Çıkış Tarihi     : 16 Ocak 2019 Çarşamba, Yapım Yılı : 2019
Türü                : Drama,Bilim Kurgu,Heyecanlı
Ülke                : USA
Yapımcı          :  Universal Pictures , Blinding Edge Pictures , Blumhouse Productions
Yönetmen       : M. Night Shyamalan (IMDB)(ekşi)
Senarist          : M. Night Shyamalan (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : James McAvoy (IMDB)(ekşi), Bruce Willis (IMDB)(ekşi), Samuel L. Jackson (IMDB)(ekşi), Anya Taylor-Joy (IMDB), Sarah Paulson (IMDB)(ekşi), Spencer Treat Clark (IMDB)(ekşi), Charlayne Woodard (IMDB)(ekşi), Luke Kirby (IMDB)(ekşi), Adam David Thompson (IMDB), M. Night Shyamalan (IMDB), Shannon Destiny Ryan (IMDB), Diana Silvers (IMDB), Nina Wisner (IMDB), Kyli Zion (IMDB), Serge Didenko (IMDB), Russell Posner (IMDB), Kimberly S. Fairbanks (IMDB), Rosemary Howard (IMDB), Bryan McElroy (IMDB), Owen Vitullo (IMDB), William Turner (IMDB), Johnny Hiram Jamison (IMDB), Leslie Stefanson (IMDB), Marc H. Glick (IMDB), Brick Mason (IMDB), Bostin Christopher (IMDB), Ukee Washington (IMDB), Colin Becker (IMDB), Brian Anthony Wilson (IMDB), Tobias Segal (IMDB), Joseph Thuet (IMDB), Tatiana St. Phard (IMDB), Tom DiNardo (IMDB), Timothy Chivalette (IMDB), Jack McCafferty (IMDB), Darby Schlosser (IMDB), Jordan Coker (IMDB), Xaiver Gerald (IMDB), Tim Duquette (IMDB), Nathan Nauroth (IMDB) >>devamı>>

Glass ' Filminin Konusu :
> M. Night Shyamalan'ın Parçalanmış (Split) filminin 24 karakterli kahramanı Crumb (James McAvoy) ile Ölümsüz (Unbreakable) filminden David Dunn (Bruce Willis) ve Elijah Price (Samuel L. Jackson), yönetmenin Glass filminde bir araya geliyor.


  • "seymour (bkz: a perfect day for bananafish), buddy, boo boo, walt, walker, franny ve zooey'den olusan salinger ailesinin soyadi."




Facebook Yorumları
  • comment image

    "kırılamayan parçalanmış cam" serisinin son filmi. haberiyle beklentiye girip, yorumlarıyla aynı şekilde beklentilerim kırılmıştı. beklentiyi düşürmemin etkisi var mıdır bilmem ama ben filmi beğendim. aksiyon aksiyon denmiş ama filmin türü aksiyon değil ki dram/gizem. şu halde beklediğimden fazla bile aksiyon vardı. her şey tadındaydı. mcavoy ise oyunculuğunu döktürdü resmen. her karakterin hakkını başarıyla verdi. nusret viraline yorum yapmıyorum, reklamın iyisi kötüsü olmaz

    gelelim spoiler içeren yorumlara.

    --- spoiler ---

    1) ilk spoiler'ı filmin kendisi verdi. salonda exorcist'i izlemeyen ya da sonunu bilmeyenler kalayı bastı :)
    2) hedwig "artık kevin'ı mı seviyorsun?" repliği ile gene gülümsetti. bir önceki için (bkz: #66390358)
    3) ilk yarıda, serinin devam edeceğini, ancak yaşından ötürü bruce willis'in bu bölümde çıkarılıp yerine oğlunun devam edeceğini düşünmüştüm. 26 karakterin birden (24+2) gözden çıkarılacağını düşünmemiştim. (film ticariye bağlıyor, yeni kahramanlarla, gençlerle seri zorlama uzatılıyor diye burun kıvırırken, mcavoy'dan bile vazgeçince yıkılmışlığım doğrudur.) bu saatten sonra olur da cidden gençlerle devam ettirse bile mcavoy'suz nasıl olur bilemiyorum.
    4) bkz.da verdiğim split yorumunda testerevari bir duruştan bahsetmiştim. burada da film sonu testereyi anımsattı. jigsaw ölse de efsanesi bitmez. değil mi mr glass?
    5) parçalanmışın kırılamayanla bu kadar net kapışması, hem de 2 kez, beklenmedikti. heyecan vericiydi. ama sonları pisi pisine oldu. bi avuç su ve bi kurşun :(
    6) hepsinin geçmişlerinden flashbackler olsa da, kevin'ın çocukluğuna ait detaylar pek yoktu. kaç kişi, ilk bölümde dunn'a stadyumda çarpan ve bu sayede çocuğuna uyguladığı şiddeti dunn'ın görmesine sebep olan kadının kevin'ın annesi olduğunu anlamıştır ki? bu bölümde belki yine o güne atıfta bulunurlar dedim. onun yerine shyamalan kendine atıfta bulundu :p kevin'ın babasının o trende olduğunun spoiler'ı ise splitte zaten mevcuttu.
    ---
    spoiler ---

    neticede çok da gömmeye hacet yok. kendi kulvarında gayet güzel bir film.


