Süre                : 2 Saat 2 dakika
Çıkış Tarihi     : 21 Kasım 2007 Çarşamba, Yapım Yılı : 2007
Türü                : Cinayet,Drama,Heyecanlı
Taglar             : şerif,Teksas,çöl,Soğukkanlı cinayet,Çok az diyalog
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Paramount Vantage , Miramax , Scott Rudin Productions
Yönetmen       : Ethan Coen (IMDB)(ekşi), Joel Coen (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Joel Coen (IMDB)(ekşi),Ethan Coen (IMDB)(ekşi),Cormac McCarthy (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Tommy Lee Jones (IMDB)(ekşi), Javier Bardem (IMDB), Josh Brolin (IMDB)(ekşi), Woody Harrelson (IMDB)(ekşi), Kelly Macdonald (IMDB)(ekşi), Garret Dillahunt (IMDB)(ekşi), Tess Harper (IMDB)(ekşi), Barry Corbin (IMDB)(ekşi), Stephen Root (IMDB), Rodger Boyce (IMDB), Beth Grant (IMDB), Ana Reeder (IMDB), Kit Gwin (IMDB), Zach Hopkins (IMDB), Chip Love (IMDB), Eduardo Antonio Garcia (IMDB), Gene Jones (IMDB), Myk Watford (IMDB), Boots Southerland (IMDB), Kathy Lamkin (IMDB), Johnnie Hector (IMDB), Margaret Bowman (IMDB), Thomas Kopache (IMDB), Jason Douglas (IMDB), Doris Hargrave (IMDB), Rutherford Cravens (IMDB), Matthew Posey (IMDB), George Adelo (IMDB), Mathew Greer (IMDB), Trent Moore (IMDB), Marc Miles (IMDB), Luce Rains (IMDB), Philip Bentham (IMDB), Erik V. Reeves (IMDB), Josh Meyer (IMDB), Chris Warner (IMDB), Brandon Smith (IMDB), Roland Uribe (IMDB), Richard Jackson (IMDB), Josh Blaylock (IMDB) >>devamı>>

No Country for Old Men (~ Ihtiyarlara yer yok) ' Filminin Konusu :
Llewellyn Moss (Josh Brolin) geyik avında olduğu bir gün, Meksika yakınlarında bir uyuşturucu pazarlığının bol kanlı sonuyla karşılaşır. Sadece parayı alıp giden Moss yaralı olan birine su vermek amacıyla geceyarısı olay yerine döner, ancak bu niyeti başını derde sokacak ve Anton Chigurh (Javier Bardem) ile tanışmasına neden olacaktır.

Ödüller      :

Academy Awards - Oscar:En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Film
BAFTA:David Lean Award for Direction-Best Director, BAFTA Film Award-Best Supporting Actor
Golden Globes:Golden Globe-Best Screenplay - Motion Picture
Academy of Science Fiction, Fantasy & Horror Films:Saturn Award-Best Supporting Actor


  • "ilginctir ki film de hic muzik yoktur. daha bi heyecanli oluyor galiba muziksiz."
  • "sonunu bir şeye benzetemeyip mal gibi kaldığım bir filmdi. ta ki oscarı alana kadar, heh dedim şimdi tamam. sonunu bağladık rahatlayabiliriz. filmin finalinde oscar alınıyor."
  • "javier bardem'in 86 dünya kupası'ndaki diego armando maradona gibi oynadığı filmdir. o kadar diyorum."
  • ""ben bu filmi anlayamadım galiba.""




Facebook Yorumları
  • comment image

    sunu kisa net aciklamak isterim: coen kardesler cile cekse izlerim, rastik cekse beklerim, halay cekse katilirim, niyet cekse inanirim.

    ama coen'ler havasini bulup da film cekince aglarim, gulerim, hayret ederim, nese dolarim, kiskanirim, imrenirim, sapsallarim. bu da oyle bir film olmus, filmi bastan sona oyle avanak gibi izledim ki yarin yine gidip izledikten sonra entrysini yazabilecegim.

    coenler sadece kendileri yapabilecekleri bir seyi, sadece kendilerinin yapabilecegi bir ustalikla, hem yikiyor, hem de ustune kat cikiyor (nasil yapiyorlar sormayin). ayni cagda, ayni donemde yasadigima cocukcasina mutlu oldugum bu abilerimin ellerinden opuyor, alkislarla yaziyorum.


    (otisabi - 14 Kasım 2007 09:59)

  • comment image

    alkışları görüyorum ve artırıyorum.
    coen biraderlerin, meksikalıya acıyarak su vermenin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini irdeledikleri filmde, oksijenin sanıldığı gibi sadece hayat veren bir gaz olmadığı alt metin olarak işleniyor. coen'lerin new york'taki kayip kardesleri otisabi ile sinemadan gecenin saat birinde çıkıp, new mexico'dan union square'e doğru ağır adımlarla ilerlediğimizde, "uproariously touching! two thumbs up! breathtakingly brilliant! tommy lee jones at his best! javier bardem delivers! funniest woody harrelson ever! adamlar yapmis!" gibi o gune kadar kimsenin aklina gelmemis ozgun kritiklerde bulunmak disinda birsey diyemedik uzun sure.
    "abi tesis yok, holywwod'taki para bizde olsa neler yaparız" gereksizliğinin, isin ehlinin, üj bej oyuncu ile ne gorkemli isler yapabildiğini görmesini isterim.

