Süre                : 1 Saat 46 dakika
Çıkış Tarihi     : 14 Şubat 2014 Cuma, Yapım Yılı : 2014
Türü                : Drama,Gizemli,Romantik
Ülke                : Türkiye
Yapımcı          :  Ay Yapim , Beng'S Production
Yönetmen       : Kerem Deren (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Kerem Deren (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Engin Akyürek (IMDB)(ekşi), Farah Zeynep Abdullah (IMDB)(ekşi), Ceren Moray (IMDB)(ekşi), Serra Keskin (IMDB)(ekşi), Merve Bulut (IMDB)(ekşi), Cenk Kayhan (IMDB)(ekşi), Hüseyin Pehlivan (IMDB)(ekşi), Onur Tuna (IMDB)(ekşi)

Bi Küçük Eylül Meselesi (~ A Small September Affair) ' Filminin Konusu :
Eylül hayatta istediği her şeye sahip olan güzel ve neşeli bir kadındır. Ancak bir gün başına bir gelen şanssız bir olay sonucu son bir ayını unutur. Ailesi, arkadaşları her şeyin yolunda olduğunu söyleyip dururken, Eylül bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başlar. Ve hatırlamadığı bir ayın peşinden Bozcaada'ya gider. Orada, daha önce hiç görmediği derbeder, garip bir adam, ona seslenir: "Eylül. Beni hatırlamıyor musun? Sen burada, bu adada bana aşık oldun."


  • "o anılar sadece sana ait değil ne güzel bir cümle bir taraf için bitmiş diğeri için ise sonsuza kadar sürecek aşkın ifadesi"
  • "sözlük eleştirmen bozuntularına bakmayın herkes bir filmde hayatın anlamını bulmaya çalışıyor.güzel film bulun izleyin nokta"
  • "eylül gibi kızların ta amına koyayım dedirten kerem deren yapımı enfes filmdir"
  • "farah abdullah'ın berrak diyememesi yüzünden konsantre olamadığım filmdir."
  • "eylül ve onun gibi kızlara küfrettiren, tekin'in yüreğimizi yakarak bitirdiği güzel film. neşeni sikiyim senin eylül"
  • "eylül senin neşeni sikiyim."
  • "yine yeni yeniden.(bkz: ekşi sözlük hiçbir siki beğenmeme timi)"
  • "iyi film güzel film de o yatak gibi salıncakta nasıl seviştiniz la"




Facebook Yorumları
  • comment image

    o anılar sadece sana ait değil ne güzel bir cümle bir taraf için bitmiş diğeri için ise sonsuza kadar sürecek aşkın ifadesi


    (askyalan - 2 Ocak 2015 00:10)

  • comment image

    zamanında izleyip yorum yazmayı unuttuğum, hakkında yazılanları görünce dayanamadığımdır.

    bir film eleştirmeni ya da masterı değilim. dolayısıyla uzmanı olmadığım bir konuda profesyonel insanların uzun uğraş ve emekler sonucu ortaya çıkardıkları bir ürün hakkında konuşurken "öğğ bu ne yee iğrinç" deme hakkını kendimde görmüyorum. eleştiri tabii ki yapılır ama her şeyin olduğu gibi bunun da bir ölçüsü olmalı. asla tutturamadığımız.

    filme gelince, gayet sade, gayet naif bir şekilde anlatmış anlatacağını. müzikleri, bozcaadası, farah'ı, engin'i her şeyi dozunda. öyle "ıyy dayanamadım"lık bir tarafı asla yok. bir şeye katlanamayınca, zorla maruz kalıp "sıdici in dikki izliyibildim" deyince artist olmuyorsunuz. adamın yıllarca uğraştığı şeyi yattığın yerden kaşına kaşına yazdığın iki cümleyle harca. oh ne ala dünya be.

    ne dolmuşum ha.


    (uc tekerlekli pisiklet - 1 Ocak 2015 22:59)

  • comment image

    gerizekalı bile olsanız cadde ve nişantaşı kızlarına çakabilirsiniz yeter ki biraz yaratıcı olun temalı film.

    ancak kendinizi fazla kaptırırsanız sonu ölümlü olabilir sosyal mesajını da alttan alttan veriyor.