    (caycher - 20 Ocak 2019 00:51)

  • comment image

    öncelikle; bu filme gitmeden once kesinlikle ilk iki filmin tekrar izlenmesi gerekiyor, onceden izlemistim diyip giderseniz gondermeleri anlayamassiniz.

    x-men 1 ve 2 filmlerine hayran olan beni, duygusal olarak hayvanlar gibi tatmin etti film, ruhu ilk iki x-men filmi gibi. zaten butcelerinin kisitli olmasindan dolayi cok cok az cgi var filmde.

    filmin artilarina eksilerine gelirsek:
    --- spoiler ---

    shyamalan kesinlikle gömüldüğü kadar kötü bir yonetmen degil. superguclerin ortaya ciktigi sahneleri o kadar akilli tricklerle kurtarmis ki ayakta alkislamalik. butce darligini filmin ruhuna bandirmis resmen. ilk iki film de boyleydi, bu durum hic siritmiyor sayesinde, hatta deger katiyor.

    ancak, bu basarisini diyaloglara ve hikaye anlatimina pek gecirememis. ozellikle casey karakterinin kevinle hastananede bulusmasi sahnesinde amcami ihbar ettim detayini kevin’e soylemesi son derece sacmaydi. kevin’in bu olaydan haberi yok, sanki onceden aralarinda konusmuslar gibi bu diyalogu yazmanin manası ne? 3. filme gelenlere zaman kaybetmeden casey karakterini tanitma cabasi inanilmaz çiğ kalmiş bu yüzden. sonlara dogru casey karakterinin hikaye cozumunde anahtar rolu almasi da cok kotu islenmis, hikaye kaldirmis ancak inanilmaz sırıtıyor. ilk iki filmi hayal meyal hatirlayanlar nefret etmistir o sahneden.

    basardigi bir baska sey de cizgi roman ruhunu cok cok iyi yansitmis, mr glass’a sonlara dogru aciklama yaptirmasa daha da super olabilirmis ama bu tercih anlasilabilir. yine sonlara dogru yoncimiks tarikatinin operasyonel sefi olan psikologun kahramanlarimizla yuzlesmesi dupeduz senaryo tembelligi olmus. psikolog karakterin kahramanlarla olan iliskisinin insani boyutu biraz daha anlatilsa o sahne de calisabilirdi, bu hali cok zorlama gibi duruyor.

    film aslinda her cheesy sahnesini aciklama gayretinde,” koyduk gitti lan” kafasi hic yok, bu açıdan bayaği iyi niyetli buldum filmi.

    filmin lokomotifi james mcavoy, adam hayvanlar gibi oynamis. hatta ilk kacma tesebbusu sahnesinde shyamalan “gıral sahne senin döktür amk” demis resmen. ayrica kevin’i zapteden karakterin 9 yasindaki kisiligi olmasi, cocukluk travmalarindan cocukluguna ya da cocuga donerek kurtulmaya calismasi cok inceydi.

    ozetle; karakterler, catismalar biraz zorlama ve cekistirilerek bir yola oturtulmaya ugraşılmış. dile kolay 19 sene once bu serinin ilk filmi. daginik ve savruk olan tum hikaye bir valizin icine tepistirilmeye calisiliniyor, bunu basariyor mu? bence o valizin ustune shyamalan oturarak fermuarini kapatabilmis.

    ---
    spoiler ---

    sonuc olarak; sinemada izlenmesi gereken bir film. bu kadar gomulmeyi kesinlikle haketmiyor. aquaman gibi bir sıçmıktan sonra boyle ruhu olan bir superkahraman filmi izlemek cok guzeldi.


    (tintoretto - 19 Ocak 2019 23:48)

  • comment image

    amerika'da 18 ocak 2019'da vizyona girecek, unbreakable ve split filmlerinin devam filmi. twistleri ile tanıdığımız shyamalan'ın süper kahraman evreni üçlemesinin son filmi. ilk fragmanı az önce yayınlandı. filmin kadrosunda 2000 yapımı unbreakable'dan david dunn (bruce willis), elijah price (samuel l jackson), joseph dunn -david'in oğlu- (spencer treat clark ), elijah'nın annesi (charlayne woodard) bulunuyor. 2016 yapımı split'ten ise karekterlerinin adını sayamayacağım ama the horde dediğimiz (james mcavoy) ve casey cooke (anya taylor-joy) bulunuyor. sarah paulson ise bu filmle seride ilk kez yer almış olacak. o zaman eğlenceye başlayabiliriz.

    fragman.

    --- unbreakable & split & glass spoiler ---

    söylemek istediğim ilk şey. shyamalan'ın kariyeri adına split çok önemliydi. 9 milyon dolar gibi bir bütçeyle çekti filmi. sektörde dönen bütçelerden haberiniz yoksa, wonder woman 149 milyon dolara, spiderman homecoming 175 milyon dolara çekildi.