    - tikat! yüzde 10 ifşaat içerir-

    kurbanlarının kaderine yazı tura atarak karar veren, cizmelerini kan bulasmasin diye gozu gibi sakinan duyarli bir katil... canımın içi batı teksas. "fuck 1" vizesiyle giriş çıkış yapılan meksika sınırı...sinemanın en çok konuşulan, en çok taklidi yapılan sahneleri arasina kafadan gireceğinden zerre şüphem olmayan "psycho katil - benzinlik kasiyeri" diyalogu... yerde beraber yatan bir köpek ölüsü ve 6 meksikalının cesedini goren her teksaslınin, sadece köpek icin uzuldugu hayvansever duyarlılik... kapalı bir televizyondan da hayatı ve ölümü seyretmeye devam edebilen farkindalik... gayet sakin bir anlatimda ciddi gerilim...
    ...ve tabi bir de, cevaplar sunmak yerine hayata dair sorularımızı çoğaltan coen'lerin son nihilist kazığı; what's the most you ever lost on a coin toss?
    buyur burdan...


    (ben - 17 Kasım 2007 00:19)

  • comment image

    agir guney aksani icerdiginden, hatiri sayilir bir kisim muhabbetin manasina izlerken erememis olmama ragmen coen'lerin filmden cok etkilendim.

    bir kere yonetmenler -denildigine gore uyarlandigi romanin ruhuna sadik kalarak- hikayenin en can alici sahnelerini, butun gerilimin uzerine kuruldugu kimi kritik cozum anlarini gostermeden geciyor. yani seyirciyi istese avucunun icine alabilecek, aglatacak, yuregini sizlatacak dramatik sahnelerin hic birini gostermemeyi tercih ediyor. onun yerine baska seyler yapiyor: biraz yasli ve bilge karakterlerin agzindan dokulen 'buralar hep boyleydi' kaderciligi, nihilizmi, biraz kaybetmenin kacinilmazligi, biraz gayet gercekci bir sekilde cezalarin sucsuz kalmasi...anlatmasi zor ama bu film sinemanin aslinda dogrudan politik bir sey anlatmasa bile, hikayeyi, derdini nasil anlattigi, ne sekil kurdugu, nasil bir mekan sectigi, neyi gosterip neyi gostermedigi ile bile ozu itibari ile politik bir sey yaptigini, yapabilecegini gosteriyor.

    izledigim sinema salonunda bir kisim seyirci filmin sonun bir yere baglanmayisi uzerine histerik kahkalar atti. aslinda bu cok genel bir histir: bazen hikaye diledigimiz gibi 'adil', nedensellik cizgisine oturan bir sekilde cozulmeyince, en nihayetinde bir yere baglanmayinca hissedilen 'ne oldu ki' boslugu. bir son, illa ki manali, sozde adil bir son beklentisi. sanirim bir suru sey icinde en cok da bu yuzden sevdim ve takdir ettim filmi, acimasizca kara bir film oldugundan.

    son bir not: su siralar javier bardem love in the time of cholera filminde de oynuyor, ki kendisi yasayan en iyi oyunculardan biri olmasina ragmen, dokuluyor o rezil uyarlamada. bardem'in no country for old men ile bu ikincisindeki performansi arasindaki fark ise sinemanin mesela tiyatroda oldugu gibi oyunculuktan ibaret olmadiginin, cok sukur bunun cok otesinde bir sey gerektirdiginin ve coenlerin de bunu hakikaten cok cok iyi basardiginin kaniti.


    (selviboylumalyazmalim - 28 Kasım 2007 18:29)

  • comment image

    --- spoiler ---
    guzel baslayip hayal kirikligi yaratan; hollywood bitirisi yapmayalim diye kasan film. ayrica javier bardem'in para pesindeki acimasiz adamdan cok tuple gezen sapik katil havalarinda dolanmasi ilginc. sunu da unutmamak lazim, kitaptan bire bir adaptasyon olup senaryoda mumkun oldugunca oynama yapilmamistir.

    bardem'in elinde gezdirdigi her derde deva tupten ben de istiyorum. diz ameliyatini da tuple yapacak zannetim (valla).
    ama havasi biter diye yapmadi herhalde. colun ortasinda doldurmasi zor oluyordur tabi. son kaza sahnesinde tupsuz kacti cok uzuldum.
    adi, "tupunu seven kovboy" olsaymis keske.
    ---
    spoiler ---


    (bitda - 4 Aralık 2007 01:13)

  • comment image

    once kitabi okunmali film sonra seyredilmeli ya da tam tersi. ama roman mutlaka okunmali. ana yerlerde sapmadan, kacinilmaz olarak bazi kisimlari makaslanarak filme cekilmis. sinema elestirmeni degilim (hasa) ancak kitap ile karsilastirinca tatmin edici bir yapim.

    ha bu yarim agizli tatmin edici, yavan anlaminda degil. romanin kendisi (ki kisacik) okurken zaten geriyor, ayni gerilim filmde de devam etmis. cormac mccarthy, zerre gereksiz kelime kullanmadan yazmis, coen biraderler'de zerre kare israf etmeden filme cekmisler. aynen almaya kalksalar, film bir yarim saat kadar devam ederdi. gereksiz.

