• "1973 yapimi bir jean eustache filmi. basroldeki jean pierre leaud, 3,5 saat boyunca asildigi iki hatunla felsefi konusmalar yapar. bazilari bunu bir basyapit kabul eder.*"
  • "(bkz: the mother and the whore)"
  • "fransızca "anne ve orospu""
  • "(bkz: toutes les femmes sont putes sauf maman)"
  • "".. bütün sahteler gibi orijinalinden daha iyi. geçmişinde hiç sır yok.""
  • "tekdüzeliğine rağmen lan acaba nolucak sorusuyla sonuna kadar kendini izlettiren film."
  • "(bkz: ma mere)"




Facebook Yorumları
  • comment image

    bence "la maman" da, "la putain" da francoise lebrun'dir.

    bir de jean-pierre leaud'nun yatakta "a la recherche du temps perdu" okudugu bir sahne var; belli belirsiz secilse de kitabin adi. leaud, bir cumle okur, etrafa bakar bir seyler arar gibi, sonra bir daha okur, bosluga bakar.
    "allegories of reading"e konu olabilecek, cok guzel bir sahnedir.

    saclari taranmis, ucundaki kiriklari alinmis bir godard filmi gibidir. ve bu kotu bir sey degildir.


    (glass sealed - 29 Aralık 2006 07:41)

  • comment image

    bir gece saat 03.00'de basladigim ve gozumu kirpmadan, bolca sigara tuketerek, yogun bir hayranlik duygusuyla tamamladigim film, *basyapit. yeni dalga'nin (bkz: nouvelle vague) cokca taklit edilen bir modaya donusmesi sonrasinda, jean eustache bu filmle radikal bir cikis gerceklestirmis ve akimi silkeleyerek ona yeni bir heyecan kazandirmistir. fransizlar basta olmak uzere, dunyanin dort bir yanindaki sinema yazarlari bu filmi tum zamanlarin en iyileri arasinda gosterirler. haksiz da sayilmazlar.


    (electric cafe - 19 Ağustos 2002 03:08)

  • comment image

    sabah vaazı

    "çağımız tembellik çağı, dostlarım. insanların çoğu masa başında çalışıyor, hareket etmiyorlar. yeterince egzersiz yapmıyor, yeterince yürümüyorlar. bir düğmeye basınca çalışan makineler çağında milyonlarca insan tembelleşti. ruhsal ve bedensel olarak egzersiz eksiğimiz var. kalabalıklar içindeki bireylerin düşünme problemlerini ele alın. farklı boyda, farklı tipteki insanları izleyin. kimileri aşırı şişman, kimileri kocaman göbekli, kimileriyse çöp gibi ince. daha da kötüsü, her biri akıl olarak ortalama düzeyde. bilimdeki gelişmelere rağmen insanlık giderek yozlaşıyor. bu nedenle dostlarım, bu ayki dergimizin başlığı 'saf gerçek'. sizlere nasıl öğreneceğinizi anlatacak, arzu edilen noktaya nasıl ulaşacağınızı gösterecek, hayattaki tüm ihtiyaçlarınıza ulaşmanızı sağlayacak. dergimiz bu alanda benzersizdir çünkü önyargısız olarak tüm gerçekleri dosdoğru ortaya koymaktadır. bu yüzden 'saf gerçek' adını verdik. eğer ücretsiz bir kopyasına sahip olmak istiyorsanız hemen bugün, söyleyeceğimiz adrese yazın:
    'gelecek dünya' avrupa 1. po box 150. paris, 8. bölge - fransa.
    evet, dostlar. sabah vaazını dinlediniz, şimdilik hoşça kalın."


    (nirvana - 17 Ocak 2012 03:19)

  • comment image

    "insan birini nasıl terk eder, hiç anlamıyorum. ben hayatımda kimseyi terk etmedim. bu yüzden terk edilen hep ben oldum. bence zaman ilerlerken, hayat, insanları birleştirip ayırma işini üstleniyor. ben hiçbir şey yapmam. bırakırım benim yerime zaman yapsın. başkasının işini neden yapayım?"

    zaman, terk etmiyor.


