Süre                : 55 dakika
Çıkış Tarihi     : 10 Ocak 1999 Pazar, Yapım Yılı : 1999
Türü                : Cinayet,Drama
Taglar             : şiddet,mafya,Psikiyatrist,Prozac,New Jersey
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Home Box Office (HBO) , Brillstein Entertainment Partners , The Park Entertainment
Yönetmen       : Timothy Van Patten (IMDB)(ekşi), John Patterson (IMDB)(ekşi), Allen Coulter (IMDB)(ekşi), Alan Taylor (IMDB)(ekşi), Henry Bronchtein (IMDB), Jack Bender (IMDB), Steve Buscemi (IMDB), Daniel Attias (IMDB), David Chase (IMDB), Nick Gomez (IMDB), Matthew Penn (IMDB), Lorraine Senna (IMDB), Andy Wolk (IMDB), Martin Bruestle (IMDB), Lee Tamahori (IMDB), James Hayman (IMDB), Peter Bogdanovich (IMDB), Mike Figgis (IMDB), Rodrigo Garcıa (IMDB), Danny Leiner (IMDB), David Nutter (IMDB), Steve Shill (IMDB), Phil Abraham (IMDB), Terence Winter (IMDB)
Senarist          : David Chase (IMDB),Terence Winter (IMDB)(ekşi),Mitchell Burgess (IMDB)(ekşi),Robin Green (IMDB)(ekşi),Matthew Weiner (IMDB)(ekşi),Frank Renzulli (IMDB),Michael Imperioli (IMDB),Todd A. Kessler (IMDB),Diane Frolov (IMDB),Andrew Schneider (IMDB),Jason Cahill (IMDB),Lawrence Konner (IMDB),Joe Bosso (IMDB),James Manos Jr. (IMDB),Mark Saraceni (IMDB),Salvatore Stabile (IMDB),Timothy Van Patten (IMDB),David Flebotte (IMDB),Maria Laurino (IMDB),Nick Santora (IMDB),Michael Caleo (IMDB),Toni Kalem (IMDB)
Oyuncular      : James Gandolfini (IMDB)(ekşi), Lorraine Bracco (IMDB)(ekşi), Edie Falco (IMDB)(ekşi), Michael Imperioli (IMDB)(ekşi), Dominic Chianese (IMDB)(ekşi), Steven Van Zandt (IMDB)(ekşi), Tony Sirico (IMDB)(ekşi), Robert Iler (IMDB)(ekşi), Jamie-Lynn Sigler (IMDB), Aida Turturro (IMDB), Drea de Matteo (IMDB), Steve Schirripa (IMDB), Joseph R. Gannascoli (IMDB), John Ventimiglia (IMDB), Sharon Angela (IMDB), Vincent Curatola (IMDB), Frank Vincent (IMDB), Vincent Pastore (IMDB), Federico Castelluccio (IMDB), Jerry Adler (IMDB), Arthur J. Nascarella (IMDB), Max Casella (IMDB), Nancy Marchand (IMDB), Robert Funaro (IMDB), Matt Servitto (IMDB), Tom Aldredge (IMDB), Joe Pantoliano (IMDB), Suzanne Shepherd (IMDB), Kathrine Narducci (IMDB), Ray Abruzzo (IMDB), Tony Darrow (IMDB), Steve Buscemi (IMDB), Peter Bogdanovich (IMDB), Will Janowitz (IMDB), Richard Portnow (IMDB), Oksana Lada (IMDB), Paul Schulze (IMDB), John Fiore (IMDB), John 'Cha Cha' Ciarcia (IMDB), Miryam Coppersmith (IMDB) >>devamı>>

The Sopranos (~ Soprano Ailesi) ' Dizisinin Konusu :
sopranos ailesinin başı olan tony ve 'uncle' junior bi yandan içsel çatışmaları bi yandanda elinde bulundurdukları bölgelerle uğraşmak zorundadır. bu arada tony ailesiylede sorunlar yaşamakta ve gizlice bir psikolğa görünmeye başlamaktadır...

Ödüller      :

Primetime Emmy Ödülleri:Primetime Emmy-Outstanding Drama Series


  • "tüm zamanların en iyi dizisi.bu dizinin türkiye'deki fanatikleri olarak bir dernek kuralım :)"
  • "gelmiş geçmiş en iyi dizi. the sopranos zamanı sosyal medya olsaydı biz yine olurduk ama adımız tony, paul, carmela vb olurdu."
  • "5. sezon 2. bölümde kokoş mafya karılarının film izlemek için cdyi taktıktan sonra fbi warning ekranındaki huzursuzlukarı kesinlikle dizinin en iyi beş on sahnesi arasındadır."
  • "6 sezon da elimin altında olmasına rağmen bitirmemeye çalışarak azar azar izleyip 2 yılda bitirdiğim, senaryosunu dostoyevski'nin yazdığı yapım.86 adet filmden oluşur."
  • "genel uyarı; izlemeye başlamadan önce kendinize koca bir tabak en kralından makarna hazırlayın."
  • "kisisel begenilerime gore gelmis gecmis en iyi dizidir. kisisel dedik... basma... basma arkadasim kotuye ..."
  • "fazla izleyince bir ortama girdiğinizde insanlar size zarf içinde para vermediğinde şaşırdığınız dizi"
  • "bu dizinin finaline laf etmek, lost'la kıyaslamak da ayrı bir kafa herhalde. gelmiş geçmiş en güzel finallerden birine, belki de en güzeline sahip dizi. don't stop believing my friends."




Facebook Yorumları
  • comment image

    --- spoiler ---
    ilk sezonun üçüncü bölümünde tony'nin kızının geceleri sınava çalışabilmek için crystal meth (burada meth, methamphetamine'in kısaltmasıdır) bulma çabaları, tony'nin tehdit ettiği ortodoks yahudilerinin onu golem'e benzetmesiyle örülür. işe bakın ki, golem efsanesi, çamurdan yaratılıp alnına emeth yazılarak canlandırılmış bir yaratıkla ilgilidir, bu yaratığın şabat günü işgörmez hale gelmesi için alnındaki emeth yazısının e harfi silinerek meth'e (ölüm) dönüştürülür (bkz: #7348). crystal meth ile golem'in alın yazısı meth. böyle de dantel gibi işlidir bu güzelim dizinin senaryosu.
    ---
    spoiler ---


    (falan fesmekan - 16 Mart 2006 02:14)

  • comment image

    --- büyük spoiler ---

    yıllar önce seyredip bitirdiğimde son sahnesi üstüne çok fazla düşünmemiştim. benim için belirsiz bir bitişten çok şık bir final gibi gelmişti. tony ve ailesi bir restoranda masada yemek yerlerken, tony'nin kızının tam da kapıdan girdiği, tony'nin kapıya baktığı anda şak diye ekranın kararıp, on saniye boyunca siyah ekranın sabit durması ve jeneriğin akmasıyla bitiyordu. üstüne çok fazla düşündüğümü hatırlamıyorum bu sahnenin, çünkü bende bir yarım kalmışlık hissiyatı yaratmamıştı. artık anlatılacak çoğu şey anlatılmış, bundan sonra yaşanacak şeyler bugüne kadar anlatılmış olanın kopyası ya da daha az yoğun hali olacak, bundan sonra tony'nin hayatında artık ilginçlik olarak ailesiyle akşam yemeği falan olacak gibi algılamıştım herhalde bu bitişi.

    benzer (sadece görünüşte ama) bir final de bizim "çoğunluk" filminde vardı. aile beraber yemek yiyor, uzun bir süre hiç konuşmadan yemek yiyişlerini seyrederken jenerik giriyordu. gerçi orada bu yemek bambaşka manadaydı, filmin anafikrinin gerçekleştiği bir andı. film boyunca seyrettiğimiz genç, her ne kadar çok iyi karakterde biri olmasa da, özellikle babasıyla temsil edilen çoğunluk içinde yer alıp almama konusunda ikircik yaşamakta, babasıyla sessiz sakin bir yemek bile yiyememekte, genellikle tartışmakta, rüyasında babasının haksızlığa uğrattığı alt sınıf bir taksiciye özür dileyip ağlamakta iken özellikle bu rüya sonrasında içindeki "iyi insan" kırıntılarının sonuncusunu da harcıyor ve faşist, ırkçı, lümpen vs çoğunluğa dahil olma seremonisini tamamlayıp artık babasıyla sorunsuz ve görünürde bir aile saadeti içeren sofrasına oturup beraber yemek yiyordu. filmin anafikri çoğunluğun, o çoğunlukta yer almakta tereddüt edenleri bile öğütüp içine dahil edeceğiydi ve bu sahne bunu temsil ediyordu.

    sopranos'daki yemek sahnesinin böyle bir teması yoktu.. ama sonuçta böyle sanki bitmemiş gibi bitişlere alışık olduğumdan (ki bütün avrupa-asya sinema izleyicisi alışıktır) üstüne çok da fazla düşünmeden kabullenmiş, geçmiştim. meğer bu bitiş amerikan izleyicilerinde infial uyandırmış, beğenmeyenler, kızanlar, tartışanlar, anlam yüklemeye çalışanlar senelerce bu sahne üstüne tartışmışlar. gerçekten de amerikan sinemasında bu şekil finaller neredeyse hiç yoktur. aklıma iki örnek geliyor sadece ve ikisi de coen'lerin. biri no country for old men, diğeri de a serious man.. ve ikisi de amerikan izleyicisi tarafından "avrupai" diye nitelenen filmler (ha bir de david lynch var tabi ki ama onun filmlerinin sadece bitişleri değil, tamamı zaten bilmece.. kategori dışı o :)) bu yüzden sopranos'un son sahnesinde de mutlaka elle tutulur somut bir şey olduğuna inanılmış ve dizinin belirsiz (ya da sadece alt metne dayalı) bir bitiş yaptığındansa, tek yaptığının o son somut şeyi bize göstermemiş olduğu sonucuna varılmış. bu konuda izleyicilerin vardıkları en büyük teori (ve mantıklı da) bu son sahnede tony'nin vurularak öldüğü, siyah ekranın da tony'nin öldüğü için bir şey görmeyen, duymayan, hiçliğe kavuşmuş hali olduğu.

