Süre                : 44 dakika
Çıkış Tarihi     : 04 Nisan 2013 Perşembe, Yapım Yılı : 2013
Türü                : Cinayet,Drama,Korku,Gizemli,Heyecanlı
Taglar             : yamyamlık,Homoerotizm,Psikiyatrist,kan,Ceza profili
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Dino De Laurentiis Company , Living Dead Guy Productions , AXN: Original X Production
Yönetmen       : Michael Rymer (IMDB)(ekşi), David Slade (IMDB)(ekşi), Tim Hunter (IMDB)(ekşi), Guillermo Navarro (IMDB), Peter Medak (IMDB)(ekşi), Vincenzo Natali (IMDB), John Dahl (IMDB), James Foley (IMDB), David Semel (IMDB)
Senarist          : Bryan Fuller (IMDB)(ekşi),Thomas Harris (IMDB)(ekşi),Steve Lightfoot (IMDB)(ekşi),Scott Nimerfro (IMDB),Chris Brancato (IMDB)(ekşi),Jeff Vlaming (IMDB),Andrew Black (IMDB),Jennifer Schuur (IMDB),Jesse Alexander (IMDB),David Fury (IMDB),Jim D. Gray (IMDB),Kai Wu (IMDB),Ayanna Floyd (IMDB),Jason Grote (IMDB)
Oyuncular      : Hugh Dancy (IMDB)(ekşi), Mads Mikkelsen (IMDB)(ekşi), Caroline Dhavernas (IMDB)(ekşi), Laurence Fishburne (IMDB), Hettienne Park (IMDB)(ekşi), Scott Thompson (IMDB)(ekşi), Aaron Abrams (IMDB)(ekşi), Kacey Rohl (IMDB)(ekşi), Lara Jean Chorostecki (IMDB), Vladimir Jon Cubrt (IMDB), Gillian Anderson (IMDB), Raúl Esparza (IMDB), Eddie Izzard (IMDB), Cynthia Nixon (IMDB), Gina Torres (IMDB), Anna Chlumsky (IMDB), Mark Rendall (IMDB), Torianna Lee (IMDB), Patrick Garrow (IMDB), Dan Fogler (IMDB), Ellen Muth (IMDB), Demore Barnes (IMDB), Ted Ludzik (IMDB), Jonathan Tucker (IMDB), Jeremy Davies (IMDB), Mark O'Brien (IMDB), Seann Gallagher (IMDB), John Benjamin Hickey (IMDB), Molly Shannon (IMDB), Aidan Devine (IMDB), Lance Henriksen (IMDB), Hilary Jardine (IMDB), Cynthia Preston (IMDB), Martin Donovan (IMDB), Krista Bridges (IMDB), Holly Deveaux (IMDB), Ellen Greene (IMDB), Maria del Mar (IMDB), Mark Waters (IMDB), Shawn Doyle (IMDB) >>devamı>>

Hannibal (~ Hanibal) ' Dizisinin Konusu :
class="text-collapsed" style="overflow: hidden;" Dr. Hannibal Lecter'ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling'in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa'ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır. Dr. Lecter'ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter'ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter'dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger'in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter'ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter'a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger'in bu yemi Dr. Lecter'a sunmasında Clarice Starling'i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.


  • "7. bölüm sonunda diyeceğim tek şey: bu adam sülalemi doğrasa oturur yerim. o nasıl sanatsal bir masadır. o nasıl özenerek yemek yapmaktır. bon appetit!"
  • "bende daha iyi yaşama isteği uyandırmış dizi. bu pezevenk gibi yemek yapıp şarap içmek istiyorum. hammadde ve cinayet kısmını geçersek kral gibi yaşıyor herif."
  • "şu diziyi yayındayken izleyen efsanevi nesil'iz resmen. tadını çıkarın lan."
  • "devam edeceğini öğrenince heyecandan kendimi kesip yediğim dizi."
  • "verger'lerin sivaslı olduğunu gösteren dizidir. mason verger ne zaman görüntüye gelse davullu zurnalı halay müziği başlıyor, will'i margot'u carlo'yu alıp tey tey diye halay çekecekler az kaldı."
  • "hannibal'ın durup durup yanlamasına uçarak kilerin kapısına omuz atma sahnesini çok estetik bulduğum dizi."
  • "adam yiyor ama çalışıyor . aslında daha çok yiyor ama olsun!"




Facebook Yorumları
  • comment image

    7. bölüm sonunda diyeceğim tek şey: bu adam sülalemi doğrasa oturur yerim.

    o nasıl sanatsal bir masadır. o nasıl özenerek yemek yapmaktır. bon appetit!


    (haydefineysin - 10 Mayıs 2013 12:39)

  • comment image

    --- spoiler ---

    will graham'ın gördüğü geyik, muhtemelen bilinçaltındaki henüz anlamlandıramadığı şüpheler sonucu, dr. lecter'ın ofisinde kapının yanındaki siyah geyik heykeline ithafen, bizzat dr. lecter'ın kendisi. herhalde yanıbaşındaki bu doktorun yamyam katil olduğunu anlayacağı bölümde, geyiğin dr. lecter'a dönüşmesi gibi bir rüya görebilir.

    ---
    spoiler ---


    (bagimsiz elektron - 10 Mayıs 2013 21:48)

  • comment image

    sezonu bitirmeyen yeltenmesin.

    --- spoiler ---

    ismini hannibal koyduktan sonra ortaya ne çıkarsan izlenir, orası kesin ama hannibal'ı dizi yapmak yağlı olduğu kadar da riskli bir iş. zira hem romanlarından ötürü, hem de hali hazırda sinema tarihinin en ünlü karakterlerinden biri olması dolayısıyla bir sürü takipçisi var. acımazlar. bir de tabii son hannibal filmleri, grotesk ve operatik altyapısıyla çekici gelen hannibal'ı, çocukların gözyaşlarıyla karıştırılmış martini içip siesta yapan zengin bir piçe dönüştürdüğünden doktorun karizmasını yeniden imar etme yükü var. son tahlilde ortaya çıkan şey şahsen benim umduğumdan çok daha iyi. hele de dexter bitecekken böyle bir izlenceliğe ihtiyaç vardı.

    dizinin yazarı bryan fuller, heroes'da sonu sıçışa giden keyifli ve etkileyici bir yapıma imza atmış, pushing daisies'de ise gayet istisnaî bir iş ortaya çıkarmıştı. senarist grevi yüzünden patlamasa bayağı bi ödül toplar ve benzerlerini de peşinden sürüklerdi eminim. çok sevmiştim. lakin imza attığı her işte, başlangıçtaki kreatif süreçte hayli başarılı olsa da sonrasında sanki kurmaya çalıştığı dünya için yeterince referansı ve birikimi olmadığından takılıp kalıyor ya da formüllere meyledip kolay çözümlere kaçıyor gibi geliyor bana. umarım bu sefer farklı olur.