    dediğim gibi shyamalan için bu film serisi son şans belkide. kariyeri tam anlamıyla benjamin button tadında bu adamın. the sixth sense, unbreakable, signs çok güzel filmler. unbreakable'ın sekanslar halinde çekilmesi, signs'ın size verdiği o gerçeklik hissi (izleyenler bilir televizyonda gözüken, kameralara yakalanan ilk uzaylı, kan dondurmuştu yemin ederim) gerçekten usta işiydi. sonra ise ne oldu, bütçesi artmaya devam etti, iyi oyuncularla çalışmaya da devam etti. bunun sonrasında art arda yaptığı kötü filmler, bütçesini 9 milyon dolar seviyesine düşürdü. bu adam avatar'dan sonra after earth'de bile 130 milyon dolar bütçeyle çalıştı ve aslında filmler ne kadar her haliyle kötü olsa da gişe de zarar etmedi. o kadar kötüydü yani filmler, gişe de zarar etmemesine karşın bütçesini yok edecek kadar. internette affedersiniz kelimenin tam anlamıyla taşak oğlanı oldu. kariyeri bitti, dönemez vb vb. (bir örneği de şu an nicolas cage, ama o dönemedi bir türlü, döner misin be artık?)

    bunlar üzerine yaptığı split gerçekten çok başarılıydı. eski shyamalan dönmüş gibiydi. üstüne üstlük herkesin altından kalkamayacağı bir yönetmenlik işiyle bu filmi çekmiş, bunu da 9 milyon dolar gibi mütevazi bir bütçeyle başarmıştı. shyamalan split için kariyerimin en zorlayıcı işiydi diyor. ee abi, o kadar kötü film yap bütçen düşsün sonra neredeyse olmayan bütçeyle bu filmi yap, zor olacak tabii. kusura bakma o avatar'ı yapmayacaktın. neyse sakinim.

    farkındayım giriş uzun oldu ama shyamalan'ın durumunu anlamamız gerekiyordu. adamın dediğine göre hep aklında varmış bu seriyi yapmak. sixth sense setinde (kendimi tutamayacağım hani şu bruce willis'in aslında ölü olduğu film, tamam rahatladım.) bruce willis'in yanına gidip senaryoyu tanıtmış ona. kendisinin dediğine göre de glass ve dunn rollerini direk samuel l jackson ve bruce willis için yazmış. split'te bulunan kevin wendell crumb karakteri ise ilk başta unbreakable'da olacakmış ama shyamalan glass ve dunn karakterlerini daha iyi anlatabilmek için kevin wendell crumb'u kullanmamaya karar vermiş. (buraya birazdan geri döneceğim.) aslında unbreakable'ı da bence bu kadar iyi yapan bu. glass ve dunn karakterleri mükemmel karakterler. çizgi roman kokan, bir o kadar yalın, motivasyonları belli, kolaylıkla anlayabileceğiniz karakterler. evet adam ölmüyor ama bunu da aham şaham göstermek yerine filmin hemen başında bir tren kazasıyla gösteriyor bize, bu haliyle bile yalın. dunn'da insan üstü güçleri olan birisi, kaptan amerika'da öyle ama gösteriş biçimleri ne kadar farklı. dediğim gibi bence bu yüzden bu kadar güzel bir film. ve sanırım böyle düşünen bir tek ben değilim çünkü adı quentin tarantino olan başka bir çatlakta bu filme bir başyapıt diyor ve 2009'da yaptığı 1992'den sonra çıkan en iyi 20 film listesine bu filmi de koyuyor. ayrıca bu film shyamalan'ın da kendi favori filmi. o zaman devam. gece uzun. fragmana geçemedim bile.

    kevin wendell crumb karakterinin unbreakable'a konmamasına gelelim. bahsettiğim gibi shyamalan filme koymuyor bu karakteri. amaaaa, kevin wendell crumb filmde var. nasıl mı? burada. direk filmden bir sahne bu. evet oradaki çocuk kevin wendell crumb'dan başkası değil. shyamalan, kevin'in bazı sahnelerini taa unbreakable'ı yazarken yazmış. bunu da röportajda söylüyor. yani bu adam, bu seriyi hemen yapamayacağını biliyordu, belki de hiç yapmayacağını da biliyordu ama bir gün olurda yaparsam diye böyle bir sahne koymuş da olabilir. belki de devam filmini 16 yıl sonra yapmasının sebebi o sahnedir. belki de avatar ve after earth'den sonra dibi gördüğünde kendisinin tekrar yükselmesi için tek seçeneğinin unbreakable için yazdığı karakterlerden geçtiğini görmüştür. seçim sizin. ama gerçeklerden konuşursak shyamalan unbreakable'da süper iyiyi ve süper zeki kötü karakteri yarattı. sonrasında da split ile süper zeki kötü karakterin akıl hocalığını yapacağı kötü karakteri yarattı. glass'da ise bu iki karakterle çarpışan iyi karakteri göreceğiz.

    glass.

    en sonunda glass'a gelirsek, fragman sahnelerinden filmde neler olacakları parça parça tahmin etmeye çalıştım, bir yerden sonra tabii ki imkansızlaşıyor. ayrıca film çıktıktan sonra yamulma ihtimalimde çok yüksek. neyse.