    bir hafta önce bu konuda bir yazıya denk geldim. yazı dediysem öyle iki üç sayfalık bir şey değil, herhalde kırk sayfa uzunluğunda, hem dizinin son sahnesini saniye saniye açıklayan, hem de son sezonu baştan sona bu teorinin gerçekleştiğine dair ipuçlarına dair didik didik eden bir yazı. merakımdan okumaya başlayınca içimde diziyi tekrar seyretme isteği doğdu, bari dedim son sezonu seyredeyim bir daha. oturdum seyrettim, seyrederken arada yazıyı da takip ettim. dizi bitince de yazıyı sonuna kadar okudum. şu an yüzde yüz olmasa da epey bir ikna oldum diyebilirim son sahnede tony'nin öldüğüne. bütün yazıyı buraya özetlemek yerine bir iki ilginç noktayı aktarmakla yetineyim.

    1 - son sahnede tony ne zaman kafasını kaldırıp bir şeye baksa (kapı, jukebox, diğer müşteriler) kamera da bize onun görüş açısından (pov) ne gördüğünü gösteriyor. kapı açıldığında üstündeki zil çalıyor ve her çaldığında tony kapıya bakıyor, sonraki planda biz kapıdan kimin girdiğini tony'nin pov'uyla görüyoruz. en son meadow restoranın kapısına koşup kapıyı açıyor, zil çalıyor, tony kafasını kaldırıp kapıya bakıyor ve doğal olarak sonraki planda biz tony'nin gördüğünü göreceğimizden birden ekran siyaha dönünce bunun tony'nin gördüğü şey olduğu söyleniyor. o an tony kafasından vurulduğu için artık bir şey görmüyor, ve biz de onun bir şey görmediğini görüyoruz. tony ölüyor.

    2 - tony'yi vuran kişi restoranın barında "members only" (mo) ceketi giyen biri. mo restorana girdikten sonra bir iki kere mo'nun tony'nin oturduğu masaya baktığını görüyoruz. burda çok belirgin bir şekilde david chase (dizinin yaratıcısı ve son bölümün yönetmeni) bize mo'nun bir tehlike ihtimali olduğunu gösteriyor, tamam bunu biliyoruz zaten. sonra mo kalkıp tony'nin masasına doğru yürüyor ve seyreden herkes acaba mo silah çıkarıp tony'yi vuracak mı diye bekliyor. fakat mo tony'nin masasını geçip sola dönüyor ve tuvalete giriyor.
    bu anı ben senelerdir kullanılan klişelerden biri sanmıştım seyrederken. hani film mesela birini korkulacak biri olarak gösterir, bu kişi kahramanımıza yaklaşır, müzik korkutucu bir hal alır, adamın eli cebindedir, tam silah çıkaracak sanırsın,
    bir kart çıkarır, aslında sigorta satıcısıdır
    bir kağıt kalem çıkarır, imza ister vb.

    bunun gibi bir şey sanmıştım sahneyi. hayır diyorlar, o adam tuvalete giriyor, sonra tuvaletten çıkıyor (biz bunu görmüyoruz) ve tam tony kızının içeri girdiğini görmek için kafasını kaldırdığında kafasının sağ tarafından mo silahı sıkıyor.

    3 - mo'nun tony'yi vurduğuna dair ipuçları şöyle sıralanıyor. altıncı sezonun ilk bölümünün adı "members only" ve bu bölümde members only ceketi giyen bir mafya elemanına başka birini öldürme görevi veriyorlar. adam da öldüreceği kişiyi bir lokantada yemek yerken buluyor ve vuruyor. öldürdüğü adamın adını hatırlamıyorum ama önemli tarafı şu, adı soyadı t ve s harfleriyle başlıyor. sezonun ilk bölümünde members only ceketli biri adı t ve s ile başlayan şişman birini restoranda vuruyor. son bölümde yine adı t ve s ile başlayan şişman birinin restoranda, members only ceketi giyen biriyle bulunması tesadüf olmasa gerek.
    bu arada ilk bölümdeki members only ceketli adam tony yüzünden intihar ediyor ve ölüyor. başka bir mo ceketli adamın kendisini vurması da ektiğini biçmek olarak görülüyor.

    4 - tony, carmela ve aj masada otururken soğan halkaları geliyor ve hepsi birer tane ağızlarına atıyor. bu sahneyi her seyrettiğimde aklımdan hep aynı şey geçmişti. ben soğan halkasını mutlaka ısırır yerim, ağzıma hiç bütün olarak atmam. meğer bunun arkasında da bir mana bulmuşlar.
    tony eğer birkaç dakika sonra ölecekse o zaman bu tony'nin son yemeği oluyor. yani last supper. yani last supper'ın sürekli tekrarlanan seremonisinde olduğu üzere tony, carmela ve aj soğan halkalarını (ki bunlar da aslında yine halka şeklinde olan komünyon ekmeği manasına geliyor) ağızlarına tam olarak atıyorlar. son yemek yeniyor ve tony kafasından vurulup ölüyor (hatta bir yerde supper kelimesi geçiyormuş bir karede, yani açıkça last supper göndermesi).

    5 - sondan birkaç bölüm öncesi tony ve bobby kayıkta balık tutarlarken bobby tony'ye "herhalde duymazsın bile olduğunda (you don't even hear it when it happens)" diyor. yani vurulduğunda, eğer kafandan vurulursan, silahın sesini duymadan kurşun beynini dağıtır diyor.
    sonraki bölümlerden birinde sil, biriyle restoranda yemek yerken soluna dönüp masada oturan kadınlardan biriyle konuşurken birden ses kesiliyor, sil'in yanağına kan sıçrıyor, elini yanağına götürüp kana dokunuyor, ne olduğunu anlamaya çalışırken (hala ses yok) tetikçiyi görüyor, tetikçi karşısında oturan adamı vurmuş, ondan sil'e kan sıçramış. daha sonra sil bunu bizimkilere anlatırken adamın vurulduğunu duymadım bile diyor ve sesin duyulmadığına dair ikinci referansı yapıyor.
    sondan bir önceki bölümde tony yatakta otururken bobby ile yaptığı konuşmayı flashback olarak hatırlıyor, bobby tekrar "duymazsın bile" diyor. bu flashback'e hiç gerek yok aslında, çünkü üstünden çok zaman geçmemiş bile.

    bu üç sahne tony'nin son sahnede kafasından vurulduğunda neden ses duymadığını (ve bizim de duymadığımızı) açıklamak için kondu deniyor. ikna edici denebilir.

    6 - sezonun başında tony karnından vuruluyor ve komada kendisini başka bir insan olarak görüyor. bu koma hayali okuduğum yazıda çok derin analiz ediliyor, girmeyeceğim bunlara. sadece sonu (en bariz olduğundan) üstüne konuşacağım.
    bu hayalin sonunda bir eve ulaşıyor, evin önünde önceki sezonlarda vurup öldürdüğü bir akrabası (steve buscemi) kendisini karşılıyor ve eve davet ediyor. evin kapısında gölge içinde bir kadın görünüyor (tony'nin ölü annesi). tony eve girerse öleceği açık bir şekilde dizice bize ima ediliyor. tony tereddüt ediyor, tam girecekken arkasındaki ağaçların arasından küçük bir kız baba gitme diye bağırıyor (o sırada hastane odasında meadow babasına yalvarıyor uyanması için), tony eve girmiyor ve komadan uyanıp hayata dönüyor.

    son bölümün son sahnesinde tony restorana giriyor ve bir masaya oturuyor. masanın arkasında duvarda kocaman bir resim var. bu resimdeki ev (resim chase'in ekibi tarafından hazırlanmış) neredeyse bu komadaki gördüğümüz evin aynısı. tony, girerse öleceği evin önüne gelmiş yani tekrar.

    7 - arkasındaki resimlerden biri bir kaplan. tony yine birkaç bölüm önce, dizi boyunca oğlu yerine koyduğu christopher'ı öldürüyor. sonrasında nerden geldiği bilinmez turuncu bir kedi ortaya çıkıyor. kediyi badabing'in (striptiz kulübü ve tony'nin bir nevi karargahı) arkasında besliyorlar. kedi duvarda christopher'ın fotoğrafına bakıp dalıyor. fotoğrafın yerini değiştirseler bile kedi gidip yine saatlerce fotoğrafa bakıyor.

    kedinin christopher'ı ya da chris'in bir sezon önce öldürülen sevgilisi adriana'yı temsil ettiğini söylüyor insanlar. adriana dizi boyunca sürekli leopar desenli kıyafetler giyen, bazen açıkça kaplan resimli elbiseler giyen bir kadın. chris ve ade, ikisi de ölümlerine tony'nin sebep olduğu, chris'i hadi geçelim, ade'in neredeyse masum bile sayılabileceği biri olduğu için bu ölümlerin tony'ye ödenmesi gereken bir borç çıkardığı düşünülüyor. bu yüzden son sahnede tony'nin arkasındaki duvarda kocaman bir kaplan resmi olması, tony'nin bu cinayetlerin bedelini birazdan ödeyeceği şeklinde yorumlanıyor.

