Süre                : 1 Saat 47 dakika
Çıkış Tarihi     : 29 Nisan 2005 Cuma, Yapım Yılı : 2005
Türü                : Drama
Taglar             : lezbiyen,Lezbiyen ilişki,Romana dayalı
Ülke                : Türkiye
Yapımcı          :  Witch , Yalan Dünya
Yönetmen       : Kutlug Ataman (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Kutlug Ataman (IMDB)(ekşi),Perihan Magden (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Hülya Avsar (IMDB)(ekşi), Vildan Atasever (IMDB)(ekşi), Feride Çetin (IMDB)(ekşi), Sezgi Mengi (IMDB)(ekşi), Gönen Bozbey (IMDB)(ekşi), Tugçe Tamer (IMDB)(ekşi), Savas Akova (IMDB)(ekşi), Ipek Bilgin (IMDB)(ekşi), Yesim Ceren Bozoglu (IMDB), Can Kolukisa (IMDB), Demet Genç (IMDB), Hikmet Körmükçü (IMDB), Emrah Kolukisa (IMDB), Aysun Metiner (IMDB), Lara Sevdik (IMDB), Murat Prosçiler (IMDB), Ufuk Akkuzu (IMDB), Ugur Baltepe (IMDB), Tekin Temel (IMDB), Sinan Yüce (IMDB)

Iki Genç Kiz (~ 2 Girls) ' Filminin Konusu :
Leman, hayatını rahat bir şekilde sürdürmek ve kızlarına bakmak için zengin erkeklere metreslik yapan dul bir kadındır. Kocası yıllar önce evi terkedip Avustralya'ya kaçmıştır. Kazandığı paraları, borçlarını ödemek yerine kendi lüksü için harcamaktadır.Leman'ın kızı Handan, artık hayatından sıkılmış ve kendine bir yenilik aramaya başlamıştır. Babasının yanına giderek yeni bir hayat kurmayı düşler. Behiye ise çok daha sert ve güçlü bir kızdır. Ortak yönleri ise bulundukları hayattan kendilerini kurtarma istekleridir.

Ödüller      :

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali:Golden Tulip-Best Director


  • "leman * karakterinin, agzina bosalana kadar oral seks yaptigi adama israrla "sevket bey" diye hitap ettigi anlamsiz film."
  • "dvd'si kolay kolay dükkanlarda bulunmayan film.(bkz: dvd dükkanı)"
  • "tam anlamıyla rahatsız edici bir film. kitabını da sevmemiştim zaten."
  • "iç acıtıcı bir film.+onlar, bizim gibi insanlar değil.-benim istediğim de budur belki. bildiğim hiçbir şeye benzemesin. görüp yaşadığım hiçbir şeye. şöyle dağ havası gibi."
  • "birisi genc degildir."
  • "(bkz: şaka gibi)"
  • "bu filmde tek takıldığım nokta şuydu; hülya avşar'ın* magazin programı izlediği sahnede hülya avşar'sız bir magazin programını nasıl buldular da koydular acaba filme?"




Facebook Yorumları
  • comment image

    behiye nin kitapçıdan aşırdığı kitap moby dicktir (bkz: #93441) , diğerini göremedim. nazan öncel gibi bir marjinal ve iyi popçu şarkılarıyla filmin türk sinemasında düzlemini belirliyor. tüm entrileri okuyunca insanın yazılmayanı yazma isteği tutuyor, bu sebeple berbat bir başlangıc yaptım biliyorum . neyse toparlan...

    eğitimli yönetmen elinden çıktığı çok belli olan film, diyeyim .
    roman ile ilişkisi ne derece bilemiyorum , fakat kutluğ ataman filminde "filmimi sadece sinema sanatı çerçevesinde değerlendirin" demek için elinden geleni yapmış ve ortaya senaryosu ve yönetimiyle dupduru bir kutluğ ataman filmi çıkmış .

    filmin gerek kurgusuyla, gerek oyuncu yönetimi ve senaryosuyla, gerek müziğiyle demek istediği "bu siz türklere çok uzak bir hikaye, bu filmi öyle izleyin " dir. jump cut lar, ekspreyonist mimikler, abartılı tikkymsi konuşmalar, erkeklerin, seks düşkünü, tacizci, otsbirci, ve şiddet düşkünü olarak yansıtılması, behiyenin akıl almaz hırçınlığı, lezbiyenliği ve handanın ne idüğü belirsizliği ... dikkat ederseniz hepsi aynı amaca hizmet ediyor. bu film sizi rahatsız etmek için yapıldım ben diye bağırıyor adeta. ve bazıları da hala filmden çıkıp "ya çok rahatsız oldum ben, hiç sevmedim filmi " diyebiliyor neden rahatsız olduğunu sorgulamak yerine. halbuki film yabancılaştırma etkisini zorlayarak izleyenin böyle davranmaması için elinden geleni ardına koymamış. ortaya bir bağımsız teenager filmi çıkmış, genelde avrupalı yönetmenlerden görmeye alıştığımız.

