Çıkış Tarihi     : 26 Nisan 2020 Pazar, Yapım Yılı : 2020
Türü                : Drama,Romantik
Taglar             : Romana dayalı,Erkek frontal çıplaklık,Erkek çıplakları,Erkek çıplaklığı,Kadın çıplakları
Ülke                : İngiltere
Yapımcı          :  Element Pictures , British Broadcasting Corporation (BBC)
Yönetmen       : Lenny Abrahamson (IMDB)(ekşi), Hettie Macdonald (IMDB)
Senarist          : Alice Birch (IMDB),Mark O'Rowe (IMDB)(ekşi),Sally Rooney (IMDB)
Oyuncular      : Daisy Edgar-Jones (IMDB), Paul Mescal (IMDB), Desmond Eastwood (IMDB), Aislín McGuckin (IMDB), Sarah Greene (IMDB), Frank Blake (IMDB), India Mullen (IMDB), Eliot Salt (IMDB), Eanna Hardwicke (IMDB), Seán Doyle (IMDB), Fionn O'Shea (IMDB), Niamh Lynch (IMDB), Meadhbh Maxwell (IMDB), Leah McNamara (IMDB), Clinton Liberty (IMDB), Aoife Hinds (IMDB), Liz Fitzgibbon (IMDB), Megan McDonnell (IMDB), Killian Filan (IMDB), Kwaku Fortune (IMDB), Leah Minto (IMDB), Slaney Power (IMDB), Sebastian De Souza (IMDB), Chris McHallem (IMDB), Domhnall Herdman (IMDB), Muiris Crowley (IMDB), Lauryn Canny (IMDB), Killian Coyle (IMDB), Lancelot Ncube (IMDB), Bláithín Mac Gabhann (IMDB), Conor Mullen (IMDB), Noma Dumezweni (IMDB), Michael Phong Le (IMDB), Ciara Berkley (IMDB), Lucilla di Paolo (IMDB), Rachel Mariam (IMDB), Barry O'Connor (IMDB), Lila Harper (IMDB), Tina Kellegher (IMDB), Aoibhinn McAuley (IMDB) >>devamı>>

Normal People ' Dizisinin Konusu :
Kuzey İrlandalı oyun yazarı Owen McCafferty’nin senaryosundan uyarlanan “Normal People”, uzun yıllardır evli olan bir çiftten, kadına göğüs kanseri teşhisi konulmasıyla birlikte, çiftin ilişkisinin teste tabi tutulmasını ve ikilinin belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalmasını anlatıyor.


  • "kitabı okumadım ama diziyi çok beğendim. karakterler arasındaki duygusal yoğunluğu iyi yansıtmışlar. gerçek ve samimi hissettiren dizileri sevdiğim için 8/10 veriyorum."
  • "kurgudan oyunculuklara kadar her şeyi neredeyse mükemmel olmuş bir dizi."
  • "1x08 bu bölümdeki harika villa güney italya'da bulunuyor, 150 yıldır aynı aileye aitmiş. airbnb linkini de şuraya bırakıyorum. 1x08"
  • "gençler, obviously deyip duruyorsunuz ama hiçbir şey obvious değil," lütfen bi şey söyleyin, bi dokunun" diye mahvoldum izlerken."




Facebook Yorumları
  • comment image

    kitabı okumadım ama diziyi çok beğendim. karakterler arasındaki duygusal yoğunluğu iyi yansıtmışlar. gerçek ve samimi hissettiren dizileri sevdiğim için 8/10 veriyorum.


    (girl on fire - 5 Mayıs 2020 01:35)

  • comment image

    kalbimi sıkıştırdı bu dizi benim tanıdık hislerden

    --- spoiler ---

    toksik bir ilişki. bir tarafta duygusal acı çekmekten yakınan ama aslında o acısız yaşayamayan, itaat etme isteğiyle karşısındakine bağımlı bir kadın. duygusal acının yetersizliği sonucunda fiziksel acıya da başvurma ihtiyacı. kendini beğenmeme, insanların ona davranış şekillerini hak ettiğini düşünme ''ihtiyacı''.

    bir tarafta kendini bulunduğu her ortamda uyumsuz hisseden, bundan kendini başka biriymiş gibi gösterip lise hayatında bir süre de olsa kaçabilen ama üniversitede yüzüne her yerde çarpan bir adam.

