Çıkış Tarihi     : 15 Mart 2019 Cuma, Yapım Yılı : 2019
Türü                : Animasyon,Komedi,Fantazi,Korku,Bilim Kurgu
Taglar             : Üç kelime serisi başlığı,anthology series,Kısa hikayeye dayalı,Aşk,ölüm
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Blur Studio , Netflix
Yönetmen       : Víctor Maldonado (IMDB), Alfredo Torres (IMDB), Gabriele Pennacchioli (IMDB), Franck Balson (IMDB), Dominique Boidin (IMDB), Léon Bérelle (IMDB), Jerome Chen (IMDB), Rémi Kozyra (IMDB), Maxime Luère (IMDB), Alberto Mielgo (IMDB), Tim Miller (IMDB), Damian Nenow (IMDB), Javier Recio Gracia (IMDB), Vitaliy Shushko (IMDB), Owen Sullivan (IMDB), Oliver Thomas (IMDB), Robert Valley (IMDB), Dave Wilson (IMDB), Jon Yeo (IMDB), István Zorkóczy (IMDB)
Senarist          : Tim Miller (IMDB),Philip Gelatt (IMDB),John Scalzi (IMDB),Alastair Reynolds (IMDB),Claudine Griggs (IMDB),Peter F. Hamilton (IMDB),Marko Kloos (IMDB),Joe R. Lansdale (IMDB),Alberto Mielgo (IMDB),Janis Robertson (IMDB)
Oyuncular      : Scott Whyte (IMDB)(ekşi), Nolan North (IMDB)(ekşi), Matthew Yang King (IMDB), Michael Benyaer (IMDB), Josh Brener (IMDB)(ekşi), Elly Condron (IMDB), Henry Douthwaite (IMDB), Graham Hamilton (IMDB), Aaron Himelstein (IMDB), Stefan Kapicic (IMDB), Neil Kaplan (IMDB), Maurice LaMarche (IMDB), Emily O'Brien (IMDB), Kevin Michael Richardson (IMDB), Rebecca Riedy (IMDB), Helen Sadler (IMDB), Elaine Tan (IMDB), Kirk Thornton (IMDB), Samira Wiley (IMDB), Mary Elizabeth Winstead (IMDB), Carlos Alazraqui (IMDB), Adam Bartley (IMDB), G.K. Bowes (IMDB), Alexia Dox (IMDB), Topher Grace (IMDB), Dieter Jansen (IMDB), Madeleine Knight (IMDB), Yuri Lowenthal (IMDB), Hayley McLaughlin (IMDB), Christopher L. Parson (IMDB), André Sogliuzzo (IMDB), Ben Sullivan (IMDB), Fred Tatasciore (IMDB), Bruce Thomas (IMDB), Emma Thornett (IMDB), Daisuke Tsuji (IMDB), Gary Anthony Williams (IMDB), Rebecca Banatvala (IMDB), Jeff Berg (IMDB), Gary Cole (IMDB) >>devamı>>

Love, Death & Robots (~ Amor, Morte & Robos) ' Dizisinin Konusu :
Animasyon türündeki Love, Death & Robots, 18 kısa öyküden oluşuyor. Her bölümde farklı bir konunun ele alındığı dizi, bilim kurgudan komediye, fantezide korkuya kadar birbirinden farklı türleri kapsıyor.


  • "helping hand'deki abla spacewalk yaparken normalde olduğu gibi emniyet halatı falan kullansa bu kadar uğraşmayacaktı neyse."
  • "11 yaşında olduğumu öğrendiğim başlık. oh amk yazın 3 ay tatil."




