IMDB Puanı   : 4,6
Oy Sayısı         : 241
Süre                : 1 Saat 30 dakika
Çıkış Tarihi     : 09 Kasım 2018 Cuma, Yapım Yılı : 2018
Türü                : Komedi,Drama
Taglar             : hare krishna,lgbt,lesbian,f rated
Ülke                : ABD
Yönetmen       : Jenna Laurenzo (IMDB)
Senarist          : Jenna Laurenzo (IMDB)
Oyuncular      : Elaine Hendrix (IMDB)(ekşi), Steve Guttenberg (IMDB), Cloris Leachman (IMDB)(ekşi), Bruce Dern (IMDB)(ekşi), Kevin Pollak (IMDB)(ekşi), Brandon Micheal Hall (IMDB), Kevin Kane (IMDB), Jenna Laurenzo (IMDB), Caitlin Mehner (IMDB), Deirdre O'Connell (IMDB), Rob Moran (IMDB), Jordyn DiNatale (IMDB), A.B. Cassidy (IMDB), Sondra James (IMDB), Lana Yoo (IMDB), Davram Stiefler (IMDB), Adeel Ahmed (IMDB), Dorothi Fox (IMDB), Lisa Benner (IMDB)

Lez Bomb ' Filminin Konusu :
Lez Bomb is a movie starring Elaine Hendrix, Steve Guttenberg, and Cloris Leachman. A still closeted young woman brings her girlfriend home for Thanksgiving, only to have her coming out efforts thwarted by the unexpected arrival of...


  • "(bkz: sarı tutku) mu bu? bence iyi bir çeviri oldu gibi dediğim filmdir efendim."
  • "yorumları okuyunca şaşırdım, sözlüğe girince otomatik olarak her şey hakkında negatif yorum yazmak psikolojik bir problem sanırım. yılan gibi film, iyi ki gitmişiz."




Facebook Yorumları
  • comment image

    filmin yarısında çıkanlara kötü bir haberimin olduğu film.

    filmin ikinci yarısında bir apartman içinde dövüş sahnesi var. 5 - 6 dk sürüyor. o kadar iyi kurgulanmış ki hiç bir montaj olmadan tek seferde çekilmiş gibi algılıyorsunuz. kavga edenler ve kameramanın sürekli yer değiştirmesi muhteşem. kendinizi bir köşeden izliyor gibi değil de kavganın içinde, sürekli yer değiştiriyor gibi konumlandırıyorsunuz.
    sırf bu kısa süre için bile gidilebilecek film


    (acikdeli - 31 Temmuz 2017 23:11)

  • comment image

    tek sıkıntısı yanlış pazarlama olan film bence. fragmanlarla falan john wick'in dişi versiyonu gibi pazarlandı film ama john wick'ten, uzun uzun planlarla, minimum dublör kullanılmış nefes kesen aksiyon sahneleri dışında baya ayrı bir yerde duruyor. oradaki gibi karikatür karakterler ve teşkilatlar yok. 89 yılının o soğuk doğu berlin'inde geçen bir ajan filmi atomic blonde. diğer ajan filmlerinden ayrıldığı kısım ise bahsettiğim aksiyon sahneleri ve muazzam müzikleri.

    iyi miydi peki? hikaye daha iyi olabilirdi, twist daha şaşırtıcı olabilirdi falan ama bu haliyle bile taş gibi filmdi. 90'lar, soğuk savaş dönemi, duvarın böldüğü berlin atmosferi falan fazlasıyla iyi yansıtılmış ama sırf o tek plan apartman sahnesiyle bile ödenen paranın hakkını aldığınızı hissettirirdi zaten. david leitch kesinlikle bu filmle kendi tarzını oturtmuş iyice. deadpool 2' için içim daha rahat şimdi.

    bir paragraf da charlize theron için ayırmasak ayıp olur. 42 yaşında, sırf yürüse dahi izleyeni perdeye kilitleyecek bu ablamız üşenmemiş, hayvan gibi çalışmış bu film için. ve bu sayede aksiyon sahnelerini yaşamamızı sağlamış. ne kadın be! mcavoy'un söylediği gibi "i think i fuckin love you".


