Süre                : 1 Saat 30 dakika
Çıkış Tarihi     : 01 Nisan 2019 Pazartesi, Yapım Yılı : 2019
Türü                : Komedi
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Flavor Unit Entertainment , Naptown Productions
Yönetmen       : Erik White (IMDB)
Senarist          : Brandon Broussard (IMDB),Nile Evans (IMDB),Hudson Obayuwana (IMDB),Jana Savage (IMDB)
Oyuncular      : T.I. (IMDB), Mike Epps (IMDB), Loretta Devine (IMDB), Queen Latifah (IMDB)(ekşi), Teyana Taylor (IMDB), Meagan Tandy (IMDB), Joel Rush (IMDB), Mila J. (IMDB), Stephen Bishop (IMDB), Kelly 'K. Dubb' Walker (IMDB), Lil Duval (IMDB), D.C. Young Fly (IMDB), Big Boi (IMDB), 21 Savage (IMDB), Bruce Bruce (IMDB), Kevin Stillwell (IMDB), Henry Welch (IMDB), John 'B.J.' Bryant (IMDB), Nelson Bonilla (IMDB), George Bryant (IMDB), Joe Washington (IMDB), Jon Kohler (IMDB), Gerry Garvin (IMDB), Michael H. Cole (IMDB), Merrill Capps (IMDB), Heather McMahan (IMDB), Brantley Church (IMDB), Casey Hendershot (IMDB), Victoria Vertuga (IMDB), Gregory Nassif St. John (IMDB), Messiah Harris (IMDB), R.J. Orr (IMDB), Marquita Goings (IMDB), Larry Herring (IMDB), Brian Kayode-Patrick Johnson (IMDB), Bryan Sanon (IMDB), Marion Blount (IMDB), Quinn Bozza (IMDB), David Dunston (IMDB), Kevin Alan Johnson (IMDB) >>devamı>>

The Trap ' Filminin Konusu :
The Trap is a movie starring T.I., Mike Epps, and Loretta Devine. A man returns home to Atlanta to help his brother's struggling restaurant.


  • "harmony korine'in, spring breakers sonrasında yöneteceği ilk film. filmin kadrosunda james franco, benicio del toro, al pacino ve robert pattinson bulunmakta. imdb"
  • "söylentiler doğruysa müthiş oyuncularla gümbür gümbür geliyor."
  • "(bkz: klopka)"
  • "aynı zamanda six feet under üçüncü sezon beşinci bölümünün adı."
  • "gladiator soundtrack'inin 2. bölümünden bir hans zimmer eseri. 1. bölümde bulunan ilk şarkı prologue'un final kısmının güçlendirilmiş sürümü. gaza getiren parça."




Facebook Yorumları
  • comment image

    thrash müziğe ihanet eden athena'nın bile unutmak istediği, diskografisinden çıkardığı ilk albümleri olan one last breath adlı albümün son ve 1993 yılında şehit düşen pentagram'ın gitaristi rahmetli ümit yılbar'a adanmış olan şarkısıdır.

    the trap


    (angry clown - 2 Eylül 2018 01:27)

  • comment image

    varlığını iddia ederek konu ettiği hayali "trap"ten ziyade, yaratıcısının da dahil olduğu britanya entelektüellerinin içinde bulunduğu "trap"i gözler önüne konsantre ve kompakt bir şekilde sererek beni benden almış belgesel.

    --- spoiler ---

    (bkz: belgesel entry'sine spoiler ibaresi koymak)

    eğer her şeyin uygulanıştaki sorunlu yanlarını eleştirmekle yetinse, ikide bir bilgisayar çıktısı numerik kodları gösterip her şeyi hayali bir oyun teorisi tarikatına bağlamasa, en sonunda tek yol devrim demese, ve hadi hepsini geçtim, hepsine tahammül gösterebilirim bir derece ama, en sonda la marseillaise patlatmasa... o zaman propaganda formatı ve müziği ile yaratıcı, sürükleyici bir tarzı olduğunu düşünmekteydim. gerçi hala düşünmekteyim; fakat bu saydıklarım, propaganda formatını yaratıcı/deneysel bir şey olarak kullanmanın ötesinde, zaten propaganda amaçlı olmuş. propaganda tarzı olmaktan çıkıp propaganda olmuş yani.