    --cok buyuk spoiler--
    --cok buyuk
    spoiler--
    --cok buyuk spoiler--

    bay moss, kesinlikle bir insandir. parayi alacak kadar oportunist, olen meksikaliya su goturecek kadar insan. ve iyiliginin bedelini oder. karakteri hakkinda kitaptan aynen aktarilmayan bir kisimda, yolda buldugu bir otostopcu kiz ile otelde kalirken (ama ayri odalarda !) oldurulmesidir.

    anton chigurh, bana kalirsa kotulugun maddelesmis hali degil ama sansdir. eger sans diye bir sey varsa. "bu bozukluk buraya nasil geldiyse bende oyle geldim" der. ne iyi ne kotudur ama ama onunla konusup sag kalan adamda nerdeyse yoktur. bu acindan moss'un anton tarafnidan oldurulmemis olmasi da bir ironi. anton, insan degildir.

    gelelim serif ed tom bell'e. efendim kitapta kendisi hakkindaki onemli bir detay, ikinci dunya savasinda madalya almis olmasi ama sonra amcasi ile konusurken, aslinda korkup kactigini ve madalyayi hakketmedigini anlatmasidir. yani bir korkaktir. ama hala bir insandir. zaten surekli ikilemdedir. bir yandan serifin asil gorevinin yeri geldiginde olmek oldugunu bilir ama geciktirmek icin elinden geleni yapar. korumak ister, koruyamaz ve sasirip kalir "kim bu insanlar, bundan 30 yil once okullardaki en buyuk sorun yuksek sesle konusmak, kavga cikarmakti. simdi cinayet ve uyusturucu". zaman degismistir, ne kadar etkisiz oldugunu bilir: " iyi insanlari yonetmek cok kolaydir, kotuler ise zaten yonetilemezler".

    bayan moss, her ne kadar filmde final konusmasi kesilmis olsa dahi kitabin melegidir. kotu sans onu bulur, balkonda otururken vurulan 3 yasindaki cocuk gibidir.

    --cok buyuk
    spoiler--
    --cok buyuk spoiler--
    --cok buyuk
    spoiler--


    (ogamiitto - 10 Ocak 2008 03:49)

  • comment image

    sanirim senaristler meramlarini ya$li adamla $erifin diyalogunda anlatiyorlar. lakin ingilizce anlamakta zerre sikinti cekmiyor olmama ragmen sozkonusu diyalogda anladigim cumle sayisi sifir (filmin toplaminda dort). adamin aksanindan kelimeleri cikartsam bile anlamlarini bilmiyorum, anlamlarini bilsem bile o cumlede ne anlamda kullanildiklarini bilmiyorum. caresizlik icinde sessiz film gibi izledim.

    gorsel anlatimi guzel bir filmdi diger yandan. $a$irtti (gorsel anlatimin guzelliginden degil, benim bekledigim tarzdan farkli bir tarzda ayni ba$ariyi sergilemi$ olmalarindan dolayi). biraz from dusk till dawn'un ilk yarisi tadi aldim biraz da ondan sevdim galiba.

    bir inanc bulutu icinde "coen abiler oyy moyy" diye seyredenlerin a$iri sevgi gostermesi normal. din gibi.


    (ssg - 30 Ocak 2008 09:53)

  • comment image

    eğer sinema; üzerinde düşünülecek, yorum yapılacak, metaforların açılımlarının tartışılacağı, görselliğin ve oyunculuğun önemli olduğu bir sanat dalıysa bu film tam anlamıyla sinemadır. ne eksik ne fazla. filmi izlemeyenler buradan sonrasını okumasın.

    film 2001 a space odyssey'e çok benzeyen bir açılışa sahip; uçsuz bucaksız araziler, gökyüzü. henüz insan yok. sonra ilk insan yapısı olarak çitler gözüküyor, sınır yani. bu görüntülere de aksanlı ingilizce'siyle ve müthiş bir yaşamışlık tonlamasıyla tommy lee jones’un konuşması eşlik ediyor. eski zamanlardan bahsediyor. tutukladığı bir çocuktan bahsedip çocuğun yaptıklarına anlam veremediğini söylüyor. ancak işi bildiğini ve bu işte ölümün de olduğunu, buna hazır olduğunu söylüyor. sonra ekliyor; yine de bir yerlerde anlam veremediğim bir şeyle karşılaşmak istemem. tam bu esnada kadrajda anton'un kullandığı garip ve anlamsız cinayet silahını görüyoruz. aynı zamanda anton’la da tanışmış oluyoruz. bilinmezlik, gariplik, korku. son olarak da şerif bu bahsettiği dünyanın bir parçası olmaya karar veriyor ancak film boyu emekli olmuş gibi olaylardan uzak duruyor yani bir nevi şunu kabulleniyor: no country for old men.