    (ecs - 3 Ağustos 2017 12:04)

  • comment image

    atomic blonde
    --- spoiler ---

    birinci yarı ve ikinci yarıya dengeli bir biçimde yedirdikleri aksiyon sahneleri sayesinde bazı eleştirenlerin aksine durgunlaştığına inanmadığım, birçok filme nazaran çok daha gerçekçi dövüş sahnelerine sahip olan bir filmdi ve her anından keyif aldığımı söylemek isterim. zaten james mcavoy'un split ile birlikte oynadığı karakterleri ne denli mükemmel bir şekilde ekrana koyduğu tartışılmaz bir gerçekken charlize theron gerçeği de filmin güzel bir şey olacağını düşünmemize yetmişti.

    dövüş sahnelerinin gerçekçiliğinden bahsetmeden de yazımı bitirmeyeyim. hani aksiyon filmi seyredersiniz ve filmin sonunda sadece adamın kaşında hafif bir yara vardır ya da dudağına ufacık bir yara koyarlar ya. ha ha! hahahaha! izleyin de görün derim. çok başarılı bir film olmuş.
    ---
    spoiler ---


    (rumkidumki - 30 Temmuz 2017 14:09)

  • comment image

    charlize theron'un baş rolünde olduğu bir david leitch filmi.
    --- spoiler ---

    filmin başlangıcında ilk dikkat çekici durum ışık. hiçbir zaman aydınlık görmüyorsunuz çoğunlukla soğuk, solmuş renkler çıkıyor karşınıza, öyle bond serisi gibi arka planda muhteşem bir manzara sizi karşılamıyor, bu noktada film baz aldığı çizgi romanın isminin bir nevi hakkını veriyor.* tabi soğuk savaş, berlin ve berlin duvarının yıkılması o soğuk görüntü ve atmosferin müsebbibi.
    filmin diğer güzel yanı da müzikleri. dawid bowie, george michael, depeche mode ve 80'ler sevenlerdenseniz, kendinizi ritim tutarken bulabilirsiniz.
    belki en başta söylemek lazımdı ama filmi film yapan kesinlikle charlize theron. ondan başkası oynasa bu kadar doğal durmazdı sanırım.lorraine broughton'u çok güzel portlelemiş: sonsuz özgüven, ayakları yere basan hem güzel hem akıllı bir kadın. kendini gösterme gereği duymadan ama bütün dikkatleri üzerine çekmeyi de başararak.
    hazır charlize theron'dan gitmişken charlize theron'un olduğu sahneler ve karakterle ilgili her detay; sigara tutmasından, kılık kıyafetinden, dövüş sahnelerine kadar her ayrıntı, her açı çizgi roman kareleri gibi çekilmiş. otur çiz, beyninizde öyle keskin resimler bırakıyor.
    bir diğer iyi yanı da dövüş sahneleri. diğer entrylerde de bahsedildiği üzere gayet özenli olmuş. 3-5 hareket gösterelim sonra adam kenara yığılsın değil de sonuna kadar, sonuç alana kadar bir taraf diğer tarafa yükleniyor, hemen pes etmek yok. tüm dövüş sahneleri bu şekilde olunca sizde de bir kum torbası yumruklama hissi olmuyor değil.
    o kadar filmden bahsettik azıcık da james mcavoy a da bir şey söyleyip geçelim. karşımıza villain olarak çıkıp bize "rıza baba adam pislik çıktı" dedirtiyor özetle.
    bir kelam da skarsgard familyasından bill skarsgard'a edelim. abilerini* görsem daha çok sevinirdim ama olsun o genleri görmek bile yetti, nice filmlerde ailecek başarılarını bekliyoruz.
    gelelim filmin olumsuz yanına. filmin başı ve gelişme bölümü yavaş kalıyor aksiyon ve ajan filmi için, herhangi bir suspense yaratacak bizi merak ettirecek bir unsur da verilmiyor ancak sonlara doğru güzel toparlanıp bir anda vites yükseliyor da yükseliyor filmin hızına kapılıyorsunuz.
    ha bir de istanbul konusu var bir cümle ve resimle geçilen ama hemen "aa istanbul değil mi orası" dedirtiyor.
    ---
    spoiler ---
    bu da soundtrackin tamamı yapanın ellerine sağlık :atomic blonde full soundtrack


    (zdreams - 29 Temmuz 2017 01:48)

  • comment image

    filmi gömmeye çalışanlar olmuş ama neyse sonra baya bir entry de filme destek gelmiş.

    filmin en önemli artısı çekimlerin olağanüstü olması. dış mekanlarda berlinden çok güzel görüntüler yakalanmış. ayrıca iç mekanlar da çok detaylı tasarlanmış filmde. arka planlar hep güzel bir fotoğraf gibi. ayrıca kamera açılarıyla bazı sahnelerde filmin içinde gibi hissetiriyor. merdiven dövüş sahnesi söylenmiş bu konuda. beni en çok etkileyen araç kovalamacısıydı. avatardan beri başka hiç bir filmde bu kadar gerçekçi filmin içinde hissettiğim olmamıştı. bazı sahnelerde 2d film ile 3d gerçekçiliği aşıp vr a yaklaşmışlar neredeyse.

    son zamanlarda şarkıların yoğun kullanıldığı aksiyon filmleri arttı. bu tarzda şarkı seçimi olarak en iyilerinden biriydi. eksi olarak kurgu da büyük sıkıntı vardı ve sorgu sahnesiyle yapılan kurgu çok gereksiz yer kaplıyordu. onun yerine karakterlere yoğunlaşılabilirdi.