Facebook Yorumları
  • comment image

    geçtiğimiz günlerde duyurulan netflix projesidir.

    https://twitter.com/…iye/status/1083029907687567360

    projenin başında netflix'le daha önce mindhunter serisinde bir araya gelen david fincher ve deadpool ile tanıdığımız tim miller var.

    serinin 18 bölüm olacağı duyuruldu ve bölümler 5 ile 15 dakika arasında değişecek. ayrıca proje bir antoloji olarak tasarlandı. buradan da bölümlerin birbirini takip etmeyeceğini her birinin bağımsız konulara sahip olacağını çıkarabiliriz.

    tim miller ve david fincher ilginç bir ikili gibi görünebilir ancak daha önce the girl with the dragon tattoo filminde de birlikte çalışmışlar. david fincher'ın yönetmen olduğu bu filmde tim miller da kreatif direktör olarak görev almış. bu nedenle yaratıcı süreç açısından birbirlerini tanıdıklarını söyleyebiliriz.

    tim miller deadpool'un yazarlarından. bu nedenle bu projede belli bir mizah düzeyi olacağını tahmin ediyorum. fincher da atmosfer kurma konusunda çok başarılı ancak daha önce animasyon çalışması yok. bütün çalışmaları da realizm üstüne kurulu. o yüzden bu projeye bambaşka bir bakış açısı getirecektir. bu nedenle isaac asimov tarzı bir evrende geçen içinde kara komedi ögeleri de barındıran hikayeler beklemeye başlayabiliriz.

    proje ile ilgili henüz bir fragman yayınlanmadı. sadece netflix'in twitter adresinde paylaşılan görseller var. bu görsellerde de cyberpunk bir tarz var. tim miller ayrıca mass effect serisinde animatör olarak çalışmıştı. oyundaki tasarımlara benzer işler de var. ayrıca çizim tarzı da bölümler arasında değişecek gibi. çünkü cgi ile birlikte 2d çizimler de görünüyor. sanırım bölümün anlattığı hikayeye göre tarzı da değiştirecekler. çünkü pixar yapımlarına benzer yumuşak çizimler ile birlikte realist çizimler de var.

    love death and robots şuan pre-prodüksiyon aşamasında bu nedenle çoğu detay henüz duyurulmadı. ayrıca ne zaman yayınlanacağı da kesinleşmedi. ancak projenin çok farklı olacağı şimdiden garanti gibi. bu yüzden takip etmeye değer diye düşünüyorum.


    (windweaver - 10 Ocak 2019 15:28)

  • comment image

    ilk 2 bölümünü izlediğim netflix dizisi.ilk bölüm gayet iyiydi.2.bölüm kötünün iyisiydi açıkcası.imdb ye 9.4 le girmesi de şaşırtmadı.tek tek vimeoda izlese beğenmeyeceği işleri netflixde izleyince hypelanıyor insanlar biz ne izledik diye.


    (charm35 - 15 Mart 2019 14:18)

  • comment image

    alberto mielgo’nun yönettiği the witness isimli 3. bölüm , animasyon tarihinin en iyi eseri olabilir. tasarımlar , mekanlar, kamera hareketleri, şehir tasarımı, karakterlerin fiziksel hareketleri , hepsi bir işçilik ve sanat şahaseriydi.
    2019 da izleyebileceğim en iyi şey olma ihtimali yüksek.


    (rennie rising - 16 Mart 2019 02:06)