    ikisinin de en önemli ortak noktası birbirlerinden kopamamaktan ziyade, benim gözüme çarpan, birbirleriyle dertlerini paylaşmayı öğrenmelerinin çok geç olması. beraber veya ayrı bütün o görüştükleri dönemde ikisinin de belli belirsiz farklı problemleri vardı. ama ikisi de bu konuları birbiriyle paylaşmaktan kaçtı hep. sonra üstlerine yıkıldı tavanlar, alakasızca, belirsizce.

    toksik ilişkiler. hayatlarındaki insanların eski sevgililerinin yanında, onları görünce istemsiz kompleksleşmeleri. sanki bilerek ve özenerek yanlış insan tercihleri. sonunda birbirlerine dönmeleri. ama birbirlerine de yanlış olmaları.

    toksik bir ilişki. ama bundan sonrası güzel olur belki. duyguları paylaşabilince, karşındakinin şımarık biri değil onun da kendince acıları olduğunu görünce, bu zamana kadar yapılan her şeyi affedercesine, bu yüzdenmiş dercesine, tanıdığını zannettiğin insanın kıvranışlarını görünce.
    ---
    spoiler ---


    (caykosky - 7 Mayıs 2020 16:15)

  • comment image

    gençlik dizisi diye başlayıp ilk üç bölümde son altı ayımı gördüğüm -yaş 32-, kadın erkek ilişkilerinin aslında zamansız olduğunu gösteren yapım.

    12 bölümü bitirdikten sonra gelen edit;

    --- spoiler ---

    cağnım marianne’in sevgisizliği, bu sevgisizliğin hatalı seçimlere yol açması, abisinden gördüğü duygusal ve fiziksel şiddet... çıldırmamak işten bile değil. kurgusal bir karakter bu kadar içselleştirilmemeliydi.

    ---
    spoiler ---


    (dejaaa - 6 Mayıs 2020 19:54)

  • comment image

    bugünümü kendisine vererek bitirdiğim dizi. diziyle ilgili en çok beğendiğim şey hikayenin yalınlığı ve gerçekliği oldu. dizideki bir cümle veya bakış, size daha önce yaşadığınız ikili ilişkilerinizde iki tarafın sustuğu anlarda saniyeler içinde farkına vardığınız hislerinizi anımsatabiliyor. tertemiz yüzlü iki genç oyuncu sade ama çok etkili oyunlarıyla yetişkinliğe geçiş döneminde yaşanan iç çatışmaları, hayal kırıklıklarını, hayallerin peşindeki heyecanları seyirciye bence çok net bir şekilde geçirmeyi başarıyor.
    yönetmenin kullandığı naif dil, müzikler ve sesler tamamen duygulara odaklanıyor ve bu şekilde karakterlerin tanımlamaya çalıştığı duygulara izleyici çok daha rahat dokunabiliyor ve belki de izlerken izleyiciye kendi ilişkilerini sorgulatıyor.


    (psodoraki - 7 Mayıs 2020 23:56)

  • comment image

    şiirsel bir anlatım üslubuna sahip olması, depresif ve melankolik atmosferi, izleyicisini karakterlerin meselesinin bir parçası yapan yüzlere odaklı yakın plan çekim teknikleri, gerçekçi yapısı, oyuncuların karakterlerin ruh haline büründükleri müthiş performansları, farklı tarzdaki sahne geçişleri ve özellikle bölüm sonlarında devreye giren hüzünlü müzikleriyle etkileyici ve sıra dışı bir mini dizi.

    dizinin çetrefilli bir hikayesi yokmuş gibi gözükmesi basit bir yapım gibi algılanmasına yol açabilecekken saydığımız bu özellikler iki gencin inişli çıkışlı aşk hikayesinden ibaret olan diziyi derinlikli bir yapım haline getiriyor. piyasa işi dizilere aşina olan izleyiciyi sıkabilecek arthouse bir iş olan dizi, iki gencin birbirlerine duydukları aşkı geniş bir zaman dilimine yayarak, gençlerin yaptıkları tercihlerin hayatlarına etkisini, değişen psikolojilerini ve hayatın içinde geçirdikleri dönüşüm ve gelişimi işliyor.