    hannibal'ın senaryosunu yazmaya başlamadan evvel şöyle düşünmüş: "acaba david lynch, hannibal lecter karakteriyle ne yapardı?" bunun üstüne tuhaf mekânlar, estetik tasarımlar vs. üzerine yoğunlaşmış, ayrıca kubrick'ten de çok etkilenmiş yazarken. referans vermede sorun yok. eh özgün sayılabilecek bir kurgu yarattığı da söylenebilir ama lan bi sktir yani. iki rüya gördürünce, bi geyik kovalatınca, seri katil dizisine fbi ajanından çok analist koyunca, canlının yüzünde ölüyü gösterip arka plana bi bach, bi opera miksi yerleştirince olmuyor ki brayın. sonuna kadar elegant olalım, vidyoklip estetiğine, filtrelere doymayalım iyi has da sen bildiğimiz geek'sin işte. niye dizi sektöründe sanatsal devrim yapıyormuş tatavasına giriyorsun? yanlış anlama; dizideki karakterlerin hiç şüphelenmediği, bilakis güvendikleri ve herkesi kandıran ama izleyicinin ne tür bir cani olduğunu bildiği hannibal, othello'daki iago'nun ironik karakterini aynen taşıması bakımından leziz bir gönderme. sezon sonunda will'in zokasını bize yutturup göz kırptığın çekov'un silahı numarasına da şapka çıkardım. maşallah öğrendiğini uyguluyorsun. yalnız şimdi bi profilcinin, alakasız bi analistin evrak takibinde ne işi var, kız kardeşi öldürülen oğlan o polis çemberinin arasından içeri girip abigail'e nasıl dadanabiliyor, gözaltına alınmakla tehdit edilen gazeteci fbi korumasındaki abigail'le zırt pırt nasıl görüşüyor, hannibal nasıl bir insan ki gecenin ikisinde-beşinde dahi kendisini şorttu, pijamaydı demiyorum ama robdöşambrla bile göremiyoruz, manyak olduğu için yatarken bile haud kotör kıyafetle yatıyor olabilir, anlarım… belki de ingiliz olduğu içindir emin değilim ama bu lecter nasıl bir terapist ki will'e omuz masajı yapıyor? bizim burada, “valla uzun yoldan geldim, haftada üçyüz bayılıyom hamfendi bi omzumu ovsanız” desen kıyamet kopar. ben anlamıyorum bunları. arkada opera çalıyor da buralarda patlıyor işte hikâye. yine de ilk sezon itibariyle iyi iş kotardın yavşak. psikoanalitik okuma yapacağım diye manitalar birbirini kırıyor.

    her neyse, dexter seri katil dizileri için güzel bi kanal açtı. the following, bates motel, criminal minds, luther falan artık kaptıran bi seri katil dizisi yapıyor mecbur. e, iyi. lakin son zamanlardaki bu seri katil dizilerindeki ortak öğe bolluğu ne olacak? sanırım literatürden ve hayal gücünden önce seleflerinden (özellikle dexter'dan) faydalanmalarından olsa gerek birbirlerine benzemekten kaçamıyorlar; zira şu ara tüm seri katilli dizilerde olaylara/katile etkisi olan akademik karakterler, mutlaka terapist, başrollerde sanata ve yüksek zevklere düşkün sosyopat ve tablo gibi sunulmuş cinayetler mecburi gibi. herkes mi eksantrik lan? koca dizide elinde kalem-defter not alan bi tane insan gibi dedektif vardı o da görünmesinden on dakika sonra öldü gitti. ayrıca neden tüm seri katiller baltimore'da? niye hepsi cesetleri ikonik şekillerde sunma peşinde? adnan çolak gibi tasarım düşkünü olmayan standart bi soyguncu tecavüzcü psikopat yok mu yani? buna da kızdım.

    diğer taraftan kanımca antoni opkins'i aratmayan, doğal haliyle gerginlik sebebi mads mikelsen; karısı da homeland'de bipolar bir karakteri canlandırdığı için evde bolca otistik oyunculuk pratiği yaptıklarından olsa gerek aslını şaşırmış hugh, artık o göt göbekle anca diyaloglu sahnelerde arada bir kalkıp yürüyerek ve "on my mark!" diye bağırıp poz kesebilecek kıvama gelmiş laurence fişbörn cuk oturmuş seçimler. fakat şimdi bu gazeteci rolündeki kız dizinin en zayıf halkası, tansiyonu skip atıyor, arada fantezili çorap giymesinden başka bir özelliği yok. eddie izzard desen canard a la rouennaise üstüne dikilmiş bostan hıyarı gibi durmuş. ne yüzü role uygun ne personası. hikâyenin soğutucu komikleri olan inceleme ekibine ise hiç değinmiyorum, dizinin çizdiği profile bakarsan bunların bu dizide ne işi var diye sormak işten değil.

    red dragon'da evli çocuklu munis insan olarak tasvir edilen will'in fotoğrafik hafızası dizide "saf empati"ye dönüşüyor. bu, will'in daha geniş izleyici kitlesi tarafından sevilmesini sağlayacak bayağı nokta atışı bir değişiklik. çünkü sanırım herkes acayip empati yaptığını, ötekilerin empatiden haberinin bile olmadığını, neler çektiğini kimsenin anlamadığını düşünür. bu yüzden will ile özdeşleşmek ister istemez oluveriyor. will sosyalleşmek istemiyor çünkü insanlara çok fazla değer verdiğini düşünüyor. hepimiz gibi. will'in herhangi biri hakkındaki -lecter hariç- önizlenimi kesinlikle doğru, aynı biz. fakat elbette ki will'i farklı kılan başka özellikleri de var. empati yaptığı karakteri adeta emiyor: mimiklerini, korkularını, duygularını hatta kim bilir rüyalarını da... adeta kanlı canlı bir şekilde o insana dönüşüyor. bizde bu yok. iyi ki yok. o yüzden will'i izleyelim. hem ava giden, akademikçi, köpekleri olan, yalnız yaşayan maskülen bi karakter ama bi yandan da çocuk. yani şimdi bu adam da muhtelif duyguları harekete geçirdiğinden takip hissi yaratmazsa kim yaratacak? bu hissiyat öyle ki dışardaki kaos, cinayetler, oyunlar falan bizi boğdukça biz de will'in evine, onun ıssız kulübesine gitmeyi, köpeklerini görmeyi, will'in hayatına daha fazla şahit olmayı arzuluyoruz bir yandan da. valla kıyak karakter olmuş. yalnız will'in katille empati yaptığı sahnelerde peyda olan kara şimşekvari fuvvvuuf efektini son birkaç bölümde görmedik, kim unuttuysa enki razı olsun.

