ve 10 küsür bin ışık yılı kalınlığına sahip kendi galaksimizden söz edersek şunlardır:

    • samanyolu'nda bugün bizim hesaplayabildiğimiz kadarıyla yaklaşık 200 milyar yıldız var. ben ortaokula giderken bu sayının 10 milyar olduğu sanılıyordu.
    • bir yıldızın çevresinde hayat oluşabilmesi için o yıldızın yeterli bir enerjiye sahip olması gerekir, ne çok küçük ve zayıf, ne de aşırı büyük olmamalıdır. ayrıca yeterli ömre sahip olması gerekir. büyük deli dolu yıldızların hayat süreleri birkaç milyon yılı geçmediği gibi, inanın onların 1 ışık yılı yakınında bile bulunmak istemezsiniz.
    • çekirdek çevresi (çekirdek değil) de dahil olmak üzere bu yıldızlar arasındaki uzaklık büyüktür. hem de çok büyüktür. ikili ve üçlü yıldız sistemlerini haricinde birbirine 1 ışık yılından yakın yıldız sayısı, çok küçük yüzdelerdedir.
    • bir yıldızın çevresinde gelişkin yaşam formlarının oluşabilmesi için özel şartlara sahip gezegenler gerekir. bu ister bizim gibi karbon temelli, isterse silikon yahut başka kökene sahip olsun, farketmez. uygun şartlarda (yüksek ısı ve ölümcül radyon yüzünden) bir gezegene veya ay'a ihtiyaç vardır.
    • çoğu yıldızın çevresindeki gezegenlerden pek azı yaşama uygun bölgelerde yer alır. tabi sıcaktan kayaların eridiği ya da tüm maddelerin buz kestiği bir gezegende zeki hayat olabilir derseniz orasını bilemem.
    • bu şartlar göz önünde bulundurulduğunda "yaygın" olmasına rağmen farklı gezegenlerdeki zeki yaşamın nadiren birbirine yakın bölgelerde oluşabileceği görülebilecektir.

    öyleyse;
    • birbirine uzak bu zeki yaşam formlarının bir diğerinden haberdar olabilmesi için uzaktan da olsa gözlem yapmaya ihtiyacı vardır.
    • uzaktan gözlem yaparak bir yıldızın çevresindeki yaşama uygun kuşakta bir gezegen bulunup bulunmadığını göremezsiniz. çünkü yıldızın parlak ışığı doğrudan gözlem yapmanızı engeller.
    • dolaylı yoldan yapılan gözlemlerle yaşam kuşağında gezegenler bulabilirsiniz. fakat bu gezegenlerin yaşama elverişli olup olmadığını anlamak deveye hendek atlatmak gibidir.
    • her şeye rağmen yaşama elverişli olduğunu keşfettiğiniz gezegende zeki bir yaşam formunun var olup olmadığını anlamanızın ise hiçbir yolu yoktur.

    yıldızlar arası yolculuk yapabiliyorsanız?
    • yıldızlararası yolculuk, bugünkü bilgimiz dahilinde mümkün değildir. ışık hızını bırakın aşmak, yaklaşmak bile mümkün değildir.
    • ışık hızı, yıldızlararası yolculuklar için yeterli bir hız değildir. daha açık ifade etmek gerekirse; ışık hızında giden bir gemiyle başka yıldızlara ulaşmak, kağnı ile dünya turuna çıkmakdan farksızdır. hatta kağnı ile dünya turu daha hızlı sürer.
    • ışık hızının birkaç katında (mesela 10 katı) yolculuk yaparız diyorsanız, elinizdeki kağnıyı at arabasıyla değiştirmişsiniz demektir. fakat atlarınızın sadece yürüdüğünü varsayın. çünkü ışık hızının 10 katı hızda, en yakın yıldıza ulaşmanız 5 ay, en yakın nebulalardan birine mesela ülker'e ulaşmanız 38 yıl sürer. buna bir de dönüş zamanını (dönecekseniz eğer) ekleyin.
    • dolayısıyla keşfettiğiniz zeki yaşam barındıran gezegeni ziyaret edebilmek için aşırı zeki bir uygarlık olmalısınız.