    (gael garcia bernalin ikizi - 1 Ocak 2015 22:52)

  • comment image

    korkmuş bir insan için anlatamadığı şeylerin filmini çekmişler ya resmen.

    korkmamış hiç kimsenin bu filmi anlayacağını ya da hak ettiği beğeniyi vereceğini sanmıyorum. anca oğlan hoş, kız güzel, buradaki oyunculuk şöyle, çekim böyle olmuş, senaryo böyle eksik kalmış diyebilirler, demişler de..film nah kusurlu, bir hikaye en fazla bu kadar iyi anlatılırdı, o kadar iyi anlatılmış, öyle sunulmuş ki..

    belki çok laylaylom geçiyordu, sonlara doğru bana çok şey hatırlattı. ama korkmuş birinin hisleri bu kadar anlayabilecek bir kişiye geçirilebilirdi, o kadar iyi geçirmiş. evet eylül benim. ve korktum:

    --- spoiler ---
    - "çünkü o anılar sadece senin değil eylül"
    - "al, resmimi çiz, senin gördüğün şeyi görmek istiyorum"
    - "kim olduğumuzu başkaları söyler bize, ben adada mahsur kalmış bir adamdan en güzel hikayemi dinliyorum"
    - "geri al hediyeni tek, ben senin hediyeni sevmedim"

    bu sahneler ve tek'in son gece a drinking songla tekrar gözünü kapatıp dansetmesi, filmi belki zamanla unutacak olsa da bir korkağın aklından hiç çıkmayacak.

    bir de küçük dipnot, eylül'ün yerinde olmanız için tek'inizin ölmesine gerek yok. gitmiş, başkasını bulmuş, artık dönüşünüzün imkansız olduğu herkes sizin için artık ölüdür. gerçekten öldüğünü haber almanıza gerek yok.
    ---
    spoiler ---

    o hikayeyi artık kimseden dinleyemezsiniz..

    en güzel hikayesinden korkup kaçan, nolur hikayeme geri götür beni diyenlere gelsin..**

    hepsi bi yana uzun zamandır izlediğim en iyi türk filmi, en iyi film, hayatımın filmi..


    (bbeta - 10 Ekim 2014 03:53)

  • comment image

    sözlük eleştirmen bozuntularına bakmayın herkes bir filmde hayatın anlamını bulmaya çalışıyor.
    güzel film bulun izleyin nokta


    (alper1223 - 28 Eylül 2014 12:58)

  • comment image

    farah zeynep abdullah filmde olan şu ;
    -(reçel tadına bakarken )çok güzelmiş len bu.
    birde;
    -(kısık ses ile)içki mi vercen , ver.

    repliklerini aynı tatlı yüz ve ses tonuyla bana söylese elim ayağım boşalır yere yığılırdım . bu film beni hayranı yaptı , kendisiyle tanışmak isterdim .


    (pkron - 28 Ağustos 2014 20:13)

  • comment image

    --- spoiler ---

    merhaba.
    unutmuşsun.
    selam.
    sekiz yıl oldu.
    belki artık eylül'de daha sık gelir.
    belki benim için gelir.
    sevgilim o benim.
    boyacıyım ben. tabela boyarım.
    ben ona bir baktım. ilk bakışta tutuldum.
    sonra yemeğe çağırdım ben onu. ekti beni. tek başıma yedim.
    yüzme bilmem. bana yüzme öğretti.
    dans etmeyi de beceremem. çık oyna dedi. çıktım oynadım.
    sonra benim eve geldi.
    biz yemek yaptık. şarap yaptık. hiç konuşmadan birbirimize baktık.
    tüm dünyayı kapı dışarı ettik. sırf ikimiz kaldık.
    seviştik.
    aşık olduk.
    ---
    spoiler ---

    güzel film. yukarıda geçen sahne filmin bence en efso sahnesiydi.

    tek gibi insanlar için fazla yalan ve boş bu dünya. bu dünya eylül gibi olanların.


    (daslebenderanderen - 26 Haziran 2014 03:15)

  • comment image

    gecen yaz bozcaada'dayken cinaralti kahve'de engin akyurek ve farah zeynep abdullah'i gordugumde bi kenara notumu aldigim..
    sonra kerem deren ismini gorunce notumu bold ve italic yaptigim..
    ama gel gor ki sinemadan cikinca tum notlarimi cope basket seklinde attigim filmdir..
    cope basket attim derken şimdi şöyle bak..