    jack, dizinin birincil öğesi olan manipülasyonun en etkili uygulayıcılarından biri. will'i pek siklemiyormuş gibi, asıl amacı takıntılı olduğu katili yakalamak olan klasik bir dedektif stereotipi ya da neyse işte, komser. will'in ayan beyan arızasını görüyor ve onu iki üç cümleyle en zayıf olduğu yerden vuruyor. will'in empatisi: "will ben seni görebiliyorum! benden saklanamazsın, sen saklansan gözlerin saklanamaz. çıkar bakiym gözlüğü." tamam, will bitti. yalnız hannibal karşısında sümüklü oğlan çocuğuna dönüşmesi hoş olmadı. yılların fbi komseri, profil çıkarma bilir, beden dili bilir, analiz bilir, arızayı şıp diye gözünden anlaması lâzımken bi tane insan sırtından strogonof, bi tane dil buğulama uğruna tav oldu, yalağa bağladı.

    daktır lektır manipülasyonun şahı elbette. bu gücü diğer insanların algılarında kendine özel bir yer edinerek, kendisinin onlar için özel olduğunu düşündürerek yapıyor ilk evvela. bunu en güzel örneğini abigail'i mantarlı çay içmeye ikna edişinde görüyoruz. hatta kocası jack ile hiçbir şey konuşmayan karısının hannibal'a takır takır dökülmesi de buna bir örnek. (kadın kanserden ölecek. hodor!) bunun yanında kedi fare oyunundan bir sanat eseri yaratmak istercesine harcıyor insanları. kurbanlarının gözlerindeki korku, intikam, kızgınlık falan değil onun derdi. öldürdüğü bir kızın annesine en acı dolu anında sarılıp saçlarını okşayarak teskin edebilecek kadar soğuk kanlı bu katil yarattığı terörün insanların asıl insansı yanlarını ortaya çıkardığını, o zaman jestlerin, mimiklerin daha gerçekçi olduğunu, bedenlerinin ısınmasını falan önemsiyor. tabii bir de bir şeyler olmasını: "bakalım ne olacak?" onun derdi bu. başka kimse bir oyunun içinde olduğunun, her tepkisinin izlendiğinin, karşısındaki insanın arkadaş olmadığının -hatta kimseyle arkadaşlık kuramayan bir sosyopat olduğunun- farkında değil. aynı sen. her neyse, tanrıyı oynamıyor mesela ama tanrıyı oynamaya kalkışan şeytanı oynadığı söylenebilir.

    işin garip yanı hannibal'ı genelde bir cani olarak da göremiyoruz. kurbanlarını rasyonel olarak seçiyor, onlardan bir hikâye oluşturuyor ve organlarını yiyor. onun dışında hannibal'ın psikososyal anormallik sergilediğine dair bir kanıtımız yok. hatta felsefede insaniyet esasen yetenekle ilişkilendirilir. çizdiği resimlere, el becerisine, mutfakta harikalar yaratmasına falan bakarsan basbayağı üst insan dersin. will'in empatizan olduğunun altı ha bire çizilmese belki hanni'nin cani olduğunu bile düşünmeyeceğiz.

    insanların algısında yer edinme taktiğini en tehlikeli şekilde uyguladığı karakter ise will. will'in terapisti olması ve will'i sürekli bir türlü düzelmesi mümkün olmayan bir hasta olduğuna ikna etmesi, will'in onu bir türlü görememesine ve varını yoğunu ona açmasına sebep oluyor. bu sayede cinayetler, fbi'ın içi ve will'in çevresindeki diğer kişiler hakkında her şeyi öğreniyor. bu arada jack ve will'in birbirlerine düşman ediyor ve hatta bizim bile jack'e bakışımızı etkiliyor. will eğer iyileşir de hannibal'a gerek duymazsa tabii ki hiçbir şey paylaşmayacak ve hannibal elindeki en büyük avantajı yitirecek. bilmiyorum, belki de will bu yüzden içeride. ama bi yandan da oğlana aşık gibi, hayran gibi it. artık tamamen kapalı bir alanda tutulan will'den nasıl faydalanacağını ileride göreceğiz. mads mikelsen'in bu manipülasyonun gücünü yansıtmaktaki etkisi de müthiş. minimum mimik kullanımı, ölü balık gibi bakışları, karşısındaki ne söylerse söylesin her şeye hazırlıklıymış ve hepsinin üstesinden gelebilirmiş gibi durması ve tabii ekose kıyafetleri, kravatı falan... misal hannibal kravatını windsor düğümü şeklinde bağlıyor. windsor düğümü bir kravatın en büyük göründüğü düğümdür ve dikkat dağıtır. adam boşuna usta değil zira kravatını bu şekilde bağlayan birinin yüzüne baktığınızda gözünüz iki de bir kravata kayar. benim tv biraz büyük olduğu için beynime işledi, mad mikelsen dendiğinde kafası windsor düğümü şeklinde bir insan geliyor gözlerimin önüne. bi bölümde de dürzü bizzat yaka mendiline bi dikkat çekti, arkadaş o mendil ne zaman yerinden çıkacak diyordum ki sonunda ekranı kapladı, hadouken yemiş gibi uykuya daldım. bu windsor düğümü de iyi düşünülmüş zira from russia with love'da bond windsor tarzı bağlanmış kravat takan insanlara güvenilmemesi gerektiğini söyler. çünkü bu bağlama şekli kibir ve kabalık göstergesidir. bağlayan kişi, uzun uzun bu zor düğümü yapmakla uğraşacak kadar kendine hayran olması yanında, "bak kardeşim ne kravat seçmişim, ne zevkli insanım" demektedir. bunun aksine will'in kravatı ise tam tersi, çarpık çurpuk, aceleye getirilmiş, çocuksu bir bağlama şekli. bu da kaçınılmaz olarak zavallı will ve beylerbeyi hannibal arasındaki kontrastı destekliyor. bi de hannibal'ın sefer tasını doldurup milletin evine pike yapması var ki yani ukalalığın daniskası. nyarlathotep muhafaza, bu yaşta bir herif benim evime öyle gelecek piştovunan kovalamazsam adam değilim. neyiz lan biz?

