Çıkış Tarihi     : 28 Ocak 2019 Pazartesi, Yapım Yılı : 2019
Türü                : Komedi,Drama
Ülke                : İngiltere,Avustralya,İrlanda
Yapımcı          :  Closer Productions , Head Gear Films , Kreo Films FZ
Yönetmen       : Sophie Hyde (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Emma Jane Unsworth (IMDB)
Oyuncular      : Holliday Grainger (IMDB)(ekşi), Alia Shawkat (IMDB)(ekşi), Fra Fee (IMDB), Dermot Murphy (IMDB), Amy Molloy (IMDB), Pat Shortt (IMDB), Olwen Fouere (IMDB)(ekşi), Kwaku Fortune (IMDB), Elva Trill (IMDB), Anthony Morris (IMDB), Jamael Westman (IMDB), Muiris Crowley (IMDB), Tara Egan Langley (IMDB), Ryan Lincoln (IMDB), Charlie Maher (IMDB), Zeff Lawless (IMDB)

Animals ' Filminin Konusu :
Animals is a movie starring Holliday Grainger, Alia Shawkat, and Fra Fee. Based on the novel ANIMALS by Emma Jane Unsworth.


  • "ummagumma ile tanışana kadar benim en sevdiğim pink floyd albümü idi ama tabi size ne bundan."
  • "martin garrix'e ait olanı budapeşte'nin milli marşı sanırım. zira marketlerdeki teyzelerin, dönercilerdeki abilerin bu şarkıyı son ses açıp kopmasının mantıklı bir açıklaması yok."
  • "adam levine'in yine ne yapıp edip seviştiği bir klibe sahip olan maroon 5 şarkısı.hayır güya tipsiz, kız buna yüz vermiyor ama rüyasında da olsa götürüyor hatunu. töbe est."
  • "adam levine'in heroes'daki sylar triplerinde takıldığı bir klibe sahip yeni maroon5 şarkısı."
  • "youtube'daki 72 milyon dinlemenin 2 milyonunun bana ait olduğu maroon 5 şarkısı."




Facebook Yorumları
  • comment image

    animals pink floyd'un, daha dogrusu roger waters'in, george orwell'in animal farm - hayvan ciftligi - romanindaki imgelerden yola ciktigi ancak orwell'in aksine komünist sistemin degil de kapitalist sistemin ve bu sisteme uyum saglamis insanlarin sert bir elestirisini yaptigi, hem sözleri hem müzikalitesi ile harika bir albümüdür.

    müzikal acindan bu albüme kötü diyenlerin doktora gidip kulaklarinin pasini temizletmesi gerekir.


    (question the answers - 29 Eylül 2009 11:18)

  • comment image

    pink floyd'un en iyi albümüdür. kendi fanları bile the wall, dark side of the moon, wish you were here hakkında o kadar konuşurlar saatlerce dil dökerler de şu albüm hakkında bir beğeni, eleştri hatta görüş ortaya koymazlar. neden? çünkü gerçek bir progsever gibi bir albüme saatlerini ayırmaktansa, adam, the wall dinlerim daha iyi diyor. buyrun gidin the wall'u, wywh'i dark side of the moon'u, sevgili syd barrett'ınızı milyonuncu kez dinleyin ama bu albüme elinizi sürmeyin, aferim!

    ne dolmuşum arkadaş...


    (ch32vs1 - 6 Aralık 2010 00:17)

  • comment image

    pink floyd'un, insanlari hayvanlara benzeterek siniflandirdiği albümü.
    bu düşünceye göre, insanlar
    a - koyunlar (siradan halk)
    b - köpekler (orta kademe, sistemin muhafizlari, koyunlari güdenler )
    c - domuzlar (sistemin en tepesindeki alt tabakalari sömüren krema tabakasi) bunlar da kendi aralarinda tekrar siniflandiriliyor.


    (bigbrother - 1 Nisan 2003 10:42)

  • comment image

    http://youtu.be/jprmy2dbhmo

    http://imgur.com/a/jmwmu

    tamamiyle subjektif yorumlarla dolduracağım entry'me başlamadan önce tanımımı yapıyorum: evrendeki en değeri bilinmeyen, en hakkı yenen şeylerden biri. bu entry'i yazma amacım, içindeki konseptin, eleştirinin, sanatın ve felsefenin açıklanabileceği kadar açıklanması ve anlaşılabileceği kadar anlaşılmasıdır.