    behiye* kendi içinde oldukça tutarlı bir karakter olarak çizilmiş , fakat aynı şey handan için gecerli değil . zeki mi aptal mı olduğunu film bittikten sonra dahi anlayamıyoruz. hayatta başarılı bir kız nasıl olmalı, bir kızın kadınlığını kullanması zekice bişi midir, yoksa aptalca mı ... bu soruya daha cevap verememiş olmamdan kaynaklanıyor da olabilir bu eleştirim . ki net ve kesin cevap verebilen birileri varsa lütfen anlatsın bana da. gerçi geniş bir tartışma konusu.. neyse..

    filmde erkeklerin kullanımını takdir ettim . erkeklerin kullanımı diyorum zira, bir aksesuar olarak behiye ile contrast yaratmak için kullanılmış gibiler. ve behiye ye hak vermemizi sağlıyorlar, ama filmin sonunda behiye yerleri siliyor , yani unutmaya, yeniden başlamaya hazırlanıyor. erkek egemenliğinde bitiyor yani film . ne kadar uzaklaştırsa da yine de feminist olamıyor bu film bu yüzden (olmak istemiyor gerçi, tük halkı olarak hala ne kadar da uzak ve kapalı olduğumuz ima ediliyor) . handanın o reklam panosuna çıkması yerle yeksan ediyor bütün hayalleri, fikirleri (behiye için)(bir son umuttur çünki handan behiye için) . filmin ortalarında handan ve behiye nin reklam çekimleri giriyor, nasıl giriyor nerden giriyor onlar bilemiyorum , ama handan ın kaderinde bir "kadın" olarak ekmeğini kazanacağının yazılı olduğu anlamını çıkartıyorum ben o bölümlerden. ama behiye nin ne işi var orda onu anlamadım .

    sevdim sonuçta , başarılı bir film, kutluğ ataman a başlamak için ideal, feride çetin ve vildan atasever de gayet aşık ve iyi bir performans koymuşlar. bir daha izlenicek filmlerden..


    (ditriell - 8 Aralık 2006 02:47)

  • comment image

    iç acıtıcı bir film.

    +onlar, bizim gibi insanlar değil.
    -benim istediğim de budur belki. bildiğim hiçbir şeye benzemesin. görüp yaşadığım hiçbir şeye. şöyle dağ havası gibi.


    (cemallamec - 2 Ekim 2011 00:13)

  • comment image

    star televizyonunda filmi tanıtırken kızlar arasındaki muhabbete 'çarpık ilişki' dediler. hülya avşar da açıklama yapıp, 'evet, artık böyle bir üçüncü ırk oluştu, kadınlar bu yüzden evlenemiyor, insanlar zor durumda' dedi. vah vah.


    (invincible defeat - 9 Nisan 2005 13:18)

  • comment image

    sahsen ben böyle bir film çeksem, bittiginde söyle bir bastan sona izlesem gala yapip ese, dosta, düsmana izlettirmeye yüzüm tutmazdi. yazik benden çalinan zamana. senaryo kötü, oyuncular kötü, bastan savma bir çekim. geceyken birden gündüze dönen sahneler yesilçamin tozlu dünyasinda kaldi bilirdik. film bittiginde alkislayan insanlari da simdi ben alkisliyor ve hade len diyorum. emege, saygiyla alakasi yok o alkislarin.


    (flues - 28 Nisan 2005 07:58)

  • comment image

    türkiye'nin ilk filozofu birol guven'in izlerken fiziksel rahatsizlik duydugu film. çünkü kendisinde astigmat varmis, filmde de çok hareketli kamera varmis, bu yüzden filmi takip edememis ve fizigi çok rahatsiz olmus. bu film araciligiyla birol güven'e acil sifalar ve rahat rahat "filmi begenmedim" diyebilmesi için ozguven dilemek gereklidir.


    (nelernelero - 29 Nisan 2005 00:48)

  • comment image

    kutlug ataman'in bircoklari tarafindan sevilecek bircoklari tarafindan da tefe koyulacak filmi.. acikcasi yeni bir tarz.. yani turk sinemasi icin diyorum: sicramali kurgu, hareketli el kamerasi vs... ama bazen de "bu kamera gereginden fazla sallanmiyor mu" diye dusunmedim degil.. ama ben begendim.. mini dv ile cekildigi ozellikle karanlik sahnelerdeki grenlenmelerle iyice aciga cikiyor.. kitabi okumadim ama diyaloglar bir acaipti "önümüze gelene bin tekme" gibi.. oyunculuklar konusunda hulya avsar baslarda kotuydu, digerleri icin ne diyecegimi bilemiyorum.. yani iyi de bulabilirsiniz kotu de.. bu arada film amator bir film, daha dogrusu bir ogrenci filmi havasi tasiyordu, high definitionin da etkisi olabilir tabii.. ama sonucta farkli bir film, izlenmeli en azindan bir kerelik.. ayrica filmin bircok salonda birinci salonda gosterilmesine sasirdim, baya guveniliyor filme.. dagitimci iyi calismis.. zira kutlug atamanin daha onceki filmleri cok fazla izleyici toplayan filmler degildi, hulya avsar deseniz "kalbin zamani"na boyle ilgi yoktu.. enteresan.. bir de filmdeki tikky kizin "insan alisveris merkezlerinde de bir sey ogrenebilir" sozu.. sen cok yasa kutlug ataman..