    bunlar tabii dizinin iyi tarafları fakat nasıl biz, "kadın karakter yazan romancımız yok, senaristimiz yok" diye söyleniyoruz, görüyoruz ki hannibal'da da aynı dert var ve bu sorun dünyağ çapında. hannibal ortamı malum erkek dünyası ama yani dizideki bütün kadınlar da laylon. alana bloom'a baksan güya terapist ama aşırı anne korumacılığıyla will'i esirgemeye çalışmasından, tabanı tikeltip öpüşmesinden başka bir numarası yok. gazeteci zaten uzaylı zekiye. hannibal'in terapisti bayağı tehlikeli duruyor; hannibal'ı çözmüş, bi yanıyla da hayran ya da kendini ona benzeştirdiğinden ses etmiyor gibi, hem harbiden terapist gibi allah için, bildiğin kütük. jack'le konuşurken bi ara eliyle saçını düzeltti, başka bi jestürünü görmedik. o da senaryodan değildir diye umuyorum. koca beverly katz olmuş sana lab geek; will'e isterik bakışlar atıp dursun, onun derinliği de o kadar. bi tek abigail'in hikâyesinde potansiyel vardı, hani göründüğünden fazlasıdır belki falan diyorduk o da travmayı atlatamadan ilkokul çocuğu kafasında geveleyip bir süre sonra da kulağı kaptırarak kayboldu. artık ileride bi clarice sterling çıkar da şöyle olur böyle olur diye ummaktan başka çaremiz yok.

    sonuçta psikolojiydi, cinayetti, analizdi, terapiydi, transferanstı, manipülasyondu, fransızca isimli yemeklerdi, vay efendim sanatsal cinayetlerdi -ki şükür cinayetler özenli bayağı- "kelimeler yaşayan şeylerdir, kimlikleri vardır, bakış açıları vardır" falan diye artistik diyaloglardı, hannibal'ı gösterince kıyıda köşede bi aslan göstermelerdi, imgeye boğmalardı falan derken bir sezon eridi gitti. potansiyel şahane; komiklikmiş, zırzoplukmuş bunlara gerek yok; david lynch değilsin arkadaş blue velvet'i izleyip kulağı kesmişsin güzel de oradaki olay başka, bunları iyi analiz edelim. mekânların çoğalması lâzım. seks yok, meme yok bu olmaz. kanımca her şey onun etrafında dönüyor gibi görünse de will de bu hikâyenin kalıcı öğesi değil. belli ki karakterler çeşitlenecek. o yüzden cazibesi artıyor dizinin. şöyle felsefeydi, psikolojiydi, analizdi bilen, dizi izlerken whatsup'da elalemle fingirdeşmek yerine ağzını açıp iki kritik yapabilen bi sevgilim, eşim, dostum olaydı da bi de onun bakış açısından dizide neler oluyormuş konuşsaydık falan diye düşünmeme sebep olduğu için ben diziyi sevdim. yalnız bu bryan fuller baştan bolca referansı toplayıp çok şahane ortam yaratıyor sonradan da tırta bağlıyor diye dizinin geleceği için umutsuzca işkillenmiyorum diyemem. inşallah bakalım. nasip.
    ---
    spoiler ---

    yorumuldum lan. oy!


    (cyrano - 24 Ağustos 2013 04:06)

  • comment image

    --- spoiler 1 x 9 ---

    banamı öyle geldi bilmiyorum ya da daha önce yazan biri belki olmuştur ama yemek masasında abigail eti ilk ağzına aldığında lan ben bu tadı biliyorum gibisinden bi hareket yaptı ve birşeyler anladı gibi.

    --- spoiler 1 x 9 ---

    son olarak çok merak ediyorum, acaba vedat milor bu diziyi izliyor mu? *


    (franklucas - 3 Eylül 2013 00:29)

  • comment image

    bende daha iyi yaşama isteği uyandırmış dizi. bu pezevenk gibi yemek yapıp şarap içmek istiyorum. hammadde ve cinayet kısmını geçersek kral gibi yaşıyor herif.


    (wallcan - 21 Ekim 2013 13:34)

  • comment image

    2. sezon fragmanından anladığımız kadarıyla, hannibal'ın, ona inanan herkesi ters köşeye yatıracağı dizi. yatırmakla kalmayıp bazılarını yiyecektir, yedirecektir... rabbim ölümün de hayırlısını nasip etsin, amin!


    (piglet - 21 Ocak 2014 22:51)

  • comment image

    genelde evde yemek yapmam ama bu diziyi izledikten sonra evde yemek yapmaya başladim.hannibal insan kullanmasa adam bildigin masterchef.
    edit:korkacak birşey yok sadece makarna ve menemen yapabiliyorum
    son olarak
    bloom'a bir çift sözüm var:skylerolma yolunda ilerliyorsun yolun yol değil.


    (hud hud - 5 Nisan 2014 18:11)

  • comment image

    02x08

    --- spoiler ---

    bölüm; en başından en sonuna kadar çok kaliteli replik ve sahnelerle bezeliydi.. özellikle psikolojik tarafın ağır bastığı bir bölümdü ve haliyle diyaloglar da o ölçüde müthişti..

    bölüm başındaki will - jack'in balık tutarken yaptıkları sohbet süperdi... aralarındaki iş birliğini ve birlikte hareket ettiklerini çok güzel bir diyalogla izleyiciye sundular...

    will'in: "eti tedarik etme sırası bendeydi!" repliği de çok iyiydi... yüzleri güldürdü:) ve will - hannibal - jack'in; birlikte yemek yemeleri ve o esnada herkesin hem her şeyin farkında olup, hem de sakin sakin yemeklerini yiyerek birbirlerine nazikçe ve inceden göndermeler yapmaları çok şıktı :))

    bölümün konusu olan cinayetin kendisi başlı başına ilgi çekiciydi, izlemesi keyifli ve merak uyandırıcıydı... atın içinden insan, insanın içinden kuş çıkınca; ben kuşun içinden de bir şeyler çıkmasını bekledim:)) neden olmasın? :))

    will'in kendisini peter karakteri ile özdeşleştirmesi ve peter'ın sosyal görevli olan ilişkisinde de; hannibal ile kendisini görmesi, sahneleri ve replikleri çok daha etkileyici ve derin kılmayı başardı...

    bölüm boyunca ve özellikle de sonunda gördük ki; hannibal, will'i gerçekten seviyor.. kendince seviyor... will'in varlığı hannibal için çok önemli... hannibal; onun zekâsına hayran ve onu anlayacak yegâne kişinin de will olduğunu biliyor... ve hannibal için: "aptal dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun!" mottosunun sonuna kadar geçerli olduğunu, bu bölümle birlikte iyice anlamış olduk...