    müzik zevki yüzeysel, basit, popüler şarkılardan ibaret olan --ki bu üç sıfatın birbiriyle neredeyse özdeş olduğu bir sanat devrinde yaşıyoruz--, şahıslar, apolitik olduğunu iddia eden fakat yalnızca üşengeç olanlar, felsefeyi gereksiz bir dersten ibaret gören gençler tarafından tadına varılması imkansızdır. çünkü bu albümü değerli yapan konsepti, içindeki eleştirisi, sanatı, felsefesi, yani kendisini kaliteli yaptığı kadar anlaşılmaz kılan unsurlardır ki bu da bu yazıyı yazmamın gerekçesidir. nereden baktığınıza bağlı olarak bir kılavuz veya saygı duruşu.

    en sevdiğim, en hayranlık duyduğum grup, pink floyd'un yaptığı en iyi 2 albümden birisi olduğu kesindir benim için. öbürü dark side of the moondur, bir gün biri 1 numaradır, bir gün öteki. not edilmesi gereken bir detay da şöyledir: animals'ın canlı performanslarından birinde roger waters ve dinleyici kitlesi arasında cereyan eden bir olay (pigs on the wing çalınırken seyirciler bir tür havai fişek ateşler, duruma öfkelenen waters öfkesini seyirciye açık eder), daha sonra the wall albümünün konseptinin * oluşumuna katkı sağlamıştır. benzer bir olay pink floyd'un sanırım vancouver'daki bir konserde de gerçekleşmişti, waters'ın zorla sahneye çıkan bir hayranın suratına tükürmesi şeklinde. dark side of the moon'a ve the wall'a başka zamanlarda, başka entrylerde değinmeyi umut ediyorum.

    animals adlı albümü, veya daha doğru ifadeyle edebi eseri bu kadar saygıyla anmamın sebepleri ise çok çeşitli. bunları özetleyerek, kimse tarafından okunmayacak bir yazı hazırlamakla geçireceğim önümüzdeki birkaç saate giriş yapmadan, bir kahve alıyorum, eğer bi yazıyı okumakta kararlıysanız aynısını size de tavsiye ederim.

    ayrıca bir uyarım var. eğer floyd'a ve animals'a gönülden bağlanırsanız, progressive, psychedelic veya farklı bir telden classic, jazz gibi derin ve zengin kompozisyonlar içeren şarkılara mahkum olursunuz, yani mahkum olumsuz bir kelime, demek istediğim artık diğer türlerden zevk almanız imkansıza yaklaşır.

    (yazarımız gittiği mutfakta hiç kahve kalmadığını görüp uyduruk bir meyve çayına muhtaç ve razı oldu fakat hatasından dönüp çayı çöpe boşaltması kısa sürdü.)

    sanatı hem sanatsal değerini koruyarak, hem toplumu dürtme, kollama manasında yaparak, hani lisede öğrendiğimiz toplum için sanat/sanat için sanat anlayışlarının bir karmasını, birleşimini, voltran'ını oluşturmuş albümdür. 5 şarkı içerir, pigs on the wing part 1, dogs, pigs, sheep, pigs on the wing part 2 ve bu 5 şarkı toplamda 40 küsür dakikadır. dogs * haricinde roger waters tarafından yazılmıştır. waters, albümün neredeyse yarısını tek bir şarkıyla (dogs) doldurmuştur fakat o zamanlar şarkı sayısına göre ücretlendirme yapıldığı için albüm hasılatının büyük kısmı gilmour'a gitmiştir ve waters hayatının kazığını yemiştir belki de.

    george orwell'in eseri hayvan çiftliğiyle aşağı yukarı aynı tema ve konuları işler. fakat stalinizm'i eleştiren orwell'in aksine kapitalizmi eleştirir. böyle kallavi bir eleştiriyi konu edinen eserler ender ve genellikle saygındır. yani demek istediğim felsefesi vardır, yukarıda değindiğim şekilde ''boş'' bir eser değildir. komplike olduğundan daha sofistike; anlaşılmaz olduğundan daha anlamlıdır.

    hayvan konseptinin kullanılması aracılığıyla toplumu 3 sınıfa ayırmıştır floyd, pigs, dogs, sheep. buradaki sembolizmi anlamak için çok kurcalamaya gerek yok, pigs, kendi boklarında devinen pislik kesim, dogs, saldırgan, agresif kapitalistler, sheep ise bildiğimiz koyun sembolü, yani güdülen fakir, cahil insanlar.