    --- spoiler ---

    "gelin beni burdan alin nooolur" diye korku nobetiyle aglayan eylul'e bunu dedirten aynada gordugu boyali ve asik eylul'mus..bravo kerem deren..
    28 yildir yuzmemis tek, askin gucuyle 3 dk.da yuzme ogrenebiliyo..bravo kerem deren..
    eylul ada'yi nedense o issiz koydan terkediyor..bravo kerem..(dikkat edersen artik kerem diyorum)..
    gazetede olum haberini gorunce yanindaki sofore saldiran bi karakter yasarmis kerem'in dunyasinda.. sen boyle birini gordun heralde kerem..
    eylul oyle bi kaza geciriyo ki vay anasini arkadas, tam da son 1 ayi unutuyo..yani adada 1.5 ay kalmis olsa 1.5 ayi silinicek..vay be kerem..
    simdi o anne figurunu oylesine onumuze niye atip atip durdun diye sorsam..
    veya engin akyurek'e cirkin diyince bi rahatlama mi geliyo sana kerem, desem..
    ya da..son sahnede neden o kucuk kiz vardi diye sorsam..

    neyse kerem ya..
    sixth sense bu kadar mi etkiledi olm seni sahiden?

    ---
    spoiler ---

    son tahlilde..
    guzel bozcaada ve guzel toygar isikli ugruna gidilebilir diyorum..
    ama anca o kadar diyorum..


    (alkarso mannasa - 9 Mart 2014 16:28)

  • comment image

    izledikten sonra çok daha güzel olabilirmiş diye düşündüğüm film.

    bundan sonrası spoiler içerecek.

    ---
    spoiler ---

    film gayet güzel başladı. meraklandırdı. engin akyürek zaten tıpkı fatmagül'de canlandırdığı tipleme gibi çekingen, masum, aşık rollerine iyi oturan bir isim. burada da karakterin tutuk halini çok güzel yansıtmıştı. öyle ki, o tutuldukça ben tutuldum, içimi aynı onun gibi sıkıntı bastı. yalnız en başta, eylül'ü yazın gördüğü zamanki haliyle filmde verilen karakter biraz farklı gibiydi. orada hani neredeyse gidip tanışacaktı kızla, evlenme meselesini düşünürüz gibi bir laf bile söyledi içinden. ama sonradan verilen "tek" karakteri o cesareti bile gösterebilecek bir tip değildi.

    tek'in annesinin bahsi geçti, ama kendisini ortalarda hiiiç göremedik. ben hep o anneyle ilgili bir sahne veya bir gizem bekledim. çünkü belli ki oğlunun hayatında dominant etkiye sahip. hemen kızla buluşacağını haber vermesi, evin anneye ait olması bunu yansıtan sahneler.

    ayrıca neden bu kadar ürkek bu tekin? denize bile giremiyor, yüzme bile bilmiyor. dans etmekten utanıyor. çekingen... daha bir sürü şey... ama altyapısı yok. neden böyle? cevap yok. öyle işte. bunu böyle kabul etmen gerekiyor. o öyle saf, masum ve çekingen. annesi var ama ortada yok. böylesine mahcup bir çocuk tek başına adada hayatını idame ettirmeye çalışıyor.

    bir de o küçük kız var. tekin'in en yakın arkadaşı ufaklık. en sonunda bile o bomboş eve gelmiş, yalnız başına bir şeyler yapıyor. eylül tekin'i soruyor, o cevaplıyor. korkuluğu gösteriyor. o kadar. havada kalan bir başka karakter daha.

    filmin en hayal kırıklığı yaratan sahnesi de eylül'ün o çok korktuğu (o kadar ki telefona sarılıp arkadaşından kendisini almaya gelmesini isteyecek kadar korktuğu) neden...

    kızımız meğer aynadaki "aşık" görüntüsünden korkmuş... offf, hayır. lütfen. yapmayın.

    ben ne hayal etmiştim biliyor musunuz? hani o "anne" vardı ya, hah, işte o annenin mezarı ya da "korkunçlu" ölüsü falan var o korkarak baktığı yerde. yemin ederim buna bağlayacaklar sonunu sandım. hani olur ya öyle, tekin'in annesi aslında seneler önce normal sebeplerden ölmüş, ama o anacığına çok bağlı olduğu için kafasında onu hala yaşıyor zannedip onunla konuşuyor, dertleşiyor sandım. mezarı da hemen evin bahçe kısmındaymış falan. işte tekin o yüzden öyle çekingenmiş, mahçupmuş, kendi dünyasındaymış. kız da o manzarayı görünce çok korkup hemen telefona sarılmış şeklinde bağlayacaklar sonunu diye düşündüm. tabii benim senaryoma göre, tekin onu sakinleştirmeye çalışacak, konuşacak, konuştukça da kız olayın aslını anlayacak, çocuk annesi öldükten sonra içine kapanmış falan deyip haklı bulacak, sonra arkadaşları gelecek ama onlar olayı bilmedikleri için kavga dövüş olacak, tekin zarar görecek, kız kendini sorumlu tutacak.

    amma da yazmışım kafamda.

    ama yok, kız aşıkmış, o yüzden korkuyla telefona sarılıp arkadaşının onu kurtarmasını beklemiş.

    ayrıca son sahnede keşke tabelada meseleyi halledemedim tadında bir şeyler yazmasaydı. çok zorlama olmuştu.

    eylül'ün kumsala yazı yazdığı sahnede de hissedemedim o duyguyu, geçmedi.