    çok zeki bir uygarlıksınız ve ışık yıllarını çekirdek gibi çitliyorsunuz:
    • bu durumda samanyolu'nun büyüklüğü devreye girer. her bir gezegeni ziyaret edip, her taşın altına bakarak zeki canlıları aramaya başladıysanız oldukça sabırlı olmanız lazım.
    • çok gelişmiş sensörlerinizin çözünürlüğü ne seviyededir bilmiyorum ama, yüzlerce ışık yılı uzaktan, onbinler yıldız ve milyonlarca gezegene tek tek bakıp dünyayı farketmeniz oldukça zor olacaktır. ne kadar yıldızla muhatap olacağınızı görmek için lütfen linke tıklayın: http://www.robgendlerastropics.com/ngc6520m.html burada samanyolu'nun çok küçük bir kesimindeki yıldız yoğunluğunu göreceksiniz. o gördüğünüz birbiriyle iç içe girmiş her benek, her noktacık bir yıldız. (ön plandaki beyaz yıldızlar ise ngc650 kümesine at)
    • eğer çok uzaktan dünyayı farketti iseniz bile, burada zeki bir canlı türü olduğunu farkedemezsiniz. çünkü insanın zekasına yönelik hiçbir bilgi şu ana kadar fazla uzağa gidemedi. belki aşırı duyarlı sensörleriniz 1900'lü yılların başına ait dünyadan gelen radyo parazitlerini almış, bunun zeki bir varlığa ait iletişim biçimi olduğunu süper bilgisayarlarınızla çözmüş de olabilirsiniz, onu bilemeyeceğim işte. yalnız bunu yapmak için en eski radyo sinyallerimiz henüz daha ötesine ulaşamadığından dünyadan 100-110 ışık yılından uzakta durmayın, sinyali de normal uzaysal parazitlerle birbirine karıştırmayın.
    • her şeye rağmen dünyayı buldu iseniz, hatta ziyaret ediyorsanız öyle kaçamak bakışlar atma denyoluğuna da girmeyin. size göre aşırı ilkel olan bu toplumun "işleyişine karışmamak" için gizli gizli takılmanıza gerek yok. unutmayın, insanlık sizler için alet kullanmayı öğrenmiş maymun'dan farksız.
    • yine de çok ahlaklı varlıklarsanız elbette izleyin gidin. ama sizi görenler var, paranoyak ettiniz adamları.
    • madem bir sürü paranoyak yarattınız ortalıkta, bari bilimden falan anlayan, sizin var olabileceğinizi bilen, üstelik sürekli gökyüzü gözlemi yapan bilim adamlarına görünün. bunu yapın ki, amatör kameraların çektiği titrek görüntüler yerine adam akıllı videolarınız ve fotoğraflarınız olsun.
    • sahi, herkese görünüp de, sizi doğru düzgün görüntüleyebilecek (amatör de olsa) astronomlara görünmemeyi nasıl başarıyorsunuz?

    niyetiniz ne?
    • onca ışık yılı mesafe içinde onbinlerce, yüzbinlerce yıldızı tarıyor ediyor, dünya gibi gezegenler arıyorsunuz. niçin?
    • ahlaki bir yargınız olmadığından kaynaklarından faydalanmak için böyle gezegenlere ihtiyacınız mı var?
    • muhteşem medeniyetinizin ve teknolojinizin devamını sağlayabilmek amacıyla bu bulduğunuz gezegenlere yerleşmeyi niçin düşünmüyorsunuz?
    • sizin silahlarınıza göre ok ve yaydan farkı olmaması gereken dandirik silahlarımızdan mı korkuyorsunuz?
    • yoksa hepiniz ışık ve sevgiyle oradan oraya gezen bilimadamları mısınız?
    • ya da burası bir hayvanat bahçesi ve turistik geziler düzenliyorsunuz. hmm...