  • comment image

    leziz, enfes, modern, nostaljik, seksi, heyecanlı, düşündürücü, izlemesi zevkli, birbirinden güzel kısa filmler. animasyonun, özellikle üçüncü bölümde ulaştığı seviyeyi görmek de ayrı bir övgü nedeni. ilerleyen yıllarda animasyonda ve bilgisayar teknolojisinde öyle bir seviyeye gelinecek ki kanlı canlı oyunculara ihtiyacımız kalmayacak. gerçekte yaşamayan insan yüzleri üretebilen yapay zeka örneklerini görünce beklentilerimiz de buna göre şekilleniyor. yapay zeka tarafından yazılan, çekilen, üretilen ve oynanan filmleri görmemize çok az kaldı. oscara aday gösterilecek ilk "yapay zeka yönetmeni" çok merak ediyorum. ödülü alırken yuhalanacak mı yoksa ayakta mı alkışlanacak? teşekkür konuşmasında kimlere minnettarlığını bildirecek? ona bu fırsatı veren insanlara bir teşekkür etmeyi unutmaz sanırım. ya da dijital ortama aktarılan bir robert de niro yu bundan yüzyıl sonra tekrar bir filmde oynarken görmek torunlarımızın torunları için hiç şaşırtıcı olmayacaktır. insanlara filmlerde oynamaları için niye bu kadar para ödemişler diye şaşıracaklar muhtemelen. sinema salonlarına robotlar doluşmaya başlayınca neler olacak asıl onu merak ediyorum. izledikleri ilk filme nasıl tepki verecekler acaba? citizen kane, 12 angry men, godfather gibi klasikleri izlediklerinde ne hissedecekler, bu filmlere nasıl tepki verecekler? casablanca yı izledikten sonra en az bizim kadar etkilenecekler mi? yoksa en sevdikleri film artificial intelligence mı olacak. vay be zamanında bize yapılanları ne güzel perdeye aktarmış diyerek steven spielberg ü böyle bir filmi çektiği için ayakta mı alkışlayacaklar? bunların cevaplarını bizler görebilecek miyiz bilemiyorum. ama bunların hepsi yaşanacak. bir zamanlar yeryüzünün hakimi olan dinozorlar gibi bizler de miadımızı doldurup bu toprakları büyük ihtimalle robotlara terk edeceğiz.
    bu arada tüm bölümler robotlarla ilgili değil. bana ilginç gelenler genelde robotlar ile alakalı olanlardı. robotlar harici, şiddet ve cinsellikten kaçınılmadan çekilmiş pek çok konuda film izleyeceksiniz. birbirinden vahşi sahnelere ve pürü pak çıplaklığa hazır olun. ilerleyen yıllarda da devam edeceğini ve black mirror gibi efsaneleşeceğini düşündüğüm muhteşem bir seriye hazır olun.