    özellikle final sahnesindeki hannibal - will replikleri ve hannibal'ın will'e sahip çıkış biçimi ve sonunda söyledikleri; hannibal'ın neden will'e bu kadar önem ve değer verdiğini, ona olan düşkünlüğünün ana nedenini tamamen özetledi.

    hannibal: "tüm bilgim ve müdahalelerime rağmen; seni asla tamamen önceden tahmin edemiyorum. tırtılı besleyebilirim ve krizalite fısıldayabilirim. fakat kozadan çıkan şey; kendi doğasını takip ediyor
    ve beni aşıyor..."

    tam orada hannibal; will'in dudaklarına yapışacak diye bekledim kuran çarpsın :))))
    ---
    spoiler ---

    kısacası; 02 x 08 çok iyi bir bölümdü:) senarist teyzelerin ve amcaların ellerinden öpüyorum :))


    (the world of catharsis - 21 Nisan 2014 01:48)

  • comment image

    --- spoiler ---

    verger'lerin sivaslı olduğunu gösteren dizidir. mason verger ne zaman görüntüye gelse davullu zurnalı halay müziği başlıyor, will'i margot'u carlo'yu alıp tey tey diye halay çekecekler az kaldı.

    ---
    spoiler ---


    (gilbertus albans - 10 Mayıs 2014 15:10)

  • comment image

    sezon finaline yaklaşırken heyecanı arttıran bir bölüm oldu 2x12. ancak bu sefer bölümle alakalı konuşmayacağım.

    burada arkadaşlar teşekkür etmişler sağ olsunlar soma ile alakalı yazdığım notla ilgili; ancak altyazıyı yüklediğim sitelerden birisi olan divxplanet notu aynen bırakarak taziye mesajını altyazıdan kaldırmış. kendilerine de söyledim buradan da söylüyorum; olağanüstü olaylar yaşadığımız bir dönemde olağan kuralları ("altyazı'da sadece çevirmen ismi ve iyi seyirler yazabilir") işleten yönetim anlayışınızı kınıyorum. sırf daha fazla kişiye ulaştığı için sezon finalini de yükleyip siteyle altyazı ilişiğimi tamamen keseceğim.

    altyazıyı olduğu gibi yayınlayan turkcealtyazi.org'a ise teşekkürler.

    sezon finalinde görüşmek üzere. *


    (suffocated - 18 Mayıs 2014 14:09)

  • comment image

    kusura bakmasın ama 2. sezon finalinin ne olduğunu anlamadığım dizi. bir yerlerde sergilenmesi lazım kanımca, sanat eseri olabilir.

    bundan sonra yok bunlar niye bu kadar salak, koskoca fbi nasıl çözemiyor bu olayı, yok efendim jack'in dişleri neden ayrık falan demeyeceğim. tek kusuru bu gerçekçi detaylar çünkü, görmezden gelebiliriz. alana'ya yelloz demeye devam edeceğim ama, orası ayrı.

    ayrıca gençler! yapmayın etmeyin kıymayın, bu günaha ortak olmayın, hannibal'ı dexterla karşılaştırmayın. hadi karşılaştırdınız diyelim, dexter'ı daha iyi bulmayın. manyak mısınız be?! sırf sezon finalinde hannibal'ın jack'i yemeğe çağırmak için yazdığı mektuptaki harflerin şekliyle bile hannibal şu anda bir sürü konuda, "dizi" dediğimiz birçok şeyin önüne geçti. duyarlı olalım lütfen!!!!!!


    (apwbd - 26 Mayıs 2014 14:10)

  • comment image

    hannibal'ın durup durup yanlamasına uçarak kilerin kapısına omuz atma sahnesini çok estetik bulduğum dizi.


    (better ol - 31 Mayıs 2014 00:41)

  • comment image

    dizide teknolojinin eksik kullanılması mantık hatası değildir. adamlar cep telefonu kullanırken onu mu düşünemeyeceklerdi? olaya şu açılardan bakmak lazım;

    ---- spoiler içerebilir -----

    hatırlayın hannibal'ın jack'i yemeğe davet ettiği sahnede yazdığı mektubu. mesaj da atabilirdi, arayabilirdi de ama yapmadı. olay da bu zaten. dizinin sofistike bir havası var. en önemlisi karakterler sıradan insanlar değil, hepsi özel yetenekleri olan insanlar. iyilik veya kötülük başka konu ama hepsi özel insanlar. bu insanları anlatırken biraz doğa üstü olmalı bazı şeyler. olayın sanatsallığı burada zaten. yoksa kedi siki kadar yemekle jack gibi bi hayvan doyar mı? akıl var mantık işte ama ne oluyor? orada yemeğin sanatsallığı giriyor yine devreye. yine hannibal'ın yemeğe zehir katmayla alakalı bir konuşmadaki şu cümlesini hatırlayın;

    - yemeğe zehir katarak bu saygısızlığı yapamam.

    olaya biraz şairane yaklaşmak lazım, sanat eserinde mantık aramayın. soyut bi tablo gibi düşünün. hannibal bu yüzden eşsiz bir dizi.

    edit: spoiler uyarısı


    (cayisekersizrakiyisekicenadam - 17 Haziran 2014 04:39)

  • comment image

    (d o.d.ö 247-ö o.d.ö 182 veya 183) kartacanın büyük generali, roma'nın amansız ve müthiş düşmanı. hayatı hakkındaki bilgileri düşmanlarının verdiği kayıtlardan öğrensek de, onlar bile hannibal'in dürüstlüğünü, merhametliliğini ve dehasını övmekte birleşirler.

    hannibal'in babası, 1.pön savaşının kahramanı olan hamilcar barca idi. hannibal daha küçük yaşlarından itibaren babasıyla seferlere katılmaya başladı. ondan hem savaşmayı, hem de roma'dan nefret etmeyi öğrendi. babasıyla beraber ispanya ordusuna komuta eden hannibal, önce hamilcar'ın, ardından o.d.ö 221 yılında kayınbiraderi hasdrubal'in (öz kardeşi hasdrubal ile karıştırılmamalıdır) ölümünün ardından ispanya ordusunun komutanı oldu. roma'nın 1.pön savaşındaki başarısından cesaret aldığını ve ikinci bir savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyordu. bu yüzden ilk darbeyi vuranın kendisi olmasında kararlıydı. iki yıl boyunca ispanya'daki konumu sağlamlaştırmasının ardından roma'nın müttefiki olan saguntum şehrini kuşattı ve sekiz ay sonra da ele geçirdi. kartaca senatosunun bu zaferini desteklemesi üzerine roma savaş ilan etti.