    sheep, güdülen koyunlar, halkın tabanı, fakir kitleyi temsil eder. hatta tarihi koyun-alt sınıf benzetmesi bu isimlendirmeyle doğmuş bile olabilir. olanların, yani, güdülmelerinin farkında değillerdir. **varoluşlarının gerçek anlamının farkında değillerdir, basit, anlamsız yaşamlar sürerler, hayatlarının nasıl heba edildiğinin farkında olmadan. başkaları tarafından yönetilirler. ** trendleri takip eder, görüş oluşturmaz, iktibas ederler. *

    ayrıca sheep parçasının içinde incil'den bir ilahiye yer verilir, sözleri şarkının temasına uyması için modifiye edilmiştir fakat bunun anlamını henüz tam çözebilmiş değilim. sanıyorum ki bu kısım parodiden ibaret, satirik bir bölüm (''rabbim beni pirzolaya çevirdi'' kısmından bu sonuca vardım). tekrar belirtmek gerekir ki pek az şarkı satiriktir, pek az şarkı sistem ve toplumu eleştirmeye kadirdir. yine burada geçen ''the lord is my shepherd'' yani ''rab benim çobanımdır'' sözüne daha sonra dogs kısmında değineceğiz.

    yine tam anlamıyla doğru bir açıklama değil ama şarkının sonunda koyuncuklarımız, bu acımasız çobanı devirir: ''bleating and babbling, we fell on his neck with a scream. wave upon wave of demented avengers march cheerfully out of obscurity into the dream. '' yani meleyerek ve manasız sesler çıkartarak, bir çığlık eşliğinde yakasına yapıştık. dalga dalga, çıldırmış intikamcıların muzaffer yürüyüşleri, bilinmezlikten düyaya doğru. ''

    (bkz: 1789 fransız devrimi)
    (bkz: 1917 rus devrimi)

    dogs, başkalarının tüketilmesi pahasına, kendi malvarlıklarını, güçlerini artırmak, maddiyata ve sömürüye dayalı acımasız bir yaşam süren, saldırgan köpeklerle sembolize edilen, pigs'e yani kendilerini ahlaki/dini/siyasi otorite ilan eden şahıs ve kurumlara karşı gelen, iş adamı-kodaman sınıfı olarak anlaşılabileceği gibi, kimilerince de domuzcukları **koyuncuklardan **koruyan bir tür polis gücü olarak da tasvir edilmiştir fakat bence bu külliyen yanlış bir tasvirdir. zira: ''you have to be trusted by the people that you lie to, so that when they turn their backs on you, you'll get the chance to put the knife in.'' yani ''yalan söyleyeceğin insanlarca * *güvenilmen lazım, ki arkalarını sana döndüklerinde arkadan pıçağı sokabilesin.''

    ''you gotta be crazy'' şeklinde girer ve nasıl orospu çocuğu, yani dog olunur onu anlatır şarkı. ki ilk adı da you gotta be crazy'dir bu şarkının. her neyse. eninde sonunda köpeciğimizin güneye uçması, sheep'in sonunda da belirtildiği üzere kafasını kuma gömüp, kanserden, yalnız ölmesi kaderi olacaktır.

    albümün ve dogs adlı eserin en sevdiğim kısmı şöyledir;

    ''i gotta admit that i'm a little bit confused
    sometimes it seems to me as if i'm just being used
    gotta stay awake, gotta try and shake off this creeping malaise
    if i don't stand my own ground, how can i find my way out of this maze?
    deaf, dumb, and blind, you just keep on pretending
    that everyone's expendable and no-one has a real friend''

    pigs *, animals'da yer alan, pink floyd hakkında farklı perspektifler oluşturabilecek, belki de yazılmış en iyi floyd şarkısı. bu konuda da emin olmamakla beraber 2 farklı görüş sunabilirim. birincisi, dogs ve sheep hakkında da şu ana kadar anlattıklarımın aksine şeyler söyleyen bir görüş. dogs'u roger waters, sheep'i de hayranları kabul eden, pigs'i ise gilmour'la anlaşmazlıklarını, yapımcı veya menajerlerini temsil eden ve dogs (waters) ve sheep (hayranlar) arasında duran bir engel olarak kabul etmek. fakat bu biraz context'in dışında kalan bi yorum olur. daha doğrusu, daha önce de bahsettiğim bu pigs'in ''ahlaki/dini/siyasi otorite ilan eden şahıs ve kurumlar''a tekabül ettiğini düşünmek olabilir. domuzcuklarımız, charade, yani soytarı, kolpacı şahsiyetlerdir. kendi görüşlerimden dolayı bu sıfatı din alimlerine ithaf ediyorum. soytarılar, halkı sokaklardan çekmekte **ve onları kandırmakta, dolandırmaktadır. (bkz: engizisyon mahkemeleri)

    ayrıca 3 domuzcuğumuzu 1- milliyetçiler *2- polis *3- sansür uygulayan, denetim organı, devlet, fundamentalistler * olarak da ele alabiliriz ki bu 3. kısım biraz karışık.