    -spoiler-

    1) sonnie's edge dizinin çoğu bölümüne fazlasıyla hakim olan güçlü kadın imajının en sert ve acımasız hissedildiği bölüm. seriye iyi bir başlangıç. diğer bölümlerde karşımıza neler çıkacağını bu bölümle anlamış oluyoruz.
    2) three robots en sevdiğim bölümlerden biriydi. keşke daha uzun olsaydı. komik gibi görünse de bölüm boyunca tokat gibi mesajlar verildi. yaratıcı ve orijinal bir fikir. yaradılışla dalga geçilen bölümde robot gibi ben de baya koptum. kedi ayrıntısı da ayrı bir güzeldi.
    3) the witness görselliğin zirveye çıktığı bölüm. animasyonun geleceği bu bölümden sonra değişecektir muhtemelen. katil-maktul ikilemi çok iyi işlenmiş.
    4) suits uzay yolculuğumuza farklı bir bakış. işgal etmişken işgale uğramaya devam edeceğiz anlaşılan. ağır bir konuyu aksiyonu ve geyiği bol bir şekilde işlemişler. iri kıyım robotları ve geçitlerden akıp duran canavarları görünce ister istemez aklım matrix serisinin üçüncü filmine gitti durdu.
    5) sucker of souls kanlı bir drakula güzellemesi. olsa da olur olmasa da olur dedirten cinsten. yine kedilere gönderme yapılmış. yapımcının kedileri çok sevdiğine adım gibi eminim.
    6) when the yogurt took over en sevdiğim bölümlerden bir başkası. kısa ve öz. adamlar altı dakikada bundan daha güzel ve keyifli ne anlatabilirlerdi. "bizi liderlerine götür" diye emir veren bir kase yoğurdum olmasını ne çok isterdim.
    7) beyond the aquila rift izleyicilerin en seveceği bölüm kesinlikle bu olacak. içlerinde en popülist olan buydu çünkü. en iş yapan bilim kurgu öğelerini tek bir bölümde hızlıca işlemişler. çok fazla sevemedim. en beğendiğim yeri uzay manzaralı bar sahnesiydi. öyle bir manzaranın karşısında bir evinin olması ne hoş olurdu.
    8) good hunting eski ve yeninin iç içe geçtiği büyülü bir bölüm. kadınların en çok bu bölümü seveceğine eminim.
    9) the dump yemek yerken izlemeyin. sırf keyfine çekilmiş gibi duruyor. izle ve unut.
    10) shape-shifters en değişik bölümlerden bir diğeri. kurt adam konseptine çok farklı bir yerden bakmışlar. ben beğendim.
    11) helping hand çok sevdiğim bir başka bölüm. hatta ikinci sıraya rahatlıkla koyabilirim. izlerken gravity ve 127 hours esintileri hissedeceksiniz. gerilimin had safhada olduğu kaliteli bir bölümdü.
    12) fish night o neydi öyle? nereden akıllarına gelmiş acaba böyle bir film yapmak. farklılığı için takdiri hak ediyor.
    13) lucky 13 fena sayılmayan bir militarist güzellemesi. sonu fazla romantik. sert bir sonu olsa efsane olabilirdi.
    14) zima blue ve geldik en beğendiğim bölüme. felsefenin dibine dibine vuran, yedi dakikada anlatabileceği her şeyi anlatan harika bir bölüm. hakikatin peşinde kainatları gezen zimanın muhteşem öyküsü. hakikati aramak yalnızca bize mahsus olmamalıydı zaten. var oluşun insanı kahreden amacı ve tüm hikmeti basitlik ve sadelikte yatıyor aslında. şu gerçeği ne zaman anlayacağız çok merak ediyorum. bazen tüm karmaşanın ortasında dikkatini çeken ve seni cezbeden tek şey basit bir mavilik olabilir.
    15) blind spot doksanlar japon animelerini andıran hoş bir seyirlik.
    16) ice age ilginçti. beğendim mi emin değilim.
    17) alternate histories hitleri i öldürmenin altı yolu. eğlenceli olmuş. altıncı yol tercih edilesiydi.
    18) secret war serinin ekseriyetine sinen canavar olgusuna en çok sırtını dayayan bölüm buydu. karlar altında bir rusya, kızıl ordunun gururlu askerleri ve iğrenç canavarlar... izlemesi zevkliydi.

    -spoiler-


    (ozkulu - 16 Mart 2019 18:17)

  • comment image

    netflix’e verdiğim her kuruşa değer. hem görsel şölen hem de çok iyi senaryolar. gerçekten çok iyi olmuş.

    --- spoiler ---

    her bölüm başında üç ikon çıkıyor ve izleyeceğiniz bölümle ilgili göndermeler oluyor. bunun dışında bir kol, el kopma ritüeli var. mutlaka her bölümde ya önce kol/el kopuyor ya da kopuk el, kol falan görüyoruz. niye buna takılmışlar çok anlamadım ama fena değil yani.

    ayrıca tüm astronotlu filmlere de iyi giydirmiş. uzayda merkezden uzaklaşırsan ters yöne bir şey fırlat değil mi? fakat burada da mevzu kol yerine bi vida falan da mı yoktu olacak.
    ---
    spoiler ---


    (ayiyasamaratansomonbaligi - 17 Mart 2019 00:03)

  • comment image

    16 yıl önce animatrix yapıldığı için izlenmemesi gereken dizi. ben şahsım adına izlediğim için özür dilerim. arkadaşlar siz de kapatın hadi 16 yıl önce animatrix yapılmış çünkü.

    cidden hastalıklı beyinlersiniz amk sizden de bir bölüm çıkar aslında.

    not: dizinin animatrix ile tek ilgisi ikisinin de animasyon olması ve sürreal dünyalarda geçmesi.

    edit. al işte bir tane daha. animatrix ile kiyaslayan bir tane bile entry olmamasına rağmen sırf insanlar sevdi diye gotunden kıyas uydurup boklamaya calışıyor herif. tedaviye ihtiyaciniz var amk ruh hastaları.