    daha sonrasında anton tutuklandığının akabinde polisten kurtuluyor ama ne kurtulma. bu müthiş debelenme sahnesi sırasında (bu cinayet sahnesinde bardem’in gözleri direkt olarak tavana bakıyor) anton adeta cinayetin resmini çiziyor marleylerin üzerine.

    her bahsettiğim sahneden sonra coenleri övüp kabak tadı vermek istemiyorum ancak bahsettiğim bütün sahnelerde adamların ustalığı her yerden okunuyor. kamera açıları, devamlılık, kurgu, ışık gölge oyunları... devamlılığa basit bir örnek olarak şu sahneyi alalım: carla’nın annesinin takside eliyle sıfır yaptığında açı değişiyor, meksikalıların arabasına geçiyoruz ve teyzenin eliyle yaptığı işareti bu sahnenin devamında da bu arabadan fark etmek olası. ayrıca meksika demişken, şerifin meksikalılarla ilgili; çakallar meksikalı yemez diye istihza etmesi de coenlerin ironik mizahının küçük detaylarından.

    daha sonra malum llewelyn para buluyor ve olaylar gelişiyor. bütün film para üzerine kurulu gibi gözükse de bence para macguffin olmaktan öteye gitmiyor ki aynı sebepten filmin sonunda paranın kimin aldığının da pek bir önemi kalmıyor. filmin başında llewelyn’in dediği gibi hayatta kalan birileri olmalı ve o kişi de anton oluyor. çünkü anton parayı önemsemiyor, ki bu yönüyle de diğerlerinden tam anlamıyla ayrılıyor. anton kendini adeta kaderin bir temsilcisi gibi görüyor, belki de parayla gelen kötülüğün simgesi.

    llewelyn, karısı, carson, onun patronu; kısacası paranın peşinde olan herkes ölüyor. hatta filmin başındaki o muhteşem benzinlik sahnesinde benzinliğin sahibi anton’a benzinliğin kayınpederine ait olduğunu söylediğinde anton’un yüz ifadesini hatırlayın. daha sonra anton onu karısıyla parası için evlenmekle suçluyor ve yazı tura atmadan şöyle diyor ‘ben senin yerine karar veremem bu adil olmaz’. seventh seal'daki azrail gibi kader ve ölümün ete kemiğe bürünmüş hali son bir oyun daha oynamak istiyor. ayrıca paranın da kendisi gibi çeşitli yollardan geçerek benzinliğe geldiğini söylüyor ki bu da net bir şekilde anton'un kaderi sembolize etmesi gibi gözüküyor.

    para karar vermesinde ya da oraya gelmesinde bir araç oluyor hatta filmin ilerleyen sahnelerinde anton parayı gerçekten araç gibi kullanıyor; bir tornavida olarak. yazı turayı benzinci kazanıyor ve anton yoluna gidiyor ancak gitmeden önce parayı cebine koymamasını istiyor çünkü para "her zaman harcamak için değildir."

    film sinema tarihine geçecek güzellikte sahnelerle sona doğru ağır ağır ve sessizce ilerliyor. aslında burada bahsetmediğim ya da fark etmediğim onlarca metaforla akıp gidiyor. şerifin rüyasını anlatmasıyla da son buluyor. iki rüya anlatıyor ilkini pek hatırlamıyor ve önemsemiyor gibi görünüyor; parayla ilgili. ikincisi ise babasıyla ilgili, ki muhtemelen kitabı okursak buraları daha iyi yorumlayacağız ama son cümle çok hoşuma gitti, then i woke up.

    (bkz: wake up)

    kitaptan sonra ekleme:

    kitap okunduktan sonra cormac mccarthy'nin hakikaten mükemmel bir iş çıkarttığını ve filmde olan neredeyse çoğu şeyin aynen kitapta da olduğunu söyleyebiliriz. tasvirler, diyaloglar... ancak tam olarak hepsi değil tabi. bir kaç nüans var değişen ve bunlar da kitaptan farklılaşan filmin çizgisini belli eden noktalar. aslında coenlerin bakış açılarını yansıtan noktalar da diyebiliriz, özellikle filmin sonu için. ayrıca şunu da eklemek gerekir ki kitabı okuduktan sonra coenlerin görsel olarak ne kadar başarılı olduklarını düşünmeden edemiyorsunuz, zira kitap öyle farklı bir tona sahip ki başkasının elinde parodiye bile dönüşebilirmiş.


    (shocktheworld - 24 Mart 2008 23:10)

  • comment image

    bu başlıkta yazılan kimi entryler sebebiyle gittiğim bu filmden beklediyimi bulamadım dersem başta coenler olmak üzere kimse alınmaz umarım...olmamış coenler, olmamış holivud...