    8 - son sezon (aslında bütün dizi ama özellikle son sezon) baştan sona godfather göndermeleriyle dolu. hatta bu sezonda bir bölümde aj babasının en sevdiği, tüm zamanların en iyi sahnesi dediği anın michael corleone'nin restoranda iki adamı vurduğu sahne olduğunu söylüyor. bilindiği gibi bu sahnede michael restorana üstünde silahla giremediği için öncesinde biri restorana gidiyor, tuvalette sifonun arkasına bir tabanca bırakıyor, michael tuvalete gidip silahı alıyor ve o sayede masadakileri vuruyor.
    sopranos'un son bölümünde de mo tuvalete gidiyor. gerçi mo'nun tuvalete silah koyma gereği yok, silahla restorana girmiş olabilir. ama bu sahne direkt godfather göndermesi olarak düşünülüyor. tuvaletten çıkıyor ve tony'yi, arkasındaki kaplan ve ev resminin önünde, son yemeğini yemişken, kurtarıcı meleği meadow (oo buna girmeyeyim, bunun üstüne de çok laf var) geciktiğinden babasını kurtaramadığı için kafasına sıkıyor.
    .
    .
    .
    daha çok fazla ipucu, alt metin, oraya buraya gizlenmiş başka mesajlar var ama bu kadarı yeter. zaten en belirgin ve en ikna ediciler bunlardı. bundan sonrası bana biraz haddinden fazla okumak gibi geliyor. ve bu da benim son bahsetmek istediğim şeye getiriyor beni.

    christopher son sezonda, sürekli hayalini kurduğu şeyi sonunda yapıyor ve bir film çekiyor. yönetmen ve senarist başkaları olsa da chris hikayeyi oluşturan, her noktada katkıda bulunan bir prodüktör. ortaya çıkardığı şey de şu;

    neredeyse tony'nin aynısı bir mafya lideri (topluca, beyaz bornozlu, adamlarıyla bodrumda toplanan), emri altındaki birini öldürtüyor, nişanlısını ayartıyor, öldürttüğü genç zombi olarak geri geliyor ve patrondan intikam alıyor.

    gerçek hayatta da (dizinin gerçek hayatında yani) tony'nin chris'in sevgilisi ade'i ayartmanın kıyısına geldiği ve buna dair dedikoduların çıktığı da düşünülecek olursa tony bu filmin chris'in kendisine karşı hala öc alma tutkusuyla dolu olduğu, fantezilerinde kendisini öldürmenin yattığı şeklinde yorumluyor. bunu da terapistine anlatıyor. tam bu noktada terapisti bizim aklımıza gelen şeyi soruyor:
    "peki bütün bu düşündüklerin kendi kafandan okudukların olabilir mi"
    tony'nin cevabı,
    "ben buraya (terapiye) senelerdir geliyorum, artık bilinçaltı hakkında çok fazla şey biliyorum".

    bu sahne neye işaret.. son sahnede tony'nin vurulduğuna dair ordan burdan ipucu çıkaranlar aslında yanılmıyor mu.. kendi okumalarımız değil mi.. bilmiyorum. ben yine de hep bu alt metin arayanların, ipucu arayanların bazen filmin yaratıcılarının bile düşünmediği şeyleri çıkardıklarını düşünürüm. mesela bu okuduğum pehlivan tefrikası yazıda (linkini isteyen varsa https://masterofsopranos.wordpress.com/…of-the-end/ ) son sahnede çalan şarkının sözlerinin de tony'nin birazdan vurulacağına dair ipuçları içerdiği iddiası vardı, cümle cümle analiz ediliyordu ama daha bir ay önce david chase'le yapılan söyleşide son sahnede çalan şarkıyı çok sevdiği için kullandığını söylemişti.. yani neymiş.. bazen çok da okumamak gerekiyormuş.

    yine de işte en bariz bulduklarımı buraya listeledim. son sahnede ne olduğunu düşünmek size kalmış.

    (vay be beş sayfa olmuş :))
    --- spoiler ---


    (brick top - 11 Temmuz 2015 21:32)

  • comment image

    --- s3e9 spoiler ---

    tony reyiz hayvanat bahçesinde yaslamıştır. o esnada hatun:

    -buraya çocuklarınla da gelir misin?
    +hıhı
    -şimdi de benimle geldin
    +... (uzakta birine el sallar) sonra görüşürüz
    -o kimdi?
    +ereksiyonum!

    --- s3e9 spoiler ---


    (skender - 3 Mayıs 2015 15:28)

  • comment image

    tüm zamanların en iyi dizisi.

    bu dizinin türkiye'deki fanatikleri olarak bir dernek kuralım :)


    (qqq - 27 Mart 2015 19:02)

  • comment image

    5. sezon 2. bölümde kokoş mafya karılarının film izlemek için cdyi taktıktan sonra fbi warning ekranındaki huzursuzlukarı kesinlikle dizinin en iyi beş on sahnesi arasındadır.


    (timberwolves - 21 Eylül 2014 08:13)

  • comment image

    6 sezon da elimin altında olmasına rağmen bitirmemeye çalışarak azar azar izleyip 2 yılda bitirdiğim, senaryosunu dostoyevski'nin yazdığı yapım.
    86 adet filmden oluşur.


    (ortamvirusu - 29 Ekim 2013 13:47)

  • comment image

    3-4 aylık süreçte sindire sindire doya doya izlediğim bir hbo efsanesi. iyi ki izlememişim bugüne kadar. iyi ki soprano ailesinin üyesi olmamışım bunca zamana kadar. keşke yine hiç izlememiş olsaydım da az evvel diziyi bitirmeme rağmen yine aynı heyecanla başlasaydım izlemeye.

    kitap gibi roman gibi bir dizi. the godfather alt temasını o kadar iyi kullanmış ki bunun üzerine 6 sezonu oturtmak bu yüzden büyük bir başarı. konu, karakter ve ayrıntı dizisi. gerçekten diziye başladığınız anda bir ailenin içine yeni bir üye gibi merhaba diyerek giriyorsunuz. bu yüzden dizinin ilk 2 sezonu size kasvetli gelirse sabredin. çünkü bu dizinin başarısından kaynaklanıyor. bu aileyi, bu insanları sindirmek gerçekten de çok zor.

    öncelikle tony soprano'nun ailesinden başlayalım. hepsi bir girdapın içinde aslında. t'nin mafya üyeliğini her ne kadar hazmedemeseler bile bunu bir araç olarak kullanıyorlar. işleri kolaylaşıyor, rahatlığa erişiyorlar, yeri geldiğinde çok değerli şeylere kıllarını kıpırdatmadan ulaşabiliyorlar. filmin sonuna dair kesin bir tahmin yürütebiliyorlar fakat filmin seyir zevki onlara çok daha çekici geliyor. hepsi tony'nin arkasına dizilmiş onun dev cüssesi ardından el sallayan insanlar konumundalar. bu yüzden 6 sezon boyunca her biri terapiste görünüyorlar. evet belki de farklı sebeplerden ama bu onların çekici sorunluluklarını değiştirmiyor.

    --- spoiler ---

    tony soprano -----> james gandolfini'nin muhteşem oyunculuğuyla çevrilmiş bir karakter. böyle dengesiz bir mafya patronu/aile babası olmasının ana sebebi ise kendi annesi. aslında bunu kendini terapi gördüğü sırada çok güzel açıklıyor:

    ''bizlerin buraya kadar gelmesinde en büyük pay sahipleri aslında annelerimiz. onları otobüsün şoförleri olarak görüyorum. bizi bir yere kadar götürüyorlar, bırakıyorlar ve arkalarına bakmadan gidiyorlar. hatta onlar otobüsün ta kendisi.''

    işte t'nin bu sözleri aslında bu dengesizliğinin anne kaynaklı olduğunu gösteriyor. erkek yaşantısında annelerin payı her zaman çok büyüktür. bir de düşünün ki bu erkek karaktersiz bir anneden gelmiş mafya babası olsun.. vay tony'nin karşısına çıkacakların haline. benim en çok kızdığım noktası ise çok gereksiz sataşmalar içerisinde olmasıydı. örneğin kardeşi janice öfke kontrolü derslerine gittiği sırada yemek yerlerken onun öfkesini kontrol edişini görüp, bunu yediremeyip onun sınırlarını sonuna kadar zorlaması. ya da son sezonda bobby oradayken onun karısı (janice) hakkında yine bel altı konuşup onu kavgaya zorlaması vb.