    (nirvana - 17 Ocak 2012 04:01)

  • comment image

    olaydan ziyade daha çok diyaloglar ile ilerleyen harikulade fransız filmi. kiminin canı sıkılabiliyor, uyuklayabiliyor tabii. edebiyat havası kokan kafelerin, felsefi tartışmaların yapıldığı ve 68 olaylarına katılan gençlerin sonradan neler yaptıklarına da değinen güzel film.


    (zamane yazari - 9 Nisan 2014 15:13)

  • comment image

    zamanında cannes film festivalinde grand prize of the jury ve fıprescı ödülünü kazanıp palme d'or adayı olmuştur. french new wave akımını merak eden, anlamak isteyen kişilerin izlemesi gereken bir örnektir.

    akıllara kazınılan uzun diyalogları bir kenara bırakacak olursak, filmin en sığ yorumu işsiz bir narsistin iki kadın tarafından paylaşılması olurdu heralde. hatta o uzun diyalogları ben bir daha düşününce monolog olarak adlandırdım. çünkü filmin çoğunluğunda jean-pierre léaud konuşuyor, kadınları onu dinliyor ve dinliyor.

    hikayenin sosyal ve cinsel devrimlerin yaşandığı 60'lar parisinde geçmesi, kişiyi filmin içine alan en önemli unsur olmalı. cinsel devrim kısmını, veronika filmin bir parçasında " neden kadınlar sikişmek istediği zaman bunu söyleyemiyorlar?" gibi bir soru cümlesi kurarak yansıtıyor.

    film adına uygun bir karakter sınıflandırmasına girersek eğer; alexandre, hemşire ile tanıştığında onun anne rolü üstleneceğini düşünmüştüm. hemşirenin üstelendiği mesleki niteliklerden dolayı yani. iyileştirici, sağlık verici, bakıcı gibi özellikleri falan var ya... ancak ilerleyen sürede hemşirenin "la putain" rolü için doğmuş olduğunu farkettim.

    hoşuma giden sahnelerinden birini anımsatarak entrymi bitireyim;

    --- spoiler ---

    alexandre bi sahnede yatak yapmaktadır. garip bir figürle yatağı çabucak yapar. bu da veronika'nın dikkatini çeker.

    veronika: yatak yapmak için eğlenceli bir yol.

    alexandre: bir film de görmüştüm bunu. filmler sana nasıl yaşayacağını öğretir, nasıl yatak yapacağını.
    ---
    spoiler ---


    (pubperest - 1 Aralık 2014 16:57)

  • comment image

    her şeyden çok 1968 paris öğrenci olaylarını yaşamış bir kuşağın hayal kırıklıklarını satır aralarında işlemesi bakımından ilginçtir. leaud'nun canlandırdığı karakter bir yerde "yer paris, zaman mayıs 1968'di. ama sokaktaki herkes ağlıyordu. neden? çünkü az önce polis göz yaşartıcı bomba atmıştı." derken bu durumu gayet keskin bir ironi ile anlatır. la maman et la putain, 1960'larda fransız arthouse'çuları arasında herhalde en etkili biçimde godard * tarafından dile getirilen idealist eğilimlerden, kısa bir süre içinde son derece varoluşçu/nihilist bir boşvermişliğe geçişi simgeler. leaud evinde tekerlekli sandalyeyle dolaşan bir arkadaşına "nerden aldın bunu?" diye sorduğunda "sakatın tekinden" yanıtını alır. durum harbiden vahimdir. refah devleti ahlakı çökmektedir. jean jacques rousseau'nun kemikleri sızlıyordur. jean eustache canına kıymasaydı da iki tane daha yapsaydı bunun gibi diye düşünür insan. avrupa sinemasında genellikle eksik olduğunu düşündüğüm, yoğun ve yer yer emprovize diyaloglarla kotarılan bir samimiyet vardır bu filmde. bir nevi faces * tadı alır insan. mekanlar yüzlerin gölgesinde kalır, eustache kasmaz fotoğrafla, geometriyle, kültürle, fizikle..240 dakikanın bir yerinde bile sıkılası gelmez insanın, oturur bekler bitmesin diye.


    (cosmo vitelli - 30 Temmuz 2005 04:27)

Yorum Kaynak Link : la maman et la putain