    öncelikle senaryoya gelelim... javeir badem oyunculukta gerçekten döktürmüş ama bu filmi kurtarmaya yetmiyor. özellikle filmin sonuna doğru badem karakteri gittikçe daha sinirli bir tavra bürünüyor ki, yaşadıklarından bir şey öğrenip deyişmesi lazımdı. deyişmemiş. en azından ben böyle bir şeyi göremedim. geldiyi gibi gitmesi, katil olarak kalması, aramızdaki katillere hoş bir mesaj vermiyor. yani coen kardeşler, katilsen katil kal, hayat böyle de güzel diyerek bu mesleyi mesklek edinmiş bir çok kader mahkumuna yürüyün istediyinizi öldürün diyor olabilir. ha bunu demiyorsa bir şey diyemem, ama diyorsa buna da coen kardeşlerin onay vermemizi beklemesini de kimse lütfen beklemesin.

    senaryo berbat. lüvey karakteri bir takım olaylara karışıyor filmin başında. o geyiği öldürmek yerine meksikalıların parasını alması hoş bir detay olmuş ama gerisi ee yani dedirtiyor. o parayı aldıktan sonra kaç di mi? yok kaçmıyor. burada coenler lüveyi de o yörenin insanını da anlamadığını bi kere daha gösteriyor. ha şu olamz mı, lüvey gibi birisi vardır, o suyu illa götüreceğim diyordur, olur. ama genelde fos çıktı lüvey.

    şerif karakteri çok zayıf. şerif olarak görevi suçluları durdurmak olan şerif karakteri işini yapmayarak belki de o bölgedeki şeriflere bu şekilde de emekli olmak mümkün mesajını veriyor olabilir. coen kardeşler bunları düşünüyor mu acaba? nüyorkta sıcacık evlerinde otururken teksasın sıcağında hizmet veren şerifi düşünüyorlar mı? sanmıyorum. ama düşünüyorlarsa özür de dilerim. ilk ben dilerim hatta. ama bence bu kısmı olmamış.

    gelelim filmin senaryosuna. senaryoda müzik olmaması filmi olumsuz etkilemiş. genellikle bu müziksizlik yüzünden böyle entel filmi soğukluğu denebilecek bir soğukluk gelmiş. teksası bilmiyorum hiç yaşamadım ama türkiyede halk bu tip filmlere tepkilidir. müziyi olmayan film biraz ucuzlaşmış biraz sanki masraftan kaçınmış gibi ama coen kardeşlerin de ırkı düşünülünce normal.

    filmin senaryosunda özellikle dikkatimi çeken şey filmin sonunda ee yani ne bu dedirtmesi olmuş. sonunda lüvey ile badem belki bir arsada kozlarını paylaşsalardı. belki şerifin son anda attığı bir kurşun ile olay tatlıya bağlansaydı. bunlar benim bile düşünebildiyim detaylar, coenler nasıl düşünenemiş hayret. ha, coenler bunu kasıtlı olarak apmışlarsa tebrik ederim, ben anlamıyorum diye başkası da anlamayacak diye bir şey yok. belki bu konuda okumuş etmiş birileri o filmin sonunda ee dedirtmesini sevmişlerdir ama ben sev-me-dim. be-yen-me-dim. ol-ma-mış dedirten bir film olarak oyunculuğu ile göz doldursa da özellikle o sondaki diyaloğu anlayamayınca o kadar da tadı kalmayan bir film olmuş sonunda. oskar bu sene gladyatör gibi, bir raki gib bir star çıkaramadı. amerikan sineması adına bi kayıpsa da bence türkler bu fırsattan yararlanabilir.


    (otisabi - 7 Mayıs 2008 02:23)

  • comment image

    bu filmi yapıcı eleştirmediyimi söylemesinler diye bence filmin sonunu gerçekten de çok güzel yapacak olduğunu düşündüğüm bir seneryo yazdım. kimseyi kandırmak istemem. ben senerist deyilim. ama bu hali ile bence bu film oskarı hak ederek alır, milyonların gönlüne bir taht kurabilirdi.

    seneryom lüveyin karısı ile alakalı telefonda konuştuğu sıradan itibaren

    --- spoiler ---

    badem (telefonda)- karın elimde, parayı şu şu adrese getirmelisin
    lüvey - ya getirmezsem?
    badem - hahahaha getireceksin lüvey köpek gibi getireceksin....karın çok güzel, tiril tiril
    lüvey - onun kılına dokunursan ağzına sıçarım senin katil köpek
    badem - ahahahaha sıçda göt görelim lüvey sıç da göt görelim çıt

    lüvey çıt sesiyle kapanan telefona hayııııığğğrr diye bağır çekimde bağırıyor.