    (whatdreamsmaycome - 29 Nisan 2005 23:13)

  • comment image

    cok basarili bir romanin onun kadar basarili olmayan bir uyarlamasi. roman uyarlamasinin basarili olup olmamasi bir yana, filmin en onemli durumu -sorunu- romani okumayanlara pek de fazla bir sey ifade etmeyecegi. ben romani okudugumda kimi yerleri daha aydinlik kimi yerleri de cok daha karanlik bir atmosfer olusturmustum kafamda. bu film ortalarda seyretmis. lola ve bilidikid gibi bir film ceken bir adamdan boylesine duz bir cizgide ilerleyen bir film beklemiyordum sahsen. film basladi ve bitti. oyuncular superdi. muzikler muhtesem ama eksikti. film cok karanlikti. ses belki de sinemadan kaynaklaniyordu ama kotuydu. sinemada 8-10 yaslarinda cocuklar vardi. ve filmin en ama en vurucu yeri handanin bombok bir halde yururken nazan oncel in hayat guzelmis iyle ona eslik etmesiydi ve bu boklugu bile tam olarak yasayamadan annesinin kicini toplamaya gitmesi...


    (hyphen - 30 Nisan 2005 23:54)

  • comment image

    oncelikle soylemeliyim ki ulkemizde daha hic kisa ya da uzun film cekmeden, ya da bir iki kamera sallayip da kendini bir arkadasimin da degimiyle kusturica zanneden ne kadar da cok yonetmencik olusmus yavas yavas anlamaya baslamistim ki bu baslik altindaki entryleri okuyarak daha da emin oldum. dogma akimiyla beraber norvec ve isvec yonetmenlerinin, ozellikle lars von trierin filmlerinde bolca gordugumuz sallanan kamera olayi aslinda filme genel olarak konusunun da getirdigi bir yerinde duramama, ya da gencligin getirdigi bir dengesizlik, duygu yogunlugu tarzi temalariyla da birlesen bir estetik katmis olsa da, ulkemizin lazlo kovacs'e tas cikartacak, henuz kesfedilememis goruntu yonetmenleri tarafindan oldukca assagilanmis. halbuki ben ne cok begenmis, ne kadar yerinde kullanildigini dusunmustum. hele hele bresson ve tarkovsky ile karsilastirilmasina bu tarzin deginmeyecegim bile. sanirim bilmedigim yeni filmleri var bu yonetmenlerin.

    kutlug ataman da fatih akin gibi iyi bir oyuncu yonetmeni oldugunu filmdeki 3 ana karakterin de gayet basarili ve dogal oyunculuklari sonucu kanitlamis oluyor. vildan atasever ve feride cetin'in kesinlikle inanilmaz bir dogallikla, karakterlerine gercekten uygun bir oyunculuk sergilediklerini dusunuyorum. hulya avsar'da diger oyunculuklarina nazaran oldukca taze bir performans sergilemis bence. hepsini teker teker kutluyorum.

    filmdeki butun erkekler birer canavarlardir! mesajini kacirdim galiba. cunku bu insanlarin hayat tarzlari dolayisiyla etraflarinda bulunan ve pek de hos olmayan erkek karakterlerin nasil butun erkekleri temsil ettikleri sonucu cikarildi anlayamiyorum. cevrelerinde bulunan erkekler ve bu erkeklerin davranislarinin bence kadin karakterlerin gosterilmek istenen eksiklikleri ve duygusal yipranmisliklarinin getirdigi bosluklarinin bir eseri oldugunu dusundum. bu sadece filmin gercekciligini ve ulkemizi dogru bir sekilde yansitisinin guzel bir ornegiydi bence. acaba ulkemizde kac tane erkek metresi olan ve acikca seks icin kullandigi leman hanim tarzi bir hanimi es olarak aliyor karisini birakip da? eger oyle bir sey olsaydi da aman bu da jennifer lopez romantik komedilerine benzemis derdi bircoklari eminim.

    ayrica bence film kucucuk ayrintilarda cok fazla sey gizliyordu. filmin sonunu begenmeyen insanlar acaba behiyenin mutfaktaki fayanslari parcalarmiscasina fircalamaya calistigi son karenin arkasindaki caresizligi, ne kadar kacmak istesen de kacamamanin, kurtulamamanin verdigi huznu ve ofkeyi gormediler mi? behiye'nin kendini sokaktaki sus havuzuna atip da bir umut asik oldugu (ya da benim oyle dusundugum) handan'i cagirip handan'in goz yaslari icinde behiye'ye kafayi yemis bir insan muamelesi yapmasini ardindaki guvensizlik, hayal kirikligi ne kadar da guzel aktarilmisti.

    kutlug ataman'in da defalarca soyledigi gibi bu film direk bir kitap uyarlamasi degil. bir kitaptan etkilenerek olusturulan farkli bir eser. bu nedenle bence kesinlikle kitapla karsilastirilmamasi lazim. lakin ikisinde de bircok farkliliklar mevcut. bunun nedeni ise farkli amaclarla yaratilmis, farkli seylere deginilmis olmasi bu eserlerin. handan'in filmdeki sonu turkiye gercekleri ve handan'in kendi gercekleri cercevesinde filmin gittigi dogrultuya cok daha uygun bir son. ayrica behiye'nin ki de...