    neyse, konuyu bir bilim adamı olan douglas vakoch'ın seti projesi kapsamında oraya buraya dünyanın yerini gösteren sinyaller, haritalar ve şarkılar gönderilmesi üzerine söylediği bir söz ile kapatayım:
    "neden uzaylıların barışçıl olduğunu düşünüyoruz. uzaya müzik yayını dünyanın tam yerini ele veriyor. nasa'nın böyle konuları tartışmaya açması gerekir. uzaya dünyanın galaksideki adresini gösteren haritalar ve bilgiler gönderilmesinin gelecek nesiller için büyük tehlike yaratabilir. dünyaya karşı yapılacak bir uzay saldırısından sağ kurtulmamız mümkün olmaz.


    (anafor - 16 Temmuz 2009 04:30)

  • comment image

    düşündüm de, ufoya karşı çok katı davrandım sanırım. onun uçarı, deli dolu, hercai bir yapısı var. ışıklı prıl pırıl ulaşılmaz bir güzelliği var. ufo inip benle bütünleşirse ufodan soğuyabilirim. o eski ışıltısı, parıltısı, dönüşü, o kadar ilginç gelmeyebilir. ufo o yüzden kaçıyor. ama ufonun da bir bağlanma sorunu var, bir gezegene, bir galaksiye bağlanmaktan korkuyor. korkmasa şimdiye kadar çoluğa çocuğa karışmıştı.

    ama ufolar böyle, ilgiyi, gizemi seviyorlar. zaten ufoya bakana görünmüyor ufo. ilgilenmezsen fır döner tepende. o yüzden aslında ufoyla ilgilenmiyor gibi yapacaksın. ufo normal, alışkınım hissini verirsen hemen anlıyorlar ve sürekli çevrende dönüyorlar. waiting game diyor ya ecnebi, o işte. kim kimi arayacak, kim kime ilk görünecek kafası işte. ben ama lanet olsun ki hep açık oynuyorum.hoşlandığım ufoya hoşlanıyorum diyorum ve bu yüzden kaybediyorum, bu yüzden fotoları, videoları flu çıkıyor. taglediğim fotolarını da hep untag ediyor ufolar. limited profile takılıyorlar. oysa ki request i o yolladı yani.


    (otisabi - 16 Temmuz 2009 04:01)

  • comment image

    ufo iyi ya, ben ufoyu destekliyorum. ama ufo da biraz verici olacak, o da isteyecek.

    sen uçan dairesin, ayağın yerden kesik... galaksiyi aşıp gelmişsin, şuncacık yolu çok görme. uç gel. bak ufo kardeşim, açık konuşuyorum, sen ufosun, anlarsın: artık bizim sana gelmemizi bekleme. bu halk bıktı artık ufosunu beklemekten, muradının boynu tutuldu göğe bakmaktan...eğer galaktik bir ahlak varsa, etika varsa, dairenin bana gelmesi lazım, ben daireye gidemem. daireden arkadaşlarım olsun, çevrem genişlesin, çapım büyüsün ben de isterim, kim istemez? ufo bunları dikkate alırsa ufodur, yoksa uç geç, ışık saç, bana bir şey ifade etmiyor. bana beni aydınlatacak, karanlık anlarımda yanımda, tepemde, hoş ve sıcak bir ışık veren ve verebilecek bir ufo lazım. herkese görünen ufo, bana görünmesin. ben herkesin ufosunu değil, kendi ufomu, kendi ufişimi istiyorum. başucumda istiyorum.

    işte böyle kurallarım açık, ufo da kartları açık oynasın, o da beni arzuladığını, benden o ışığı aldığını, almak istediğini görmek istesin. ideal ufo bekletmez, beklemeye değer anılar bırakır. bırak gitsin, otisotisotis diye dönerse benimdir.


    (otisabi - 16 Temmuz 2009 03:51)

  • comment image

    bir tv kanalında ufolar ile ilgili bir belgesel izlerken dünyada ufolar alanında çok tanınmış ama şimdi ismini hatırlayamadığım (x diyeceğim) bir kişi ile ropörtaj yapılıyordu. adam tek kolluydu ve belgeselde şöyle bir ifade geçmişti:
    "defalarca ufolar tarafından kaçırılan x'in tek kollu olmasının sebebi ufolar değil bir türkiye seyahati sırasında geçirdiği trafik kazasıdır."
    o an bilimsel bir programda ülkemizin de adı geçtiği için gurur duydum.