    ıssız arsa, gece

    lüvey elinde bir çantayla arsaya gelir. karanlıkta birden parıldayan farlar gözünü alır

    badem - yanlızsın di mi?
    lüvey - karım nerde badem!
    badem - burada soruları ben sorarım lüvey, para nerde dedim sana! bi de yalnızsın di mi diye sordum
    lüvey - sen kazandın...yalnızım...para burda piç herif
    badem - hahahahah, parayı yolla dostum
    lüvey - bunu yapmak zorunda deyilsin
    badem - ya herkezde bunu diyo ha, bunu yapma onu yapma, ben ne yapayım kardeşim? ben ne yapayım? elimden başka bir iş mi geliyor, birisi bir zanaat mı öğretti? kendi kendime katil oldum, paramı bundan çıkarıyorum, kimseye bi zararım yok, benden ne istiyonuz? (bu badem i de insancıl gösteren, onun iç dünyasını da yansıtan bi sahne)
    lüvey - ama katil olmak önüne gelen herkesi de öldürmek mi yani?,
    badem - abi biz cahiliz, öldürürüz. bizden sonrakiler yapmasın inşallah.
    (buralar badem in de kim olduğunu bize çok iyi anlattığı için bence önemli bölümler)
    lüvey- tamam badem. işte paran, karımı bırak ve git.

    badem çantayı alır.

    badem - ahahah karını nah görürsün bi daha
    lüvey - olmadi, yakışmadi bu sana badem!
    badem - hahahaha siktir lan

    badem lüveye ağır çekimde ateş eder, lüvey kenara kaçar ağır çekimle atlar, o da o sırada silahını çıkarır ateş eder.

    lüveyin karısı - dikkat lüvey! üzerinde tüm şehri havaya uçaracak kadar bonba var!
    badem - ahahahhaha vurulmazım!
    lüvey - orospu çocuğuuuuuu!

    lüvey ile badem bir süre atışırlar. badem parayı ve karıyı iki koltuğunun arasına alarak vinçe tırmanmaya başlar. en tepede lüveyle badem yumruklaşırlar. badem lüveyi vincin ucuna getirir, aşağı atmadan evvel konuşur

    badem - viyetnamda bunu sana öğretmemişlerdi değil mi lüvey? ha öğretmemişlerdi deyil mi?
    lüvey - viyetnamda senin gibi çok pislikle savaştım, hepsini de tepeledim
    badem - viyetnamın bunla alakası yok lüvey, geçmişte kaldı o
    lüvey - orada değildin, nasıl olduğunu bilemezsin.
    badem - artık bir önemi yok, ikiniz de ölüsünüz
    (burası lüveyin geçmişi ile yüzleşmesi açısından önemli)

    badem ağır çekimde lüveye hareket çeker, lüvey ters yakalayıp bademi vinçten aşağı atar. son anda lüvey bir demire tutunur.

    badem - beni öldürme, bunu yapmak zorunda deyilsin
    lüvey - sen olsan bana acır mıydın köpek!
    badem - acımazdım ama ben başkayım sen başkasın
    lüvey - haklısın ben senin gibi kağtil olamam
    badem (yavşakç ben adam olmam dercesine)- vay geviş hemen nasıl da su koyverdin
    lüvey - ulan ibne

    lüvey bademin tam ayağına basacakken şerif ordan çıkagelir.

    şerif - hayır lüvey. size o çok acılar çektirdi ama bu şekilde değil anlıyor musun bu şekilde deyil!
    lüvey - ama şerif beni o böyle yakalasa o öldürürdü ama
    şerif - o başka sen başkasın lüvey!
    badem - ben de öyle diyorum abi ama dinlemiyor
    şerif - sen sus badem, sen sus! zaten olayları buraya getirten sensin!
    badem - tamam abi ben sustum ama ben susunca çözülüyor mu olaylar?
    lüvey - abi bak hala konuşuyor ama?
    şerif - sen dinleme onu lüvey ya, sen dinleme, sen onla bir olma, ne oluyorsun?!
    lüvey - tamam ama o da sessiz dursun abi?

    lüvey badem i kurtarmak için elini uzatınca, badem ona zippo çeker. bu bardağı taşıran son damla olur, şerif ona ateş eder. lüvey vinçten aşağıya doğru ağır çekimde 'haaaayıııııııırrrrrr! diyerek düşer. lüvey ve eşi vinçten inip badem in başında konuşurlar.

    şerif - iyi biri olabilirdi
    lüvey - ya bırak şerif ne iyi biri olabilirdi, tipini siktiğim amcığı
    şerif- yanımızda bayan var terbiyeli konuş
    lüvey - pardon
    şerif - bu bana şeyi hatırlattı, geçen gece rüyamda babamı gördüm, elinde bir boru vardı, yanımda geçti gitti
    lüvey - baban öldü şerif. baban öldü ve sen yaşıyorsun. önemli olan da bu (burada şerifin o entel sahnesini de koyuyoruz, hakkı geçmiyor)
    şerif - haklısın, gidelim lüvey. senle uzun zamandır bowling oynamamıştık!

    gülerek kahkahalar atarak uzaklaşırken ölü, sandıkları b adem doğrulup son gücü ile kisine de ateş etmesin mi. lüvey vurulup düşer. şerif bademi vurur ama onun için de çok geçtir. o da düşer ölür.