    split'in son sahnesine bakarsak, david dunn'ı glass diyip düşünceli bir şekilde kahvesinden bir yudum alırken görüyoruz.
    bence fragmanda gördüğümüz kadarı ile filmin başı şöyle olacak: bir şekilde david dunn ve kevin crumb yolda yürürken hafifçe çarpışıyorlar ve david, kevin'in yaptığı kötü şeyi (o an kilit altında tuttuğu 4 kızı) görüyor. david emekliye ayırdığı yağmurluğunu tekrar üzerine geçirip kevin'in peşine düşüyor. kevin'i bulup kızları kurtarmak için kısa bir dövüş yaptıktan sonra polis olay yerine gelip ikisini de yakalayıp, mr. glass'ın da içinde bulunduğu akıl hastanesine gönderiyorlar. orada kevin'i gören glass amacını gerçekleştirmek için kevin'i kullanmayı planlıyor. amacı ne hiçbir fikrim yok. (ne kadar fikrim yok desemde aşağıda değineceğim.) belki de filmin sonunda olacak olan twist bununla alakalıdır. (evet filmin sonunda twist olacak shyamalan yahu bu.)

    sarah paulson'un karakteri ise, isim yapmaya çalışan bir psikiyatrist. belki glass'ın 15 yıl önce işlediği cinayetlerden kurtulan ya da 15 yıl önce david dunn'ın kurtardığı kişilerden birisidir. filmin sonuna doğru karakterle geçmişten bir bağı olduğunu görebiliriz.

    fragmanın sonlarına doğru işler daha da çılgınlaşıyor. anya taylor joy'un karekteri casey'i, david dunn'ın oğlunu ve glass'ın annesini aynı karede okulun kapısı gibi bir yerde görüyoruz. glass akıl hastanesinden çıkmış ve kendisinin eski evi vb gitmiş. fragmanın sonlarında sarah paulson'u ise suda birini tutmaya çalışırken görüyoruz ki bu büyük ihtimal david dunn. yani sarah'nın karakteri bir şey görmüş geçirmiş ve kendisine belki de insanlığa yardım etmesi için david'i en büyük zayıflığı sudan çıkarmaya çalışıyor.

    ilerleyen sahnelerde bu sefer casey cooke'u ve glass'ın annesini aynı karede bir evde görüyoruz. casey, david'e yardım etmek için glass'ın annesine gitmiş olabilir. amacı da glass'ı durdurmaktadır. glass'ın dediği ise tek bir şey var, çok fazla insan ölecek. ama neden, işte bu en büyük sorumuz. bana kalırsa glass, sarah paulson'u bir şekilde ikna edip, süper insanların olduğunu kanıtlıyor. ilk filmde bunun var olduğunu kanıtlamak için zaten bir sürü cinayet işlemişti ve sonunda başarmıştı. sarah paulson'dan sonra da bunu tüm dünyaya göstermek istiyor. amacı bulmuş olabiliriz.

    anlam veremediğim, daha doğrusu pek mantıklı tahminler yapamadığım iki sahne var. birincisi, casey'in kevin'in çocuk karakteri (hedwig olması lazım) ellerini tutup bir şey istemesi ve hedwig'in asla olmaz demesi. şimdi orası neresi ve casey ne istiyor. belki glass'ı durdurmak için david'le işbirliği yapmasını istiyordur ama hedwig bundan önce david'le dövüştüğü ve glass'a saygı duyduğu için hayır diyor olabilir. ayrıca arkada sarah paulson da var. yani sarah paulson casey'i bulup kevin ile aralarında bir bağ oluştuğunu düşünüp ondan yardım istiyor da olabilir. böylelikle casey hikayeye dahil olabilir.

    ikinci sahne ise, sarah paulson'ın çizgi roman dükkanında ne yaptığı. belki de kendi kendine inandığı şeylere ters düşüp ulan acaba bunlar haklı mı diyip çizgi romanları karıştırıyor olabilir. pek bir fikrim yok.

    dediğim gibi bunlar sadece basit, yanılma olasılığı çok yüksek tahminler. belki de david dunn kahramanlık yapmayı hiç bırakmamıştır, belki de glass akıl hastanesinden çıktıktan sonra durduğu yer eski evi vb değildir. ama emin olduğum tek bir şey var. shyamalan'ın bu filmi kötü yapmayacağı.

    ben çok güzel bir film görmeyi bekliyorum ve açıkcası acayip heyecanlıyım. pek fazla aksiyon sahnesi beklemeyin derim. daha çok psikolojik gerilim türünde bir film olacağını düşünüyorum. (beast'in ve david dunn'ın birden fazla kere karşılaşmasını bekliyorum ama çok abartlılı sahneler olmayacak gibi.) sondaki twist hakkında bazı düşüncelerim var ama onları yazmak istemiyorum. hem artık güneş doğuyor, hem de olur ki doğru çıkarsa film zevkimizin içine edilmesin.

    sözün özü, bu sefer benim gibi bir çok insanın shyamalan'a güvendiğini biliyorum. umarım boşa çıkmaz bu ve çok güzel bir film izleriz. entry'i ise şu sözle kapatmak istiyorum: 2019'da en çok heyecanlandığım filmin shyamalan'ın olabileceği hele hele avatar ve after earth'den sonra kim tahmin edebilirdi ki? belki de asıl twist budur...

    --- unbreakable & split & glass spoiler ---


    (walkyrie - 21 Temmuz 2018 05:58)

  • comment image

    (bkz: beast vs david dunn)beklediğim film sonunda açıklanmış. shyamalan muhtemelen aksiyondan ziyade hikayesiyle, güzel bir tane daha süper kahraman filmi yapacak.

    bu film marvel'ınkilerden daha tatlı olacak. o bayatlamış, dünyayı kurtarma olayına artık girilmemesi gerektiğini düşünüyorum. dark knight'tan öğrendiğimiz kadarıyla, kötünün gücü olmasından ziyade kişiliği ve amacı olması filmi daha izlenir kılıyor. shyamalan bu filmde kötünün psikolojisini anlatmaya devam edecek ve bizi ekrana kilitleyecek.

    zannediyorum ki artık hiç kimse, uçabilen iki adamın kavga etmesini izlemek istemiyor.