    -spoiler-

    hikaye üst sınıf bir aileden gelen marianne ile annesi marianne'lerde temizlik işi yapan connell'in lise sıralarında yakınlaşmaları ile başlıyor. marianne varlıklı ama sorunlu bir ailede, sosyopat bir anne ve düşmanca davranan bir ağabeyin yanında yaşaması nedeniyle insanlardan kopuk, içine kapalı bir ruh haline sahip. çok zeki, başarılı bir öğrenci ama öğretmenlerle olduğu gibi akranlarıyla da iğnelemeye dayalı bir ilişkisi var. sosyalleşememesi, yalnızlığı tercih etmesi de diğer öğrenciler tarafından ucube gibi görülmesine ve aşağılanmasına yol açıyor.
    bu özellikleriyle tanıdığımız marianne, annesini almak için evlerine gelen connel'in kendisine sıcak davranması ve sohbete açık tavrı nedeniyle connel'e ısınıyor ve ilk cinsel deneyimini bu süreçte onunla yaşıyor. ve on iki bölüme sığan marazlı aşk ilişkisi bu şekilde başlıyor.

    marianne gibi içine kapalı insanların aşkları da genelde normalin ötesinde bir tutkuya sahip oluyor. marianne, connel'i kısa sürede benimsemesine rağmen, çocuğun okul futbol takımının yıldızı olmasından kaynaklı popülerliği ve ait olduğu arkadaş grubunun marianne'e karşı aşağılayıcı bir tutum içinde olması beraberinde connel'in bu ilişkiyi gizli tutmak istemesini getiriyor. bu da connel'in aslında özgüven problemi yaşadığını, arkadaş grubundan dışlanmak istemediğini, kızı geçici bir ilişki olarak gördüğünü ortaya koyuyor. yani en az marianne kadar connel de sıkıntılı bir karakter. marianne'in, alaycı ekip tarafından hakarete uğradığı ve dolu gözlerle connel'in onu korumasını beklediği anlarda connel sadece kızarmak ve önüne bakmakla iktifa ediyor. hatta birkaç sekans sonra marianne resmen fiziksel ve sözlü olarak yanı başında tacize uğrarken bile başını öte tarafa çevirme onursuzluğunu göstermekte beis görmüyor. ilginç bir şekilde marianne de sanki çocuğun bu davranışları normalmiş gibi onu tolore ediyor ve onunla cinsel boyutu ateşli yaşanan ilişkisine devam ediyor. ta ki okul balosuna kendisini değil de daha önce ilişki yaşadığı bir başka kızı götürene kadar. orada ip kopuyor, nesneleştirildiğini gören marianne tavrını koyuyor ve ilk ayrılıklarını yaşıyorlar.

    sonraki süreç üniversitede devam ediyor ve marianne istediği için tercihini onun gideceği üniversiteye yapan connel'in cephesinden üniversite hayatını izlemeye başlıyoruz. connel'in ilk etapta taşradan gelen bir alt sınıf olarak yaşadığı yabancılaşma ve yalnızlık çok gerçekçi yansıtılmış.
    üniversite sürecinde de gitgeller içinde devam eden ilişkileri bu kez connel'in parasız kaldığı bir süreçte, kızdan onun evinde kalmayı talep etmeyi gururuna yedirememesi ve yanında ağlama krizleri geçirmesine rağmen ona bir türlü açılamaması yüzünden ayrılıkla noktalanıyor.

    aslında birbirlerine derin bir aşkla bağlı olan ikili bu şekilde ayrılıp bir müddet sonra bir araya gelirken aralarda yaşadıkları başka ilişkilerde son derece mutsuz yaşıyorlar. ne zaman ki bir araya geliyorlar yaşamları bir anlam ve içerik kazanıyor. birbirlerinden beslendiklerinin ve birbirlerine ruhen bağlı olduklarının farkındalar ancak hep bir nedenle başka yönlere dağılmak zorunda kalıyorlar. ayrı kaldıkları dönemde connel panik atak nöbetleri geçirirken marianne de yalnızlığını ve mutsuzluğunu mazoşist eğilimlerle gidermeye, sevilmediği düşüncesiyle kendini cezalandırma yoluna gidiyor. o sıralarda birlikte oldukları kişilerin de mutsuz olmalarına neden oluyorlar. özellikle birbirlerini görmeden, kendilerini hayatın dışındaymış gibi hissederek, farklı ülkelerde geçirdikleri bir yıl ikisi için de son derece yıkıcı ve yıpratıcı geçiyor. fakat bu yıpratıcı süreç ikisinin de olgunlaşmasına ve kişiliklerinde birtakım dönüşümler yaşamalarına neden oluyor. o kadar ki vaktiyle gözünün önünde taciz edilirken dönüp bakmayan connel, marianne'e zarar veren ağabeyini ölümle tehdit edecek kadar korumacı bir hale gelebiliyor.