    (ucan adam - 21 Mart 2008 10:04)

  • comment image

    uyduruk asker yeşili teleskobumla gökyüzünü izlediğim geceler, onlarcasını görürdüm. televizyon cızırdarmış genelde, bi de elektrikli aletler bozulurmuş. ben genellikle böyle şeyleri aştıklarına inanıyordum. balkona çıkıp yere oturarak bulutsuz gökyüzünü izliyordum. dikkatli baktığımda çok fazla tanımlanamayan uçan obje görüyordum. kuzenime anlatıyordum, çok etkileniyordu. bir süre sonra o da görmeye başladığını söyledi. alt katta oturuyorlardı ve ikimiz aynı anda gece vakti gizlice balkona çıkıyor, havaya bakmaya başlıyorduk. ama onun bilmediği şey, benimle iletişime geçiyor olduklarıydı. genelde beynimin içiyle sürekli bir iletişim halindeydiler. düşündüklerimi onlardan saklamam imkansızdı. ama düşündüğüm şeyler yüzünden asla beni yargılamıyorlardı. genelde kötü anlarımda onlardan yardım istiyordum, çalışmadığım sınavlarda cevapları kafama göndermelerini istiyordum. oluyordu da bir nebze. rahatlıyordum. ben onlara insanları anlatıyor, onlardan da bana destek olmalarını istiyordum. ufoları ile tepemizde gezinip duran bir uygarlık için çok zor bir şey değildi ufak bir çocuğa yardım etmek. o sıralar uzaylılar tarafından kaçırılan adamın seks hikayeleri konuşuluyordu. amerika’da bir köylü, inekleri ahıra götürürken kaçırılmış ve pek insana benzemeyen ama yine de yaydıkları kokular ile kendisini etkileyen dişi uzaylılar ile ilişkiye girmişti. uzaylıların üremek için son çare olarak insanları kullandıklarını söylüyordu. genetik mühendisi ya da astronot olmak isteyen tipik bir velet olarak hiç inandırıcı gelmemişti bana o zamanlar. öncelikle uzaylıları kişisel olarak tanıyordum, böyle bir şey olsa bana söylerlerdi, hatta direk beni kullanırlardı. ayrıca bu varlıklar bizimle aynı türden olmadıktan sonra verimli bir döl almaları imkansızdı. ben yine de gece yarısı arabası ile ıssız dağ yolunda ilerlemekte olan baba ve oğlun hikayesine inanıyordum. ileride beliren ateş topuna yaklaştıklarında vücutlarını büyük bir huzur kaplıyordu, alevlerin içinden çıkan uzun ince varlık kendi kendine durmuş olan arabaya yavaşça yaklaşıyor ve içeri bakıyordu. babadan çocuğunu istiyordu, konuşmadan elbette. her şey gönderilen elektromanyetik dalgalar aracılığı ile oluyordu. baba reddediyordu ama korkuyordu. tabi beyninin içini gizleyemiyordu. bir süre sonra çocuk yanıbaşında ağzından köpükler saçarak titremeye başlıyor, kendini yere atıyordu. çocuğun beynine bir şeyler bırakıyorlardı benim teorime göre. sonra uzaylı dönüp alev topuna biniyor ve yükselmeye başlıyordu. bir süre sonra baba da felç etkisinden kurtuluyor, baygın oğlunu hastaneye götürdükten sonra polislere ifade veriyordu. bana kişisel olarak verdikleri bir bilgi de şöyle idi: ben 25 yaşıma geldiğim gün, bir gece vakti yürüdüğüm ıssız bir yola ufoları ile inecek ve beni hipnotize ederek kendilerine çekeceklerdi. hep o bahsedilen mükemmel huzur duygusu tüm bedenime dolacak, zihnimin içinde onların seslerini duymaya başlayacaktım. “dünyanızı yok