    --- spoiler ---

    ama yine de oyuncuların kimyaları uymuştu. yukarıda bahsettiklerim dışında filmin diğer kısımları güzeldi. pazar akşamında sinemada izlemek keyif verdi. boşluklara çok takılmayacaksanız izleyin.


    (minicikinitsi - 4 Mart 2014 15:54)

  • comment image

    her yıl oscar alan türk filmleri içerisinde beğenilmeyen filmmiş bu.

    bir defa hikaye ne kadar klasik olsa da film çok güzel kurgulanmış. özellikle sonlara doğru sık sık olay örgüsü konusunda sizde gel git yaratıyor. sonunda ağzınızda buruk bir tat bırakan oldukça etkileyici bir film çıkıyor.

    her filmi beğenen, sinema kültürü recep ivedik olan bir tip değilim. ama bu filme kötü demek için gerçeken art niyetli olmak lazım. zira şu sıra vizyonda olan en iyi film.


    (metrobus kapisiyla beraber donen adam - 23 Şubat 2014 10:57)

  • comment image

    gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki hayatımda izlediğim en kötü filmlerden biri.
    (şizofren bi sürtükle embesil bi karikatüristin hikâyesi de diyebilirdim ama ağzımı bozmicim.)

    bi' dünya insanın yüreğini hoplatan esmer yakışıklısı bi herifin "çirkinliği" üzerinden film mi yapılır amk? film zaten sırf bu yüzden bile en baştan çuvallıyor. ayrıca adam gibi bir trafik kazası yerine dandik çekim hileleriyle işi ucuza kapatan filmler bende kusma hissi uyandırıyor, anında soğuyorum bütün olaydan. senaryo sona doğru toparlıyor, filmin özgün bir hikâyesi var kabul, ama çekim kötü. bak ver bu öyküyü ferzan özpetek'e, nasıl gişe rekorları kırardı gör.

    neticede izlemeseniz de olur derim ama olur da izlerseniz şundan eminim ki filmin birkaç yerinde "bu kız bu kadar güzel miydi yahu?" diye sorarken bulabilirsiniz kendinizi.
    kirli sakalsız engin akyürek'se hiç çekilmiyormuş, onu gördüm.

    ama film hakkat çok kötü yaa, öff.


    (kirlikedi - 21 Şubat 2014 00:15)

  • comment image

    biz herhalde çok zengin bir ülkeyiz ki bu kadar klişe ve kötü senaryolardan filmler çekip vizyona sokabiliyoruz diye düşünmemi sağlayan film. çok şımarık ve sevimsiz bir farah zeynep abdullah, karikatürler ve resimler yaparak para kazandığı için neden meczup olarak görüldüğü anlaşılamayan bir engin akyürek, birkaç sevimsiz yan rol. kirmizinintekrari kirmizinintekrari olalı böyle işkence çekmedi velhasıl.

    not: hangi paralel evrende engin akyürek çirkin sayılıyor allah aşkına? bir deyin hele ki, gitmeyeyim oraya. :/


    (kirmizinintekrari - 17 Şubat 2014 01:27)

  • comment image

    sırf filmin müziğini nil yapmış diye gidip izlediğim çok da beğendiğim film. ha şu aralar başıma gelen şeylere bu kadar benzemeseydi daha iyi olurdu tabi ama olsun, güzel film olmuş. şarkı ve klip de cuk oturmuş.

    içime oturan bi kaç repliği:

    --- spoiler ---

    çirkin insanlar güzel insanlar onları fark etsin diye olmadık şeyler yaparlar.bizler görünmez olmaya o kadar alışığız ki tek bi bakışla çirkin bi insan onu fark edene umutsuzca aşık olur.

    ne olur hatırla beni. çünkü o anılar sadece senin değil.

    kim olduğumuzu başkaları söyler bize. ben adada mahsur kalmış bi adamdan en güzel hikayemi dinliyorum.

    ---
    spoiler ---

    ayrıca insanda gidip bozcaada'ya yerleşme isteği uyandırdığı da bi gerçek.