    ne var ki bu dönüşüm ve gelişim, ikilinin hayatlarını birbirine vakfedip, birbirlerinin kıymetini anladıkları masalsı bir finalle sonuçlanmıyor. ayrı kaldıklarında nefes alamamalarına rağmen yollarına bireysel devam etme kararını alırken işin açığı çok da zorlanmıyorlar. kendilerince en rasyonel kararı alıp yollarına devam edebiliyorlar. doğu ve batı toplumlarının farkı bu tip durumlarda daha bir belirginleşiyor sanırım. "ya benimsin ya toprağın" anlayışındaki doğulu aşk kültüründe duygular en net ve sarih şekilde ortaya dökülür, tüm imkansızlıklar aşılarak aşıklar bir araya gelir veya bu uğurda kendilerini feda ederler. ama batıda en yoğun duygularla derinlikli yaşanan aşklar bile birey merkezli bakışla "herkes kendi hayatını yaşasın" rasyonalitesine boyun bükebiliyor. gerçi doğu toplumlarında da artık ilişkiler günübirlik ve haz merkezli anlayışa evrildi ancak genel karakteristik özellik olarak duyguların hayatın gidişatına yön vermesi hala yaygın bir davranış biçimidir..

    hasılı kelam, hikayesi özü itibariyle bundan ibaret olan dizi işlediği ilişkideki iki tarafın da psikolojisini çok iyi yansıtmayı başarıyor. marianne ile connel arasındaki diyaloglar o kadar gerçekçi ve çarpıcı çekilmiş ki bir araya geldiklerinde dikkat kesiliyorsunuz. (dozu ve süresi abartılmış erotik sahnelerin dizinin ağırlığından götürdüğünü eklemeden geçmeyeyim.)
    yaşanan ilişkide izleyici olarak zaman zaman biz de taraflar arasında gitgeller yaşasak da; ailesel kökenlere dayalı psikolojik sorunlar yaşayan marianne'e kıyasla sınıfsal nedenlere dayalı bir eziklik ve aşağılık kompleksi içinde olan connel'e daha çok kızıyorsunuz. ikisinin aşkı da doğal ve sahici olmasına rağmen ilişkilerinde yaşadığı yalnızlıktan muzdarip olan marianne'in sahiplenilme ve ait olma ihtiyacıyla yüklü aşkı daha çok çarpıyor.

    dizinin özellikle 9 ve 10. bölümleri en etkileyici bölümlerdi. mesela; yeşim ustaoğlu'nun tereddüt'ündeki müthiş psikiyatrist sahnesini aratmayan, connel'in ağlama nöbeti geçirerek kendini anlatmaya çalıştığı psikiyatri seansını içeren kısım,
    connel'in depresyonda olduğu süreçte başka diyarlarda olmalarına rağmen marianne'in onun yanında olmak için connel uyurken skype üzerinden kamerayla sabaha kadar başında beklediği sahneler,
    ve final bölümünde karşılıklı ağlayarak karar aldıkları sekans, dizide kalıcı iz bırakan sahnelerdi.


    (abidinhobo - 13 Mayıs 2020 00:18)

  • comment image

    dizinin ikili ilişkilerdeki cinsellik ve iletişime sunduğu bakış açısı hayranlık verici. böylesine etiketlere kalıplara sıkıştırılmamış, yaşayan, kırılan ve dağılan karakterler izleyebilmek çok keyifliydi. karakterlerin hem kendi içerisindeki gelişimi, ne oldukları neden bu oldukları çok akışkan bir biçimde hikayede ifade edildiği gibi birbirleri ile bağlarının parça parça güçlenişini de görme şansı buluyorsunuz. sinemada izlemekten yorulduğunuz toksik maskülenlik idealizmi, sömürüye dayalı romantik ilişkiler, gücü ve bağımsızlığı göz ardı edilen kadın karakterlerin yerine marienne var connel var. gerçekler ve yaşıyorlar. ''it's not like this with other people'' repliğine indirgenemeyecek fakat bu replikle yer yer yüzümüze vurulacak ilişkileri, dokunuşları, bakış açıları, öznellikleri ve bu öznellikleri ifade ve paylaşım şekilleri derinden bağlıyor diziye. connel'ın annesi gibi yan karakterler de oldukça iyi yazılmış. iki insanın doğasının, dünyasının arasında gidip geliyorsunuz dizide. zaman zaman kopuyor zincir, yer yer bağlanıyor tekrar. doğru yok, gerçek var. marienne var, connel var. ve onların gerçeklikleri.