    bu faaliyetlerinin asli sebebi ise net olarak jennifer melfi'dir. panik atak bahane.. yaşamında olan şeyleri melfi'ye anlatıp bunu belli bir illegal çerçevesinden legalliğe çok rahat indirgiyor. örneğin doktoru kendisine onun patron olduğu için başkalarının en ufak bir esprisine gülmek zorunda olduğu telkinini yedirdikten sonra masada yaptığı her espriden sonra mafyadaşlarına yaptığı çok pis bir bakışı var ki sormayın gitsin. vurulduktan sonra kendini tamamen güçsüz hissettiği sırada iri yarı şoförünü am kılından bir sebepten tekme tokat dövüp ''bakın işte ben hala sapasağlamım'' gibi göstermek isteyen bir adam. zaten son sezonda sosyopatların terapistlere gittiğinde suç yüzdelerinin daha da arttığından yakınılıyor melfi'ye. ondan sonra da finalden 1-2 bölüm önce tony'i kapı dışarı ediyor. suçlu biri eylemlerini anlatınca bunu herhangi bir suç olarak görmeyip de anlatıyor. bu yüzden de suç işlemiyorum ki deyip daha da kötüye yoruyor hayatını farkında olmadan. t'yi bu yüzden pek de sevmezdim.

    iyi yönleri var mı? evet, çok fazla. ilk başta bir aile babası olması yakın hissettiriyor kendisini. pis işlerle uğraşıp bir iki karı düdükleyip evine geldikten sonra bir de etk kafa aj'yi çekmenin başka bir açıklaması yok. bunun yanında şefkatli ve uzlaşımcı. değer verdiği şeylere karşı çok duyarlı. bir hata yapsanız bile özür dilemeniz karşılığında iyi bir dost gibi gelebilir size.

    bir de yetişkin bir soprano şöyle bakıyorsa, korkmayın. ondan zarar gelmez.

    http://j1310.hizliresim.com/1g/d/thdj4.jpg

    saydığım tüm kötülüklerin zıt karakteri olan james gandolfini'yi de buradan tekrar rahmetle anıyorum.

    carmelo soprano -----> kör ile yatan şaşı kalkar atasözünün baş karakteri. çünkü tony soprano'dan hiçbir farkı yok. yeri geliyor (meadow'un tavsiye mektubu için komşusuna baskı yapması) bu mafyavari atmosferi kendi lehine çeviriyor. gelen hediyeler de zaten hanımımızı mutlu ediyor, gıkı çıkarsa şerefsiz benim. dizayn ustasıyla ufak kaçamaklar, furio ile italyan parmesan fantazileri, tutkular sular seller.. bunlar ışığında söyleyebiliriz ki tony'den hiçbir farkı yok. özellikle başka bir kadının küpesini bulduğu sırada tony'nin sakladığı paranın bir kısmını cebe indirip aldatma konusunu kapatan bir bayandır. bu yine aynı şekilde tony soprano'nun kaptanlarının karşı aileden birini öldürüp bunun karşılığında para verip adam susturması gibi birşey. ah carmelo sen yok musun sen. bir de çocuklarına sürekli baskı uygular her konuda. kısacası tam saha pres mama.

    http://s1310.hizliresim.com/1g/d/thdk8.jpg

    yetişkin bir amlı soprano şöyle bakıyorsa, korkun. kesin bir fitnelik peşindedir. falçata carmela.

    meadow soprano -----> mahallenizde kezban diye tabir ettiğiniz kızlar vardır. 2 sene gidersiniz, dönersiniz ve o kezban artık olgun bir incir olmuştur. kısacası emilmeyi bekler. üzerine pek düşünmeye gerek yok. dersler, erkekler, seçimler peşinde koşan bir karakter. babasının mafya üyesi olduğunu bilir ve eğer bunu ona belli ederseniz yanında hiç durmayın. fazla milliyetçi.

    aj soprano -----> biraz sert davranacağım ama affedin. evlat olsan sevilmezsin derler ya bu çocuk hakikaten öyle. yediği önünde, yemediği arkasında. ne birşeyler yapar, ne birilerine faydası dokunur. etliye sütlüğe karışmayan orta saha oyuncuları gibidir işte bu. arada manitası olur, arkadaşlarıyla hap koydum ex koydum havaları yakalar, son sezonda da greenpeace duyguları kabarır o kadar. gerçekten en gıcık karakterler sıralamasında başa oynar benim için. tony'nin yerinde ben olsam intihara kalkıştığı sırada bir taşta ben koyarım. ne yarıldım yahu o intihar girişimi sahnesinde. götüne soda şişesi sokup ölmeye çalışan adamdan sonra çok iyi geldi.

    şimdi tüm dizi karakterlerini sizlere tek tek anlatmayacağım abes kaçar. benim için ne ifade ettiklerini yazıp devam edeyim.

    dr. melfi • hayalini kurduğunuz milf ayağınıza geldi. hasta onarıcı hasta, manik depresif, meslek anlayışının ahlak sorumluluğunu çözememiş birisi. tony için amı sulansa da 6 sezon gıkı çıkmadı.
    chris moltisanti • aslen trabzon (of) lu. kıyak bir adamdır. t'nin arkasına bakmadan iş teslim edeceği birisi. paulie ile kimyaları uyuşmaz.
    junior soprano • tipi en sevimli karakterlerden. biraz içine kapanık bir moruk. tony'yi vurmasına rağmen bende olan yerini kaybetmedi.
    paulie walnuts • dizinin en komik adamı. inanılmaz bir saç kimyası, ilginç bir konuşma tarzı var. kullandığı kelimeler, espri anlayışı beni benden almıştır.
    silvio dante • %0 boyun silvio. zaten bada bing'de çalışması bu pezevenk kimyasını ortaya koymuş bize laf düşmez. t'nin güvendiği adamlardan en sağlamı.
    janice soprano • yaptığı mallıklarla izleyenler sinirlerini bozan yağ tulumu. bipolar bozukluğu ile dikkat çekiyor.
    bobby bacala • dizinin en samimimi, en içten karakterlerinden. junior'a yaranamamasıyla meşhur. sevdiği zaman tam sever.
    adriana la cerva • pie o my ile birlikte dizide kullanılan bir at. kendisine yazık etmiştir. fbı muhbirliği sırasında hayli stres yaşayıp mide ve bağırsak yollarının amına koymuştur. ne gereği vardı? fbı masasına kusmuk sahnesi ile midemi kaldırmıştır. 'kıristıfaaa' deyişi meşhurdur. iyi bir kızdır. dizide ki en iyi kızdır..
    johnny sacramoni • balık dudak johnny. bir tek solungaçları eksiktir. dizinin en ne üdüğü belirsiz karakterlerinden. bunun sonucunda da çürüyor..
    artie bucco • italya'nın en manyak aşçılarından. salak salak şeyler konuşabiliyor, aptalca hareketleri var. ama her zaman sevdiğim karakterlerdendi.
    ralph cifaretto • ginny'nin götünden bir ben aldırdım esprisi ile kahkaha attıran deli ralph. lâkin çok piçtir hiç sevmem. o atları nasıl yaktın bre oç!
    vito spatafore • sert delikanlı görünümlü napoli nonoşu.

    not: bir de dizide sürekli birşey yeniyor. italyan kültürünün de etkisiyle aç izlemeyin derim..

    daha fazla uzatmayalım..

    şimdi geleyim sevdiğim bölüm ve sahnelere.

    bu dizinin en sevdiğim bölümü paulie ve chris'in dondurucu soğukta yaptığı mallıklar zinciriydi.
    bundan sonra pie o my'ı unutamam. hele ki son dakikalarını...
    tony ve adriana'nın kaza yaptığı ve sonrasında çıkan dedikodular bölümü. sosyal anlatımı en güzel yansıtan şeylerden biriydi.
    tony soprano'nun rüyaları ve hayalleri. her biri mükemmel. özellikle komadayken paulie'nin ona konuştuğu sırada hayalinde yan odada ki adama ''yeter artık sus!'' demesi muhteşem bir sekanstı.
    final sahnesi ayrı harika. orada tony değil, ayrıca bizde vurulduk. onunla birlikte bizde ölüp siyaha daldık..

    beğendiğim üç adet müziği de var.

    http://www.youtube.com/watch?v=m6yhmnbbr9o

    http://www.youtube.com/watch?v=9jd-kwvzjem

    http://www.youtube.com/watch?v=qfngderecuc

    ve jenerik..

    http://www.youtube.com/watch?v=nut07ezoxpw

    efsaneydi, uzun oldu yazı ama olsun değdi.

    goodbye!

    ---
    spoiler ---


    (edwood10 - 12 Ekim 2013 04:18)

  • comment image

    medya eleştirmeni susan sontag, "biz video bağımlısı, medya doygunu bir toplumuz" diyor. uyarıcılarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. new york times'ın yakın tarihli bir raporuna göre amerikan evlerinin %98'inde en az bir televizyon bulunuyor ve %40'ı da üç ve daha çok televizyona sahip. dahası, şahsi televizyon sahipliği oturma odalarımızla sınırlı değil. araba, taksi and cip üreticileri 1999'da arka koltuk televizyonları sunmaya başladı. elektronik tüketicileri birliği'ne göre 2002 yılında 400.000'den fazla mobil video ünitesi monte edildi. aynı şekilde televizyon umuma açık alanlara da sirayet etti. bankalar ve süpermarketler vezne ve ödeme kasalarına televizyon kurdular. havaalanları, trenler ve otobüs istasyonları da bundan nasibini aldı. restoranlar, barlar, (kahvehaneler bunun dışındadır, onlar alçak platform bilgi sistemlerini kullanırlar-müzik, kitap, dergi ve gazete) televizyonu müşterileri eğlendirmek ve bilgilendirmek için stratejik yerlere koyarlar ya da beklerken zaman öldürmeleri için yerleştirirler televizyonu. ve şunu unutmayalım ki nerede olursak olalım ve ne yaparsak yapalım, dizüstü bilgisayarlarımız ve taşınabilir dvd oynatıcılarımız sayesinde en sevdiğimiz televizyonu programına ya da filme her zaman erişimimiz bulunmaktadır.