    (skumbag - 17 Mart 2019 00:53)

  • comment image

    bölümlerin kısa bir incelemesi

    -- spoiler --

    bölüm 1 – sonnie’s edge

    ilk bölüm peter f. hamilton’ın a second chance adlı eserinden esinlenilmiş. diziye başlangıç için gayet uygun bir bölüm olmuş bence. sezonun kalanının vaat ettiği şeyleri küçük bir pencereden de olsa görmemizi sağlıyor. benim için tek sorun, karakterin geçmişinin üçüncü dakikada bölümdeki ana kötüye bir anda anlatılmasıydı. bunu bir kenara koyarsak bölüm mükemmeldi. ana fikir, karakter canavarın içinde yaşadığı için insan formunda kimseden korkmuyor. bu yüzden etrafı korumayla çevrili zengin bir adama meydan okuyabiliyor veya bu yüzden adamın karısına hiçbir sebep yokken güvenebiliyor. korktuğu tek yer ring çünkü orada hayatı için savaşıyor. diğer canavarı kontrol eden adam dövüş sırasında çeşitli tepkiler verirken sonnie’nin sessiz kalıp odaklanması ise bu yüzdendi. insan formu canavarı değil, canavar insan formunu kontrol ediyor.

    bölüm 2 – three robots

    üçüncü bölüm, üç robotun post apokaliptik bir dünyayı keşfe çıkmasını konu alıyor. tabii bir de bu dünyayı kediler ele geçirmiş durumda ve belli ki tek dertleri sevilmek. sadece 11 dakika izleyebildiğim bu üç robota gerektiğinden fazla bağlandım diyebilirim. “kendilerine ait ayrı bir dizileri olsa ne süper olurdu be!” diye düşünmedim değil. yapılan şakaların büyük çoğunluğu çok basit olmasına rağmen kendimi defalarca kahkaha atar halde buldum kısacık bölümde. ayrıca bu komik ögelerin arasından bir anda fırlayan insanların dünyayı nasıl yok edeceği fikri de depresiflik dolu bir düşünce sürecine teşvik ediyor. bu bölüm ise dominic parisien’in robots vs fairies adlı eserinden esinlenilmiş.

    bölüm 3 – the witness

    görsellik açısından dizinin açık ara en iyi bölümüydü the witness. mesela kız koşarken bornozunun hareketi elle çizilemeyecek kadar gerçekçiydi. birden çok animasyon tekniği bir arada kullanılmış ve biraz da cyberpunk havası vardı ki bu günümüzde oldukça popüler bir konu. bütün sahneler, gerçekte çekilmiş bir fotoğrafın resmedilmiş hali gibiydi. geçtiğimiz yılın sonlarında vizyona giren spider-man: ınto the spider-verse’ü izledikten sonra animasyona dair her şeyi gördüğümü sanmıştım. zaten spider-verse’ün çizeri de bu bölümü çizen adam: alberto mielgo. belli ki geçen kısacık zamanda bile kendini geliştirmeyi başarmış. ayrıca bazı seslerin görsel olarak sunulması bir çizgi roman hayranı olarak beni mest etti. konusuna gelecek olursak, dizilerde ve filmlerde(run lola run, russian doll) döngülerin işlenmesi her zaman ilgimi çeker fakat genel olarak sonları tatmin etmezdi. bu bölümü izlerken de aynı hisse kapılmıştım ama sonu benim için oldukça şaşırtıcı bitti. aslında son sahnede adam daireye girerken anahtar sesini duyduğumda bu kez adamın öleceğini tahmin etmiştim ama kız karşı binaya baktığında kendisini görecek sanıyordum. keşke döngünün sebebini ve sonucu da görmüş olsaydık fakat bunu izleyicinin hayal gücüne bırakmak istemişler sanırım. sokakta bu ikisinden başka bir insanın olmaması ise dikkat çekici bir noktaydı.