    (john mcclane - 4 Ağustos 2017 23:09)

  • comment image

    yorumları okuyunca şaşırdım, sözlüğe girince otomatik olarak her şey hakkında negatif yorum yazmak psikolojik bir problem sanırım. yılan gibi film, iyi ki gitmişiz.


    (ser touch - 6 Ağustos 2017 03:09)

  • comment image

    son dönemde yapılmış en kasvetli ve iyi dönem filmi.
    beğenmeyenleri "sinemaya giriş 101" dersinden direkt bırakıyorum.
    o kadar da iyi bir film değil, evet. lakin neye göre kime göre beklentiye girerek bir film izleyen sinema gurularını üzmüş filmdir. ben beğendim.

    üst entarileri okudum, herkes filmin bazı önemli yerlerini atlamış. içindeki sembolizmi ne yazık ki fark edememiş veya görememiş olmalılar diye düşünüp, filmin kimi sahnelerinin sembolizmini ve olay örgülerini konu almayı uygun gördüm.

    ---sıpoylır---

    film, kasvetli bir kasım akşamı berlin'de karşılıyor bizi. mi6 ajanımız bornoz-palto karışımı bir kılıkla kaçar halde ve kgb'den birisi onu bildiğin taklaya getiriyor ama getiriş o getiriş, sahne çok gerçekçi. (film, ilerde de değineceğim gibi bu tür sahnelerde kusursuza yakın bir gerçekçilik sunuyor bize, bu açıdan takdire şâyandır.)
    kgb'li abimizin bu sahnesinde, soğuk savaş tarihi ve döneminde kgb'nin ingiliz istihbarat servisinin her daim ötesinde ve ensesinde olduğunu sembolize ediyor. amerikalılar sever böyle dokundurmayı. zira kgb, mi6'ya 3 tane bölüm şefliğine kadar yükselen ajan sokmuştur.

    bu başlangıç sahnesiyle beraber berlin'e giriyoruz. berlin o kadar kasvetli ki, 1989 berlin'i o kadar güzel yansıtılmış ki, birkaç dakika durup bu güzelliği düşünüp hazmetmeye davet ediyorum herkesi resmen. acayip hoşuma gitti. o insanlığın yalnızlığı, şehrin soğuğu ve evlerin buhranlı ahengi bilgisayar ekranı başında üşütüp ürpertiyor insanı adeta.

    filmin başında çarliz ablamızın küvet sahnesinde ölen ajanla olan ilişkisine dair geçmişten gelen kanıt niteliği taşıyan bir fotoğraf var. fotoğraf istanbul'da çekilmiş. arka planda sanıyorum sultanahmet camisi var. ablamız bu fotoğrafı yakarak hülyâlı geçmişi bir ateş ve duman bulutunda yok ediyor. gelelim bu sahnenin sembolizmine.
    demek ki bir istanbul operasyonu olmuş ve orada vakit geçirilmiş. türkiye üzerinde operasyonlar yapıldığını, mi6'nın dahi oralarda cirit attığını inceden belirtirken; arkadaki caminin bulunduğu fotoğrafın yanışıyla da hafiften keder soslu tehdit ediliyoruz. hani diyor bak, yakabiliriz de. buna "yoğamına amma sıçtın" diyenler olacaktır tabii ki. lakin bu sahneler bazı zümreler tarafından o kadar ince hesaplarla işlenir ki, küçük diliniz götünüze kaçar. o derece.

    fransız acan ablamızla yaşanan sevişme sahnesi zekiceydi bak. zira kadın erkek normalliği son dönemde artık baymaya başladı insanları, fazla yaşayıp sıkıldılar. eşcinsellik işlemeli filmleri çokça görmekteyiz. sahne de güzeldi ayrıca, beyendim tek elle de alkışladım. orada da fransız kızımızın tecrübesiz olması ve sonunda ölmesi, fransız istihbaratına "beceriksiiiz, beceriksiiiz, daha çooğk yolunuz var olm" mesajı vermektedir.