    (fuck n roll - 9 Eylül 2017 12:36)

  • comment image

    "zamanın yüzde doksanında etrafımda olan şeylerin yüzde doksanını fark etmediğimden eminim. şu anda yaptığım gibi bir şeyi durup düşünmediğim sürece fark etmediğimi bile fark etmiyorum artık. 'edna dünyadaki şeylerin üzerini kaplayan değersizlik ve bezginlik örtüsünü fark etmekte giderek daha da başarısız oluyor' diye tarif edebilirim. bu sersemligin, bu fark edememe acizliğinin, alışkanlık ve aşinalığın doğal bir ürünü olduğunu söylemek istiyorum, ama aslında bakmaktan ileri gelen bir bezginliğin sonucu olabileceğinden de korkuyorum. 'dünyaya o kadar uzun süre baktı ki sonunda bakmaktan yoruldu.'"

    sam savage romanı.

    "kırmızı kalem alacağım. kırmızı kalemlerin asla silgisi olmaz. onlar kendinden emin insanlar içindir."


    (nirvana - 16 Temmuz 2017 21:58)

  • comment image

    başına talihsiz bir olay gelmiş: http://glassishere.com/…olan-nublu-istanbul-konseri

    --- spoiler ---

    ben glass. istanbul’da indie-elektronika türünde müzik yapıyorum. 22 mayıs cuma günü, grup lansmanı için nublu istanbul’da konser vermem gerekiyordu; ama ekipmanım çalındığı için veremedim. şimdi size neler olduğunu anlatacağım.

    konser için soundcheck’imizi bir gün önce yapmamız gerekti; çünkü basçımız inanç’ın işten çıkış saati cuma gündüz soundcheck yapmaya uygun değildi ve mekanın sesçisinin de işi olduğu için perşembe gece yapmak daha uygun oldu.
    hikayeye başlamadan söyleyeyim, her şeyi olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum; ama asıl hikayeden bağımsız şeylere de değinmeden edemiyorum. malum, böyle şeyler insanın sinirini bozuyor.

    ilk olarak sesçinin mekanın akustiğinin çok kötü olduğu ve elektrik tesisatında problem olduğu söylemleriyle karşılandık. soundcheck sırasında inanç’ın yeni aldığı ses kartı bozuldu, sesçi arkadaşı ufak çaplı da olsa elektrik çarptı.

    türlü aksaklıkların sonunda soundcheck bitti. ses kartı, macbook, inanç’ın bası, midi klavye, mikrofon, kablolar sahnede kurulu kaldı. normalde hiçbir yerde yalnız başına tek bir saniye bırakmadığım, başka bir arkadaşıma, birine gittiğimde, dışarı çıkarken yatağın altına saklayıp gittiğim, 2012’den beri her şeyimin içinde olduğu macbook pro’mu o gün orada bıraktım. soundcheck’in başında sesçi ve sahne amiri eşyaları orada bırakabileceğimizi, aşağı kimsenin inmediğini, sahne alanının konsere kadar kapalı olduğunu söyledi. sahne amiri “isterseniz bilgisayarınızı alabilirsiniz” demişti; ancak 3 saatlik soundcheck’in sonunda envai çeşit sorundan sonra, sesçi kurulumu olduğu gibi bırakmayı önerdi, aşağı kimsenin inmediğini yineledi. biz de kabul ettik.

    haliyle, burası sürekli konser verilen bir alan, ve soundcheck sonrasında kimse ekipmanına bekçilik yapma gereği duymaz, genelde konserden saatler önce yapılır, o arada zaman geçer, yemekler yenir, kimse ekipmanın başında beklemez.

    ertesi gün.

    konser saat 11 gibi başlayacaktı. hazırlıkları tamamladıktan sonra ben 9 civarı gittim. henüz diğer arkadaşlarım yoktu. öncelikle yine konudan bağımsız; ama çok rahatsız edici bir şey oldu.

    mekana iki kişi geldi. bir çalışana akşam kimin konseri olduğunu sordular. çalışan “öyle biri,” gibi bir cevap verdi. mekana gelenler devam etti, “ne tür bir müzik, dinlemek istiyoruz,” dediler. çalışan da “yani adı sanı bilinmez biri,” dedi. gelen ikili şaşırdı, “alakasız biri mi çıkıyor? internette falan da mı yok bilgisi?” dediler. adam da “evet,” dedi ve gelenleri gönderdi. haliyle kötü hissetttim ve adama bir şey diyemedim bile.

    asıl noktaya dönüyorum, bu manzaraya izledikten sonra, sahnede yapacağım birkaç düzenleme (mikrofonuma küçük tilkiler bağlayacaktım, bir masanın yerini değiştirecektim) için alt kata indim ve sahneye geldiğimde bilgisayarımın yerinde olmadığını farkettim.