    kisaca bence iki genc kiz son zamanlarda izledigim en iyi turk filmlerinden biriydi. hele hele yapay bir facia olan anlat istanbul'dan sonra icimi ferahlatti. sonunda benim ulkemde de degisen sinema sartlarinda, konusuna uygun bir estetikle cekilmis, iyi oyunculuklarin sergilendigi, ve ulkemi objektif ve gercekci bir sekilde anlatan bir film yapilmis diye sevindim. velouria'nin da belirttigi gibi istanbul'un carpik mimarisinden, televizyondaki televolelere, akmerkezdeki yapay boyali suratlardan, yapmacik ve luks aile yemeklerinin ardindaki sogukluga kadar ne kadar kucuk, gizli ama onemli ayrintilari vardi filmin. keske daha fazla kisi bunlarin degerini gorebilse, bilebilseydi.


    (ningyo - 4 Mayıs 2005 17:06)

  • comment image

    film ile roman arasında, sallana sallana durduğum 66 dakika: iki genç kız. adıyla sanıyla behiye ve handan. steve zuzuyla su hayatına gittigimde aniden fragmanını görmüştüm iki genç kızın ki hayallerimi çok da fazla saçmadan ortalığa, beklentimi de sınırlamıştım. filmden sonra konuştuğum özgürlükçü sosyalist erkek arkadaşlarım filmi bayağı bir beğenmişlerdi. o dangıl dungul, ipe sapa gelmez türk filmlerinden sonra. ama başka şeyle karşılaştırmadan da sevmişlerdi. alt sınıf öfkesini, didişmeleri, hayatın çiziklerini, yaşayan karakterleri -tam da türkiye de istanbul da yaşayan karakterleri-. evet doğru filmin böylegüzel böylesevilesi bir tarafı var. nazan öncel duygusuna tekabul eden bir duruşu.
    fakat filmin arkasında o kadar büyük o kadar yükü hafifletilemez bir roman var ki, benim için. ne kadar yazsam, anlatamam herhalde. eksik olur her anlatimim, kapi araliginda, pervazlarda falan kalir. tam olmaz. gestalt a varmaz. o derece. o derece ki romanı asla bir edebiyat eseri olarak değerlendiremem. kritersiz bir sevgi ve travma altında kalakalirim her seferinde. roman yayınlandığında son sınıftaydım mesela. üniversite bitmek üzere son finaller başlamış. adını duydum kitabın ve yeliz e dedim ki: kızım ben bu kitabı okursam, finallere falan girmem. finallerin bittiği gun tıpış tıpış yeliz le etilere kitabı almaya. sonra işte. behiye. handan-behiyesi. behiye öfkesi. behiye-kurtulacaksın hissi. her adimini, kendi adim gibi bildigim behiye nin dinmeyen ofkesi, tuzla buz olmayi bekleyen hırcınlığı, dünyanin ortasına bırakılmıs yavru kedicik caresizliği, kırılganlığı, onu ezim ezim ezen vicdan azapları, sevgisi, sefkati, ilgisi, baskalarinin nazarinda dehset uyandırıcı, korkutucu bagliligi ve bagimliligi. hemhal hissetigim her tavri. ben bitirdiğimde kitabı, gözlerim ayrı bir sis, kitap islanmaktan ayri bir sis olmustu. yelizcim artik gelip okuma istersen, canın cok yanıyo demisti. benim kendi handan im kitabi okuyunca, senin bana niye bu kadar aci cektirdigini anladim demisti. ben de demistim bu hali bir tek perihan anlatir diye. biliyordum. oyle ergence bir ruh ikizliginin benden kaziyamadiklari perihan la ilgili.
    filme girince, besinci dakikada basladim aglamaya. o naifligi hala atmamisim ki ustumden. kurtulacaksin hissim naifligini. filmle hic alakasi da yok ha gozyasinin. roman gozume geldi ya. filmi izliyorum haybeye. bu kirmizi sacli kiz kim behiye nin fritoz de kalmis hali mi. en en en karikatur hali mi. behiye yi kurtarmak istiyorum, o kırmızı saclı kaba saba tek ofke ifadeli, ucuncu sinif blondie taklidi halinden. handan iyi iste. oyle. yumusak sevilesi. cam bebek gibi. behiye ise ondan daha cam aslinda zar gibi. ama perdede oyle mi ya. delik desik edilmis "sen kimsin ya, sikerim hepinizi, guven abidesi" behiye ve yamalanmis dunyasi behiye nin.
    roman iste. bu kadar buyuk roman. perdeye konunca kendini hep hatirlatan perihan dan olan, ruhumuza dogan roman. kendini hic unutturmayan. bu filmi bu kadar silik kilan.
    falan filan.