    kovalama sahnelerine ayrıca bittim de, o apartmandaki mücadele nedir abım!
    sinema orgazmı şerefsizim. o ne sekans çekimdir, o çoklu mekânda tırmanarak gerilim vermedir. kabul edelim ablamız filmde iddia edildiği kadar büyük ajan olabilir ama, iyi bir dövüşçü değil. ablamızın vuruşlarının zayıf olduğu ve iyi yansıtılamadığı görülüyor. bu çarliz ablamızın yapabildiğinin en iyisi olduğundan mı (ki sahne arkalarını izledim, cidden iyi çalışmış), yoksa yönetmenin çalışması gereken kurgu açığı mı bilemedim. ablaya dişi con vik diyorlar, kısmen de doğrudur. con vik'in tırnağı olamasa da, daha iyi olduğu bir konu var. düşmanlarımız con vik'deki gibi patır patır yıkılmıyorlar bir vurunca. adamlarda gara guvvet var anasını satayım. yıkılmıyorlar. hissediyoruz o alman ve rus gücünü, disiplinini ve dayanıklılığını. helal olsun. hele o sarı kafalı abimiz (ki tüm filmlerinde esaslı dövüşçüdür, zor yıkılır), bir araba dayak yedi, vuruldu, tekrar dayak yedi, öldü sandık. ama sonra koştu koştu arabaya atladı amk. helal!
    dövüş sahnelerinin gerçekçiliği enfes ayrıca. ses, filmin %50'sidir derler. haklılar da. istediğin kadar ciks sahne çek, seslendirmesini iyi yapamıyorsan sıçmıktan öteye gidemez o sahne. sanıyorum benim gibi bir manyaktan başkası dikkat etmemiştir, apartman sahnesinde merdivenlerdeki koşuşturma ve dövüş esnasındaki basış sesleri harikulade olmuş.

    stasi'nin ağırlığını hissedemedik filmde. kgb bildiğin cirit atıyor hem batı, hem doğu almanya'da. her şey kgb'ye aitmiş, kgb her şeye kadirmiş gibi her yerde bitiveriyor.

    işin içinde devlet örgütlerinin, istihbarat servislerinin olduğu kadar özel sektörün ve kara borsanın da olduğunu öğreniyoruz. bu gerçek hafiften ama sert bir şekilde kenardan kenardan veriliyor.

    sonra olaylar, olaylar tabi. bir dünya şey oluyor.
    sonunda süprüzlü son bizi karşılıyor. meğer irlandalı olan esas oğlan değil, ablamızmış.
    film boyunca cia mensubu abimiz sessizce oturup izliyor ve kalkıp gidiyor. ablamız da meğer mi6 değil, cia'danmış.
    yine yeni yeniden amerika her daim kaymağı yiyen taraf oluyor. "yani sakince oturup izliyor göründüğümüze bakmayın; her yerdeyiz, her şeydeyiz. sizi birbirinize katarız, güvenip sizden sandığınız insanlar aslında bize çalışır, burnunuzun dibinde olduğumuz kadar sizi dertlere sararız." diyorlar.
    lengli'ye giden uçağın içinde tüm gerçekleri öğrendikten sonra dünyamıza geri dönüyoruz.

    halkın ayaklanışı ve duvarın yıkılma aşamasının filmin ana hikayesine bağlı kovalamacanın arasına serpiştirilmesi ve ikincil görsel örgülenmeyle sunulması harika bir fikir ve detay.

    ---sıpoylır---

    çok iyi film diyemem, derinliği yok. hikayeyi tam veremiyor, hatta adam gibi bir hikaye bile yok, sadece kovalamalar var. senaryosu iyi olsaymış yinmezmiş tadından. ama iyi bir casus filmi.
    kasvetli bir berlin izlemek istiyorsanız, izleyebileceğiniz en iyi film.
    izleyin.


    (nen secjel ka - 17 Ekim 2017 01:26)

  • comment image

    duvardan duvara vurulan charlize theron içeren filmdir.

    detaylara takılmadığın zaman keyifli, seyirlik film olmuş. tabi bunda charlize theron gibi güzel bi kadını izliyor olmanın da payı büyük. john wick ve james bond karışımı bir havası var.

    filme bok atacak olursak;

    filmde herkesin elbiseleri yepyeni. bir insanın bile yakası yamulmamış olması inandırıcılığı etkiliyo.

    charlize theron topuklu ayakkabıları, sarı saçlarıyla at gibi dolaşıyor film boyunca. izlemesi keyifli de yolda böyle bi hatun görüp hafızaya atmayan yok amk. sen nasıl dikkat çekmeyeceksin, sonra vay efendim kgb ifşa etti beni filan.

    ayrıca bu ülkede o topuklularla yürüyemeyen var, sen o kadar ajanı döversen orada bi dur deriz.


    (terbiyesizadam - 23 Aralık 2017 21:42)

Yorum Kaynak Link : atomic blonde