    (jesusheknowsme - 8 Mayıs 2020 03:11)

  • comment image

    hiç kafa yormadan basit bir ergenlik hikayesi okuyacaktım ve bir hafta sonra hatırlamayacaktım bile ama işler öyle olmadı.

    marianne: kitabı okurken açık iletişim eksikliğinden yaşanan yanlış anlamalardan sıkılıp, kitabı bırakamadıysam marianne karakteri yüzündendir. çünkü kendisini sevdim, kıyamadım ve iyi olsun istedim; iyi olduğunu/olacağını okuma ihtiyacı duydum. marianne güzel, zengin, oldukça da zeki bir genç kız; peki o halde eksik olan ne? aile. arkadaşlar. normalde insanın hayatındaki tüm insanlar toksik olmazlar; aileden birileri iyiyse birileri kötü olur, arkadaşlardan iyiler de çıkar ama marianne'in hayatındaki insanların hepsi birbirinden kötü ve marianne kendi potansiyeline rağmen, sırf bu yüzden tutunamıyor. sevilmeye, birileri tarafından değerli bulunmaya o kadar muhtaç ki, karşı taraftan gelen taleplerin hepsini kabul ediyor. öte yandan kendisi dostluğu ve maddi olarak sahip oldukları konusunda zaten oldukça cömert ama kimse kendisini takdir etmiyor. haliyle marianne daha fazla verirse, elbet bir noktada minimum sevilme kapasitesine ulaşacağına inanıyor ve açıkçası çoğu zaman da kendisine yazık ediyor.

    connell: kitabı okurken de iyi gibi haline hiç aldanmamıştım ama kendisini aslında hiç sevmediğimi dizide görür görmez hissettiklerimle anladım. bir gruba ait olmak için her kalıba girebilecek, kalıpsız, herkes kendisini sevsin diye, herkesle anlaşabilmek uğruna kendisine hiçbir sınır çizmeyen, suya sabuna dokunmayan, sesini çıkarmadan yaşayıp giden bir çocuk. insan sevdiğini söylediği, dostluğundan ve varlığından memnuniyet duyduğu, seviştiği ve bu durumda da çok benzersiz hisler yaşadığını söylediği birisi yanında taciz edilirken sessiz kalabiliyorsa, ağza alınmayacak laflar söylenildiğinde hiç tanımıyormuş gibi davranabiliyorsa; keşke hiç olmasa. connell için çok kötülerin arasındaki daha az kötü demek daha doğru olur sanırım. o kadar jöle gibi, öylesine karaktersiz ki, özlediğini söyleyebilecek kadar yürekli davranabilmek için bile arkadaşlarının durumdan zaten haberdar olduğunu öğrenmesi gerekiyor. bu hikayenin asıl kazananı bence kendisidir; marianne var olmayan bir ailede bile bu karakterle serpilmişken, öylesi bir anneye sahip olmasına rağmen bu kadar olamamış olması, ancak marianne'in desteğiyle yolunu bulması bana böyle düşündürüyor. kendisini izlemeye fazla tahammül edemediğim için diziyi bitirip bitiremeyeceğimden emin değilim ve bu oyuncunun harika oyunculuğundan değil, karakterin kendisinden kaynaklanıyor.

    lorraine: en sevdiğim karakter! kitapta da, dizide de göz alıcı. connell'da olmayan karakter de kendisine yüklenmiş ve ortaya bu muhteşem kadın çıkmış.

    bu dizi ve kitap adeta "bir ilişkide nelere katlanmamalıyız?", "bir aile nasıl olmamalı?", "doğru düzgün sevmeyen insanlar nasıl davranırlar?" sorularının yanıtı niteliğinde. hiç mi güzel yanı yok? elbette var. bir ilişkinin iyi bir ilişki olması için illa ki mutlu bir sona ulaşmasına ihtiyaç yoktur; bazen yolculuk her iki tarafa da iyi gelir. (bir tarafa diğerinden orantısız bir şekilde fazla iyi geliyorsa; ıı ıhh.)

    "o zamanı bir daha geri alamayacaksın, diye ekliyor marianne. sonuçta zaman gerçek bir şey." "kar yağdıkça yağıyor; tek bir mini minnacık hatanın bitip tükenmeden tekrar edip durması gibi."

    bu tip ilişkiler zamanın boş yere harcandığı ve aynı hatanın bitip tükenmeden tekrarlanmasından fazlası değiller bence.

    unutmadan! dizi şahane müziklere sahip!


    (moon grass - 9 Mayıs 2020 20:42)

Yorum Kaynak Link : normal people