    şerif - baba, babacım. o rüya... demek ki buymuş
    lüvey - karım, karıcım. parayı al, o meksikalılara dağıt.
    lüveyin karısı ağır çekimde - hayıııırırrrrrr

    hastane

    şerifin kardeşi olan doktor - kocanızın o kadar darbeden sonra yaşaması bir mucize
    karısı - hepimizin yaşaması mucize aslında (bu laf vurucu bence, filmin taglineına koyulabilir, imdb quotelarda başa oynar)
    lüvey - karıcım, para...parayı meksikalılara dağıttın mı?
    lüveyin eşi - ne dağıtacam kesikalıya parayı, manyak olma.
    lüvey - hah, ben de onu diyecektim. ne para dağıtması. ben şerifin gönlü olsun diye dedim onu son saniye. aslan karıcım.

    lüvey ile karısı sarılırlar. film şindler listesindeki gibi bir müzikle biter.

    ---
    spoiler ---


    (otisabi - 7 Mayıs 2008 03:22)

  • comment image

    fargoya kiyasla daha derinlikle, daha da estetik bicimde islemis bir film. sans, kader, irade, olum korkusunun siradanligi gibi konular var; psikopat cinayet sahneleri, yaratici olumler, araba kovalamacalari bekleyenler icin bir film degil yani.

    azrail rolundeki javier bardem'in seventh sealdaki elemana benzetilmesi biraz fazla olmus. ikisi de yasama gudusu karsisinda kayitsiz, nefret veya acima yok, fakat burada kendi yolunu bir yazi-tura kadar rastgele goren (i came here the same way the coin did), yine bir yazi-tura kadar rastgele sekilde karsilastiklarina yasama sansi veren bir karakter var, oradaysa rastgelelikten uzak hareket eden, rakibine sans verirken kumar yerine satranci tercih eden, kacisi olmayan biri.

    gerci bu kacinilmazlik acisindan bakarsak: filmin yasli adami tomi li'ye "buralar hep vahsiydi, sen herseyi kendin duzeltecegini sanip yanildigini anlayinca da umutsuzluga dusmussun" mealinde laflar ediliyor. yani olumu kontrol altina almak, herseyi tek basina "duzeltmek" istemek kibirli bir davranis. bu kismini dogru anlamissam, bu filmdeki kadercilik dozu bana gore biraz fazla. bademe psikanaliz yapip duzeltemezsen bile koyarsin ortaliga tomi li gibi 500 tane daha delikanli olur biter, kacinilmaz, durdurulamaz mistik bir guc, bir icgudu kalmaz ortada, o "baris" ortaminda yetisenlerin de dogasi ona gore degismis olur. insan varliginin her alanini re-engineer edebilir, kaderi de kontrol altina alabilir, yazi-turada hile yaparak azraili de altedebilir.

    anlamadim galiba ben bunu. two thumbs up! spectacular! spartacus!


    (immanuel tolstoyevski - 5 Haziran 2008 03:14)

  • comment image

    evet, spoiler var.

    final sahnesinde, anton arabayı sürerken yeşil ışık yanıyor, kaza olmaması gerekir, ama oluyor. llewelyn rastladığı gençlerden birine para verip üstündeki kıyafeti alırken, diğer genç "trafik kazası mı geçirdiniz?" diye iki defa soruyor. anton, trafik kazası geçirdikten hemen sonra bisikletli çocuklara para verip, çocuktan gömleğini alıyor. en geç kameraya arkasını dönüp yürürken, meçhule doğru gittiğini anlıyoruz. bu yürüyüş, "korkunç kötü adamın kalabalık içerisinde kaybolması" yürüyüşü değil. başına beklenmedik bir kaza geldi, yaralandı. o gidedursun, biz arkasından bakarken, anton'un sonunun kötü olacağını anlıyoruz. ölecek.

    neden?

    para dolu çanta, birbirini tekrarlayan olayları tetikliyor. tekrar kilit kelime. en başta çatışmanın yaşandığı yere dönelim. coen'ler çatışmanın kendisini göstermiyor. çatışma olup bitmiş. ama llewelyn karakteri, bu çatışmada hala canlı birşey olduğunun farkında. para dolu çanta ortada yok çünkü. olay yerinden kaçırılmış bir nesne var. llewelyn onu arayıp buluyor. birinci döngü son bulup, ikincisi başlıyor.

    ikincisi, birincisinin tekrarı: bir çatışma gerçekleşiyor, llewelyn ölüyor. çanta gene ortada yok. bu sefer llewelyn'in yerine geçen anton oluyor; sonradan olay mahaline gelip çantanın saklı olduğu yeri buluyor.

    anton "ölümü", azraili filan temsil etmiyor. anton'un olayı şu: bir döngünün varlığı keşfetmiş; bunun içinden çıkabilmek için yapabileceği tek şey, kendisini bir rastlantıya, rastlantıyla çalışan bir makinaya çevirmek. woody harrelson'la konuştuğu sahnede "bak, uyduğun kurallar seni nereye getirdi?" diye soruyor harrelson'a. bir alma/verme mantığı, anlaşmaları, uzlaşmaları içerisinde hareket eden, oryantasyonunu böyle bir çıkar üzerine kuran herkes, döngünün içine kapılıp ölüyor. anton, para kendisine geçtikten sonra bu döngünün içinden çıkamıyor. sıkıştığı ilk noktada bir anlaşmaya giriyor; çocuğa para verme konusunda ısrarcı davranıyor.