    medya duayeni ve "amusing ourselves to death"in yazarı neil postman, televizyon izlemenin amerika'daki en yaygın ortak kültürel deneyim olduğuna inanıyor. evlerdeki televizyonlar, izlenmiyor olsalar dahi, günde ortalama 7.8 saat açıktır ve ortalama bir amerikalı günde ortalama 4 saatten fazla dikkatli bir biçimde televizyon izler. postman, televizyonun eğlenmek, bilgi edinmek ya da sadece rahatlamak için ana vasıta olduğunu belirtiyor. marshall mcluhan "medya mesajdır ya da medya masajdır" demekle ne ifade etmek istiyordu? her halükarda bizler medyadan bir yığın mesaj alıyoruz. (fransız filozof andre glucksman mcluhan'dan da ileriye gidiyor. ona göre, medya "medyatik"tir. her tarafa yayılabilirliği nedeniyle gerçekliği çerçeveleyen ve sınırlandıran gerçekliğin odağı, gerçekten bildiğimiz tek gerçekliktir.) medya, bizlere dünyanın seslerini ve görüntülerini ulaştırır. medya ve onun mesajları, her yerde bulunma ve tekrar özellikleriyle bilinçimize sızar. sevelim ya sevmeyelim, mr. roger's neighbourhood'dan dan rather'a, seinfeld'den sex and the city'e, televizyon bizleri mesaj/metafor/gerçeklik modeli bombardımanına tutar.

    benim tezim basit. geçmişte, çoğumuz görgü ve ahlak anlamında ilk derslerimizi susam sokağı izleyerek edindik: işbirliği yap, adil oyna (fair play), paylaş, insanlara zarar verme, birini incittiğinde özür dile. bugün bir the sopranos bölümü izleyen yaklaşık 11 milyon kişi kendinden tanımlı mafya ahlağıyla ilgili ileri düzeyde (argo, şiddet, çıplaklık, açık seks sahneleri) bir ders alıyor: görev nedir? onur nedir? omerta nedir? o, tuhaf ve gıdıklayıcı sapkın bir ahlaki yasadan (cinayet, yalancılık, fahişelik, ihanet, haraç, tefecilik) daha fazlası. o, bir geleneksel ahlak oyunu bir bakıma. the sopranos yüksek sanat olmayabilir; ama aynı şekilde ucuz bir aksiyon filmi de ya da cinayet melodramı da değil. bnece the sopranos aksiyon dolu, godot'u beklerken'in 18 yaşından küçüklerin izlememesi gereken versiyonu, bir varoluşsal ümitsizlik öyküsü ve victor frankl'in deyimiyle insanın anlam arayışı.

    kötü adamlar ve yeraltı kralları

    francis ford coppola, fiziksel güldürüye dayalı gangster filmlerini italyan gangsterlere ve bu "alem"dekilere mitik, metafizik ve ahlaki bir statü verecek şekilde dönüştürdü. bu dönüşüm, martin scorsese'nin işleriyle birlikte daha da sağlamlaştı şüphesiz. the godfather'dan önce, çete filmleri genel olarak (sırf değil) italyan olmayan, şehirli kötü adamlar üzerineydi. bunlar irlandalı, alman, ingiliz ve herhangi bir beyaz ırktan kimselerdi. bu filmleri yıldızları the sopranosi, godfather 1-2-3 ve goodfellas'tan farklı olarak italyan olmayan kişilerdi, örneğin; james cagney, humphrey bogart, edward g. robinson ve pat o'brian. bu erken dönem çete filmleri belki de yabani hayata, vahşi batıya ve aksiyon dolu ama özlü kovboy yaşam tarzına olan karasevdamızın şehirli ve amerikan haliydi.

    amerikan sineması, kovboy hayatını çok farklı yollarla betimledi. kovboylar münzevi, avare, sürekli yolculuk halinde, kimseye eyvallahı olmayan; sessiz ve çetin bir görünümü olan, şehre inip tüm kötü adamları bertaraf eden, sert-kuralcı öğretmenle evlenen ve mutluluğu onla bulan; yalnız ve evrede saldırgan etkinlikleri ortadan kaldıran bir bakir şef ve sıkı çalışıp daha sıkı oynayan bir sarhoş biri biçiminde sergilenmiştir. ve sonra, bu şeflerin mevkidaşlarının suistimalleri sözkonusudur, kanun kaçağı kahramanlar: jesse james, butch cassidy and the sundance kid, billy the kid. onların hikayeleri de ekranlarımızı doldurdu ve kalplerimize dokundu.

    kabadayıları, alçak herifleri ve kötü adamları edebiyatımızda ve filmlerimizde hep sevmişizdir. onların sıkı bireyciliklerine, sorunlarla baş edebilme yetilerine, risk alma isteklerine, deneysel olma ihtiyaçlarına, sınırları zorlayıp farklı olabilmelerine karşı kapılmış gibiyizdir. 'olmayacak' şeyler için segiledikleri pervasızlıklarına, cüretlerine ve becerilerine hayret ederiz. bence, bizler onların alışılmışlıkları kırmalarına ve frank sinatra'nın deyimiyle kendi yollarını açmalarına imrenmekteyiz.

    elbette bu "kötü adamlar"lara ve "yasadışı kral"lara olan sevgimizin bir hududu var. hem gerçekte hem de kurgusal dünyada bu sadistlere, seri katillere, mezar soyguncularına yakın hissetmeyiz, bunu istemeyiz dahi. jeffrey dahmer ve john wayne gacy bizde merak uyandırabilir; fakat onların tutum ve davranışları onları sevilebilir serseriler ve hatta nefret etmeyi sevdiğimiz serseriler olarak görmeye yeterli kılmak için bile çok dehşet verici ve en az o kadar alenidir. anti-kahramanlar hem korkutucu hem de sevilebilir olmalıdır. azgınlıkla iyilik, haşinlikle mülayimlik, acımasızlıkla müşfiklik arasındaki dengeyi iyi kurmalıdırlar. the sopranos'un yaratıcısı david chase, kasten bu tarife uyan bir anti-kahraman oluşturdu, anthony "tony" soprano.

    tony soprano, kırklı yaşların ortasında ikinci kuşak bir yeraltı örgütü üyesidir. komşularına, çocuklarının öğretmenlerine ve vergi dairesine atık yönetimi işinde olduğunu söylemesine karşın, gerçekte new jersey'in en etkili suç örgütünün lideri pozisyonundadır. işi ve aşkı birbirinden ayrı, denge halinde ve kontrol altında tutabildiği müddetçe tony işini hem profesyonel hem de kişisel anlamda sevmektedir ve bu sevgiyi ara sıra da olsa eşine de yöneltmektedir. tony güçlü ve yapılı; bu yapısından daha büyük derecede kaliteli şaraptan, iyi yemekten, iyi purodan, iyi seksten anlayan bir adamdır. rus dost'u, onun ampute kuzeni, şehirdeki mercedes satışçısı afet, ralph'in yeni dost'u, bada bing!'deki kızlar ve hatta nadiren de olsa karısı tony'den nasibini alanlar arasındadır. ailesiyle, dostlarıya ve iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde dönüşümlü olarak yumuşak veya gaddar, bencil veya hassas, çapkın veya sadık, kaba kuvvete dayanan veya anlayışlı bir portre çizmektedir. erica jong'un fear of flying'indeki kadın kahraman gibi, tony'nin hayattaki genel görünümü bir alfa avcı-toplayıcı gibidir: "dünya yırtıcı bir mekandır; büyük ısır, çabuk ye!"

    the sopranos'taki dramatik tansiyonun büyük bir kısmı tony'nin mafyadan biri, "baba" olmayı ne kadar sevdiğinden gelir. paulie walnuts, big pussy, christopher moltisanti, silvio ve furio onun yalnızca işçisi ya da yoldaşı değil, aynı zamanda çetesi, kabilesi, en gerçek ailesidir. tony'nin dediği gibi "bu aile her şeyden önce gelir... her şeyden... karından, çocuklarından, anne ve babandan bile" ("fortunate son"). bunlar, tony'nin birlikte oynadığı, kavga ettiği, tartıştığı, çaldığı, savaştığı, öldürdüğü ve gerektiğinde ölüme koştuğu adamlardır. bu adamlar, tony'nin gerçek hayatını -sokaktaki, dalavere anlarındaki hayatını- paylaştığı kişilerdir. tony çetesini ve işleri yürütebilmek için başvurdukları kumar, haraç, sendika dolapları, çalıntı eşya, tefecilik işlerini sevmektedir. düş kurmayı, plan yapmayı, ali cengiz oyunlarını, dolandırıcılığı, soygunculuğunu sevmektedir. "eve ekmek götürmek" ve her şeyden önemlisi erkekliğini ispatlamak için gördüğü fırsatları değerlendirmeyi sevmektedir.