    (nerdetakordabirak - 6 Mayıs 2005 13:47)

  • comment image

    aylardır dört gözle beklediğim bir filmdi “iki genç kız”; sebebi, filmin yönetmeni kutluğ ataman’ın defalarca üstünde durduğu ve filmin pazarlanmasında da hayati önem taşıyan bir olgu/iddia; türkiye’de “gençlik” filmi çekilmemesi ve ilk çekilen gençlik filminin “iki genç kız” olması… gerçekten de, türk popüler sinemasında günümüz büyükşehirlerinde yaşanan olayları –hele ki bu olayların kahramanları “genç” olanları- konu alan film çok az. günümüz büyükşehirlerinde geçen filmlerin –ve dizilerin- çoğu, şehirleri ancak bir arkaplan olarak kullanmanın ötesine geçmeyen, şehir kültürünü, şehir yaşamının sebep olduğu yabancılaşma ve gerilim gibi duyguları irdelemeyen, şehrin kendisini ve yol açtığı karmaşayı keyfice araçsallaştıran, böylelikle gerçekçilikten uzaklaşan, ne var ki bir gerçekçilik iddiası taşımaları itibariyle de ne yazık ki yanıltıcı –hatta sakıncalı- olabilen eserler olduğu için sevdiğim bir köşeyazarının romanından çok değer verdiğim bir yönetmenin uyarladığı iki genç kız’ın diğer yerli yapımlardan farklı ve özgün olacağını umuyordum.

    aslında şöyle başlamayı düşünmüştüm: “kötü bir senaryodan iyi bir film yapılamayacağını biliyorduk, meğerse kötü bir romandan da iyi bir senaryo yazılamıyormuş…” ne var ki, bu cümlenin çok ağır yargılar içerdiğine karar verip yazıma bu yargı ile başlamamayı tercih ettim. yine de, ne kadar kaba olursa olsun, söz konusu önermeyi büyük ölçüde geçerli bulduğum için de yazımda ona yer vermekten çekinmedim. neyse, sonuç olarak –anlaşılmış olacağı gibi- filmi seyrettikten sonra sinema salonundan büyük bir hayal kırıklığı ile ayrıldım.

    iki genç kız, leman’ın blowjob sahnesiyle açılıyor… anladık, zor sindirilmek istenen ve sert olma iddiası taşıyan bir film seyredeceğiz. öyle gerçeklerle karşılaşacağız ki, önce yanı başımızda yaşanagelen bu şiddete ve gerilime şaşacak, hemen ardından da filmi yaratan ve bütün bu şiddetin ve gerilimin farkında olan zekaya hayran olacağız.

    leman’ın ardından behiye’yi görüyoruz, çatık kaşlı, sinirli bir kız. onu görünce gürültülü müzikler, estetik duyarlılıklardan yoksun mekanlar ve objelerle de karşılaşıyoruz. aptal olmadığımız için, aynı amaca hizmet eden hem görsel hem de işitsel bu kadar fazla kod’a ihtiyacımız olmadığını düşünsek de, ayrıntı zenginliğine hayran olmamızın beklendiğini seziyoruz. behiye, sert kız, harbi kız, ona saygı duymamız talep ediliyor; ne de olsa behiye bizim gibi güçsüz değil; biz, yani sinemaya giden, roman okuyan burjuvalar, ruhumuzda behiyelikler olsa da, daha çok handan gibiyiz. maalesef, filmin ilk dakikalarından itibaren hak etmediğimiz muamelelere maruz kalıyoruz.

    en son handan’la tanışacağız. ama handan hep bir ikinci karakter olacak, hem behiye karakterini destekleyen, behiye’yi anlatmak için başvurulmuş naçiz bir zıtlık örneği olarak kalacak, hem de leman karakterini dolduran bir zavallı olacak. filmde devamlı aptal sanılmasından ve böylelikle kullanılmaya müsait biri olarak algılanmasından şikayet eden handan, böylelikle mağden ve ataman tarafından da acımasızca kullanılacak. handan gerçeği, handanlar ve handanlık halleri üzerine hiçbir irdelemeye girişilmeyecek, handan orada, ötede, bir çeşit süs olarak nefes alıp verecek…

    ataman, türkiye’de iki tip gençlik olduğunu ve filminde bu kutuplaşmayı ele almaya çalıştığını belirtip duruyor. ataman’ın hangi olgular üzerinden bu sonuca vardığı müphem. dahası, günümüzde, hele ki tarihsel ve toplumsal kültürlerin üst üste bindiği, toplumsal ve bireysel sınırların belirsizlendiği post-modern bir bağlamda, böylesi geniş bir insan grubunu (türk gençliği) böylesi bir rahatlıkla ikiye ayırmak, aklıselime ihanet değildir de nedir? yirmi bir yaşında bir genç olarak, türkiye gençliği ile ilgili bir saptamada bulunmakta çok zorlanacak olsam da, dershanelere / üniversitelere gidebilen istanbul gençliği ile ilgili diyebileceğim şey, yalnızca iki değil, binlerce farklı türü barındırdığıdır…

    temeli, böylesi kaba bir kategorizasyona dayanan bir eser de, doğal olarak, hassasiyet, incelik ve derinlikten yoksunlaşıyor. çok basit iki stereotipten beslenen filiz, yeşeremiyor, güdük kalıveriyor. film boyunca, zaten baştan yanlış olan bir kategorizasyona hizmet eden referanslara maruz bırakılıyor, bir sürü olgusal gönderme ile ana önermesi olan bu birbirinden ayrı iki gençlik tipinin farklı dünyaları hakkında fikir vermesi beklenen olayları seyrediyoruz ve bu filmi yaratanların tezlerini bize umursamazca ve arsızca dayatmayalarına “seyirci” kalıyoruz.