    şerif? şerif kendi döngüsü içerisinde. üç kuşaktır şerif çıkaran bir aileden geliyor. llewelyn'in evinde, televizyonun karşısında, aynen anton gibi oturduğu sahnenin ilginç yanı şu: film boyu, anton ile bir özdeşleşme anı yaşayan tek karakter o. onun oturduğu yerde oturuyor, onun gördüğünü görüyor. o dakikadan sonra, kendi içinde bulunduğu döngüyle bir hesaplaşmaya girişiyor. işini bırakmayı düşünüyor, döngünün dışına çıkabilmeyi hayal ediyor.

    şerif, olayların gidişatını anlıyor. birbirini tekrar eden olaylar zincirini görebiliyor. llewelyn öldükten sonra, anton'u bulacağı düşüncesiyle cinayet mahalline bu yüzden geri dönüyor. otel odasının içinde olacağını canlandırıyor gözünde. tam zinciri bozacak olan hamleyi yapmak için içeri girdiğinde, anton'un çoktan parayı alıp gitmiş olduğunu anlıyor. iki rüya görüyor. ilk rüya: babasından para alacak ve bu aldığı parayı kaybediyor. babasının mirasını alamıyor. ikinci rüya: babası elinde içinde ateş yanan meşale? ile şerifin yanından geçiyor. meşaleyi şerife vermiyor, yoluna devam ediyor, onun yanından geçerek. şerif oraya vardığında, yaktığı ateşle kendisini bekliyor olacak. şerif, döngünün içinden çıkmayı beceriyor; rüyadan uyanıyor.


    (bir takim dis mihraklar - 22 Aralık 2009 02:42)

  • comment image

    ince ayrıntı manyakları için şölen gibi bir film. iki sahne yazıcam:

    --- spoiler ---

    1- filmin başlarında llewelyn vadide vurulmuş kanama geçiren köpeğe dürbünle bakarken, kamera dürbün moduna geçmişken ani bir aşağı doğru hareketlenme, sonra dış kameraya geçiş ve llewelyn'i dürbünü aşağı indirirken görüşümüz.

    2- filmin oratalarında chigurh'un carson'u öldürdüğü evde yaptığı telefon konuşmasında yerden sızan kanı görünce ayaklarını yukarı kaldırması; sonra filmin sonunda izleyiciye cinayeti izletmeden llewelyn'in karısının evinden çıkarken çok büyük ihtimalle kan var mı diye ayakkabılarının altını kontrol etmesi.

    inanılmaz güzeldi.

    ---
    spoiler ---

    ha bi de, öyle ayrıntıdan başka bişi yok diil, hayvan gibi gerilim var. bi sahnede nefesimi tutmaktan boğuluyodum. öle bi film.


    (eyke - 17 Eylül 2010 23:10)

  • comment image

    belki o filmin sonunu anladınız mı lan diye milyon kişiye sorduğum filmdir çünkü yaptığım mallığı yediremiyorum şöyle ki filmi izledikten sonra satıcıya geri götürdüm bu filmi eksik çekmişsiniz dedim (sahte yani olabiliyor böyle şeyler) bunun sonu eksik bana yenisini verin dedim.akabinde adam filmi koydu sona sardık filmin sonu bu zaten dedi sonra ben de "yok benim bilgisayar orayı açmadı" diyerekten ve kıvıraraktan ortamı terk ettim.evet bu filmin sonunu anlayan var mı?


    (iyiadaminiyiadami - 16 Ocak 2013 16:41)

  • comment image

    filmde woody harrelson'ın canlandırdığı arabulucu carson wells, orson welles'in sorunsallaştırıldığı bir dekor-karakterdir ve varlığı doğrudan film noir anlatıları ve onun bir tabu mahiyetindeki yönetmen konumuyla ilgilidir. ilginç olan, coen kardeşler'in carson'ı ya da orson welles'i soğukkanlı katil anton'a (javier bardem) öldürtmeleridir. nedir bu? bir çeşit meydan okuma mı? welles tarzı büyük filmlerin artık sonunun geldiğini ima etmek mi? yoksa bir çeşit saygı duruşu mu? bilinmez. ama denebilir ki orson welles'i takip eden ya da onun izinden giden bir sinema stili artık geride kalmıştır. welles'in filmlerindeki derin odağın ve ışık-gölge sembolizminin yerini güneşli pastoral diyarlar ve taşranın lanetli kasabaları almıştır. söz konusu olan texas ve onun ölümcül kanunlarıdır.

    filmdeki sınır bahsi doğrudan orson welles'in zirve filmlerinden -ki klasik film noir döneminin son büyük filmi olarak kabul edilir- touch of evil ile ilgilidir ve anımsanabileceği gibi bu filmde olaylar meksika sınırında geçmektedir. eğer buradan yola çıkarsak carson wells'in öldürülmesini orson welles'e bir saygı duruşu diye okuyabiliriz.

    sözün özü noir'ın zirve ismi orson welles'e şapka çıkartan bir filmdir ve coenler'in en iyi filmlerindendir.


    (hanging rock - 14 Ekim 2014 22:19)

Yorum Kaynak Link : no country for old men