    ikinci kuşak bir çete mensubu olarak, tony bu "hayat"ı istediği için seçti. her ne kadar italyanların başka seçenekleri olmadığı için bu hayata itildiğinden dem vursa da ne o ne de kızı meadow buna tam olarak ikna olabilmiş değildir. "haklısın baba! italyanların başka seçenekleri yoktu, tıpkı mario cuomo gibi, öyle değil mi babacım?" ("university"). tony'nin terapisti de ikna değildir bu anlayışa. tony mafyaya girişini carnegies'lerin sahtekar ve katil oluşu ve ilk italyan göçmenlerin "aksiyon"un bir parçası olmak isteyişi yönünden açıklamaya çalıştığında, dr. melfi "iyi de bu zavallı italyanların senle ne alakası var?" şeklinde karşılık verdi ("from where to eternity"). buna rağmen tony işini yapan onurlu bir adam olduğunu söyleyerek tercihlerini ve eylemlerini haklılaştırmak istemektedir. kendi düşüncesine göre o görevini yerine getiriyordur; "iaşe"sini kazanmaya çalışan, ailesi için en iyisini yapmaya çalışan bir işadamıdır. iddialar bir yana, tony'nin "onur, görev ve aile" hakkındaki düşünceleri mario puzo'nun baba'sındaki ahlak kuralları sınavını basbayağı geçemez.

    puzo'ya göre don corleone olmasa da vito corleone istemeden bu yola girmiştir. o şan şöhreti arayan biri değildi ve yalnızca şartlar ve ihtiyaçlar gerektirdiğinde soyadını kullanan biriydi. sicilya'daki bir kan davası nedeniyle çocuk yaşta amerika'ya bir yetim olarak geldi. yetişkinliğe geçiş döneminde hayalleri ve istekleri mütevaziydi: eş, aile ve namuslu bir iş. genç corleone, sadece "kara el" örgütünün lokal üyelerinden biri arkadaşlarını taciz ettiğinde harekete geçti. bu kara el'i, bu diğer italyanlar'dan çalan italyan adamı şahsi menfaat ya da nam salmak için değil, görev ve adalet anlayışı çerçevesinde öldürdü. vito corleone onuru için yaşayan bir adam oldu (un uomo d'onore) çünkü dürtülerle değil ilkeleriyle hareke etti. hayatının sonunda bile, bahçede oğlu michael ile konuşurken sadece yapması gerekeni yapmış olduğunu ifade etti. "yaşadığım hayat için bir itirazım yok. yapmam gerekeni yaptım ve bunu ailem için yaptım." bu tür bir nedeni, tony'nin kariyer tercihinde göremeyiz. onun tercihlerinde babası "johnny boy''un ve amcası "junior" soprano'nun cebir ve kabadayılık taktiklerini izleyerek edindiği adrenalin patlaması etkiliydi. onur ve milli şeref bir yana, tony bu alemi araştırdı, seçti ve istekle kucakladı; çünkü eğlenceliydi bir kere. ona göre, her şey oyunun heyecanıyla alakalıydı: kovalamak, avlamak ve öldürmek.

    hayatın kurallılığından kaçış

    belki de dizinin ana meselesi ve ağır basan varoşsalcı gerilimi en iyi şekilde tony'nin yeğeni christopher moltisanti'nin şu feryadında resmedilmiştir: "amına koyduğumun hayatının bu kadar kurallı olmasını bana çok zor geliyor be amına koyum" (the legend of tennessee moltisanti). o vakitlerde christopher henüz ailenin kanatları altına girmemiştir, sadece bir neferdir ve umutsuzca kabul görmek, oyuna dahil olmak istemektedir. ortalama bir adam olmanın hiçliğiyle, "masabaşı" bir işte çalışmanın sıkıcılığıyla başa çıkmak istemektedir. tony ne istiyorsa christopher da onu istiyordur, uncle junior/silvio/paulie/bobby paccala/richie aprile ne istiyorsa onu: kabul görmek. christopher o adamlardan biri olmak istemektedir, çocuklardan biri, ekipten biri, kabileden biri.

    psikiyatrist glen o. gabbard; varoluşçu bir anlamsızlıktan yakınan, fark edilememiş/habersizce geçip giden bir hayata hüküm giymekten korkan bir "kayıp çocuklar takımı" yakıştırması yaparak tony'nin çetesinin genel halet-i ruhiyesini güzel bir biçimde yakalamıştır. bayağı, orta sınıf bir varoluşa mahkum olma; piyonluğa mahkum oluş, oyuna dahil olamama. bu yüzden, hem bireysel hem de ortaklaşa olarak bir parça gürültülü işlerle, şiddetle, cinayetle, organize suçlarla kendilerini ve hayatın anlamını aramaya çalışmaktadır bu grup. gabbard bu adamların kuralları çiğneyerek, başkalarının haklarını hiçe sayarak statü ve başarı kazandıklarını ve "az biraz" da ceplerini doldurduklarını ve bu sayede hayatlarına hakim olan anlamsızlıkla ve iç sıkıntısıyla baş ettiklerini söylüyor.

    hem jean-paul sartre'ın hem de ernest becker'in ileri sürdüğü gibi insan hali sırtında iki kaçınılmaz realite taşımaktadır. bizi kemiren amaçsızlığımız ile ölümün kaçınılmazlığı ve saçmalığı. tıpkı tony'nin oğlu a.j. gibi sartre hayatın saçma olduğu görüşünü savunur. tanrı yok, tavsiye alabileceğimiz ve tercih yapabileceğimiz makul bir istikamet seti yok. bir başımızayız, kendi başımıza bırakılmışız. sartre'a göre tek alternatif tartışmak, eylemde bulunmak. ona göre varolmak eylemde bulunmaktır. sonuç ister doğr ister yanlış olsun, "eylem her şeydir." eylemdeki esas nokta "varoluşumuzu" iddia etmek ve geçici de olsa "hiçliğimiz"le baş etmek.

    the denial of death bölümünde becker, freud'un ileri sürdüğü 'iç dürtülerimizin cinsellik arayışı peşinde olduğu' görüşüne katılmıyor. bunun yerine, kültürel olarak kabul görmüş hareketlerimizin ve şiddet/kötülük içeren hareketlerimizin kökeninde ölüm korkusu olduğunu düşünmektedir. tony'nin annesi livia soprano'nun dediği gibi "hayat koca bir hiçtir" ve hepimiz hayatı bu şekilde görmekteyiz. becker'e göre iyi ya da kötü tüm davranışlarımız yaratılmışlığımızı (faniliğimizi) reddetmek, değersizliğimizi (anlamsızlığımızı) alt etmek girişimlerinden daha fazlası değildir. becker ve sartre'a göre; eylemde bulunmak, atılgan olmak, kahraman/anti-kahraman statüsünü elde etmek aslında bir nebze de olsa ölümsüzlüğü iddiasında bulunmaktır. böyle yaparak, monotonluktan kurtulur ve bir süreliğine de olsa ölüm ve unutulma korkumuzdan sıyrılırız. william golding'in "lord of the flies"ındaki "kayıp çocuklar" gibi, tony'nin kayıp çocukları da, laftan çok icraatle, kendi manasızlıkları içinde yalnız gömülmekten kurtulmak için kendilerini avutacak bir hayat tarzı seçmişlerdir.

    ikiyüzlü gangster

    the philadelphia inquirer organize suçlar muhabiri george anastasia haklı: "shakespeare bugün yaşasaydı, the sopranos'u yazan o olurdu." the sopranos sıradan bir mafya dizisi değildir. kötü çocuklarla da ilgili değildir sadece. kötü çocukları kovalayan iyi çocuklarla da ilgili değil yalnız. ya da sadece italyan mafyasıyla da alakalı değil. hatta ve hatta yalnızca mafyayla da ilgili değildir. o bir dramadır. bir öyküdür. çalışma yöntemleri ne kadar alışılmışın dışında da olsa, geçinmeye çalışan bir grup adamın hikayesidir. evet, italyanlarla ve italyan yemekleriyle dolu bir sürü klişe ve basmakalıp şablon içerir. bu kadar mı? aynı cümle içinde bile sayısız kullanılan f....ing, new jersey aksanı, dost hayatı, arkaya doğru taranan saçlar... her haftan ülkede öne çıkan başlıca meseleleri de işleyen bir dizidir, hepimizin özel hayatında şükür ki daha az dramatik ve daha az tehlikeli bir bağlamda yaşadığı sorunlar, meseleler. the sopranos komedi, kaos, güçlük ve akıl bulanıklığı içeren bir dizidir. newsweek'in bir kapak hikayesinde şöyle denir: f. scott fiztgerald der ki aynı anda birbiriyle çatışan iki düşünceye sahip olmak üstün bir zekanın işaretidir. bu aslında birinci kalite bir televizyon yapımı için de geçerlidir." the sopranos işte böyle bir yapımdır.

    bu konuda tony soprano muhteşem bir örnektir. o, sıradan bir kötü adam değildir. kabul, kötülüğü ve caniliği ortadır.o bulunduğu mevkiyi acımasızlığı, sömürücülüğü ve yozlaşmışlığı ile elde etmiş bir babadır. ama aynı zamanda, ümitsizce sevgi peşinde olan, sevilmek isteyen ve hayatıyla ününü riske atarak bir psikiyatristten gizlice yardım ve tavsiye alan bir adamdır.

    dramatik ve insani yön bu noktada açık görünür. tony ilginçtir; çünkü o zeki, karmaşık ve ihtilaflı biridir. gündüzleri dehşetengizce makyavelist olmak ister; ama geceleri evine dönmek ve alan alda olmak ister. (hayırsever, siyasi aktivist ve feminist gerçek alan alda'dan bahsediyorum; m*a*s*h'de oynayan zampara alan alda'dan değil.) böylece karısına yürekten bağlı olup çocuklarına ödevlerinde yardım edebilir. tony'nin yaşadığı ikilem, belki de dizinin ana dramatik gerilimi, tony'nin bu ikiyüzlülüğü sürdüremeyişidir. her bölümde, tony hayatı, karısı ve kurduğu imparatorluk üzerindeki kontrolü kaybetmeye devam eder. ve biz de tony'nin bu ikili çabalardan ve yavaş gelen sondan büyüleniriz.

    son olarak, bence the sopranos freudyen temalarla, sheakespearyen karakter gelişimleriyle, bizans'a özgü siyasi entrikalarla ve felsefi yansımalarla içerik bakımından zengin bir yapımdır. diğer yandan, bunu katılmayabilir ve tezimin absürt olduğunu düşünebilirsiniz. şayet durum buysa, unutun gitsin!!!