    bölüm 4 – suits

    sanat eseri olarak değerlendirdiğim the witness’tan sonra bu bölüm biraz zayıf geldi. eğlenceli karakterler, güzel aksiyon, yine kaliteli animasyon ama konu olarak pek bir şey vermedi. savaşa hevessiz olan karakterin sonunda kendini feda etmesi gibi bir klişeye sahipti. buna rağmen merak uyandıran sonu daha fazlasını istememe sebep oldu. zaten bölüm bana bir dizinin ya da filmin fragmanı gibi geldi. bu konseptten mükemmel bir oyun olurdu.

    bölüm 5 – sucker of souls

    benim için seslendirmelerin öne çıktığı bir bölümdü. ikinci bölüm gibi yine kediler konunun merkezindeydi. çok kaliteli ve komik espriler vardı, “paralı askerler fahişeler gibidir. heyecanlanmış gibi yapmak ekstra ücrete tabidir.” gibi. her bölümde söylediğim gibi, yine çok başarılı bir görsellik izledim. bu animasyon tekniğinin her türlü ortama uyduğunu bölümler ilerledikçe daha iyi görüyorum. bu bölüm, geoff brown’ın snafu: survival of the fittest kitabından esinlenilerek yazılmış.

    bölüm 6 – when the yogurt took over

    dizinin fragmanlarını izlediğimde beklediğim ilk şey absürtlüktü ve ilk beş bölümde bunu görememek beni biraz hayal kırıklığına uğrattı fakat bu bölüm beklentimi fazlasıyla karşıladı. yaşlı adamın savaşı serisiyle adını duyurmuş, bilim kurgu dünyasının en önemli yazarlarından olan john scalzi’nin aynı adlı kısa hikayesinden uyarlanmış bölüm. altı dakika olması can sıkıcı olsa da dizinin en başarılı bölümlerinden biriydi.

    bölüm 7 – beyond the aquila rift

    görsellik konusunda dizinin zirve yaptığı bölümlerden biriydi. karakterlerin yüz animasyonları neredeyse gerçek gibiydi, bu çok etkileyici. bölümün konusu alastair reynolds’ın aynı adlı kitabından alınmış. bölüm sonunda çalan “living in the shadows” konsepte çok uygundu. yine bir döngü, tutsaklık var. dehşet ve umutsuzluğa kapılmış, “ruhu kaybolmuş” thom’un hafızası, olanları kabullenemediği veya kaldıramadığı için defalarca sıfırlanıyor. gemideki diğer karakter suzy’yi, thom’un bilinci olarak algıladım çünkü uyanır uyanmaz her şeyin farkında ve thom’a karşısındakinin greata olmadığını söylüyor. olanları tam olarak algılamak için bölümü birkaç kez izlemek gerekiyor, ki tekrar tekrar izlemeye gerçekten değecek bir bölüm, böylece parçalar daha kolay birleşiyor.

    bölüm 8 – good hunting

    sezonun geneline baktığımda, bu bölüm birçok açıdan bir ilkti: ilerleyen ve gelişen bir hikaye olmasının yanı sıra, ilk kez bir death, love & robots bölümünde bu kadar çok duygusal öge gördük. ayrıca mutlu sonla biten ilk bölüm oldu diyebilirim çünkü önceki her bölüm sonu beni derin düşüncelere daldırdı. görsellik açısından gayet kaliteli olsa da benim için sezon boyunca ilk kez bir bölümün hikayesi dizideki görsel şölenin önüne geçti. hikaye anlatımı ve karakterlerin ilişkisi çok güzel verilmiş. bölüm, ken liu’nun good hunting adlı kısa hikayesinden uyarlanmış.

    bölüm 9 – dump

    yine güzel animasyon, bu bölümde renkler çok ilgi çekiciydi. hikaye de hoştu ama bunlar dışında üstüne düşünülecek veya konuşulacak pek bir şey yok. sadece, o yaratığı nasıl beslediğini merak etmedim değil. bu bölümün hikayesi ise joe r. lansdale’in bumper crop adlı kitabından alınmış.