    ilk düşündüğüm şey birinin “bu önemli,” diye düşünüp herhalde konsere kadar bir yere kaldırdığıydı. zaten her yeni gelen kişinin ilk düşündüğü şey de o oldu. ilk gördüğüm kişiye sordum. bilmiyordu. 10-15 dakika içinde mekanın çalışanları seferber olmuş, bilgisayarı aramaya başlamışlardı. o sırada arkadaşlarım da geldi, aramalar devam etti; ama bulunamayınca mekanın kamera görüntülerine bakmaya başladık.

    saat 18.00 sıralarında bir hırsız gelmiş, sahneden bilgisayarı almış, bir yere koymuş, bahçeden dışarı çıkmış, sonra belli ki çıkış yolunu bulmuş olarak geri dönmüş, 20 dakika mekanda başka yerlere bakmış, o sırada mekandan da başka şeyler çalmış, ve son olarak hepsini benim pembe eastpak çantama doldurup 18.20’de bahçeden çıkmıştı.

    hırsız, ne alacağını da biliyor gibi duruyordu. macbook pro’mla birlikte, başka bir yerden, sesçinin oldukça pahalı olduğunu söylediği kulaklığını, ve mekanın ofisinden ofis bilgisayarını çalmıştı (görüntülerden anladığımız kadarıyla pembe çantamı çalma nedeni de, hepsini rahatça taşıyabilmek, yoksa laptop çantamı da çalabilirdi).

    sahnenin olduğu kattaki bahçe kapısı neden açıktı, diye sorduğumuzda “temizlik olduğu zaman bazen açıyorlar” denildi. hırsızın 20 dakika nasıl dolaştığını, kimseyle nasıl karşılaşmadığını, tüm bunların nasıl olduğunu onlar da bilmiyordu.
    o şok haliyle, bir süre görüntülere baktık, ancak 11 civarı polisi aramayı akıl ettik. polisi kendimiz aradık. polis görüntülerle karakola gidip ifade vermemizi söyledi. biz de görüntüleri bir flaş diske alır almaz istiklal caddesi’ndeki taksim polis merkezi’ne gittik.

    dakika dakika incelediğimiz görüntüleri paylaştık (hırsızın yüzünün göründüğü, girdiği, çıktığı yerler not edildi), tam olarak neyin çalındığını söyledik. metalik gri macbook pro ve pembe eastpak sırt çantası. sabaha karşı 4 gibi, folloş olmuş bir şekilde eve döndük.

    ertesi gün.

    ilk şoku atlattıktan sonra geldi aklımıza bir “zarar”ımız olduğu, ve bunun karşılanması gerektiği. sağolsunlar, mekanın muhasebe müdürü de e-posta atmış, görmeyince de telefonla ulaştı. cumartesi öğleden sonra konuştuk. kendilerinin de hiç beklemediğini ve şaşkın olduklarını söyledi. zararı karşılamak için sigortaya başvuracaklarını, bu yüzden de karakoldaki ifademize ihtiyaçları olduğunu söyledi. biz de tamam dedik, karakola gidip ifadeyi alabileceğini söyledi. muhasebe müdürü bunun bir süreç olduğunu, sigorta sonucunun ne kadar zamanda çıkacağını, olumlu olup olmayacağını da bilmediklerini söyledi, biz de sigorta sürecinin mekan ve sigorta şirketi arasında olduğunu söyledik. ben, sadece müzik değil, iş için de aynı bilgisayarı kullanıyorum ve bu durumun işimi aksattığından, dolayısıyla bir an önce tazmin edilmemiz gerektiğinden bahsettik. ama ertesi gün kendileri böyle bir şekilde aradığı için iyi niyetlerine dayanarak hafta başına kadar rahatsız etmemeye karar verdik.

    haftabaşında, karakola gittiklerinde ifadeyi alamadılar, sadece imzalayan kişi alabiliyordu. ifadeyi alan polisin mesaisiyle ve kendi çalışma koşullarımızla örtüşebilmesi için bir gece tekrar polis merkezine gittik. bekledik, saat 2’de ifadenin kopyasını aldık.

    ertesi gün.

    muhasebe müdürüne ifadeyi ve bilgisayarın faturasının kopyasını teslim ettik. bu arada bir telefon görüşmesi daha yaptık. kendisine sigorta sürecinin bizi bağlamaması gerektiğini, ve bir an evvel çözmek istediğimizi söyledik. o da, yetkililerle konuşup döneceğini söyledi. bu süreçte, mekanın sahipleri / işletenlerinin de konudan haberdar olmasını istedik; ama ne zaman iletşim bilgilerini istesek, kesinlikle vermediler.

    birkaç gün sonra, muhasebe müdürüyle tekrar konuştuk. olaydan 1 hafta geçmişti ve artık her seferinde arayan taraf olmaktan, gelişmeleri öğrenmek için bizim sormamızın gerekmesinden bıkmıştık. son arayışımızda sigorta eksperinin geleceğini, inşallah 1 hafta içinde çözeceklerini söyledi. tamam dedik.