    sanki the office izlemişim, ve bir bakmışım ki mockumentary değil de documentary aslında gerçekten.

    bir de böyle harun yahya belgeselleri vardı, 20-30 videoluk set... eğlence amaçlı olarak başına toplanıp izlerdik. her birinin konusu farklı. savaşlar, ekonomi, açlık, politika, endüstri, soğuk savaş, vs... aynı the trap gibi. dünyadaki her türlü meseleyle ilgili bir bölümü var. ve the trap'in culprit olarak her şeyi printer çıktısı sayılar montajıyla oyun teorisicilere bağlaması gibi, bunda da culpritin ne olduğu noktasına geldiği anda, ne kadar alakasız olduğundan bağımsız olarak, aynı şekilde, sakalının altından yüzüne doğru pan yaparak gösterilen bir darwin footage'ı oluyordu...

    ---
    spoiler ---

    yahu, bireyin özgürlüğünü savunanların "birey acımasız bir makinedir" şeklinde olduğunu iddia ettiğin kabullerini benimsemiyorsan, özgür bırakmaktan neden çekiniyorsun insanları? ah, pardon... insanların ot olduğunu, ve ufukta dalgalanan bir tutam buğday otuna kafalarını çevirmezsen, hayatlarının sıkıcı olacağını göstermişsin zaten boş kumsal ve çöl footage'larıyla. gerçi başkaları için neyin doğru olduğuna karar verip uygulamaya kötü demiştin ama, seninkisi hakikaten ulvi bir amaç için. koca bir saat yapıp, herkesi de birer çark olarak zorla monte etmezsen, ne yapacağız biz diye sıkıntıdan ölür, kendilerine bir eğlence bulamaz bu gerizekalı insanlar. hayatları anlamsız olur. sen biliyorsun çünkü onların hayatının nasıl anlamlı olacağını, ama, bir yandan dayatmaya kıyamıyorsun, diğer yandan da hem sabrın taşıyor başkalarının yanlış şeyler dayatmasını gördükçe, hem de özgür bırakılanların senin kadar süper olmadıkları için kendi hayatlarına anlam bulamamasına için gidiyor. vah vah... işte düşünceli entelektüelin açmazı.

    sözünü ettiğim "trap"i açacak olursak...

    resmen sola ve sağa yapılan her eleştiriye hak verilmiş, fakat yine de sosyal kalıplar nedeniyle dahil olmaktan çıkılamayan sosyalist bakış açısının bir şekilde bir yol bulacağına olan inanç da korunmuş. neden? çünkü britanya'da, sosyalist değilseniz, muhafazakarsınız otomatik olarak.

    nasıl yani?

    çağdaş, entelektüel, özgürlükçü bir belgesel yapımcısı olarak muhafazakar olmanız zaten düşünülemeyeceğine göre; kaliteniz de, kamuoyunun hem sağ, hem de sol kanadının eleştirmiş olduğu her şeyi eleştirebiliyor olmanızla doğru orantılı olduğuna göre (ki bu britanya kültürünün aslında en iyi özelliklerinden biridir bence)... her şeyi ve hepsini eleştirip, sonra da, "nasıl olacak ve ben ne istiyorum gerçekte, aslında hiçbir fikrim yok, ama yine de yaşasın sosyalist devrim diyecek umudum var" demek, tabiri caizse -ki caizdir- "brilliant" bir yaklaşım olup, bu örnekte görüleceği üzre ödüle layık bulunur britanya'da.