    10. bölüm – shape-shifters

    doğaüstü güçlere sahip iki amerikan askerinin afganistan’da görev yapmaktadır. bu askerler kurt adam olmasının yanında şekil değiştirebilme özelliğine de sahiptir. askeriye içerisinde insan askerlerden zorbalık görüyorken, aynı zamanda afganistan’da kendi türünden bir canlının saldırısına uğrarlar. şekil değiştirme sahneleri özellikle bölümün en ekileyici anlarındandı.

    11. bölüm – helping hand

    dizinin gerilimi en yüksek bölümlerinden bir tanesiydi. 127 hours filmini izleyenler bahsettiğim gerilim türüne çok hakimdir. bölümde alexandria yörüngedeki uyduların tamiri veya bakımı ile görevlidir. yine bu rutin işlerinden bir tanesini yaparken atmosferde dolanan bir parça alexandria’ya çarpar ve uydudan kopup boşlukta savrulmasına neden olur. ayrıca oksijen kaynağı da delinmiştir ve yaşamasının imkanı yoktur. tam bu esnada kolundaki korumayı çıkartıp boşluğa savurarak ivme ile aracına tutunmaya çalışır ama başarılı olamaz. bundan sonra tek çaresi kolunu koparıp aynı denemeyi bir de koluyla yapmaktır. peki alex bu fedakarlığı yapacak mı? veya siz olsanız bunu yapar mıydınız?

    12. bölüm- fish night

    konu itibariyle dizinin en iyi bölümlerinden olabilecekken, hikaye anlatımındaki hatalardan dolayı bence başarlı bir bölüm değil. görsel olarak çok tatmin edici ancak hikaye biraz havada kalıyor. hemen konuda bahsedeyim. arabaları çölün ortasında bozulan iki satış elemanı geceyi burada geçirmeye karar verir. karakterlerden birisi çölün tarihinden bahsetti ve çağlar öncesinde buraların sular altında olduğunu anlatır. gece uyandıklarında ise ikili çağlar öncesi ile bağlantı kurmuştur ve bulundukları yer bir okyanusun dibine dönüşmüştür. bundan sonrası tam bir görsel şölen olsa da, su altı ile bağlantının sınırlarını anlayamazlar ve başlarına esrarengiz olaylar gelir. fish night aynı joe r. lansdale’in aynı isimli hikayesinden uyarlama.

    13. bölüm – lucky 13

    o kadar güzel bir hikaye ki bu, üzerine film çekilsin denilecek cinsten. star wars’deki veya bu tarz filmlerdeki uzay gemisi ile insan ilişkilerine zaten aşinayız. milenium falcon’u herkes bilir. burada da böyle bir hikaye var. şimdiye kadar iki mürettebatı yaşanan kaza sebebiyle ölen uzay gemisini kimse uçurmak istemez. ancak çaylakların seçme şansı da olmaz. orange is the new black ve handmade’s tale’den tanıdığımız samira wiley’in hayat verdiği colby karakteri gemiye pilot olarak atanır. bundan sonra gemi ile çok iyi bir bağ kuran colby, çok başarılı operasyonlar atlatır. öyle başarılı olur ki, onlarca uzay gemisiyle çıkılan operasyondan sağlam dönen tek araç olmayı başarır. bu başarılardan sonra uğursuzluğuna inanılan araca lucky 13 ismi verilir. colby modern araçla eski aracının değiştirilmesi tekliflerini defalarca reddeder ancak sonunda lucky 13 ile vedalaşması gerekecektir. peki bu veda nasıl ve ne zaman olacak? işte bölümün en can alıcı noktası da burada.