    (ireminaltbenligi - 16 Şubat 2014 00:49)

  • comment image

    çoğu şeyi fena olmayan film. oyunculukları gayet iyi. aslında sadece iki kişiden, farah zeynep abdullah ve engin akyürek'ten söz edebiliriz. hikaye genelde farah'ın canlandırdığı eylül üzerinden ilerliyor. onun olmadığı sekans yok neredeyse. genç yaşında filmi sırtlamayı başarmış, çok da iyi oynamış bence. engin akyürek ise kendisine teslim edilen tek (tekin'in kısaltması) için pek uygun değildi sanki. o koca boyuyla topluma karışmaktan çekinen, kendi kabuğuna çekilmiş, asosyal, "çirkin" bir karakter için uygun değildi bence engin akyürek (çirkini özellikle tırnak içine aldım. çünkü engin bey çirkin birisi falan değil. böyle birisi asosyal olsa bile kendisini çirkin bulmaz yahu. o yüzden engin akyürek yanlış bir seçim olmuş diyorum). farah'ın boylarında olan, karizmatik olmayan birisi daha inandırıcı olabilirdi bence. mekan kullanımı (bozcaada) enfesti. insanın hemen oraya ışınlanıp oraları göresi geliyor. gökhan tiryaki'yi es geçmeyelim. bir zamanlar anadolu'da ve kelebeğin rüyası'nda olduğu gibi burada da etkileyici bir işe imzasını atmış. toygar ışıklı'nın müzikleri fena değildi (ezel'deki gibi dört dörtlük müzikler değil ne yazık ki). ayrıca sevgili kerem deren hikayeyi ışıklı'nın müzikleriyle boğmasaydı daha iyi olurdu bence.

    gelelim öyküye. zengin, seksi, çekici, işinde başarılı ("kendisini gerçekleştirmiş" diye özetleyebileceğimiz) hanım kızımız eylül bozcaada'ya geldiğinde fakir, asosyal, özgüvensiz, ama çizimde çok yetenekli olan tek'in (tekin'in kısaltması) dikkatini çeker. tek ona aşık olur. kız da bambaşka yönlerini bu adam sayesinde keşfeder. ama ona aşık olmaktan korkar ve burayı terk eder. sonra hafızasını kaybeder, hatıralarına kavuşmak için buraya döner. hikaye hollywood'un suyunu çıkardığı hikayelerden (hafıza kaybı temalı romantik filmler sık sık çekiliyor hollywood'ta). gene de kötü işlendiğini söyleyemem. bir yere kadar. özellikle ikinci yarıda hikayedeki twistler beni şaşırtacağına sıktı doğrusu. "e yeter, hatırla amk" dedim durdum içimden. bence fazlasıyla uzatılmış hikaye. hani filmin bir 30 dakikası kesilse, bu denli twistlerle uğraşılmasa; kerem deren karakterlerini bu denli yüzeysel işlemese, aşk hikayesindeki yapaylığı ortadan kaldırabilse (açıkçası hikayedeki aşka inanmak için çaba sarf etmek gerekiyor), hikayeyi sınıf farklılıklarını kullanarak daha da derinleştirebilse daha iyi bir film olarak tarihe girebilirdi. şu haliyle de izleniyor, berbat değil (yani çekilen romantik komedilerimizi, romantik filmlerimizi düşününce bu filmi sevmek mümkün. zira bu türde çoğu zaman berbat işler ortaya koyuyoruz); ama işte çok uzatılınca asidi kaçmış kola etkisi yaratıyor, bıktırıyor. bıktıran diğer şeyse karakterlerin ikide bir "eylül... eylül... eylül..." diye bağırıp durmaları. filmde herhalde en az 200 kez eylül diye bağırılmıştır. şunu da unutacaktım az daha: filmde kız tavlamayı bilmeyen tek'e akıl veren küçük kız, tek'e akıl verdiği, kızların nasıl tavlanacağını öğrettiği sekansta 500 days of summer filmindeki chloe grace moretz''i akla getiriyor.

    bu arada ülkemizin güzide embesil gençlerinin sinemada nasıl davranılacağını ne zaman öğreneceklerini merak ediyorum. koltuğu tekmeleyen mi dersin, akıllı telefonuyla oynarken film izleyen mi dersin, milkshake satın alıp sonuna kadar içen mi dersin (oğlum sinemada milkshake satılır mı? kahrolsun kapitalizm!), filmi anlatan mı dersin... tee allah belanızı versin (izleyicinin de, kapitalizmin de, sinemanın da).


    (sherlock holmes 90 - 15 Şubat 2014 17:39)

Yorum Kaynak Link : bi küçük eylül meselesi