    işte britanya entelektüelinin içinde bulunduğu trap. free market ve klasik liberalizm, thatcher savunmuş olduğuna göre iyi bir şey olamaz. çünkü thatcher bir muhafazakar parti lideriydi, ve entelektüeller tarafından sevilmezdi. dolayısıyla ben free market ya da libertaryen yaklaşımları makul bulmamalıyım; aksi takdirde beni muhafazakar olarak etiketlerler. muhafazakar olmak ise, bilindiği gibi, zengin ve cahil ve acımasız ve yobaz ve dindar ve ahlakçı ve cimri ve çevre düşmanı ve elitist demek olduğuna göre, bu şekilde etiketlenmem yanlış olur. demek ki "free market"a ve "bireyin özgürlüğü" kavramına falan tümden eleştiri getirebilirsem, benim gibi süper bilinçli, çağdaş, insancıl entelektüeller beni takdir eder. ama diğer yandan, sosyalizmin herkesi tek doğruya tıkıştıran, ve bireyin temel hakları olan özgür düşünceye, özgür ifadeye, basın özgürlüğüne, özgür inanca, kimseye zararı olmadan yapılsa bile özgür yaşamaya, kendi yönetilme ya da yönetilmeme şeklini seçme hakkına, kendi kaderini seçme hakkına falan otomatikman kısıtlama getiren totaliter ve otoriter yapısına da eleştiriyi elbette eksik edemem. kötü olan her şeye, ve ek olarak muhafazakarlara ve onların tarih boyunca savunmuş ya da kullanmış oldukları her türlü ideolojiye karşı çıkmalıyım. geriye kalan boş koltukta oturmalı, adına yine de sosyalizm demeli, ve ne yaparsam yapayım, sosyalizmin kendisi dahil olmak üzere, her yaklaşımı da eleştirmeliyim. ne de olsa, dünyadaki herkesin kendi isteğiyle sosyalist olması, ve doğacak çocukların da hiçbirinin aklının köşesinden bile başka türlü bir sistem geçirmemesi gibi bir olasılık teorik olarak var; ve işte o zaman, hem sosyalizm gelmiş olur, hem de bireyin özgürlüğü kısıtlanmamış olur! gerçi devrim yapmadan da tadı çıkmaz bak, o da ayrı. keşke şu ekonomi hepten batsa da sosyalist devrim yapmak kötü bir şey gibi durmasa... efendim? kahrolası bir muhafazakar olmak ile, trapped bir entelektüel olmak dışında çözümler mi dile getiriliyor?!. yoo yoo... bu kesin antikomünistlerin bir tuzağı olmalı ve ben bunu bulup ifşa etmeliyim, aksi takdirde savunmak durumunda kalırım ve herkes bana sağcı der! ya da sosyalizmin eleştirilen yönlerini haklı çıkartacak felsefi savunmalar yaparak mülkiyetin kamusallığından bahsetsem, yine dışlanırım! sap gibi kalmış halde kendimi statükoya açıklamaya kasacağıma, ben bu bireyin özgürlüğünün ardındaki bit yeniğini bulayım, bulamıyorsam icat edeyim; daha kolay. ama komplo teorileri artık kimseye gerçekçi gelmiyor. o zaman her şeyin arkasında bir mantık hatası olmalı kimsenin bilmediği! evet! mesela aslında o çok abartılan "bireyin özgürlüğü" meselesi, insanların makine olduğu kabulünden yola çıkıyor olmasın? ve hepsinin bencil, bıraksan birbirini yok edecek manyaklar olduğu kabulünden? zira bunu iddia eden bir takım adamlar olmuş! işte bak, birisi bu acayip adam! ama bak o bile artık tedavi olmuş, öyle olmadığını anlamışken, birileri (oyun teorisi tarikatı) dünyayı ısrarla bu kabulle yönetmeye çalışmaya devam ediyor! bence öyle yani! şüpheniz mi var? yahu size printer çıktısı gösteriyorum! üzerinde sayılar falan var yahu! daha kaç kere göstereyim anlamanız için? hı? hı?!.

    ben buna "britanya entelektüeli üzerindeki mahalle baskısı" derim.

    ben buna "etikette devrimci sosyalistim, onun dışında aslında çok kötü bir şey tabi ki"cilik derim.

    ben buna "entelektüel kesime ait olayım da, kendim olmayıp herkesle birlikte saçmalasam da olur"culuk derim.

    ben buna "kendim olmak yemiyorsa, bari en sevmediğim tarafın opposition'ını kopya çekeyim"cilik derim.