    seçkin birliklerden kurulu görece küçük ordusunu kuzeye hareket ettiren hannibal, az bilinen bir kara yolunu kullanarak romayı kalbinde, italya'da vuracaktı. pirene dağlarını düşman keltiber kabileleri ile dövüşe dövüşe geçen hannibal roma güçlerinin yetişmesinden önce rhone vadisine vardı, bölgedeki romalılar ile müttefiklerini atlatmak için vadi yukarısından bir yay çizdi ve alp dağlarını geçmeye koyuldu. büyük bir yük katarı ve filler ile beraber antikçağ koşullarında yapılan bu yolculuk askerlik tarihinin en çarpıcı başarılarından biridir. hangi geçidi kullandığı tam bilinmese en çok adı zikredilen noktalar mont genevre ya da küçük saint bernard geçitleridir.

    italya'ya inişini tamamladığı zaman, üstün süvari gücüyle po ovasını tarumar etmeye koyuldu. bu başarıları roma'nın bir diğer amansız düşmanı olan keltlerin gözünden kaçmadı. o.d.ö 225 yılında roma, kuzey italya keltlerini telamon muharebesinde kılıçtan geçirmiş, hemen hepsini bugünkü isviçre'ye dek sürmüştü. intikam ateşiyle yanan binlerce kelt savaşçısı hannibal'in ordusuna katıldı. kendisini durdurmaya gelen bir roma ordusunu da trebbia muharebesinde yok edince artık güney italya'ya giden yol açılmıştı. 217 ilkbaharında hannibal ve ordusu appeninleri geçerek güneye, roma'ya yürüyüşe geçti. trasimene gölü muharebesinde ana roma ordusu tam bir bozguna uğratıldı. fakat romalılar senatör quintus fabius maximus verrucosus'un tavsiyeleri ile vurkaç savaşına giriştiler, ellerinde kalan düzenli birlikleri ise demoklesin kılıcı gibi sürekli hannibal'i tehdit eder şekilde kullandılar. taktik işe yaradı: hannibal'in yürüyüşü epey yavaşladı, güçleri aşındı. bu durumda güçlü roma surlarını geçmenin yolu yoktu. bunun yerine hannibal roma kentini atlayarak güney italya'ya indi. amacı roma hakimiyetine henüz girmiş ve yoğun hoşnutsuzluk duyan latin şehir-devletlerini isyana kışkırtmaktı. bu niyetini sezen romalılar paniğe kapılarak büyük bir hata yaptılar: elerindeki son düzenli orduyu hannibal'in üzerine sürdüler. 216 yılında meydana gelen cannae meydan muharebesi tarihin en kesin sonuçlu imha harekatlarından biridir. 75.000 kişilik roma ordusu 40.000 kişilik (çoğu paralı asker) kartaca ordusu tarafından tuzağa çekilerek tamamen yok edildi. bu muhteşem zafer sayesinde, aralarında kritik önem taşıyan capua şehri de dahil olmak üzere neredeyse tüm güney italya hannibal'in tarafına geçti. ancak iki olay roma'yı düşmekten kurtardı: hannibal'in prestijinden korkmaya başlayan kartaca senatosu hannibal'e yeterli desteği vermedi; romalılar ise yeniden vurkaç savaşına başlayarak karataca güçlerini felç ettiler, biryandan da kölelerin bile azat edilmesiyle safları doldurulan yeni bir ordu kurmaya başladılar. roma kentini almak için son fırsat da böylece kaçmış oldu. hannibal'in kifayetsiz muhteris sivil politikacılarca sırtından vurulması ile roma'nın azimli direnişi tarihin akışını değiştirmişti.

    212 yılından sonra işler hannibal için ters gitmeye başladı. roma üzerine yaptığı cesurca bir ayartma manevrasına rağmen 211 yılında roma'nın capua'yı geri almasını önleyemedi. 207 yılında roma'ya yaptığı son bir akın püskürtüldü. ertesi yıl ise ispanya üzerinden bir yardım ordusuyla gelmeye çalışan kardeşi hasdrubal kuzey italya'da bulunan metaurus nehri kıyısında romalılar tarafından yenilerek öldürüldü. bu son yenilgiyle beraber hannibal artık italya'daki konumunu koruyamayacak hale geldi ve bruttium dağlarına doğru çekildi.

    203 yılında, ispanya'da büyük zaferler kazanan konsül scipio africanus güçlü bir orduyla kuzey afrikaya çıktı. başkenti korumak üzere geri çağırılan hannibal ilk kez askerlikte kendine denk bir komutanla karşı karşıyaydı. o.d.ö 202 yılında meydana gelen zama muharebesinde, scipio ordusunu dama tahtası düzeninde dizerek kartaca'nın süvari ve fil üstünlüğünü kullanamayacağı bir pozisyon aldı. netice roma için kesin bi zafer, kartaca için ise korkunç bir yenilgi oldu; öyle ki roma'nın dayattığı ağır koşulları kabulden başka çare kalmamıştı.

    kartaca'nın barış yapmasının ardından hannibal shofetliğe seçildi; hükümeti yeniden düzenledi ve roma'ya ödenen yıllık haracı sağlamak üzere yeni kaynaklar yaratmaya çalıştı. ancak roma en müthiş düşmanından öyle korkuyordu ki, barışı bozmak amacıyla entrikalar çevirdiğini iddia ederek kartaca senatosunun hannibal'i görevden almasını istedi. hayatını tehlikede gören hannibal roma'nın düşmanı olan suriye kralı iii.antiochus'un sarayına sığındı. antiochus kısa süre sonra roma ile savaşa tutuştu. eğer hannibal'in tavsiyelerini dinleseydi başarılı olabilirdi, fakat kendine fazla güvendi ve korkunç bir yenilgiye uğradı. hannibal tekrar kaçtı; bu sefer küçük bithynia krallığına sığındı. ancak roma'nın peşini bırakmaya niyeti yoktu. kralın kendisini romalılara teslim edeceğini öğrenince "romayı şu her günkü derdinden kurtaralım" diyerek yüzüğünde taşıdığı zehiri içti. tarihin en müthiş ve renkli simalarından birisi de işte böylece göçüp gitmişti.

    kaynaklar:

    www.encyclopedia.com
    the punic wars,terence wise&mark healy,osprey publications

    (bkz: kartaca)
    (bkz: roma imparatorluğu)


    (chevalier sans peur - 30 Mayıs 2004 13:23)

  • comment image

    --- spoiler ---

    sergileneni almayı bilirseniz sanki serap altekin'in dersinde gibi hissettiren muhteşem dizi. psikiyatrist-hasta diyalogları müthiş, özelikle hannibal'ın kendi psikiyatristi ile olan diyalogları, benim gözümde -idealde- olması gerekendir (öldürmeye yönlendirmekden bahsetmiyorum, zeka pırıltısı sergilemeyenlerin lafı neresinden anlayacağını bilmediğim için açıklama gereği duydum.) etik dışı uygulamalar hariç -ki hannibal zaten kendisi etik dışı çalıştığını belirtiyor- diyaloglar, "empati" ile karşındaki insanı anlamak, transferans kesinlikle böyle olmalıdır. ülkemizde ne yazık ki uygulama çoook farklı; belli başlı psikolojik danışmanlar, psikologlar ve psikiyatristler nadiren bu kadar muhteşem çalışıyor.