    bu arada, bizimle sözleşme imzalamak istediklerini söylediler. doğrudan bilgilerimi istediler. sonradan sorunca sigorta için olduğunu söylediler. sözleşmeyi görmek istediğimi söyledim, gönderdiklerinde konser gününe dönük bir sözleşme olduğunu gördüm. o gün konser vermek için anlaştığımızı gösteriyordu. sözleşmeyi avukatımıza gösterdik. sözleşmede aleyhime kullanılabilecek maddeler olduğunu, bunları değiştirerek imzalamanın daha doğru olacağını söyledi. konserin iptalinin ancak deprem, sel gibi felaketlerle gerçekleşebileceği maddesi; ekipman çalınması durumunda da iptal edilebilir diye değiştirildi. kendilerine sözleşmenin düzenlediğimiz halini gönderdik. ancak böyle imzalayacağımı söyledik. sonra avukatımla görüşmek istediklerini söylediler. ertesi gün avukatımla konuştuklarını, sözleşmeye gerek olmadan olayı çözmeye çalışacaklarını söylediler. avukatımsa kimsenin kendisini aramadığını söyledi. böyle bir belirsizlik içinde, şu gün olacak, bu gün bunu yapacağız diyerek geçip giden günler yaşadık yani.

    birkaç gün sonra yine aradık. yine konuştuk. eksper gelmişti. muhasebe müdürü, pazartesi ya da salı günü sonucun çıkacağını söyledi. işletmeciyle konuştuklarını, sigorta sonucu ne olursa olsun zararımızın karşılanacağını söyledi. salı günü sonuç hala çıkmamıştı. mahcup olduğunu belirten muhasebe müdürü çarşamba günü kesin sonuçla geleceğini söyledi.
    sonrasında, sigortanın olumsuz döndüğünü, buluşup konuşmak istediklerini söylediler. görüşmeye gittik, derdimizi tekrar yüzyüze anlattık. zararın bir kısmı karşılayabileceklerini söylediler. “orta yolu bulalım” dediler. onlara ikinci el bilgisayar satmadığımı, kendi sorumlulukları altında ekipmanımın çalındığı için, böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi söyledim. böyle bir olay üzerinden pazarlık yapmayacağımızı söyledik. en önemlisi de, artık iki hafta geçtiğini, ve benim yerimde başka bir müzisyen olsaydı böyle davranmayacaklarını belirttim.
    işverenle yine konuşacaklarını söylediler. artık konuşulan kişiyle görüşmek istediğimizi söylediğimizde mekan sahibi ilhan erşahin’in de, işletmeci yakup bey’in de bizimle muhattap olmak istemediklerini söylediler.

    ertesi gün.

    muhasebe müdürü gündüz aradı. işletmecinin karar verdiğini, şu anda bizim için aynı özelliklere sahip bir ikinci el macbook pro baktıklarını söyledi. bunun gerçekten saygısızca olduğunu düşünüyorum, ve her geçen gün bu teklif karşısında ben utanıyorum. sanki ticari bir alışveriş yapmışız gibi, bir malın bedeli üzerinden kendilerince adaletli bir tazmin anlayışına geçtiler. yine ikinci el bilgisayar satmadığım için, böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi, zararımın tamamını karşılamaları gerektiğini belirttim. muhasebe müdürü, bir rahatsızlığı yüzünden gelip konuşamayacağını, mekanın etkinlik organizatörü ile konuşup döneceğini söyledi.

    etkinlik organizatörü ile telefonda konuştuk. 22 mayıs’tan beri bizimle tek muhattap olan kişi muhasebe müdürü olduğu için, kendisine tüm olayı, tüm derdimi ayrıntılı anlatmaya çalıştım. ve iki haftadır, artık oyalanıyor olduğumuzu hissettiğimi, ve nublu’nun iki haftadır olan tavırlarına çok şaşkın olduğumu belirttim. konuşurken sakin değildim; ama açıkçası karşımda bağırarak ‘o gün yapmam gerekeni yaptım, kamera kayıtlarını açtık, baktık, ertesi gün girmişsin, trip yapmışşın, her yere nublu istanbul, nublu istanbul yazmışsın, ekipmanlarım çalındı yazmışsın, bir ekipmanın çalındı’ diyen bir organizatörle karşılaşmayı beklemiyordum. hiçbir yere nublu istanbul diye yazmadığımı, etiketlemediğimi ve ekipmanlar değil, ekipman yazdığımı söyledim. ‘arkadaşların yazmış’, cevabını aldım, ‘ben buna engel olamam ama, ben yazmadım’ dediğimde, ‘e ben de buna engel olamam’ cevabını aldım. gerçekten saygısızlaşan karşılıklı bir konuşma, organizatörün ‘ben olsam o bilgisayarı orada bırakmazdım’ cevabıyla son buldu. kendi sinirlerime de hakim olamadığım için, ve karşımdaki insan da bana bağırıyor olduğu için daha fazla konuşamadım ve telefonu eşim aldı. onunla konuşurlarken etkinlik organizatörü ikinci el bilgisayar kararlarını açıklarken, “sigorta da ödese yıpranmışlık payından bedeli düşecekti, yine daha az para verilecekti” gibi bir şey söyledi. eşim de, bunun çalınan şeyin bedeliyle değil, işletmenin anlayışı ve yaklaşımıyla ilgili olduğunu söyledi. “16’sında mirkelam çıktı, ayın şey onun başına gelseydi, ertesi gün yenisini alıp karşılamaz mıydınız?” sorusuna aldığımız “evet,” cevabı zaten her şeyi açıklar nitelikteydi. etkinlik organizatörü, derdimizi anladığını söyledi, eşime de bana bağırdığı için özür diledi. telefonu avuklatların devreye girmesi fikriyle kapattık. şöyle olacaktı, etkinlik organizatörü işletmeciyle konuşacak, bir kez daha bu durumu kabul etmediğimizi ve bu haliyle daha fazla görüşmeyeceğimizi, artık avukatımızla görüşeceklerini söyleyecekti.