    ödül verilmesini de şimdi daha iyi anlıyorum. sağı da solu da eleştiren bir sol propagandasına ödül vermeyecekler de kime verecekler! brilliant! "iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına"yı, kendini geliştirmekten kaçmak amacıyla bir taktik olarak kullanmak suretiyle abuse ediyor adam. (bkz: britanya'nın köpeğiyim ondan ingilizce yazıyorum)

    bireyin özgürlüğünü de kötü bir şey gibi gösterdiler ya... ben sana hiçbir şey demiyorum.


    (zeenogr delorange - 12 Temmuz 2012 03:52)

  • comment image

    'ben kapanı' isimli bir kısa film isminden sonra kapan kelimesinin en güzel kullanıldığı isimlerden birini taşıyan bbc yapımı belgesel dizi. "the trap : what happened to our ideal of freedom"dır gerçek adı.

    yakın tarih, terör, sosyoloji, ekonomi,teoloji ve siyaset bilimi ile ilgilenen herkesin izlemesi gerektiğini düşündüğüm belgesel dizidir.belgesel, iktidar sahibi sınıfın arkasındaki inanç tabanlı güç, iktidarı ele geçirmek isteyen ortadoğu kökenli örgütlerin arkasındaki düşünsel yapı, iyilik ve kötülük arasındaki savaş olarak kitlelere sunulan deniz ötesi savaşlar,bireysel özgürlüklerin iktidar şekillenmeleri ile kısıtlanmışlığı gibi birçok konuyu, uzman ağır abilerle açıklamaya çalışır.

    aykut kansu nun ders müfredatına girmeyi hakedecek kadar bilgi yüklüdür.


    (dick kafali - 9 Ocak 2009 16:57)

  • comment image

    mesnetsiz iddialarla dolu bir adam curtis belgeseli.
    imdb'de kafası çalışan biri gereken ayarı vermiş kendisine:

    ---
    unsubstantiated assertions unsupported by any facts
    author: imdb-5601 from united kingdom

    this series proposes a pair of arguments: that ( 1 ) the principles of game theory applied to domestic policy resulted in a loss of freedom and ( 2 ) the same principles applied to foreign policy, specifically in iraq, caused islamic extremism making the west a target for terrorists.

    the second thesis contradicts historical facts. the invasion of iraq took place in 2003. the destruction of the world trade center happened in 2001. the first attempt to destroy the same complex using a giant truck bomb, killing and injuring several, took place in 1992! the iranian islamic revolutionary guards took the 50 american hostages in 1979.

    regarding personal liberty and the effect upon it of game theory, the argument is advanced via two tactics: avoiding difficult questions and the assertion as fact of contentions without evidence.

    the film-maker repeatedly asserts that a central assumption of game theory is the self-interested behaviour of individuals. it is repeatedly asserted that this is a "bleak" vision, as though that bleakness were itself sufficient reason to reject it. never once in the entire series is it asked whether this bleak vision is or is not correct! it is as though in the mind-set of this film-maker and his intended audience the mere undesirability of a thing is sufficient reason for us to regard it as not true! this is, indeed, instructive. it does explain a great deal about the behaviour and posturing of western "intellectuals" who endorse freedom and the revolutionary pursuit of the liberation of oppressed and minorities yet who consistently support those movements and institutions that most obstruct such trends: previously the soviet union, today reactionary islam.