    ayrıca dizi, zihin yönlendirmenin ne kadar müthiş bir o kadar da korkunç bir şey olduğunu gözler önüne seriyor. yani zihin yönlendirme denen şey, "psişik güçler ile eski sevgiliyi geri döndürmek" gibi bir şey değil. dizide görüldüğü üzere zekanızla karşınızdakinin ne düşündüğünü, hangi adımda ne düşüneceğini adım adım hesaplama işi. aslında bir satranç. hannibal ve will graham'in oyunu tam bir satranç. bu satrancı seviyorum, sherlock'u da o yüzden seviyorum. ancak bu diziden sonra favori empat sosyopatım will graham oldu, sherlock gözümde sosyopatçık seviyesine düştü. çünkü kendisi göz önünde olan somut parçaları birleştiriyor, pratik ile kazanılan bir şey birisinin gömlek katlama izine dikkat edip kaçta yatıp kaçta kalktığını ve mesleğini tahmin etmek. ya da takıların solup solmamasından ilişkilerini bulmak. iyi bir psikolog/danışman zaten bunu yapabiliyor sherlock'unki kadar extraordinary olmasa da, sonuçta işi "gözlem, analiz, sentez".

    ideal uygulama diye bahsetmişken hannibal'ın etik dışı davranışlarını tekrar hatırlatalım. zihin yönlendirmekten bahsetmiyorum bile. hastasını yemeğe davet etmek, seans dışında sosyalleşmek başlı başına hata. ayrıca bir hastasının tanıdığı başka birisi ile seans yapmak da etik dışı, üstad psikiyatristimiz iki kardeş ile ayrı ayrı seans yapıyor. olmaaaaaaz.

    dizinin jeneriği çok rahatsız edici, ama tam olarak olması gereken. laylaylom bir şey olamazdı, seyirciden beklenen ölçüde içini tırmalıyor insanın. zaten rahatsız oluyorsak, başarılı olmuş demektir.

    buraya gelip de "dizi çok saçma yeaaa hiç gerçekçi değil" diyenlere de şunu diyorum: "arkadaş başarıyı gerçekçilikle mi ölçüyorsunuz?" star wars ne olacak o zaman, ya da the lord of the rings? onları geçtim bi how i met your mother bile gerçekçi değil zaten. adamlar zaten "biz dünyanın en gerçekçi dizisini çekiyoruz" diye bir iddiada bulunmamış ki üstelik. ama yine de gerçekçiliği ölçüyor isek, bir çok diziye göre gerçekçi yönleri var bu seri katillerle ilgili. insan öldüren birisi diyince, böyle elinde baltayla dolaşan atletli "hede hödö" şeklinde konuşan amcalar canlanıyor gözünüzde biliyorum, yok işte onlar ayrı bir kategori. genius psikopatlarımız (bkz: antisosyal kişilik bozukluğu) aynen bu şekilde oluyor, yani ikili bir hayat yaşayarak satranç oynamak şeklinde. fazlasıyla zekiler, aptal saptal eline silahı alıp "sen bana ne diyon gardaş vururum bak"lar, başka bir modele dahil oluyor. tabi belirtmekte fayda var, genius olan modeller de hannibal kadar elinden her iş gelen hamarat takım elbiseli beyefendi olacaklar diye bir kaide yok. dizide o kadar güzel göstermişler ki, insanın aşık olası geliyor. türk erkeğine bak bi de hannibal'a bak, will'e bak. adamlar o kadar çekici ki "ay hadi 2 adam da öldürüversinler ya o kadar şımarıklığı hakettiler canlarım benim:))))" diyor insan. bak ya benim zihnimi de yönlendirmişler hah.

    ------------

    diziden alıntılara gelirsek:

    s01e01
    hannibal lecter: algı, iki ucu keskin bir araçtır.

    ---------

    s01e08
    hannibal lecter: doğası gereği özgür olan bir enstrümana geleneksel bir kompozisyon empoze edemezsiniz. (theremin için konuşuyor.)

    ---------

    s02e04
    hannibal lecter: ölüm fikrini her zaman rahatlatıcı bulmuşumdur. hayatımın her an sona erebileceği fikri, beni hayatın sunduğu şeylerin güzelliğini, sanatını ve korkusunu tamamen kucaklamam için özgür kılıyor.

    ----------

    s02e07
    alana bloom: olduğun kişiye dair sahip olduğum varsayım iskeletinin tamamına meydan okudun, olduğunu düşündüğüm kişiye.
    will graham: olduğumu düşündüğün kişi, olduğum kişiye dair her zaman iyi bir rehber teşkil etmiyor.
    alana bloom: senin hakkında yanılmışım.
    will graham: söylediklerime inanmadığın için mi, ya da bana inanmadığın için mi? çünkü benim akıl sağlığımı ve gerçeklik hissimi sorgulamama izin verdiğin için mi?
    (alana orospusu başlığı boşuna değil. zeka üst sınırlarını zorlayan sosyopatımız will; alana gibi empati yoksunu, beceriksiz, 6. hisse dair zerre pırıltı taşımayan bir psikiyatrist yüzünden kendi gerçeklik algısını kaybetmek üzereydi. alanacım, senden müthiş bir akademisyen olur, akademik bilgi sahibisin. ama uygulamada terapi yapacak kadar empati ve yorum gücüne sahip değilsin, nokta. yalnız benim alana'yı beğenmemem de tavşan dağa küsmüş gibi bir şey oldu*.

    ---------

    s02e08
    alana bloom: neden bu mesleği seçtiniz? (sosyal görevli)
    clark ingram: toplumun, ilgi gösteren kişilere ihtiyacı var.
    alana bloom: aynı zamanda birkaç psikopata da ihtiyacı var, geri kalanımızı tetikte tutmak için.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: anormal bir duruma verilen anormal bir tepki normal bir davranıştır. (ah serap* hocam, aynı cümleler)

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: tüm bilgim ve müdahalelerime rağmen, seni asla tamamen önceden tahmin edemiyorum. tırtılı besleyebilirim, krizalite fısıldayabilirim. fakat kozadan çıkan şey kendi doğasını takip ediyor ve beni aşıyor. (will graham için konuşuyor.)