    önce whitehouse **, sonra mary **şeklinde mary whitehouse'a gönderme yapılıyor olması ihtimali kuvvetli zira, kendisi 20. yy'ın gereksiz, fundamentalist, sansürcü, muhafazakar kişiliklerinden biridir. (bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/mary_whitehouse)

    tabii whitehouse değil, white house * o demek de mümkündür. aynı kapıya çıkan iki yorum.

    sheep, dogs, pigs hakkında varabildiğim çıkarımlar bu kadar. pigs on the wings hakkında iki kelam edecek olursak;

    ezgi olarak, bir aşk şarkısına en yakın floyd şarkısı olabilir. hatta waters'ın bu şarkıyı o zamanki sevgilisine ithaf ettiğinin söylendiğini de duymuştum. fakat daha önceki gibi çat diye yorum yapamayız. burada anlaşılması gereken, part two'daki ''a dog needs a home, a shelter from pigs on the wing'' kısmıdır ki bunu dogs'daki waters yorumuna bağlamak son derece mümkündür. hani, dog parayı çoktan kazanmış, sheep olmaktan çıkmış waters'ı, sheep hayranları ve pigs de waters ve waters arasındaki engelleri temsil ediyordu. bu konuda tam emin değilim.

    sonuç olarak, animals bir kapitalist sistem eleştirisidir. bu açıdan toplumsal yönüyle günümüzün cahil, kalitesiz, ucuz, bayat, vasat sanatçılarına ışık tutmasını dilediğim, çok kuvvetli bir eserdir. fakat progressive kısımları, her bir saniyesini ezberlediğim gitar soloları ve her bir notasına hayran kaldığım kompozisyonu ile, ayrıca bu entry'de saatlerce yazdığım farklı açıklamaları ile sanatsal yönü de çok kuvvetli bir eserdir.

    ben, işbu belgeyle, animals'ı sanat tarihinin en önemli, en değerli ve en hakkı yenmiş, en değeri bilinmemiş eserlerinden biri ilan ediyorum. dediğim gibi pek az eser toplumsal sınıfları ve ekonomik sistemleri eleştirebilecek kadar kuvvetlidir. bu açıdan animals, sokrates'in antik yunan eleştirilerine veya noam chomsky'nin amerikanın emperyalist/kapitalist tutumlarına karşı sistem eleştirisine veya bukowski'nin felsefi görüşlerine (bkz: http://www.lettersofnote.com/…simply-empty-out.html) benzerdir. bu albümü anlamak, bahsettiğim konulara dair bir kültürel bilinç gerektirir ve pink floyd şarkılarının/albümlerinin bu genel havası, serdar ortaç-murat bozseverlerde oluşturduğu genel hissiyat, kendilerinin algılaması için fazla derin olduğu ve pink floyd dinleyenlerin elitist piçler olduğu yönünde yanlış bir kanıdır. aslında bu derinlik, animals gibi şahane eserlerin köşeye atılmasına yol açmıştır. *

    işte bu nedenlerledir ki, pink floyd gözümde müzik tarihinin en büyüklerinden biri, rock tarihinin tartışmasız en büyüğüdür ve...

    (bkz: pink floyd'un yaptığı her şey başyapıttır)

    hadi allahaısmarladık.

    edit: cicekleri sulamayi unutma uyardı * ki bu tükürme olayı montreal, quebec'te gerçekleşmiş, 6 temmuz 1977 tarihinde.

    edit 2: linkteki video kaldırılmış, yenisini koydum, onun da sesini kaldırmışlar (o kadar yazdık, görüyorsunuz işte). başka bir tane buldum ama ses kalitesi pek iyi değil. albümü almanızı veya internetten indirmenizi tavsiye ederim.


    (aukalender - 11 Kasım 2012 05:14)

  • comment image

    martin garrix'e ait olanı budapeşte'nin milli marşı sanırım. zira marketlerdeki teyzelerin, dönercilerdeki abilerin bu şarkıyı son ses açıp kopmasının mantıklı bir açıklaması yok.


    (elishafanz - 5 Kasım 2013 09:01)

  • comment image

    muse'unki gayet hoştur* da maroon 5'ın parçasını günlerdir deliler gibi dinliyordum ancak klibi izlememiştim* az önce izledim ve yani ohhaa. sözlerden belli zaten, öyle masum bir şey beklemiyordum ama... bu?

    cinsiyetçilik var, rape culture var, metalaştırma, kadın=et, sapıklığın seksi bir şeymiş gibi gösterilmesi gırla...

    ulan tamam maroon 5 değişti anladık da bu ne lan? seks satar diye bokunu çıkarmayaydınız iyiydi.
    şu klipte adam levine'i seksi bulan da atsın kendini camdan. olay "ıyyy kan var üstündeee" değil olay adamın baya kendini ruh hastası sapık bir kasap olarak göstermesi, tecavüzü özendirmesi ve bunu herkese satabilmesi. yuh.


    (caramel dance - 1 Kasım 2014 10:20)

Yorum Kaynak Link : animals