    as far as asserting facts unsubstantiated by evidence, the series contains numerous examples but one, in particular. it is asserted as a fact that a result of the widespread use of objective assessment and diagnostic criteria in psychiatry is that an entire generation of people took to applying such tests to themselves and as a result presented for psychiatric treatment of their behaviour. thereby producing a self-imposed conformity effect. the only support for this assertion in the series is an anecdotal comment by a psychiatrist, in his office, that this was his personal observation. this clip is shown twice in the series. no other support for this contention is offered.

    a contention, easily contradicted. ask yourself, have you ever set yourself a formal diagnostic test for psychiatric disorder and gone to a doctor as a result? do you know anyone in your family to have done that? have you ever heard even indirectly of any person in your wider circle of associates who has done that? have you ever before heard of such a thing at all? i have observed psychiatry throughout the entire three decades that the claim applies to. i have never come across such a bizarre assertion other than in this series.

    if i try to argue the case for the assertion, i can only imagine that it refers to one of two things: the popularity of quizzes in magazines along the lines of "take this months test to find out if you are a workaholic". or the widespread phenomenon of the "worried well" who present at therapy for the treatment of non-existent conditions, in effect, life's dissatisfaction.

    as far as the latter goes, it has been known for about a century that such "worried well" form the multitude of those who seek "therapy". such behaviour has nothing whatever to do with either objective diagnostic criteria or game theory. nor do such clients but rarely alter their behaviour in any significant way.

    on the other hand, pop-quizzes of a self-questioning kind have been popular for almost as long as the kind of magazines that they appear in. a long time before the emergence of objective diagnostic criteria in psychiatry and owing nothing to either that or game theory.

    i do not know if these are what the film-maker refers to but they offer no support for his contention that western societies have become in some way self-straight-jacketed by conformity as a result. it seems, rather, that this is merely what he would like to believe, and hopes that by asserting it boldly, repeatedly and each time quickly passing on to something else, he will like an after-dinner illusionist convince us that something has happened that in reality has not! only in the last few minutes of this series is any alternative vision to the "bleak" contention that human behaviour is self-interested offered. it is that we...may...instead... assume... and act upon the ...assumption ...that human nature is capable of change! not only is this a major contention, offered as an assumption without any supporting evidence, but it implicitly concedes that there is substance to the "bleak" contention, such that an "alternative" is warranted, whilst yet again dodging the real issue: is it or is it not true? the "retro" montage of archival material is edited for the most part according to principles of affective consonance or non-rational association. images are mainly matched to the narrative according to the associations that they evoke, rather than to illustrate facts. typical is the repeated use of a pairing of reference to post-war ideals of personal freedom with what appears to be a snippet from a film of housewives at a workshop for jive-dancing from about 1965. why? the function of such a technique is to massage the viewer into the acceptance of assertions whilst de-potentiating rational engagement. it is like the "programming" scene from "the parallax view". the effect is the unpleasant sense that the film-maker is attempting to make us accept that against which we might otherwise be guarded.

    replace that monologue with a sound-track of dance-music and the programme would look little different from that one-time staple of late night viewing "the trip".
    --- http://www.imdb.com/title/tt0979263/usercomments

    iki bi şey de ben ekleyeyim.

    belgeselde en az 10 kere diyorki:
    "oyun teorisi insanların sadece kendi çıkarını gözeterek davrandığını söyler"
    "bilim adamları modelleri çalışsın diye insanların sadece kendi çıkarlarını..."

    adam curtis efendi!, oyun teorisi insan doğası hakkında bir şey söylemez, "oyun" hakkında bir şey söyler, oyunlarda da herkesin kazanmaya çalıştığı varsayılır. ne alaka?

    aynı şeyleri 10 defa tekrar edince "as the previous episode has shown" mu oluyor?

    bir diğer husus kendinle çelişiyorsun. hem "negative liberty"i kötülüyorsun, sonra buna dayanarak bush&blair'in "positive liberty" çabalarını kötülüyorsun, iyi işte ne güzel politikacılar gücü ellerine alıp dünyayı değiştirmeye çalışıyor, senin istediğin de bu değil miydi?


    (lumina obscura - 19 Nisan 2008 16:10)

Yorum Kaynak Link : the trap