    (the sopranos and philosophy: i kill therefore i am adlı kitaptan al gini'ye ait bölüm. copy/paste değil alınteri/çeviri)


    (edgenabby - 13 Temmuz 2013 02:23)

  • comment image

    sene 1999. sopranos'un ilk sezonunun beşinci bölümünde tony kızının sorusu üzerine kızına yaptığı işten bahsetmektedir. konuşmanın bir yerinde kızı tony'ye şöyle bir şey söyler: "keşke sen de diğer babalar gibi olsaydın. mesela büyük bir tütün şirketinin reklam yöneticisi..." sene 2007. sopranos'un da yapımcısı olan matthew weiner en büyük müşterisi lucky strike olan bir reklam şirketinin üst düzey elemanlarından don draper'ın ana karakter olduğu mad men dizisini yayına sokar.


    (umth - 26 Ağustos 2011 21:16)

  • comment image

    fazla izleyince bir ortama girdiğinizde insanlar size zarf içinde para vermediğinde şaşırdığınız dizi


    (joepiscopo - 7 Mayıs 2007 22:39)

  • comment image

    tony arkadaşını hastanede ziyarete gider fakat adamın her tarafı kırılmıştır kolunu bile oynatamaz her tarafında demirler takılı ve bu sırada adamın burnu akar tony cebinden mendil çıkartır ve adama uzatır. adamın her tarafı kırık oldugundan elini bile kıpırdatamaz ve tony arkadaşının burnunu siler. adam teşekkür eder ve biliyor musun belki bundan sonra götümü bile silemeyeceğim der. tony nin muhteşem cevabı o anda gelir.
    - ben sadece burnunu silerim. asdfgh (bkz: swh)


    (murvermeyvesi - 5 Temmuz 2015 02:15)

  • comment image

    bu dizinin finaline laf etmek, lost'la kıyaslamak da ayrı bir kafa herhalde. gelmiş geçmiş en güzel finallerden birine, belki de en güzeline sahip dizi.

    don't stop believing my friends.


    (evilinacloset - 27 Mart 2015 23:59)

  • comment image

    izledikten sonra 4 ay falan başka hiçbir filmden ya da diziden zevk almadığım efsane dizidir. dünyanın en iyisidir. karakterler, kurgu, hikaye, aklınıza ne gelirse müthiştir. bu diziye yeni başlayacaklara önerim ilk 6 bölüm sabretsinler.


    (senden yazar olmaz - 14 Ocak 2015 00:39)

  • comment image

    new york times'ın bir popüler kültür fenomeni olarak tanımladığını duyanlar , uzun uzadıya bir sezon izlemeden bu saptamadan pek bir anlam çıkaramazlar sanırım.
    david chase (radıyallahu anh) yıllar yılı şimdiki zamanda olup bitenlerin karakterler üzerindeki yansınmalarını, amerikan rüyasını, sıradan bir birleşik devletler vatandaşının sosyo-kültürel birikimini besleyen "değer"(ler)i
    ( bir şarkı, bir film, tarihî bir olay vs.) yarattığı karakterlerin psikolojik ve entelektüel gelişimlerini de rötuşlayarak anlattı. dizinin tamamında tony soprano ve psikiyatrist jennifer melfi 'nin yaptığı psikanalizm ağırlıklı seanslar ise tony soprano'nun ruhsal değişimini (dolayısıyla diğer karakterlerin de değişimini anlamada yardımcı olan bir yoldu bu) izleyicinin sezebilmesi için önemliydi. üstelik chase, melfi karakteri haricinde de farklı zamanlarda psikologları/psikiyatrları diziden hiç eksik etmedi.
    her bir bölüm için yazdığı gerilimli ve gerçekçi hikayelerin dışında, dizinin en cezbedici tarafı (benim için) fonda ilerleyen belli belirsiz başka bir hikayenin olmasıydı. o da dediğim gibi özellikle ana karakterlerin - gerçekte olabileceği şekilde- zaman içerisinde ağır ağır değişimleriydi.
    bunun en çarpıcı örneği , meadow soprano ve kardeşi aj soprano 'nun çocukluk, ilk gençlik, genç yetişkinlik dönemlerinin, ağır ve depresif kimlik bunalımlarının (ağırlıklı olarak babalarının kirli işleri ve idealize etmeye çalıştıkları kendi hayatları sebebiyle ) 7 yılda detaylandırılarak anlatılabilmesiydi.

    sanırım böylelikle sıradan bir suç organizasyonunun üyeleri ve çevrelerindeki her bir figürün kazandığı hayret verici derinlik ve inandırıcılık da anlamına kavuşmuş oldu.

    tüm bu alt metinleri ile the sopranos'un açıkça gösterdiği ise ölüm,kan,aşağılama,seks,küfür ve haliyle ahlâksızlıktı. sıradan insanların halet-i ruhiyeleri ile tüm bu "anormallikler"i yapaylığa düşmeden anlatılabilir hale getirmenin mükâfatı da (emmy haricinde) eleştirmenlerce "tüm zamanların en sıradışı,gerçekçi ,popüler kültür çalışması/fenomeni" olarak tanımlanmaktı.

    (kişisel bir not: dizinin belki tek kusuru neredeyse tüm kadınların gizliden gizliye gücetapan ve aciz varlıklar olarak gösterilmesiydi ki chase aynı oranda erkekleri de iradesiz, kuralsız, menfaatçi göstermekten kaçınmadı. tabii bunların hemen hemen tamamı soprano ailesi ve çevresi için geçerliydi. genelleyip genellememek izleyene kalmış.)


    (daldurdap - 26 Ağustos 2008 12:33)

  • comment image

    bu dizi bize çok yabancı bi şey sunuyor farkında değiliz.o şey şudur ki, biz herhangi bi dizi ya da filmde baş karakteri mutlaka öykünülecek bi karakter olarak betimleriz. dizinin ya da filmin başrol oyuncusu pek çok yönden üstün niteliklere sahip - zaafları olsa bile - bi insandır illa ki.

    misal yeşilçam pek çok mafya filmi çekti. bunlarda başrol oyuncuları uyuşturucu ticaretine karşı olan, başka yollardan para kazanan mafya babalarıydı. kurtlar vadisi örneğine hiç girmeyeceğim, baş karakteri idealize etmenin bokunu çıkardıklarını söylemekle yetineceğim sadece. işte sopranos’da bu yok, bunun ne kadar istisnai bi durum olduğunun bilmem farkında mıyız?

    tony soprano illa ki bütün resmedilen mafya aleminin en beğenilesi karakteridir burası kesin. az buçuk mürekkep de yalamıştır, zekidir falan ama oraya kadar. dizinin soprano’yu idealize etmek ne kelime, yerin dibine batırdığı anlar gırla yaşanmaktadır.

    soprano zekidir dedik ama doktor melfi’nin bazı laflarına “ingilizce konuş anlamıyorum” dediği anlar, melfi’nin kendisini tekrar ifade etmek zorunda kaldığı bölümler sürekli yaşanmaktadır. polat’ın mahkeme heyetine ders verdiği andan farklıdır yani.. off değinmeyecektim, tamam sustum.

    soprano’ya döneceğim ama diğerlerinden üstünkörü bi bahsedelim. paulie misal tam bi makyavelisttir. zaten makyavelli’yi övmekte, sun tzu’nun bi nevi makyavelli olduğunu demektedir. ahlaki yönden çok zayıf bi karakterdir. insan öldürmekten, bunu kendi çıkarı için yapmaktan hiç vicdan azabı yaşamayan biridir.

    chris moltisanti ise bildiğin salak gibi resmedilmektedir. bütün dizi boyunca bi sinema filmine senaryo yazma amacındadır ve bu hikaye boyunca sürekli aşağılanmıştır. grameri kötüdür, zekası kıttır. senaryo toplantısı bölümünü seyredin. orta zekalı bi senaristin etrafına toplanan mafya üyeleri anlatılan hikayeyi öküzün trene baktığı gibi dinlemektedirler. senaryo hikayesi chris’indir ve çıkara çıkara saçma sapan bi hikaye çıkarmış, bi de onu çok matah bi şeymiş gibi övmektedir.

    ama en belirgin örneği en sona sakladım. soprano eve geldiğinde kızı meadow’un erkek arkadaşını görür. çocuğun ebeveynlerinden biri zencidir ve bu yüzden çocuğu evden kovar. dizi boyunca gerek soprano gerek diğer mafya üyeleri zencilere mulignan, bi nevi karafatma, der dururlar. dizideki mafya üyelerinin ve soprano’nun ırkçı, çağdışı bakış açısı en ufak bi makyaj çalışmasına gitmeden tüm çıplaklığıyla sunulur.