    etkinlik organizatörü işletmeciyle konuştuktan sonra bizi aradı. işletmecinin de kendi avukatına danıştığını, avukatın “hukuki olarak bir şey yapamazlar” dediğini, ve işletmecinin “eğer ikinci el macbook teklifini kabul etmeyip hukuki yola başvuracaklarsa da, o teklif artık masadan kalkacak, dediğini aktardı.
    etkinlik organizatörüyle konuşan eşim de, teklifi masadan alıp istediklere yere koyabileceklerini, bundan sonra da avukatla görüşmelerini söyledi.
    ardından etkinlik organizatörüyle avukatımız konuştu. etkinlik organizatörü bizi yakup bey’le görüştürmeye çalışacağını söylemiş. şunu da belirtmeliyim, avukatımız da konuşmasından sonra etkinlik organizatörü için “iyi niyetli ve yardımcı olmaya çalıştığını düşünüyorum” dedi.

    haftanın başından beri, avukatımız dışında kimseyle iletişime geçmedik, avukatımız da nublu’dan haber bekledi tüm hafta. telefonda, konuştuk, konuşacağız derken yine zaman geçti. hatta, en son birkaç kez telefonla hem muhasebe müdürü, hem de etkinlik organizatörünü aradı; ama telefonlara yanıt vermediler.
    olayın üstünde 3 hafta geçti. hala tazmin edilmedik.

    bu noktada söylemek istediğim bir iki şey var, onları da söyleyip bu uzun yazıyı bitireceğim.

    nublu benim için koskoca bir hayalkırıklığına dönüştü. 3 haftadır hiçbir işimi yapamıyorum, müzikle / işle / tüm hayatımla ilgili her şeyin olduğu bilgisayarım gitti. polis tarafında bir gelişme yok. tek istediğim şey başından beri bilgisayarımın bulunması. bunu mekana da başından beri söylüyorduk, benim bilgisayarım bulunduğu an geri alın tazmin edeceğiniz parayı/bilgisayarı diye. çıkmamız gereken konserleri bu süreçte iptal etmek zorunda kaldık. normal şartlarda 2015 sonbaharına hazırlıyor olduğumuz albüm çalışması, böyle sinir bozucu bir şekilde rafa kalktı.

    ünlü biri çıksaydı ertesi gün tazmin edeceklerini bile açık açık söyleyebilen, işletmeci ve mekan sahibinin bizimle muhattap olmak istemediğini belirten, bizi sürekli oyalayan bir mekandan artık tek bir şey talep etmiyorum.
    3 hafta boyunca beni oyaladıkları zamanı, yapamadığım işlerin tazminini de istemiyorum.

    terbiyesizce ikinci el bilgisayar vermeyi teklif eden bu yer için sadece hakettiklerini bulmalarını diliyorum.

    işletme sahibinin muhattap olmak istememesini bir yere kadar anlarken, bir müzisyen olan ilhan erşahin’in diğer bir müzisyenin kendi mekanında başına gelenlerle ilgilenmemesi ve benimle muhattap olmak istemediğini söylemesi beni ayrı üzdü; ama artık bununla da ilgilenmiyorum.
    beni bu şekilde mağdur eden bir mekanla ilgili sadece olanları yazmak istedim ki bilinsin.

    tl;dr: 22 mayıs’ta nublu istanbul’da konser verecektim. konser mekanında, sahnedeki bilgisayarım çalındı. tazmin edeceğini söyleyen işletme 3 haftadır hala tazmin etmedi. sonunda da “ikinci el muadiliyle değiştirelim” dedi. üstelik mekan sahipleri bizimle muhattap olmak istememiş. bir de, “ayın şey ünlü birinin başına gelseydi ertesi gün karşılamaz mıydınız?” soruma “evet,” diye cevap verdiler. ben artık kendilerinden bir şey beklemiyorum. ne halleri varsa görsünler.

    not: bilgisayarımın seri numarası c02j51hwf1g3, ingiliz klavye, mid 2012 macbook pro. olur da gittigidiyor’da sahibinden.com’da, bir şekilde bir yerde gören olursa diye…

    ---
    spoiler ---


    (kopuklu turk kahvesi - 13 Haziran 2015 17:56)

  • comment image

    introsu "neden joy division'a gothic rock'ın öncüsü diyorlar?" gibi bir soruya yanıt olabilecek 1978 tarihli şarkı. substance'ta ve still'de bulunur.

    hearts fail - young hearts fail
    anytime - pressurised
    overheat - overtired
    take it quick - take it neat
    clasp your hands - touch your feet
    take it quick - take it neat

    hearts fail - young hearts fail
    anytime - wearing down
    on the run - underground
    put your hand where it's safe
    leave your hand where it's safe
    do it again
    do it again and again and again

    anytime - that's your right
    told ya we should do it again
    overheat - overtired
    don't you wish to do it again --
    anytime - that's all right
    don't you wish to do it again --
    i bet you wish you do it again
    do it again --


    (glass sealed - 27 Haziran 2002 15:32)

Yorum Kaynak Link : glass