    filmin asıl sorunu, bir önerisinin olmaması, sadece bir tespitte bulunması (türkiye’de iki tür gençlik var!), ancak bu mütevazı gerçeği fazla iddialıca sunması. elbette her toplumsal film bir çözüm önerisi içermelidir, diye bir koşul söz konusu değildir. ne var ki bu film, devamlı iki farklı gençlik üzerine kimi çeşitlemeler düzeceğine, bu gençliğin niye bu hale geldiğini, ve en önemlisi filmdeki bütün genç karakterlerin (behiye, handan, behiye’nin ağabeyi, handan’ın erkek arkadaşı) niçin hümanizmalarını yitirmiş olduklarını, behiye’nin zavallı annesine karşı duyarsızlığını, ağabey’in behiye’ye tavrını, handan’ın başına gelenleri tartışabilirdi. isterse -behiye gibi- hali ve tavrıyla sistemin bir parçası olmadığını iddia etsin, isterse –ağabey gibi- sistemi savunsun ve onun içinden kendisinin yükselebileceğini düşünsün, isterse fark etmeden sistemzede (handan), isterse sistemzade (erkek arkadaş) olsun, bütün bu karakterler nasıl vazgeçivermişlerdi insan sevgisinden? nasıl bu kadar bencil, hırslı ve ahlaksız olmuşlardı? dahası, böylesi bencil olsalar da, nasıl olmuştu da handan ve behiye bir anda birbirlerinin en iyi arkadaşları oluvermişlerdi? film, bir hümanizm noksanlığını gösterebilse de, bunun üzerine gitmemekte, soru sormamakta, sordurmamakta. bu durum da muhtemelen, filmi yapanların da konu ettikleri bütün bu ortamdaki başlıca eksikliğin hümanizm olduğunun farkında olmamalarından kaynaklanıyor. zira, film de zaten hümanist bir film değil. insanı da, kendi karakterlerini de, seyircisini de sevmiyor. bütün film boyunca yakın plan insan çekimleri görsek de, bu ne yazık ki filmde barınabilecek bir hümanizmadan değil, seyirciye zorla bir şeyler göstermek isteyen bir zihniyetten ve karakterleri stereotipleştirmekten çekinmeyen bir üsluptan kaynaklanıyor. sözü, filmdeki insan sevgisi eksikliğinden açmışken, romanı ve filmi burada birbirinden ayırmak gerekiyor. zira roman daha insancıl ve her şeye karşın umutlu ve barış yanlısı olabilirken, film, romanı deforme etmiş olması sebebiyle ve kullandığı görsellik ve çekim teknikleri ile romandaki bu havayı vermemekte. özellikle romanda bulunan ve handan’ların evinde kalan yaşlı temizlikçi kadın, handan ve leman’daki hümanizmi ortaya çıkartıp, handan ve behiye arasındaki farkları da incelikle açık eden bir filtre olarak işlev sunsa da, filmde bu karaktere yer verilmemesi önemli bir eksikliğe yol açmış. film ile kitabın birbirinden farklı olan sonları da, iki eser arasında yukarıdaki bahsettiğim doğrultuda bir farka yol açmış. ne var ki, yine de film ile roman arasında çok da fazla bir fark bulunmadığını düşündüğümü belirtmek isterim. en önemli sorun ise, filmdeki en hümanist karakter olan handan’ın “unutulması”, “naif bulunması”; öte yandan hem güçlü olduğunu iddia edip hem de “buralardan” gitmek istemesiyle bir çelişki sergileyen behiye’nin –tabiri caizse- kayırılmış olması…

    son olarak, filmde, kontrastı yüksek görselliğin şiddeti ve öfkeyi yansıtması, müziklerin de bu hizmete eşlik etmesi ve hareketli kameranın esere kattığı dinamizm, film ekibinin teknik becerilerini sergilese de, film’i iyi bir film yapmaya yetmemekte olduğunu belirmek isterim. filmdeki en iyi şeyin ise, hülya avşar’ın oyunculuğu olduğunu unutmamak gerek…


    (taimsten - 25 Mayıs 2005 23:47)