    hatta meadow ve soprano bu yüzden çok atışırlar. aralarındaki bi tartışmayı kürtleri sevmemek başlığına yazacaktım ama o başlıkta çok fazla entry’m var diye vaz geçmiş bugüne saklamıştım. şimdi aklımda kalan şekliyle şu minvalde bi konuşmaydı:

    - sen bi ırkçısın baba.
    - o zaman bana söyle bakalım, neden sokakta paranı çaldırdığında çalan kişinin bi karafatma olma olasılığı iki kat daha fazladır ha?
    - baba, suç işleme ırksal değil, ekonomik bi konudur ve bu ülkede de afrikalı amerikalılar ekonomik olarak aşağı durumdadırlar
    - e güzel, arabandaki teybi karafatmalardan biri çaldığında sevinirsin o zaman.

    işin ilginci şu ki, soprano zencilerle iş yapmaktan geri kalmamaktadır. ne kötü bi davranış, ne aşağılama sergilemektedir. hatta bi bölümde karşılaştığı savaş gazisi zenci yaşlıya çok içten bi saygı da duyar. bunları niye yazıyorum. çünkü dizinin senaristleri soprano’nun kızının sevgilisine mulignan deyip evden kovduğu bölümü diziye hiç koymayabilirlerdi de. yani bu insanların ırkçı fikirleri olduğunu meadow zenci bi çocukla sevgili olmasa hiç bilmeyecektik.

    bunun ne kadar cesurca bi tavır olduğunu yazarak yeterince ifade edemiyorum. sırf bi nigger lafıyla yeri göğü birbirine katan amerikan zencilerinin rencide olmalarını falan siklemeden, dizinin karakterlerine zencilere karafatma dedirten, bu karakterlerin öykünülecek, harikulade insanlar değil, yeri geldi mi son derece bayağı insanlar olduklarını göstermek, hem de bi amerikan kanalında bunu yapmak kaç babayiğidin harcıdır.

    kurtlar vadisi işte bu yüzden sopranos’un tırnağı bile olamaz, türk senaristlerinin de yabancı meslektaşlarının yanında esameleri daha on yıllarca da bu yüzden okunamaz.


    (brick top - 1 Aralık 2007 01:49)

  • comment image

    seksenaltı bölüm, her bölüm bi saat, son iki haftamın kafamda italyan aksanlı ingilizce dönmesine sebep olan fenomeni. son sezonda cennet hurisi meadow’un nispeten az rol alması ve a.j.’in biraz yanlış işlenmiş karakteri dışında bi sorunu olmayan mafioso soap opera. nerden başlayalım..

    csi için bi entry yazmıştım (bkz: #11137032), bu dizi sanki csi’ın vuku bulduğu evrende geçmiyor. dizideki cinayetler tamamen pervasız bi üslupla işleniyor. parmak izine bile dikkat edilmiyor. paulie giriyor ortama herkesi vuruyor, sonra çekmeceleri karıştırıp para arıyor ve elini kolunu sallaya sallaya gidiyor. altı sezonda kimseyi yakalayamadı polis. anca içerden bi muhbir falan çıkıyor da o zaman birini kodese tıkabiliyorlar.

    dizideki karakterlerin resmedilişi bugüne kadar seyrettiğimiz mafya filmlerinden farklı. öyle ki o filmlerde hep bi tedirginlik havası hakimdir, her an biri arkadaşına ihanet edebilir, insanlar yaşamak istiyorlarsa arkalarını kollamalıdır, öylesi tekinsiz bi ortamdır mafya. bu dizide ise insanlar birbirlerini seviyorlar. hatta öyle ki ilk sezon sonunda insan olur da mafyaya giriş şansı yakalarsa bunu kaçırılmayacak bi fırsat olarak bile görebilir. eğer kimsenin ayağına basmadan, iyi de para kazanıp üstünüzdekilere paylarını eksiksiz öderseniz yaşlanana kadar mafya içinde yaşayabilirsiniz. hem sevilirsiniz hem de kollanırsınız. bu illüzyona kaptırıyor seyredeni. madalyonun diğer yüzü ise sonra ortaya çıkıyor.

    evet yakınınızdaki insanı seviyorsunuz fakat yakınınız olmayan, misal başka bi ailenin elemanları için herhangi bi duygu beslemiyorsunuz. eğer o aileyle bi sorun yaşarsanız o aileden birini öldürmek için çok bi vicdan muhasebesi yapmanız gerekmiyor. bu yüzden aslında kendi aileniz içindekilerle iyi geçinseniz bile bi gün kafanıza kurşun yeme olasılığınız sürekli baki. hele herhangi bi mafya ailesine mensub olmayan insanlar için neredeyse en ufak bi sempatileri yok. aileden biriyle kavga ederseniz bi ton azar işitiyorsunuz ama bahşişin azlığından şikayet eden bi garsonu pataklayıp, adam sara krizine yakalanıp kıvranmaya başlayınca çekip dan diye vurabiliyorlar.

    bu yüzden aslında dizi mafyayı özenilecek bi oluşum olarak gösterme yolunu seçmiyor. tamamen dışardan ve objektif bi bakış açısıyla aktarıyor bize her şeyi. tony soprano sevilesi bi karakter ve onun özelinde bu oluşuma sempati duyabiliyoruz fakat bütün sempatikliği, ve kendisini özde iyi bi insan olarak tanımlamasına rağmen soprano’nun da yeri geldiğinde acımasız ve çıkarcı birine dönüşebildiğine şahit oluyoruz. son beş altı bölümde neredeyse sinir olunan bi karaktere bile dönmüştü.

    fakat en fazla bahsetmek istediğim mevzu dizinin ahlaki yapısının sağlamlığı. bunun için spesifik bi örnekten yola çıkacağım.

    doktor melfi otoparka giderken saldırıya uğrar ve saldırgan kendisine tecavüz eder. olaydan sonra adam yakalanır ama prosedürde yapılan bi hata yüzünden saldırgan serbest bırakılır. melfi, bi fast food lokantasında kendisine saldıran adamın resmini duvarda “ayın çalışanı” ilanında görür. melfi saldırganın nerede olduğunu bilmektedir, çocuk paçayı polisten sıyırmıştır. sonraki gelişme için artık seyirci de hazırlı ve isteklidir. melfi’nin soprano’ya olan biteni anlatması, soprano’nun çocuğu yakalayıp evire çevire dövüp sonra da kafasına sıkması için her şey hazırdır. seyirci bütün dizi boyunca olmadığı kadar birinin ölümünü istemektedir. hatta melfi rüyasında bi dobermanın kendisine saldıran çocuğu haşat etmesini görür. o doberman tony soprano’yu temsil etmektedir. melfi, kendi terapistiyle konuşurken rüyanın kendisini çok rahatlattığını, istediği anda çocuğu öldürtebilecek kudrete sahip olmanın bilincinin kendisini mutlu ettiğini söyler. sonraki aşama artık kaçınılmazdır.

    işte burada melfi bi karar verir. soprano’ya saldırıya uğramış olduğunu söylemez. çünkü bu yanlış bi eylemdir. adalet bu tip bi eylemle sağlanmaz. soprano’ya araba kazası geçirmiş olduğunu söyler ve çocuktan hiç bahsetmez. buraya kadarı bize diğer ahlakçı gözüküp aslında gayrı ahlaki olan hollywood filmlerini anımsatmaktadır. şöyle ki o filmlerde kötü adama silahını doğrultmuş iyi adam silahı ateşlemez, fakat seyircideki sadist beklentinin tatmini için kötü adam son bi defa daha saldırır ve mutlaka ölür. melfi kendisine saldırıldığını soprano’dan gizler fakat senaristler rahatlıkla tony’nin bu olaydan kendi kendine haberdar olmasını sağlayabilirler. soprano olaydan haberdar olur, ve gider çocuğu öldürür. seyircide tatmin duygusu sağlanır. fakat dizi bu seçeneği elinin tersiyle iter. soprano melfi’ye saldırılmış olduğunu hiç öğrenemez. dizi ölümü en fazla kabullenilebilir kişiyi öldürtmeyerek son derece ahlaki bi tavır sergiler.

    şimdilik keseyim, seksenaltı saatlik bi maraton için aslında az laf olsa da pehlivan tefrikası gibi uzattık yine. şimdilik son sözü meadow için söyleyelim, meadow gibi yarim olsun, soprano’ya yüz milyon borcum olsun.. aahhhh ah..


    (brick top - 22 Kasım 2007 17:44)

  • comment image

    izledigim en mukemmel, en komik, en tuhaf dizilerden biri. dvdde yanilmiyorsam sekiz volume halinde bulunuyor. tel vol. de 4 bolum var. mafya babamizin havuzune bir gun bir kaz ailesi gelir. yavru kazlar ucmayi gorenir ve giderler, adamimiz panik atak gecirir ve bir kafa doktorunda alir solugu.
    (bkz: olaylar gelisir)
    zaman gectikce adamin degistigini, insanlarla iliskilerini yola koydugunu, cool mafya babasi rolunden, sert erkek tafralarindan uzaklastigini ve is konusunda an be an kendini gelistirdigini izleriz.
    basroldeki amcamizin performansiyla oldugu kadar sempatikligiyle de dikkatimizi cekmistir*. onun yuz ifadelerini, how yo doin? deyisini izlemek ayri bir keyiftir. bir de mafyada olup da al pacino takliti yapan mafya adami vardir ki, hastasi olunsa yeridir.


    (mosquito - 3 Nisan 2002 16:33)

Yorum Kaynak Link : the sopranos