edeceğiz” diyeceklerdi gülümseyerek. taklit edemeyeceğim, garip ama benim anlayabileceğim bir ses kullanarak. “nasıl olur?” diye yanıt verecektim. “2 gün sonra dünyanızdan geride sonsuz bir çöl ve boşluk kalacak” diyeceklerdi. verilen yatıştırıcı etki ile onların gözlerine bakmaya devam ederken “korkmanıza gerek yok, yıllardır senin yardımların ile onları yeterince analiz ettik. herkese söyle, kimse acı çekmeyecek. hepsi huzur içinde yokolduktan sonra yeniden türeme olasılığınıza karşı bu gezegeni radyoaktif dezenfeksiyona maruz bırakacağız.” dediklerini duyacaktım. “peki” diyecektim sessizce ve sonra birkaç saat içinde kendimi şehrin bambaşka bir köşesindeki bankta otururken bulacaktım. tabiki kimse inanmayacaktı bana. dünyanın sonuna 4-5 saatin kaldığı vakit, kimsenin bunu bilmemesi çok daha iyi olacaktı. nasıl olsa ufoları ile yer’e inmeseler, biz birkaç 10 yıl sonra kendi kendimizi ortadan kaldıracaktık. bir hastalık bulacak, kendimizi kısır yapacak bir salgın hastalık yayacak ya da ülkenin tekinin kıyamet günü silahı ile sağa sola bomba atacaktık. kim bilir?
    onlarla beraber geçen yıllarım boyunca hep onları benimle fiziksel bir temas kurmaları için ikna etmeye çalışmıştım. benim kimseye anlatmayacağımdan ve kötü bir tepki vermeyeceğimden emin olduklarında ineceklerini söylemişlerdi. ve bir gün indiler, indikleri geceyi çok net hatırlıyorum. yatağıma uzanmış karşıdaki boşluğa bakıyor, onları düşünüyordum. bugün iletişim kuramıyordum ama, seslerini kafamın içinde duyamıyordum. o an karanlık odada beliren bir varlık gördüm, bir metreden biraz uzun, ince ve tam seçilemeyen. yıllardır kendimi hazırlamış olmama rağmen bağırarak annemlerin yatak odasına kaçmam uzun sürmedi. babam odayı kontrol etmeye gittiğinde koca bir hiç bulmuştu tabiki. sonra ufoların içindeki canlılar, bir daha benimle konuşmadılar, onları hayalkırıklığına uğratmıştım. yeni şanslı bir çocuk bulup onun hayal dünyası üzerinden insanları analiz etmeye devam edeceklerdi. ben de hep bunun vicdan azabını çektim, o gün orada nefesimi tutup varlığın yanıma gelmesini beklemediğim için hayatımın en büyük fırsatını kaçırdığımı biliyordum. başka hiçbir insanın yaşayamadığı, görmediği bir dünyanın hayalini kaybetmiştim. uçan cisimler, tanrıya inanma ihtiyacımı karşılamışlardı. zihnimi okuyabilmeleri, her derdimi dinlemeleri, karşılıklı bir şekilde bana ödül veriyor olmaları ve kötü anlarımda onlara sığınabiliyor olmam bana kendimi özel ve güçlü hissettiriyordu. tanrı ile konuşabilen bir peygamber olmanın hayalini kaybetmiştim. o günden sonra onlardan bir daha haber alamadım. bir sürü uyduruk ufo hikayesi dinledim ama.
    kuzenim onları görmeye devam ettiğini söyledi, her zamanki gibi inanmadım. bana gelmişlerdi, ama ona söylemedim. o da bana inanmazdı. halbuki inanılmayacak bir şey değildi hiçbir zaman bu. filmin tekinde söylediği gibi, eğer koskoca evrende sadece insanlar yaşıyorsa, bu kadar emek boşa gitmiş olmalı.


    (je androcoen - 18 Şubat 2007 02:12)

Yorum Kaynak Link : ufo