  • comment image

    "iki genç kız" hakkında çıkan entrileri okudum ve sözlükte her zaman yaşadığım şeyi yaşadım. film izlemeyi, film tüketmeyi bilmeyen insanların arasında durmadan filmler hakkında yazı yazmak ne manaya geliyor bilmez hale geldim. bana kalsa film entrisi denen konseptin faydası bile tartışılır, kendi içinde sınırlı bir mecra çünkü. yani iyi kamera çalışması, kurgu filan gibi standartların muğlak olduğu bir alanda kendi kendine kıstaslar yaratıp bir film olarak filmi değerlendirmenin aşılması gerekiyor. okumaktan haz aldığım ve içinde film öğesini barındıran yazılar, filmleri film oldukları ve diğer filmlerden daha iyi oldukları için öven yazılar değil çünkü o noktada saçma bir döngü başlıyor, laf kalabalığından ve faydasızlıktan ibaret, sadece kendi kendini yücelten bir döngü.
    film denen naneyi tüketen seyircinin izlediği filmle kendisi arasında en ufak bir bağ kurmaktan aciz olduğunu görüyorum. tüketmenin de bir standardı olmalı, bu standart tüketilenle tüketen arasındaki ilişkinin derinliğiyle alakalı. insanlar para verip girdiği filmi objektif standartlarla değerlendirebileceğini düşünüyor; sanki bir arabadan bahseder gibi, motor gücü ile fiyatı kıyaslar gibi değerlendiriyor. tamamen piyasanın koyduğu standartlar üzerinden, hiçbir kişisel bağ kurmadan ilişki kuruyoruz tükettiklerimizle. tüketicinin böylesine zevksiz olduğu bir ortamda, şehir dışındaki çirkin sitelerin lüks, konforlu evler olarak görülmesine şaşırmamalı. o evlerin içine girdiğimizde gördüğümüz dekorasyonun tektipliğine, çirkinliğine şaşırmamalı.
    şöyle bir problem var: şehirde yaşayan adam köyde geçen filmi izleyip "bizi bize anlatan film" diyor. "iki genç kız"ın hikayesini, dünyasını görmeyi reddediyor. yanlış işaretlere takılıp duruyor. sinemada ışıklar kapandığında, insan izlediğiyle yalnız kalır, kendini kaybeder zannederdim. ama tüketilenle kurulan ilişkinin tamamen dışsal olduğu, izleyicinin izlediği filmle interaktif ve kişisel bir ilişkiye girmek, böylelikle filmi tamamlamak yerine kendi kırtıpiyöz bilgisi ve ezberlenmiş kıstaslarıyla araya mesafe koyduğunu, kendi iç dünyasını ne pahasına olursa olsun tükettiği şeyden korumaya çalıştığını, defansa geçtiğini gördüm "iki genç kız"a gelen tepkileri görünce.
    buna karşılık oturup sinema entrileri giriyorum hala. ama izlediği filmle ilişki kuramayan seyirci, okuduğu yazıyla nasıl ilişki kuruyor onu da merak etmiyor değilim. hadi benimki gene öylesine bir endişe ama, kutluğ ataman neden hala film çekiyor onu hiç anlamıyorum. böylesi bir tüketici kitlesiyle karşılaşacağımı bilsem film çekemez hale gelirdim herhalde. filmi beğendiği halde bile neden beğendiğini ifade edemeyen, "iyi film, hoş film" diye geçiştiren insanlar "iki genç kız" gibi bir film izlemeyi hakediyor mu?
    mesela filmin apaçık önümüze koyduğu ilişkiler yumağına bakmaktan ziyade, gerçek hayattan tanıdığımızı sandığımız kimi işaretlere bakıyoruz. neymiş? akmerkez kızı handan ile çatık kaşlı asi beyoğlu kızı behiye.
    handan'ın "şımarıklığı", "ayy canuuum nonoşum" vesair kullandığı argo dil, bize dahil olduğu tipolojinin getirileri gibi geliyor. yani handan şımarık, çünkü akmerkez kızı (bundan daha saçma bir çıkarım düşünebiliyor musunuz? amma seyirci kendi saçma sapan yüzeyselliği içerisinde bunu beceriyor). behiye ise asi ve vurdumduymaz, çünkü o bir beyoğlu kızı!
    handan "şımarık" görünüyor. ama özal zengini bir ailenin babasının biricik kızı olmadığını, hatta babasını tanımadığını, annesinin ise kendisine annelikten ziyade arkadaşlık yapma iddiasında olduğunu pek göremiyoruz galiba. handan'ın "şımarık"mış gibi görünür halinin, insanların üzerine atlayan cana yakınlığının bu annenin keyfini yerinde tutmak için olduğunu, erkeklerle kurduğu ilişkinin "kullanmak-kullanılmak" üstüne kurulu olmasının aynı şekilde öğrenilmiş, içinde bulunduğu şartların gerektirdiği bir davranış biçimi olduğunu film bize basbayağı gösteriyor ama siktiredin.
    behiye'nin asiliğinin beyoğlundan geldiğini düşünüyor olabilirsiniz, "topluma başkaldırıyor" behiye...? hayır. behiye asi değil, öfkeli. çünkü öfke kendisini koruyabildiği tek yöntem. babanın sesinin çıkmadığı, annenin ise behiye'yi durmadan kullandığı, baba otoritesinin yokluğunda ağabey karakterinin tüm zorbalığını tek başına kaldırmak zorunda olan behiye'nin tek çaresinin hırçınlık olduğunu film bize basbayağı gösteriyor ama siktiredin.
    hayatta defansta olmayı, hırçınlığı, kabuk bağlamayı tek varoluş biçimi bellemiş behiye'nin, handan'ın insanın her türlü defansını kaldıran cana yakınlığıyla nasıl kendi çıkışsız şartları içerisinde bir sevgi ihtimali gördüğünü ve onun peşinden gittiğini film bize basbayağı gösteriyor...
    handan'ın cana yakınlığının diğer kızlara nasıl fazla geldiğini (hangi insan daha ilk tanıdığı günden bir arkadaşını kendi evinde yaşamaya ikna etmeye çalışır, hangi insan bununla karşı karşıya kaldığında garipsemez, defansa geçmez; zaten defansının yıkılmasını bekleyen behiye dışında?) düşünürsek, behiye'nin dostluğunun handan için ne manaya geldiğini film bize gösteriyor. handan'ın davranışı herhangi bir sosyal sınıf veya tipolojinin getirisi değil, neredeyse patalojik.
    ama gene de handan'ın insanları kullanma üzerinden giden bir davranış biçimi var. gerçek aşk gibi kavramlar lugatında yok. "filmde iyi erkek yok" gibi bir eleştiri var; ama halbuki "ideal erkek" var filmde, ama avustralya'da o erkek, var mı yok mu belli değil. gerçekten ziyade bir ideal çünkü. handan'ın ideal erkeği avustralya'dayken, gerçek hayatta insanlarla kurduğu ilişki daha evvel de söylediğim gibi öğrenilmiş bir "kullanma-kullanılma" mekanizmasına sahip. aşık olma yetisine sahip olan daha ziyade behiye. dolayısıyla film daha çok behiye'nin bakış açısına sahipken, handan daha gizemli, bana biraz holy golightly'i (breakfast at tiffany's deki audrey hepburn) andıran bir karakter. finalde, behiye ("uykusuz her gece,bu soğuk kahvede ,sabahlarım bazen günlerce, rüyalarıma gelme diye") tüm hırsını yerleri ovalamaktan çıkarırken, handan'ın fotoğrafı afişlerde. insana atıf yılmaz'ın eski filmlerini hatırlatıyor. "hayallerim, aşkım ve sen" veya "adı vasfiye" gibi. yıllar sonra, handan meşhur bir pavyon şarkıcısı olarak intihar etmiş (çünkü mutluluk handan'ın yaşayamayacağı birşey), bir gazeteci onun hayatını araştırırken bir apartman boşluğunda yerleri süpüren behiye'ye rastlar, behiye'de süpürgesini bir kenara bırakıp bir sigara molası esnasında hikayesini anlatır... insana hiç de zorlama gelmiyor bu görüntü.