    14. bölüm – zima blue

    18 bölümlük dizide açık ara en çok sevdiğim bölüm. hatta sezon bittikten sonra dönük tekrardan bu bölümü izledim. bölümdeki hava o kadar başarılı ki, 3 sezon dizi çekip üzerine film çekilse yine izlenebilir. o derece başarılı. ancak bölüm sadece 10 dakika. dünyaca ünlü sanatçı zima her yaptığı ile büyük ses getirir. hiç kimseye röportaj vermeyen sanatçı son ve final çalışmasını halka tanıtmadan önce bir gazeteciyi çağırır ve geçmişini anlatır. yarı robot yarı insan olarak bilinen zima’nın geçmişi bilinenden çooook daha farklıdır.

    bölüm alastair reynolds’ın zima blue and other stories isimli kitabından uyarlama.

    15. bölüm – blind spot

    bir soygun çetesinin son hızda giden ve yüksek korumalı bir araca yapacağı hırsızlık planını ve bunun işleyişini konu alan bölüm, tüm bölümlerin aksine bir uyarlama yerine orijinal hikaye. bölüm içerisinde takım arkadaşlığına ve birbirini tamamlayan parçalara sık sık dem vurulsa da beni çok etkilemeyen bir bölüm oldu.

    16. bölüm – ıce age

    bölümlerin konularını okurken en ilginç konuya sahip bölüm olarak bunu belirlemiştim. gerçekten de konu güzel işlenirse çok keyifli olabilirdi. şöyle ki, bir apartman dairesine taşınan genç çift, antika buzdolabının içinde kayıp bir medeniyet bulur” açıklaması herkesi merak ettirecek cinsten. bölüm tam bu bağlamda güzel başlasa da, bu medeniyet insanlığın çağlarını çok hızlı bir şekide geçiriyor. tam bir toplum eleştirisi olan bölüm, kafamızı kaldırıp uzak bir perspektiften baktığımızda birbirimiz ile ne kadar çok uğraştığımızı bize hatırlatıyor. benim beklentim çok yüksek olduğu için tatmin olamadım ama çok farklı bir bölümdü.

    17. bölüm – alternate histories

    yine ismi ve konusu çok ilgi çekici olsa da anlatımı çok da başarılı bulmadığım bir hikaye. multiversity isimli bir yazılım ile kendi alternatif tarihinizi yaratabilirsiniz. mesela hitler ilkokuldayken ölseydi ne olurdu? bölümün teması bunun üzerine olsa da, sadece 4 paralel evreni aynı düzlemde anlatıyor. mesela birinci evrende hitler okuldan çıkınca hemen ölüyor, ikinci evrende hemen ölmeyip parka gidince ölüyor. bu bağlamda aya ilk ayak basanlar ve dünya süper güçler değişiyor ama hikayelerin başlangıcı çok tatmin edici değil. yine de çok farklı bir deneyim olduğunu kabul etmem gerekir.

    18. bölüm – the secret war

    dizinin animasyon kalitesi olarak en iyilerinden bir tanesiydi. bazı anlar gerçek mi yoksa animasyon mu olduğunu anlayamadım. daha çok oyun oynuyor gibiydi. konusuna gelirsek, sovyetler birliği döneminde kızıl ordu’nun bir kısmı sibirya’da şeytani bir varlık ile savaş vermektedir. burada yaratığa karşı verilen mücadelenin yanında nikolai zakharo’nun kişisel yaşadıkları da çok ilgi çekicidir.

    kaynak


    (whiteshark13 - 17 Mart 2019 08:32)

Yorum Kaynak Link : love death and robots