    ---------

    s02e09
    hannibal lecter: kimse, başka bir insanı sevmediği sürece o kişinin bütün yönlerinin farkında olamaz. o sevgi sayesinde sevdiğimiz kişinin potansiyelini görürüz. o sevgi yoluyla sevdiğimiz kişinin kendi potansiyelini görmesini sağlarız. o sevgiyi dillendirerek sevdiğimiz kişinin potansiyeli gerçeğe dönüşür.

    ..
    ..
    ..

    jack crawford: eskiden hafızamı kaybetmekten korkardım. şimdi ise birkaç şeyi unutmak için neler vermezdim.
    hannibal lecter: anılar anları ölümsüz kılar; fakat unutmak, sağlıklı bir zihne önayak olur. unutmak iyidir.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: terapi, kendimizi olmak istediğimiz kişi olarak değil, olduğumuz kişi olarak görmeye dair samimi bir isteğimiz olduğunda işe yarar.
    (bu da kilit cümlelerden biri, "psikologa gittim sorunlarımı çözemedi yeaaaaa"lar için. psikolog/psikiyatrist/danışman sorunlarınızı çözmez, öyle bir iddiada da bulunmaz zaten. terapinin/ danışmanlığın işe yarayıp yaramaması; uzmanın profesyonelliği bir yana, sizinle "de" ilgilidir.)

    ..
    ..
    ..

    will graham: hiç pişmanlığın var mı?
    hannibal lecter: her seçimin özünde olası bir pişmanlık yatar. ancak bir şeyi yapmamayı seçersem bunun genellikle iyi bir sebebi vardır.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: yani pişman olduğun şey tetiği çekmiş olman değil, tetiği olması gerektiği gibi çekmemiş olman. (öldürücü bir şekilde)

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: kendi öfkesine cevap verebilen bir insandan daha vahşi bir hayvan yoktur.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: sınırlarımızı çok erken öğrenirsek gücümüzün farkına varamayız.

    ---------

    s02e10
    hannibal lecter: yaptığımız veya inandığımız şeylerin temelindeki motivasyon kaynağı ölümdür.

    ..
    ..
    ..

    alana bloom: psikolojik bir enstrüman. (theremin için)
    hannibal lecter: evet hastalarla da aynı şekilde ilgileniriz. hiçbir zaman dokunmayız, fakat onları ahenksizken bestelemeye doğru güderiz.
    alana bloom: fakat insanlar enstrüman değildir. çaldığın şey her neyse hannibal, yarattığın şeyi çok dikkatli dinlemelisin.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: tanıdığın düşman, tanımadığın dosttan yeğdir.

    ---------

    s02e11
    hannibal lecter: bazen parçalanması için yere bir fincan düşürüyorum, bilerek. tekrar dönüp birleşmemesi beni tatmin etmiyor. belki bir gün fincanlardan biri tekrar birleşir.
    (mr. nobody'deki şu repliğe benziyor: "eğer patates püresi ile sosu karıştırırsan daha sonra ayıramazsın, sonsuza dek. babanın sigarasından çıkan duman bir daha asla içine dönmez. geri dönemeyiz. seçmek, bu yüzden zordur.")

    ..
    ..
    ..

    alana bloom: dünyadaki en korkunç şey, her şeyin berrak olduğu bir an olabilir.

    ---------

    s02e13
    bella crawford: affetmek o kadar büyük bir erdemdir ki, bilinçli ve bilinçsiz olarak gerçekleşir. affetme eylemini kendi isteğinle gerçekleştiremezsin. o kendiliğinden oluverir.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: aşk ve ölüm insanların ilgisini çeken esas terimlerdir. kendimiz için yaptıklarımız bizimle birlikte ölür. başkaları için yaptıklarımız bizden uzun yaşar.

    ..
    ..
    ..

    hannibal lecter: sen.. sen beni şaşırtmak istedin. beni tanımana, beni görmene müsaade ettim. sana nadir bir hediye verdim. ama istemedin.
    will graham: istemedim.
    hannibal lecter: beni hayatımdan men edecektin.
    will graham: hayır. hayatından degil, hayır.
    hannibal lecter: özgürlüğümü elimden alacaktın o zaman. hapse tıkacaktın. benim seni değiştirdiğim gibi, beni değiştirebileceğini mi sandın?
    will graham: çoktan değiştirdim bile.
    hannibal lecter: kader ve yaşananlar bizi fincanın kırıldığı bu ana getirdi. seni affediyorum will. sen de beni affedecek misin?
    will graham: sakın..

    --------------

    bu son diyaloğun yaşandığı sahne çok can alıcıydı. will "çoktan değiştirdim bile" dediğinde hannibal'ın yüzündeki ifade tam bir "hasssssi... harbiden lan" bakışıydı, tabi daha duygusal versiyonu, ben veremedim o duyguyu. will hannibal'ı değiştirdi, çünkü değiştirmemiş olsaydı, hannibal bu konuşmayı yapıyor olmazdı. bir sosyopat olarak, will'e kırılacak kadar duygu içeren bir arkadaşlık geliştiremezdi. hannibal'ın davranış paterni arkadaş edinememek değil, arkadaşlık şeklinde bir duygunun ne olduğunu bilmemek, ihtiyaç duymamak gibi bir şey. antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerde iyi-kötü algısının olmaması gibi, bu tür duygular da olmuyor. misal çocukluğunda hiç çikolata yememiş/görmemiş/çikolatanın varlığından bihaber birisi ileriki zamanlarında da çikolata istemez, çünkü zaten o tadı bilmediği için güzel-çirkin gibi bi algı oluşturamaz. yine bilmediği için de eksikliğini hissetmez, ihtiyaç duymaz. hannibal, will'e kırıldı, kızdı. çünkü ilk defa arkadaşlığa yakın bir duygu geliştirdi ve ihanete uğramış hissetti, değerli gördüğü için. will değiştirmişti onu, arkadaşlık duygusunu hissetmesini sağladı. iyi-kötü algısını ve manipulasyonu es geçersek, hannibal'ın will'e duyguları samimi idi. yoksa sallamazdı, zaten bu adam kimseye böyle duygular hissetmiyor. dümdüz öldürür geçerdi, ya da belki öldürmezdi. ama will'le bu konuşmayı yapıp sonra onu bıçağıyla cezalandıracak kadar takmazdı, değişmemiş olsaydı. resmen üzüldüm hannibal'a. yine iyi-kötü algısından bağımsız konuşuyorum, hannibal kendi mantığı içerisinde gayet net ve çelişkisiz hareket ediyor, kendince bunu yapması da beklenendi, ihanetten sonra.

    ---
    spoiler ---

    ne hannibal'mış arkadaş, roman oldu yine.


    (cerebralcortex - 17 Ağustos 2014 00:40)

Yorum Kaynak Link : hannibal