    belki filmin orada burada eksiği vardır, ben farketmemişimdir. ama eksikleri saymak üzerinden giden film yazılarının ne tür bir yararı olduğunu bilemiyorum. film izlemeyi bilmeyen insanların ego tatmininden başka...


    (caponsever - 16 Mayıs 2006 23:48)

  • comment image

    aslında çok sağlam temelleri olan bir öykü, perihan mağden maarifetiyle mi olmuş bilemiyorum ama, bir şekilde sığ sularda kalmayı başarmış filmde. sağlam temellerden kastım şu: mutaassıp bir ailenin en serbest yaşayan kişlerde bile görülmeyecek derecede özgürlüğe meyilli çocuğu ile, daha ziyade etiler civarında rastlanabilen handan tiplemesi arasındaki sosyal imkansızlığı yakalamış bir hikaye vardı filmde. behiye'nin muhtemelen içinde yaşadığı sosyal çevreden edindiği ihtimamlı tavrıyla handan'ın düşeceği kuyuları önceden görmesi ve daha akıllı davranması da öyküyü bir adım öteye götürüyor aslında. sanırım öyküde eksik olan bir karakter vardı ve maalesef bu, yalnız modern türk sinemasında değil modern türk edebiyatında da eksikliğini yaşadığımız bir şey. öykü biraz daha üniversiteye kaydırılsaydı belki bu karaktere imkan sunulabilirdi. belki bir erkek arkadaş, veya üniversitedeki bir başka kadın karakter. üzerinden, behice ve handan'ın arasında olması gereken köprünün neden, ne zaman ve ne şekilde havaya uçurulduğunu anlayabileceğimiz bir karakter.

    ama söylediğim gibi, bu karaktere, daha doğrusu bu akla olan düşmanlığımız ve körlüğümüz maalesef ki onanmaz durumda. bu durumda başıboşlukla suçlanabilecek birinci kişiler yazarlardır elbet.

    bu yüzden de ben, burada, sözlükte bi şeyler karalamak yerine bu ağır yükü yüklenmem gerektiğini düşünüyor ve bu güzel entry'nin ümüğünü sıkıp son romanıma başlıyorum efendim. iyi gecelerr..


    (orumceq - 3 Haziran 2006 04:06)

  • comment image

    her an iki genc kızın sevişecebileceğini gösterecekmiş gibi yapıp kendini seyrettirmeye çalışan ama medya korkusundan bir türlü demek istediğine gelemeyen film. yine de iki karakteri de çıplak göstererek bir şekilde seyirciyi hoş tutmaya çalışmış. hülya avşar'ın yatakta uyuduğu sahne beni berlin in berlin'e götürdü "aa yine mi masterbasyon yapıyor" sorularım havada kaldı, meğerse uyuyormuş. hülya avşar'ın demek ki uyku pozisyonu hep bu şekil bir el aşağıda diğer el memede her an tahrik olmaya hazır beklemede.


    (asden - 12 Temmuz 2006 16:40)

  • comment image

    bu filmde tek takıldığım nokta şuydu; hülya avşar'ın* magazin programı izlediği sahnede hülya avşar'sız bir magazin programını nasıl buldular da koydular acaba filme?


    (codename47 - 21 Temmuz 2006 02:05)

Yorum Kaynak Link : 2 genç kız